+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Mümtaz, Mübarek ve Asil Bir Hanedan!

  1. #1
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Post Mümtaz, Mübarek ve Asil Bir Hanedan!

    Mümtaz, mübarek ve asil bir hanedan



    BAŞLARKEN...
    ''Nursî Hanedan?'' ismini verdiğimiz bu çal?şmaya, öncelikle Nurs köyüne giderek başlad?m. Araşt?rmalar?m?n çoğunu bu köyde ve bu köyün bağl? bulunduğu Hizan ilçesinde sürdürdüm. Hizan ve Nurs'ta günlerce kald?m. Nursî hanedan?na mensup yüzlerce insanla görüştüm. Bu hanedan?n ileri gelenlerini ve onlar?n da akrabalar?n? araşt?rarak buldum. Nesep ve sülâleleri hakk?nda dile getirdikleri hakikatleri, onlar? dinleyerek yazd?m.


    Bunun d?ş?nda, yine bu nesepten olup, yurdun değişik yerlerine yay?lm?ş olanlara da ulaşt?m. Hem onlar? tan?d?m, hem de k?ymetli bilgiler ald?m.Araşt?rmam esnas?nda yard?mlar?n? esirgemeyerek bana destek olan herkese teşekkürlerimi borç bilirim. Bu çal?şmam, nesillere ve tarihe yadigâr olsun.


    Zaman?m?z? iman ve Kur'ân hakikatleriyle, Resûlullah'?n (asm) sevgisiyle güneş gibi ayd?nlatan Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin mensup olduğu bu mübarek hanedan?n geçmişi ad?na az?c?k da olsa bir şeyler yapmaya muvaffak oldumsa eğer, kendimi dünyan?n en bahtiyar insan? addedeceğim.



    Hanedan kelimesi Farsça olup, lûgatte ''kökten asil ve büyük aile, köklü aile, ocak'' anlamlar?na gelmektedir.
    Risâle-i Nur'un muhtelif yerlerinde ''hanedân'' kelimesi geçmektedir. ''Dünyada mütesânid hiçbir hanedan ve mütevâf?k hiçbir kabile ve münevver hiçbir cemiyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beytin hanedan?na ve kabilesine ve cemiyetine ve cemaatine yetişebilsin'' (Şuâlar, s. 510);


    ''Risâle-i Nur'un çal?şkan talebelerinden ve Çal?şkan hanedan?ndan üç kardeşi olarak dört zât?n o dehşetli yang?ndan kurtulmas?...'' gibi ifadeler buna örnektir.
    Risâle-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin mensup olduğu Nursî hanedan? araşt?r?ld?ğ?nda, her yönüyle mübarek, dindar, temiz kalpli ve çoğu insanda bulunmayan hususiyetlere sahip bir sülâle ile karş?laş?lmaktad?r.
    Cenâb-? Hak, bu hanedana büyük mazhariyetler ihsan etmiştir. Büyük Kur'ân tefsiri Risâle-i Nur eserlerinin müellif-i muhteremi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu hanedana mensubiyeti, tabiîdir ki bu aile aç?s?ndan yüksek bir şereftir.


    Hanedan?n ortaya ç?kt?ğ? yerin Nurs köyü olmas? sebebiyle, elbette araşt?rmaya buradan başlamak gerekiyordu. Biz de öyle yapt?k. Bediüzzaman'?n doğduğu Nurs köyüne gittik. Oralarda günlerce kald?k ve araşt?rmalarda bulunduk.


    Defalarca, üst üste seyahatlerimiz oldu. Bunun yan? s?ra, milyonlar?n okuduğu Risâle-i Nur eserlerinde Nursî hanedan?n? arad?k. Yaz?l? ve canl? şahitler ile kaynaklar?m?za müracaatlar?m?z sonucu, bu hanedan hakk?nda toplad?klar?m?z? bir araya getirdik. Tarihe ve nazarlara arz ediyoruz. Nursî hanedan?n?n nesebi hakk?nda yap?lan değerlendirmelerde, birçok bilgi ve belgenin yan? s?ra rivayetler de önemli me'haz teşkil etmektedir. Bu yönde anlat?lan hat?ra, not ve yaz?lan her kelimenin çok k?ymeti ve ehemmiyeti vard?r.


    Yapt?ğ?m?z araşt?rma ve çal?şmalardaki sonuçlara göre, ortaya ç?kan en belirgin hususiyetin, bu mübarek hanedan?n nesep ve sülâlesinin mümtaz, mübarek ve asil silsileye dayal? olduğudur.



    NURSÎ HANEDANINA A?T FERDLER?N NESEPLER?


    ?slâm toplumlar?nda ''Mirza'' isminin ''bey,'' ''ağa'' ve ''beyzâde'' karş?l?ğ?nda kullan?ld?ğ? bilinmektedir. Ayn? zamanda şehzadelere ve seyyidlere de isim olarak verildiği kay?tlar aras?ndad?r. Bediüzzaman'?n babas?n?n ismi de Mirza'd?r.


    Nursî hanedan? hakk?ndaki tespitlerden birisi de, araşt?rmac? Necmettin Şahiner'in 1974 y?l?nda Nurs köyünde yapt?ğ? çal?şmad?r ki, aradan otuz dört y?l geçmiş olmas?na rağmen, Nurs köyüne yapt?ğ?m?z seyahatlerden birinde ayn? konuyu Nurs'un yaşl?lar?na sorduğumuzda, doğrular mahiyette cevaplar alm?şt?k. O tespit de şudur:


    ''Said Nursî'nin büyük kardeşi Molla Abdullah'?n damad? Sofi Taceddin Arslan'?n anlatt?ğ?na göre, Said'in dedesinin ismi Ali, onun babas? H?z?r, onun babas? Mirza Halid, onun babas? Mirza Reşan'd?r. Bu bilgiyi Nurs'un en yaşl? insan? olan Hac? Faris ve Said'in amcas? Hac?'n?n oğlu Davud'un oğlu H. Kâmil Okur da teyid etmiştir.'' (N. Şahiner, Bilinmeyen Taraflar?yla Said Nursî, 1979, s. 45., Y.A. Yay., ?st.)


    Nursî hanedan?n?n nesep ve sülâlesi hakk?nda bir tespit daha vard?r. O da şöyledir: ''Cizre beylerinden bir zat, şehrin meşhur âlimlerinden iki meşhur âlimi, Bitlis taraflar?na Nurs köyüne halka ilim öğretmek için gönderdiler. Bu köye gelen iki kardeş, cami ve medrese yapt?rarak halk? irşad ve tenvire koyuldular. Civar köylerin genç ve çocuklar? bu medreselerde okumaya başlad?, zamanla ç?plak dağlar yeşillendi. Dicle'nin kollar?, gittikleri yerlere ilimle birlikte hayat da götürdüler. Bu iki kardeşin neslinden, Mirza, Reşan, Mirza Halid ve Ali namlar?nda dört zat dünyaya geldi. Ali Efendi'nin dört evlâd? vard?. Bunlar: Hac?, Mehmi, Koluz ve Mirza (Üstad?n babas?) idi.'' (N. Şahiner, Nurs Yolu, 1977, s. 68, Y.A.Yay.)


    Nursî hanedan?n?n nesep ve sülâlesi hakk?ndaki bilgileri daha iyi anlamak ve o mübarek hanedan? daha yak?ndan tan?mak için mazi taraf?na bakmaya devam edelim.

    Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
    27.03.2008


  2. #2
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Seyyidler sülâlesinden bir hanedan



    Nursî hanedan?n?n nesep ve sülâlesi ile alâkal? olarak anlat?lan hat?ra ve telakkilerden baz?lar? şöyledir:
    Bediüzzaman Hazretlerine ''Hanedan'' olarak Emirdağ'da y?llarca hizmet etme bahtiyarl?ğ?na eren Emirdağl? Çal?şkan Ailesinden Mehmed Çal?şkan bir hat?ras?nda şunlar? anlat?r:


    ''Bir defa Ahmed Feyzi Kul (Bediüzzaman''?n eski talebelerinden) Emirdağ'a gelmişti. Sohbet etti. Üstad?m?z?n büyük evsâf?n?, yüce makamlar?n?, riyâzî ve cifrî tevafuklarla aç?kl?yordu.

    ''Biraderim Osman Çal?şkan'?n kalbine gelir ki: ''Biz Üstad?m?z? Şarkl? olarak biliyoruz. Ahmet Feyzi Efendinin anlatt?ğ? büyük müceddit ise Âl-i Beyt-i Nebevî'den olacakt?r.'' Bu kalbî mülâhazadan sonra Üstad Hazretlerinin beni çağ?rd?ğ?n? söylediler. Gittim. Üstad bana; ''Kardeşim ben hem Hasanî'yim, hem de Hüseynî'yim. Ahmet Feyzi'nin bütün söylediğini kabul ediyorum. Haydi git'' dedi.'' (Son Şahitler, c. 2, s. 360)

    Urfal? Salih Özcan'?n da bu meyanda bir hat?ras? vard?r:
    ''Bir defa Üstad Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Nesebimi sordu. Ben de ''Seyyidim'' demiştim. Üstad, ''Hasanî misin'' Hüseynî misin'' diye sordu. Ben, ''Hüseynîyim'' dedim. Bunun üzerine Üstad, ''Kardeşim, ben hem Hüseynîyim, hem Hasanîyim'' buyurmuşlard?.! (Son Şahitler, c. 3, s. 235)

    Ayn? konuyla alâkal? olarak Eskişehirli Muhiddin Yürüten isimli şah?s şunlar? anlat?r: ''Ziyaretlerimden birisinde (Üstad'?n yan?nda) Salih Özcan da bulunuyordu. Üstad ona ''Kardeşim Salih! Sen hakikî seyyidsin. Nuriye (Üstad?n annesi) de seyyid, Mirza (Üstad?n babas?) da seyyid'' dedi.! (Son Şahitler, c.3, s. 201)

    Buraya kadar anlat?lanlardan anlaş?lan şudur ki, Nursî Ailesinin nesebi ve sülâlesi tamamen seyyiddir ve Âl-i Beyt'tendir. Bu bak?mdan, Bediüzzaman Hazretleri'nin, Risâle-i Nurlar?n ''Âl-i Beyt ve ?mam-? Ali'nin (r.a) mânevî bir hediyesi ve eseri'' olduğunu söylemesi mânidard?r. (Emirdağ Lâhikas?, s. 143)


    VEL?LER?N TELÂKKÎLER?

    Bediüzzaman'?n dünyaya geleceğini keşfen hissedip haber veren büyük velî insanlar?n telâkkileri de, Nursî ailesinin nesep ve sülâlesinin mübarek ve eşsiz bir silsileye dayand?ğ?na işaret etmektedir.
    Onun geleceğine ve mahiyetine işaret eden büyük zatlar?n baz?lar?n?n telâkkilerini k?saca anlatal?m:


    B?R?NC?S?:

    ''Bitlisli Kevser Hoca, 11.12.1983'te ?stanbul Bahçelievler semtinde bir evde, büyük bir cemaatin huzurunda aşağ?daki hat?ray? anlatm?şt?: ''Ben k?rk sene kadar meşhur Gavs-? Hizan'?n köyü olan Gayda'da (Hizan'a bağl?d?r) imaml?k yapm?ş olan Molla Hac? Efendi'den bizzat duydum. O da Gavs-? Hizan'?n halifelerinden Molla Halid-i Eruki'den duymuş. Molla Hac? dedi ki: ''Molla Said, henüz dünyaya gelmeden Gavs-? Hizan'?n müritlerinden olan babas? Sofi Mirza bir gün Gayda'dan geçerken, Gavs'? ziyaret etmek istemiş. Müritleri de ''Gavs şu anda kimseyi kabul etmez. Hususî sohbettedir'' demişler. Sofi Mirza da ''Eğer siz şimdi Gavs'a haber vermezseniz, ben kendim gidip kap?y? çalacağ?m'' demiş. Müritleri ''Hadi git öyleyse çal'' demişler. Sofi Mirza gidip kap?y? çalarak içeri girmiş. Gavs Hazretleri, Sofi Mirza'y? görür görmez ayağa kalkm?ş ve hürmetle karş?lay?p onu kucaklam?ş, koluna girmiş, getirip kendi yerine oturtmuş. Birtak?m şeyler konuşmuşlar. Sofi Mirza Efendi, ne demişse, Gavs Hazretleri de onu ''Belî, belî..'' diyerek tasdik etmiş. Sonra bu durumu anlatan Gavs Hazretleri, müritlerine hitaben şunlar? söylemiş: ''Efendiler bu fakir sofinin sulbundan öyle bir çocuk dünyaya gelecektir ki, yüz kutbiyet onun derecesine yetişemez.'' (Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Kadir Bad?ll?, Timaş Yay., c. 1., s. 23)


    ?K?NC?S?:

    ''Denizli vilâyetinde yaşam?ş büyük evliyâlardan Hac? Hasan Feyzi isminde bir zât, bir gün talebelerine: ''Bugün Kürdistan'da (Şark vilâyetlerine o zaman verilen ad) büyük bir velî dünyaya geldi. Bu zât, zaman?n sahibi, asr?n vekilidir'' buyurmuştur.'' Büyük zatlar?n, Bediüzzaman Hazretleri daha dünyaya teşrif etmeden onunla alâkal? olarak verdikleri gaybî işaretlerin yan? s?ra, bunlardan daha kuvvetli işârî ve cifrî haberler, Risâle-i Nur'un muhtelif eserlerinde, bilhassa Sikke-i Tasdik-i Gaybî'de mevcuttur.


    Âl-i Beyt'ten oluşuna Risâle-i Nur'dan bir delil:

    ''Ona 'Kürdî' denilmesi ve kaside-i Hazret-i ?mam-? Ali'de (r.a.) görülen ''Yâ Müdriken'' kelimesinin hazf ve kalbiyle ''Kürt'' ima ve işaretinin bulunmas?, gerçekten Kürtlüğüne delâlet etmez ve onun mânevi silsile-i şerâfet ve siyâdetten tenzil ve teb'idini icap ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan'da doğup büyüyen ve bu lâkapla maruf ve meşhur olan bu zat?n Risâletin-Nur''un tercüman? olduğunu s?rf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürtlüğünü ispat etmek için değildir. Kürtçe bilmesi, o k?yafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfa için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksad?yla değildir diye düşünüyorum.!
    (Emirdağ Lâhikas?, s. 75, Hasan Feyzi'nin mektubundan...)


    { YARIN: H?ZAN, ?SPAR?T VE NURS }

    Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
    28.03.2008


  3. #3
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Hanedan?n as?l vatan?

    Dünden devam


    Hizan, Bitlis'e bağl? bir ilçedir. ?lçede Osmanl?lardan kalma bir tak?m tarihî eserler mevcuttur. Hangi tarihte, kim taraf?ndan kurulduğu yönünde kesin bir bilgi yoktur. Ancak Cumhuriyet dönemiyle birlikte ilçe hâlini ald?ğ? bilinmektedir. Hizan'a bağl? bir çok köy ve belde vard?r. Köylerin say?s? yüze yak?nd?r.


    ?sparit, Hizan kazas?n?n nahiyesidir. Asl?nda ?sparit nahiyesi, pek çok köyü içine alan bir m?nt?kaya verilen add?r. ?şte Nurs köyü de, bu m?nt?ka içinde yer alan köylerden biridir.
    Hizan'dan güneye doğru, bir çok köyü birbirine bağlayan, korkunç derelerin ve vadilerin aras?nda k?vr?lan bir yol bulunmaktad?r. Bu yol k?vr?ld?kça k?vr?l?r, uzad?kça uzar. Yolun sonlar?na doğru dehşetli ve büyük bir dere vard?r. Bu derenin ad? Nurs deresidir.


    Bu dereden bat?ya doğru, uçurum gibi dağlar?n yamaçlar?ndan ilerlediğinizde, karş?n?za, dağlar aras?na s?k?ş?p kalm?ş bir köy ç?kar. ?şte bu köy, Nurs Köyüdür.


    Oldukça engebeli ve dağl?k olan bu coğrafyada yer alan Nurs Köyünün evleri, dere yamaçlar?na kurulmuştur. Ve bu derelerden biri, Nurs Köyünü ikiye bölmüştür.


    Nurs Köyü, yetmiş haneli bir köydür. Camisi, okulu ve bir de Nurs Köyünü Koruma Derneği vard?r. Ulaş?m, eskilere nazaran çok daha rahatt?r. Bal? ve cevizi meşhurdur.



    ''BEN ÜÇ C?HETLE ISPARTALIYIM''

    Bediüzzaman Hazretleri, eserlerinin muhtelif yerlerinde, kendi hanedan?n?n as?l vatan?n?n Isparta olduğuna dair birtak?m beyanlarda bulunmuştur:


    ''Eski Said, çok zaman Medresetü'z-Zehrâ'y? gaye-i hayal ederek çal?şm?ş. Cenâb-? Hak kemal-i merhametinden, Isparta'y? o Medresetü'z-Zehra hükmüne getirdi. Ve nahiyemiz olan küçücük Isparta'n?n mahdut akraba ve ahbap yerine mübarek Isparta vilayetini verip binler kardeşi ihsan eyledi. Belki muhtemeldir ki, o küçük Isparta'n?n asl?, bu büyük Isparta'dan gitmiş. Benim vatan-? aslîm, o Isparta olmak caizdir.'' (Kastamonu Lâhikas?, s. 159)


    Said Nursî'nin hayat?n?n uzun bir müddeti Isparta'da geçmiş olmas?, hayat?n?n gayesi olan Risâle-i Nur eserlerinin burada intişar etmesi ve en mühim ve hakiki talebelerinin Isparta ve civar?ndan oluşu oldukça mânidard?r. Yukar?da izah buyurduğu ifadelerle yaşanan hakikatler, Said Nursî'nin, dolay?s?yla Nursî Hanedan?'n?n vatan-? aslîsinin, Isparta olduğu ve Isparta'dan ?sparit'e gittiği kanaatlerini doğrular mahiyettedir.


    Yine başka bir ifadesinde Said Nursî şöyle der:
    ''Ben üç cihetle Ispartal?y?m. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum, fakat kanaatim var ki, ?sparit nahiyesinde dünyaya gelen Said�in asl? buradan gitmiş.'' (Şuâlar, s. 263)


    Ayn? hususta bir diğer ifadesi de şöyledir:
    ''Isparta benim mübarek bir vatan?m ve çok k?ymettar kardeşlerimin dahi sevgili vatanlar?d?r...'' (Kastamonu Lâhikas?, s. 173)


    Bütün bu hususlarla alâkal? bir de hat?ra mevcuttur. Mehmet Sözer anlat?yor:
    ''Üstad'dan dinlemiştim, buyurmuştu ki: ''Bana vaktiyle mânen, ''Sen Isparta'ya git'' denilmişti. ?sparit nâm?nda bizim nahiyemiz vard?. Ben oras? zannetmiştim. Yanl?ş anlam?ş?m... Benim vatan-? aslîm, bu Isparta'daym?ş.'' (Son Şahitler, c. 2, s. 15)





    H?ZAN VE NURS KÖYÜNDEK? ARAŞTIRMALARIM

    Hizan ve Nurs Köyüne bir defa değil, tam alt? defa gittim. Günlerce kal?p, mübarek Nursî Hanedan?n? araşt?rd?m.
    Hizan'da, Nurs Köyünde ve Nurs'un mezrâlar?nda günlerce kalarak, bu mümtaz hanedan?n izlerini arad?m. Dağlar?na ç?kt?m, zirvelerde onlar?n izini sürdüm. Dere ve vadilerinde onlardan izler gördüm. Hanedan?n menbâ?n? araşt?rd?m ve bu menbadan su içen, nur alan herkesi dinledim. Bu hususta bilgisi olan kim varsa oraya gittim.


    Hizan ve Nurs'ta, Üstad?n en yak?nlar?ndan başlad?m. Bediüzzaman Hazretleri'nin babas? Sofi Mirza Efendi'nin babas?n?n babas? kim olduğunu, yine Mirza Efendi'nin babas?n?n kaç kardeş olduklar?n? ve kimlerin bu kardeşlere dayand?ğ?n? araşt?rd?m. Sofi Mirza Efendi'nin kardeşlerinin çocuklar?n? ve çocuklar?n?n çocuklar?n? bularak, onlarla konuştum. Onlardan bu mümtaz hanedan hakk?nda pek çok bilgi ald?m.


    Hizan, Nurs ve Nurs'a bağl? olan mezralarda araşt?rmalar?m? sürdürürken, o mübarek hanedana mensup nur yüzlü, tok gönüllü insanlar yard?mlar?n? hiç esirgemediler. Özellikle yaşl?lardan birçok bilgi ald?m.


    Hanedana mensup insanlarla konuşurken, yapt?ğ?m?z bu çal?şmadan memnun kald?klar? yüzlerinden okunuyordu. Hakk?m?zda ettikleri duâlara mukabil, Rabb-i Rahim'ime bol bol şükrettim.




    NURSÎ HANEDANININ FERDLER?NDE
    GÖZÜKEN BAZI ÖZELL?KLER:

    Nursî Hanedan?'na mensup insanlarda, özellikle gençlerde, baz? güzel hususiyetlerin öne ç?kt?ğ?n? söyleyebiliriz. Bunlardan tesbit ettiklerimiz şunlard?r:


    1- Kimseye küsemiyorlar. (Nurs Köyündeki, hanedana mensup insanlar?n kendi ifadeleri)


    2- Gençleri güzel ahlâkl? olmas?. (Bizim de bizzat gözlemlerimiz o yöndedir). K?z çocuklar? da ayn? özelliktedir.


    3- Gençlerde f?trî bir sayg? ve nezaket, sevgi ve terbiye vard?r.


    4- Misafirperverlik ve sorumluluk duygular? gelişmiştir.


    5- Merttirler, yalanc? değildirler, fedakârd?rlar.


    6- Aç ve sefalet içinde değillerdir.


    7- Minnet alt?nda kalm?yorlar, izzetlidirler.


    8- ?slâma f?trî bir bağl?l?klar? vard?r.



    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    29.03.2008
    Yeni Asya


  4. #4
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart



    ''Nurs, Risâle-i Nur'la iftihar kazanacak''




    Dünden devam



    Nursî Hanedan? adl? çal?şmam?z? Nurs Köyünde sürdürürken, burada bulunan ve Bediüzzaman'?n amcalar?ndan Mehmi'ye dayanan 1935 doğumlu Hac? ?sa Okur, bize, y?llar önce vefat eden ninesinden duyduğu bir anekdotu şöyle anlatt?:

    ''Ninem bize anlat?rd?. Derdi ki:
    ''Said yedi yaşlar?nda iken geceleri evde yatm?yordu. Akşamlar? evden ç?k?p giderdi ve sabah olunca eve gelirdi.''
    Malûmunuz, Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatta iken bir lâkab? da Garibüzzaman'd?r. Hakikaten Bediüzzaman'?n hayat? garipliklerle doludur. Bir mektubunda bu garipliklerden şöyle bahseder:

    ''Azîz kardeşlerim,
    ''Risâle-i Nur'un zuhurundan k?rk sene evvel, geniş bir hiss-i kable'l-vuku, acîb bir tarzda hem bende, hem bizim köyde, hem nâhiyemizde tezahür ettiğini, şimdi bir ihtar-? mânevî ile katî kanaatim gelmiş. Şefik kardeşim ve Abdülmecid gibi eski talebelerime bu s?rr? fâş etmek isterdim. Şimdi Cenâb-? Hak sizlerde çok Abdülmecid'leri ve çok Abdurrahman'lar? verdiği için, size beyân ediyorum.

    ''Ben on yaş?nda iken, büyük bir iftihar, hattâ bâzan temeddüh sûretinde bir hâletim vard?; istemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanl?k tavr?n? tak?n?yordum. Kendi kendime derdim: ''Senin beş para k?ymetin yok. Bu temeddühkârâne, husûsan cesârette çok fazla gösterişin ne içindir'' Bilmiyordum; hayret içinde idim. Bir iki ayd?r, o hayrete cevap verildi ki; Risâle-i Nur, kable'l-vukû kendini ihsâs ediyordu. Sen, âdi odun parças? gibi bir çekirdek iken, o Firdevs salk?mlar?n?, bilfiil kendi mal?n gibi hiss-i kable'l-vukû ile hissedip, hodfüruşluk ederdin. Bizim Nurs Köyümüz ise; hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki; bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesârette ileri göstermek için, temeddühü çok severdiler. Güyâ büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanâne bir tav?r almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakîki bir ihtar ile bildim ki, o mâsum Nurslu insanlar, Nurs karyesi, Risâle-i Nur'un nûruyla büyük bir iftihar kazanacak, o vilâyetin, nâhiyenin ismini işitmeyen, Nurs Köyünü ehemmiyetle tan?yacak diye, bir hiss-i kable'l-vukû ile o nîmet-i ?lâhiyeye karş? teşekkürlerini temeddüh sûretinde göstermişler.'' (Emirdağ Lâhikas?, s. 49; Tarihçe-i Hayat, s. 418)


    BED?ÜZZAMAN HAZRETLER?N?N
    EN BÜYÜK AMCASI: KOLUZ

    Daha önce, Bediüzzaman'?n dedesinin isminin Ali olduğunu söylemiştik. Ali Efendinin dört çocuğu vard?r. Bunlar, yaş s?ras?na göre büyükten küçüğe: Koluz, Mirza (Bediüzzaman'?n babas?), Hac? ve Mehmi'dir.

    Koluz, Bediüzzaman Said Nursî'nin en büyük amcas?d?r ve Sofi Mirza Efendi'nin büyük kardeşidir. Nursî Hanedan?'na mensub olan birçok insandan ald?ğ?m bilgiler bu yönde. Hatta, Bediüzzaman'?n amcalar?ndan Hac?'n?n torunu Hac? Şamil Okur'un (D.1927) ifadesi de bu yöndedir. (Hac? Şamil Okur, Nurs köyünün Livar Mezra?nda oturan, Nursî Hanedan?'n?n en yaşl? kişilerindendir.)

    Koluz'un mezar?, Nurs Köyünde bulunmakta. Nurs kabristan?nda medfun bu zât?n mezar?n?n yerini tam olarak hiç kimse bilmemektedir.
    Koluz hakk?nda bilinen birtak?m bilgiler varsa da, azd?r. Koluz'un üç çocuğu olduğu söylenmektedir. Ancak bunlar da vefat etmiştir. Mezarlar? Nurs Kabristan?ndad?r. Çocuklar?n?n birinin ismi Arif, diğerlerininki ise bilinmemektedir.
    Koluz'un akrabalar?, Nurs Köyü ve civar?nda bulunmamaktad?r.

    Koluz hakk?nda bilgi veren Nurslular?n isimleri şöyle: Hac? Şamil Okur, Hac? Tahir Okur, Abdulbaki Okur, Abdullatif Okur, ?smet Okur, Mehmet Okur, ?hsan Okur, S?d?k Okur, Hac? ?sa Okur.

    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    30.03.2008
    Yeni Asya


  5. #5
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    -NURSÎ HANEDANI-5
    Bediüzzaman'ın babası: Sofi Mirza

    Mirza Efendi, Bediüzzaman'ın babası ve Nursî Hanedanı'nın ileri gelen şahsiyetlerindendir.Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Babasının adı Ali'dir.Dört erkek kardeşten yaş sırasına göre ikincisidir.Diğer kardeşlerin isimleri ise Şöyledir:Koluz,Hacı ve Fehmi.Muhtereme eşinin adı Nuriye'dir.Sofi Mirza Efendi'nin Nuriye Hanım'la izdivacından yedi çocuğu olmuştur.

    Bunların isimleri ve yaşları, sırasına göre şöyledir:1- Durriye (Durri) 2-Hanım 3- Abdullah 4-Said (Bediüzzaman) 5- Mehmed 6-Abdülmecid 7-Mercan.

    Mirza Efendi'ye,yüksek ahlâk,fazilet ve İslâm'a bağlılığından dolayı 'sofi' denilmiştir.Hep Sofi Mirza olarak anılmış ve bilinmiştir.

    Kendisi ümmî olduğu halde, o zamanın şartları içinde bütün çocuklarını okutmuştur.Medreselerde okuttuğu çocuklarının hepsi de âlim ve fâzıl kimseler olarak yetişmiştir.

    Sofi Mirza Efendi,çocuklarına karşı son derece şefkatli olmasının yanı sıra,aile içinde ve çevrede son derece iyi,temiz,nizamlı ve intizamlıbir şahsiyet olarak bilinmiştir.Bu özelliklerini,dördüncü çocuğu olan Said Nursî Hazretleri de ''ben nizam ve intizam dersimi babamdan almışım'' diyerek teyid etmiştir.

    Sofi Mirza Efendi,tevazuda da zirve bir şahsiyettir.Bir gün,oğlu Bediüzzaman Hazretleri,Van Valisi Tahir Paşa'nın konağında kaldığı yıllarda onu ziyarete gitmek ister.Köylü kıyafeti içinde Van'daki konağa gider.Bunu duyan ve gören Said Nursî Hazretleri de,babasını kapıda karşılar ve paşalar konağında en üst taraflara götürerek iltifatta kusur etmez.

    Sofi Mirza Efendi'nin safiyâne hali, dürüstlüğü ve haramdan şiddetle içtinab etmesi,bu gün bile hâlâ dillerde dolaşır, anlatılır.Yaşanan ve tarihe mâl olmuş bir hadise vardır ki, yolunuz bir gün Nurs'a düşerse, size çok güzel şeylerin yanında Sofi Mirza Efendi ile alâkalı çok enterasan ve hakikattar bir hadiseyi de anlatacaklardır.

    Nurs Köyüne gittiğimizde,Nurs'un yaşlıları tarafından bu hadise bizede anlatıldı.(Hatta Nurs'lular bu hadiseyi anlatırken,hadisenin geçtiği yeri de bize gösterdiler).İlginç ve bir o kadar da güzel olan hadise şöyle:Bir zamanlar Sofi Mirza Efendi'nin dördüncü çocuğu Said'in hocaları,Sofi Mirza'yı ziyaret için Nurs'a, evine giderler.Onu evde bulamayınca bir süre oturarak onun gelmesini beklerler.Bir süre sonra, Sofi Mirza Efendi'nin ağızları bağlı iki öküzüyle birlikte eve doğru geldiği görülür.Bunu gören Hocalar,önce hiçbir şey demezler.Tanışma ve selam faslından sonra ,hayvanların ağızlarının neden bağlı olduğunun hikmetini sorarlar.Sofi Mirza Efendi ise, ''Efendim, bizim tarla biraz uzaktır.Yolda gelirken bir çok kimsenin tarlasından geçmek zorunda kalıyorum.Bu arada kimsenin mahsulünden yememeleri ve lokmamıza haram karışmaması için,öküzlerin ağızlarını bağlamayı tercih ediyorum'' diyerek cevap verir.İşte böylesi,soyu,nesebi ve sülâlesi gibi pak ve tertemiz,bahtiyar bir baba,Bediüzzaman gibi zirveleşen insanlar yetiştirecektir.1920 yılında Nurs Köyünde vefat eden Sofi Mirza Efendi'nin mezarı aynı köydedir.

    NURSÎ HANEDANI'NIN MÜBAREK BİR ANNESİ: NURİYE HANIM

    Nuriye Hanım,bahtiyar ve mübarek Nursî Hanedanı'nın şefkat kahramanı annesidir.Sofi Mirza Efendi'nin eşi ve Bediüzzaman Hazretlerinin annesidir.Nurs Köyüne yaya olarak üç saatlik bir mesafede bulunan Bilkan Köyünde doğmuştur.

    Bilkan Köyünde ve o civarlarda Nuriye Hanım'ın baba ve anne tarafı yakınlarından hiç kimse yoktur.Nuriye Hanım,sadece o civarlarda bilinmektedir.Bilkan Köyünde doğduğu ev, harabe halindedir.

    Sofi Mirza Efendi'yle evliliğinden yedi çocukları olmuştur.Bu bahtiyar anne, evlatlarından dördüncüsü olan Said Nursi için şunları söylemiştir:''Ben Said'e hâmile kalınca abdestsiz yere basmadım.Said dünyaya gelince de, bir gün olsun onu abdestsiz emzirmedim''(Bilinmeyen Taraflarıyla B.Said Nursi,1979 baskısı, s. 49,Y:A:Y)

    Said Nursî ise, mübarek annesi hakkında şunları söylemiştir:''Ben dokuz yaşımdan beri şefkatli validemi görmediğimden, sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldım''(Emirdağ Lahikası;s.426)
    Nurs köyünde bize anlattıklarına göre,Nuriye hanımın babasının ismi Cengo'dur.Kardeşlerinden birinin ismide Abdülkerim'dir.

    Nuriye Hanım'ın,dördüncü çocuğu olan Said Nursi ile aralarında geçen bir hatıra ise şöyledir:

    ''Said,bir gece, teneke çalındığını, tüfek atıldığını duymuş,merak edip dışarı çıkınca da ayın tutulduğunu görmüş.Annesine:

    '''Anne neden ay böyle oldu?diye sorunca,annesi:

    '''Yılan yutmuş' diye cevap vermiş.Said yine sormuş:

    ''' Daha görünüyor'

    ''Annesi:

    '''Yukarıda yılanlar cam gibi olurmuş,içinde bulunan şeyi gösterirmiş' demiş.''
    İlmi bir teşbihi hakikat zanneden annesi, Said'in suâllerini böyle cevaplandırmıştır.(Muhakemât,s.23,1977 baskısı,Sözler Yay.)

    Annesiyle ilgili bir başka anekdot ise şöyle:
    ''Eski Harb-i Umumiden evvel ve evâilinde,bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki,Ararat dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım.Birden o dağ müthiş infilâk etti.dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı.O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır.Dedim:'Ana ,korkma.Cenâb-ı hakkın emridir;O rahimdir ve Hakimdir.'

    ''Birden, o hâlette iken,baktım ki,mühim bir zat bana âmirane diyor ki:'İ'câz-ı Kur'an'ı beyan et.'

    ''Uyandım, anladım ki,bir büyük infilak olacak.O infilâk ve inkilâptan sonra,Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak.Doğrudan doğruya Kur'ân kendi kendini müdaafa edecek.Ve Kur'ân'a hücum edilecek;i'câzı onun çelik bir zırhı olacak.Ve şu i'câzın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak,benim gibi bir adam namzet olacak.Ve namzet olduğumu anladım.'' (Mektûbât,s.357,Y.A.Neş.)

    Nesebi ve soyu mübarek bir silsileden olan Nuriye Hanım,1913 yılında Nurs Köyünde vefat etmiştir.Doğum tarihi bilinmemektedir.Mezarı Nurs Köyü Kabristanındadır.

    SOFİ MİRZA'NIN NESLİ VE AKRABALARI
    Nursi Hanedanından olan Sofi Mirza'nın çocuklarının ismi sırasıyla şöyledir:
    1-Durriye (Durri).
    2-Hanım
    3-Abdullah
    4-Said
    5-Mehmed
    6-Abdülmecid
    7-Mercan


    Şimdi de bunlar hakında elde ettiğimiz bilgileri arz edelim.

    1.DURRİYE
    Durriye Hanım, Sofi Mirza Efendi'nin yaş sırasına göre birinci evlâdıdır.Evlenmiştir.Vefat tarihi bilinmemektedir.Mezarı,Nurs Köyü Kabristanındadır.

    Ubeyd isminde bir oğlu vardır.Ubeyd,dayısı Bediüzzaman'ın eski talebelerindendir.Said Nursî, Van'da Başet Dağ'ında kaldığı yıllarda, Ubeyd onun yanında tahsil görmüştür.Ayrıca Birinci Cihan Harbi'nde Bitlis'te Rus'larla çarpışan Bediüzzaman Hazretleri'nin yanında o da savaşmış ve şehid düşmüştür.

    Durriye Hanım,Nurs Köyünü ikiye ayıran dereden akan suya düşerek,şehiden gark olmuştur.
    Nurs Köyünde çoğu insan,Durriye Hanım'dan yukarıdaki bilgiler ışığında bahsetmektedir.Mezarı,Nurslular tarafından bize Nurs mezarlığında tahminî olarak gösterildi.Mezarların içinde hangisinin Durriye hanım'a ait olduğunu bilen yoktur.Ancak mezarının Nurs Köyünde olduğu kesindir.

    YARIN: DURRİYE HANIMIN OĞLU: UBEYD

  6. #6
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Bediüzzaman'ın kardeş ve yeğenleri

    Dünden devam


    Ubeyd, Bediüzzaman'ın büyük ablası Durriye Hanımın tek oğludur. Bediüzzaman Hazretleri'ne küçük yaşlarda talebe olmuş; Van'da, Başet Dağı'nda kaldığı yıllarda onunla birlikte olmuştur. Bu birliktelik, Birinci Cihan Harbi'ne kadar devam etmiştir. Birinci Cihan Harbi'nde Bediüzzaman Hazretleri'yle birlikte Bitlis deresinde Rus ve Ermeni kuvvetleriyle çarpışarak şehid olmuştur. Ubeyd'in Ruslarla çarpıştığı ve çarpışma sırasında şehid olduğuyla alâkalı olarak Vanlı Ali Çavuş namındaki Ali Aras, oğlu Fevzi Aras'tan bizzat aldığımız hatıralarında Ubeyd'den şöyle söz eder: ''Ubeyd, düşman tarafından vurulunca, sırtında yeni bir elbise, kemerinde altınları vardı. Vurulunca bana; 'Ali gel, bunları al, gâvurun eline düşmesin'' dedi. Ve kelime-i şehadet getirerek şehid oldu.''
    Ubeyd ile alâkalı olarak daha sonra Bediüzzaman Hazretleri bir eserinde şunları kaydeder:
    ''Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini (gömüldüğü yeri) bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte'l-arz (yerin altında) bir menzil sûretindeki kabrine girmişim. Onu şühedâ (şehitler) tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus'un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.'' (Mektûbât, s. 12) Şehid annenin şehid oğlu Ubeyd, mübarek Nursî Hanedanı'nın şehidler kervanındaki yerini almıştır.


    NURSÎ HANEDANININ ÂLİME BİR HANIMI:
    HANIM


    Sofi Mirza Efendi'nin yaş sırasına göre ikinci evladı olan Hanım, âlime bir hanımefendidir.
    Sofi Mirza'nın ''..Hanım ismindeki kız çocuğunu büyük ve meşhur bir âlime olarak yetiştirdiği rivayetler arasındadır. Bu merhume Hanım, Birinci Cihan Harbi'nden evvel, Molla Said isminde âlim bir zatla evlenmiş. Bilahare 1913 senesinde Şeyh Selim veya Bitlis Hadisesi ismiyle meşhur, hürriyetin ilânına karşı hükümete isyan edenlerin arasında bu Molla Said'in isminin karışması neticesinde Hanım ile Şam'a birlikte hicret etmişlerdir. Şam'da çok talebesi olan Molla Said Efendi, ders okuturken, takıldığı çetin meseleleri perde ve hicap arkasında oturan âlime hanımı Hanım'a sorarmış. O ise hiç duraksamadan hemen meseleyi çözer, cevap verirmiş'' diye halen Şam'da hayatta olan Bitlisli Abdülaziz Efendi anlatmışlardı. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Kadir Badıllı, Timaş Yay, c. 1, s. 51-52) Hanım, 1945 yılında Mekke-i Mükerreme'de tavaf ederken vefat etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri, risâlelerde ''Hacca gidip sekerât içinde tavaf ederken, tavaf içinde vefat eden âlime Hanım nâmındaki merhume hemşirem...'' şeklinde kendisinden söz eder. (Asâ-yı Musa, 11. mesele, s. 70) Muhteşem hanedanın bu bahtiyar ferdi mensup olduğu silsilenin şanına lâyık hayat sürmüş ve öylece de ebedî âleme irtihal etmiştir.


    NURSÎ HANEDANI'NIN 'İNSAFLI VE
    MÜDAKKİK BİR ÂLİMİ': MOLLA ABDULLAH

    Sofi Mirza Efendi'nin yaş sırasına göre üçüncü evlâdı ve Bediüzzaman'ın ağabeyidir. Çevrede derin bir âlim olarak bilinir. Nurs Köyünde dünyaya gelmiş, 1914 yılında orada vefat etmiştir. Mezarı Nurs Kabristanındadır. Evlenmiştir. Bir kız, bir erkek olmak üzere iki çocuğu olmuştur. Çocuklarının ismi, Bedia ve Abdurrahman'dır.
    Said Nursî Hazretleri, onun için ''insaflı ve müdakkik bir âlim'' (Kastamonu Lâhikası, s. 60) ifadesini kullanır. Oğlu Abdurrahman, Bediüzzaman'a yıllarca talebelik yapmış, 1922 yılının sonlarında amcasından ayrılarak Ankara'da kalmış, orada vefat etmiştir. Kızı Bedia Hanım ise, Nurs Köyünde evlenmiş, dört çocuk sahibi olmuş ve orada vefat etmiştir. Mezarı Nurs Köyü Kabristanındadır.
    Nursî Hanedanı'nın bahtiyar fertlerinden Molla Abdullah ile Said Nursî arasında geçmiş bir muhâvere, Tarihçe-i Hayat'ta şöyle anlatılır:
    ''Ağabeyi Molla Abdullah:
    ''Sizden sonra ben Şerh-i Şemsî kitabını bitirdim, siz ne okuyorsunuz?''
    Bediüzzaman:
    ''Ben seksen kitap okudum.''
    Molla Abdullah:
    ''Ne demek?''
    Bediüzzaman:
    ''İkmal-i nüsah ettim ve sıranıza dahil olmayan birçok kitapları da okudum.''
    Molla Abdullah:
    ''Öyle ise seni imtihan edeyim?''
    Bediüzzaman:
    ''Hazırım; ne sorarsanız sorunuz.''
    Molla Abdullah, biraderini imtihan eder. Kifayet-i ilmiyesini takdir ile, sekiz ay evvel talebesi bulunan Molla Said'i kendisine üstad kabul etti ve talebelerinden gizli olarak küçük biraderinden ders almaya başlar.'' (Tarihçe-i Hayat, s. 33)
    İlim ve takva dairesinde mümtaz bir kişiliğe sahip Molla Abdullah, aynı zamanda ''Evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin'in (k.s) has müridlerindendir.'' (Kastamonu Lâhikası, s. 60)


    MOLLA ABDULLAH'IN KIZI: BEDİA

    Bediüzzaman'ın büyük kardeşi Molla Abdullah'ın iki evlâdından birisi kızdır ve ismi Bedia'dır. Nurs Köyündeki araştırmalarım sırasında bu bahtiyar hanım hakkında bilgi toplarken, hangi eve gittimse bana fotoğrafını göstererek ondan bahsettiler. Bedia Hanım Nurs'ta evlenmiş ve 1970 yılında orada vefat etmiştir.
    Dört çocuğu olmuştur. Çocukları hâlâ hayattadır. Nurs Köyünün Aşağı Kığıs Mezrasında oturmaktadırlar. İsimleri şöyledir: Salih, Mustafa, Said, İsa. Bu muhtereme hanımın burun kısmı, kartal burnunu andırmaktadır. Amcası Bediüzzaman'ın burun kısmını andırır. Civarda çok sevilen bir hanımefendidir.

    BEDİÜZZAMAN'IN YEĞENİ: ABDURRAHMAN

    Bediüzzaman, onu Nurun satır aralarında ''Abdurrahman'' ve ''biraderzâdem'' ifadeleriyle tesmiye eder. Ve ''bir dehâ-i nurânî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzâdem Abdurrahman'' (Barla Lâhikası, s. 21) diyerek senâsına mahzar kılar. Abdurrahman, Bediüzzaman'ın ağabeyi Molla Abdullah'ın oğludur. 1918 yılında Bediüzzaman'ın Rusya esareti dönüşü İstanbul'a teşrif ettiği zamanlarda, Bediüzzaman'ın yanında kalmaya başlar, onun hizmetinde bulunarak talebesi olur.

    Amcası ile beraber

    Bediüzzaman, yeğeni Abdurrahman'la beraberliğini şu ifadelerle belirtir: ''Esaretten geldikten sonra, İstanbul'da Çamlıca tepesinde bir köşkte merhum biraderzadem Abdurrahman ile beraber oturuyorduk.'' (Lem'alar, s. 238)
    Bediüzzaman'ın hayatında çok mühim bir yere sahip olan Abdurrahman'ın ulvî hasletleri vardır. Bediüzzaman, kendisine ve nurlara sonsuz sebatta zirveleşen bu bahtiyar yeğenini, mühim talebelerinden Kuleönülü Mustafa Hulûsi Ertürk'e nispet eder.


    Bediüzzaman'a sadakat içinde

    Abdurrahman'ın 1918 senesinde Bediüzzaman'la başlayan beraberliği 1923 yılı Mayıs'ına kadar devam eder. Bediüzzaman'a sadakatini şu satırlarda görmek mümkündür: ''1923 Mayıs'ına kadar amcası ile her an beraberdir. Ve ayrılmamıştır. Çamlıca'da, Sarıyer'de beraber olduğu ve İngilizlere karşı 1920 yılı içinde neşredilen Hutuvat-ı Sitte eserinin İstanbul'da yayınlanmasında büyük hizmetleri olduğu gibi bilâhare 1922 Kasım'ında amcası ile Ankara'ya giderek, Bediüzzaman'a itiraz eden veya aleyhinde bulunan bazı münafık şahısları öldürmek teşebbüsüne kadar hep fedakârâne sadakatle, amcasının hizmetinde görülmüş, bütün cazip ve şaşaalı tekliflerini reddederek, izzet-i ilmî ve vakarını muhafaza yolunda, fakr-u zarureti ihtiyar ederek Van'a gitmeye hazırlandığı zaman merhum Abdurrahman, amcasından ayrılmış, Van'a gitmemiştir.'' (Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdulkadir Badıllı, s. 364)

    Abdurrahman'ın yazdıkları

    Yeğeni Abdurrahman, Bediüzzaman'ın doğumundan, Rus esaretinden firar edip İstanbul'a teşrifleriyle, Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azalığına kadar hayatını içeren bir ''Tarihçe-i Hayat'' kaleme almıştır. Ayrıca Bediüzzaman'ın ''Lemeât'' isimli eserinin arka tarafında kısa bir makalesinin yanı sıra Barla Lâhikası'nda amcasına hitaben yazdığı mektubu bulunmaktadır.

    Abdurrahman, amcası Bediüzzaman'a hasret ve iştiyak içindedir.
    Yıllarca beraberlikten sonra ayrılık hasreti, yüreğinde daimî bir kor olmuştur. Amcasından ayrılmış, hasretini yanık yüreğinde dâima muhafaza etmiştir. Vefatına iki ay kala amcası Bediüzzaman'a yazdığı bir mektupta duygu ve düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: ''Esselamu Aleyküm. Ellerinizden öper, duanızı dilemekteyim. Sıhhat haberinizi, irşad edici olan Onuncu Söz risalenizle beraber Tahsin Efendi vasıtasıyla aldım; çok teşekkür ederim. Evvelce gerçi emrinize muhalefet ederek muhterem ve değerli amcamdan ayrıldığıma pişman olmuş isem de ve itâbınıza müstehak olmuş isem de, bu da mukadder imiş. Ve Cenâb-ı Hakkın emir ve iradesiyle ve belki de bizim için hayırlı olduğu için oldu. ''Binaenaleyh, ben cehalet sâikasıyla bir kusur yaptım ve belâsını da çektim. Bundan sonra çekmemek için affınızı rica ve duanızı dilerim.

    ''Aziz mamo!-1- Şunu da şurada arz edeyim ki: Himaye ve himmetiniz sayesinde, din ve âhiretime dokunacak ef'âl ve harekâttan kendimi muhafaza ettim ve etmekte berdevamım. Gerçi dünyanın değersiz çok musibetlerini gördüm ve çektim ve birçok da lezâiz ve safâsını gördüm, geçirdim. Hiçbir vakit ve hiçbir zaman unutmadım ki, bunların hepsi hebâ olduğu ve dünyanın Allah için olmayan lezâiz ve safâsı neticesi zillet ve şedid azap olduğu ve dünyada Allah için ve Allah'ın emir buyurduğu yollarda çekilen ve çekilmekte olan mezâhim neticesi, sonu lezzet ve mükâfat verildiğini bildiğim ve iman ettiğimden, fenâ şeylerin irtikâbından kendimi muhafaza edebildim. Bu his ve bu fikir ise, terbiye ve himmetinizle zihnimde ve hayalimde yer yapmıştır. Hakikat böyle olduğunu bildiğim için bütün meşakkatlere şükürle beraber sabretmekteyim.

    ''Şimdi amcacığım ve büyük üstadım,
    ''Habîs olan nefsimle mücadele edebilmek ve onun hevâî ve bilâhare elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenâb-ı Hakkın lütuf ve keremiyle rahatım. Kimsenin dediğini, şer ise duymamazlığa gelir ve kimseyle, fenâ hasletleri kapmamak için ihtilât etmemekteyim. Dairede müddet-i mesâiden hariç zamanlarımı kendi evimde Cenâb-ı Hakkın şükrüyle geçiriyorum. Bundan başka, ey amca, sizden sonra şimdiye kadar en çok beni ikaz ve fenâ şeylerden men eden, üstad-ı âzam ve mürşidim olan bu âyet-i kerimeden duyduğum ve hissettiğimdir: ''O gün onların ağızlarını mühürleriz; elleri bize onların yaptıklarını anlatır, ayakları kazandıkları günahlara şahitlik eder.'' (Yâsin Sûresi, 36: 65.)
    Ve öyle biliyorum ki, o gün de pek yakındır.

    ''Allah'ım, bu dünyadan bizi ancak kelime-i şehadet ve imanla çıkar.''-2- Duam bu ve itikadım böyledir ve böyle de iman ederim.-3-
    ''Allah'a inandım, meleklerine inandım, kitaplarına inandım, peygamberlerine inandım, ahiret gününe inandım, iyiliğin de kötülüğün de Allah tarafından geldiğine inandım, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inandım. Ben şehadet ederim ki, Allah'tan başka bir ilah yoktur, yine ben şehadet ederim ki, Muhammed (asm) Allah'ın kulu ve peygamberidir.''-4-
    ''Abdurrahman...'' (Barla Lâhikası, s. 33)

    Çok sarstı ve ağlattırdı

    Abdurrahman'ın vefatı, Bediüzzaman'ı çok sarsar ve ağlatır. Bunun üzerine Bediüzzaman, yazdığı bir mektupta şöyle der: ''Demek Onuncu Söz, onun hakkında bir mürşid-i hakikî hükmüne geçmiştir ki, birden onu derece-i velâyete çıkararak şu üç kerâmeti söylettirmiştir. Benden sekiz sene evvel ayrılmış. Onuncu Söz eline geçmiş, mektubun başında söylediği gibi çok azîm istifade edip sekiz sene zarfında aldığı kirleri onunla silmiştir.

    Hattâ tayyedilmiş, mektubunun diğer bir parçasında Onuncu Sözün şevkinden demiş: ''Yazdığın Sözler'in hepsini bana gönder, kendi hattımla herbirisinden otuzar nüsha yazar ve yazdırırım. Tâ intişar edip kaybolmasın.'' İşte böyle bir kahraman vârisi kaybettim. Ruhuna el-Fatiha. Said Nursî'' (Barla Lâhikası, s. 33)


    Dipnotlar:

    1- Kürtçe ''Amcacığım'' demektir.
    2- Âhir nefesteki kelimat-ı imaniyeyi âhir-i mektubunda zikretmesi dünyadan kahramancasına imanını kurtarıp öyle gideceğine işaret eder. (S.Nursî)
    3- Hem iman ile gideceğini haber veriyor. (S.Nursî)
    4- Câ-yı dikkattir, vefatını haber veriyor. (S.Nursî)

    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    01.04.2008


  7. #7
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Nursî Hanedan?'n?n medâr-? iftihar?:

    Bediüzzaman Said Nursî




    Dünden devam


    Bediüzzaman Said Nursî, Sofi Mirza'n?n dördüncü evlâd?d?r. Yirminci yüzy?lda yetişen bu büyük ?slâm âlimi, ayn? zamanda büyük bir müceddiddir.
    Nurs Köyünde 1878 y?l?nda dünyaya gelir. Çocukluk y?llar?nda dahi, üstün hâl ve güzel meziyetleriyle belirir.

    Said Nursî, dokuz-on yaşlar?nda köyünden ayr?l?r, zaman?n medreselerinde tahsil maksad?yla dolaş?r, küçük yaşlar?nda şöhret olur. Zira gittiği her yerde, her medresede üstün zekâs? ve haf?zas? ile dikkat çeker.

    Üç y?l süren medrese tahsili küçük Said'i tatmin etmez. 1885 y?l?n?n k?ş?n? Nurs'ta ana babas?yla geçirir. O günlerde bir rüya görür. Rüyas?nda k?yamet kopmuş, herkes kendi derdindedir. Bu müthiş hengâmede Resûl-i Zîşân Efendimizi (asm) görmek ve bulmak ister. O yüce Nebî'yi (asm) ancak S?rat'ta görürüm düşüncesi ile oraya gider. Peygamber-i Zîşân'?n oradan geçtiğini görünce ellerine sar?l?r ve Kâinat?n Efendisi'nden ilim taleb eder. Resûlullah (asm) da ''Ümmetinden suâl sormamak şart?yla sana ilm-i Kur'ân verilecektir'' der.


    TAHS?LE DEVAM


    Bunun üzerine küçük Said, ilim tahsili için yollara düşer. Dağlar? aşar, derelerden geçer. Ruhunda müthiş bir feveran uyan?r. Şarktaki bütün medreseleri dolaş?r. Henüz yaş? çok küçük olmas?na rağmen ustalar?n?, üstadlar?n? ilimde ve irfanda hayretler içinde b?rakarak ilm-i Kur'ân'da zirvelere yol al?r.

    As?l medrese tahsilini, Erzurum'a bağl? Doğubeyaz?d kasabas?nda, üç ayl?k bir sürede doksan cilt kitab? ezberleyerek yapar.

    Şeyh Muhammed Celâli Efendi'den o günün şartlar? içinde icazetini al?r. Gittiği her yerde münazaralara kat?l?r. Muhatap olduğu bütün ilim erbab?n? geride b?rakarak, marifetullahta terakkînin zirvesine t?rman?r. Müsbet ilimleri tahsilde temayüz eder.

    Paşalar?n, beylerin, ağalar?n meclislerinde bulunur. ?lmî ehliyetinden dolay? hürmete, sayg?ya şâyân bulunur.

    Bütün bu faaliyetler içinde Said Nursî, bölgenin sosyo-ekonomik durumunu tahlil, hastal?klar? teşhis eder, çareler gösterir.

    Toplumun üç büyük düşman?n? ''cehalet, zaruret ve ihtilâf'' olarak tesbit eden Bediüzzaman Said Nursî, bu üç düşmana karş? ''sanat, marifet ve ittifak'' silah?yla cihad edilmesi gerektiğini beyan eder.

    Bütün bu değerlendirmeler içinde, bölgenin maddî ve manevî gelişmesinde bir üniversitenin varl?ğ?n?n zarûretini dile getirir. Bu maksatla da devrin padişah?na ç?kar.


    KUR'ÂN SÖNDÜRÜLEMEZ MÂNEVÎ B?R GÜNEŞT?R


    Van'da bulunduğu 1894 y?l?nda, bir gazetede, ?ngiliz Avam Kamaras? Müstemlekât Naz?r? Gladistone'un ''Bu Kur'ân Müslümanlar?n elinde bulundukça, biz onlara hâkim olamay?z. Ne yap?p yapmal?y?z, ya Kur'ân'? ortadan kald?rmal?y?z veya Müslümanlar? ondan soğutmal?y?z'' beyânlar?n? okur. Bunun üzerine ruhunda uyanan müthiş feveran ve gayretle ''Ben de Kur'ân'?n sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş olduğunu bütün dünyaya göstereceğim ve isbat edeceğim'' diye kükrer.



    ?STANBUL'DA...


    ?lmiyle âmil olan Bediüzzaman Said Nursî, gittiği her yerde, her hâl ve mekânda Kur'ân'? nazara vererek, iman ve ahlâk dersleri anlat?r. 'Bediüzzaman', yani 'çağ?n eşsiz güzelliği' mazhariyetini bihakk?n gösterir.
    Doğup büyüdüğü Şark bölgesinin dert ve problemlerini izâle maksad?yla ilk defa geldiği ?stanbul'da, Medresetüzzehra nâm? verdiği, din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulacağ? bir üniversite projesi için fikrî anlamda haz?rl?klara başlar.


    31 MART'TA BED?ÜZZAMAN


    1909 y?l? içinde cereyan eden 31 Mart Vakas? olarak adland?r?lan hadisede, ?ttihad ve Terakkîcilerin menfî propagandalar?na maruz kalarak, Volkan gazetesinde yazd?ğ? yaz?lardan dolay? Divan-? Harb'e verilir.

    Yapt?ğ? müdafaa sonucu beraat eder. Bu olayda yat?şt?r?c? bir rol oynayan Said Nursî, mahkemede çoğu insanlar?n idamla yarg?land?ğ? bir hengâmede mahkeme reisi Hurşit Paşa'ya sert ç?kar. ''Zalimler için yaşas?n Cehennem!'' nidalar? aras?nda, kalabal?k bir grupla Sultanahmet'ten Bayez?t meydan?na kadar yürür.


    SA?D NURSÎ ŞAM'DA


    1911 y?l?n?n k?ş aylar?nda Şam'a gider. On bin kişinin topland?ğ? Şam Emevî Camii'nde bir hutbe irad eder. Âlem-i ?slâm?n dert ve s?k?nt?lar?n?n yan? s?ra, huzur reçetelerini dile getirdiği bu hutbe, büyük bir dikkat ve heyecanla dinlenir ve daha sonra ''Hutbe-i Şamiye'' ismiyle kitaplaşt?r?l?r.



    C?HAN HARB? KUMANDANI


    1914'lerde patlak veren Birinci Cihan Harbi'ne kat?l?r. Talebeleriyle birlikte vatan? müdafaa ederek, düşmanlarla savaş?r. Bu uğurda birçok yak?n?n? ve talebelerini şehid verir. Erzurum Pasinler'de, milis albay? olarak çarp?ş?r. Sonralar? doğu cephesinde, Van ve Bitlis'te çarp?ş?r. Bitlis deresinde Ruslarla çarp?ş?rken esir düşer. ?ki sene dört ay Kosturma'da esir kal?r. Sonra oradan firar ederek Türkiye'ye döner.



    OSMANLI'NIN SON YILLARI


    Koca Osmanl? ?mparatorluğu'nun son y?llar?nda Said Nursî, o dönemler Osmanl?n?n en yüksek ilmî müessesesi olan Darü'l-Hikmeti'l-?slâmiye azal?ğ?na seçilir.

    ?stanbul'u işgal eden ?ngilizlere karş? etkili bir mücadele verir. Bu mücadelede ''Hutuvât-? Sitte'' adl? bir eser yazarak düşman?n planlar?n? bozar.


    ANKARA'YA DAVET


    Said Nursî'nin ?stanbul'daki güzel ve etkili hizmetlerinin fark?na varan Ankara Hükümeti onu Ankara'ya davet eder.

    Said Nursî yeni mecliste hoşâmedî ile karş?lan?r ve bir beyannâme neşreder. Mustafa Kemal'le anlaşamay?nca ve anlaşmas?n?n mümkün olmayacağ?n? da görünce Said Nursî, Ankara'y? terk ederek Van'da Erek Dağ?'nda inzivaya çekilir.

    Van'da iken 1925 y?l?n?n karl? bir k?ş gününde, Trabzon yoluyla ?stanbul'a, oradan da Burdur'a sevk edilir. Burdur'da sekiz ay sürgün hayat? yaşayan Said Nursî, oradan da Isparta'n?n Barla Köyüne sürgün edilir.


    BARLA YILLARI


    Barla'da sekiz seneyi aşan bir süre içinde etraf?nda sekiz yaş?ndan seksen yaş?na kadar pek çok kimse halka olur. Bu y?llarda Kur'ân'?n mânevî bir mucizesi olan Risâle-i Nur eserlerini te'life başlar. Risâle-i Nur'larla iman kurtarma faaliyeti içinde bir tecdit hareketi başlat?r.

    Said Nursî'nin bu muazzam ve Nurlu hareketini çekemeyen iman ve ?slâm düşmanlar?, onun aleyhinde düzmece raporlar tanzim ederek, Isparta Mahkemesine verirler. Oradan 1935 y?l?nda bir çok arkadaş?yla birlikte Eskişehir Mahkemesine sevk edilir. Eskişehir'de bir y?l hapis yatan Said Nursî, Kastamonu'ya sürgün edilir. Kastamonu'da sekiz y?l bask? ve gözlem alt?nda tutulur. Birtak?m bahanelerle buradan da al?narak, bu defa da Denizli hapsine gönderilir.

    Toplam dokuz ay Denizli Hapishanesinde kalan Said Nursî, tahliyesinin ard?ndan, Afyon'un Emirdağ ilçesine sürgün edilir. Burada geçirdiği iki buçuk y?l?n ard?ndan, bu defa Afyon Hapishanesine mahkûmiyet karar?yla girer ve tam yirmi ay büyük çile içinde burada kal?r. Yirmi ay?n sonunda tahliye olur, tekrar mecburî ikamet alt?nda Emirdağ'da tutulur.


    SON YILLARI


    Mübarek ömrünün son y?llar?nda dahi rahat b?rak?lmayan Said Nursî, 1952 y?l?nda ''Gençlik Rehberi'' Mahkemesi için ?stanbul'da yarg?lan?r, beraat eder.

    Ömrünün en önemli meyvesi olarak Risâle-i Nur Külliyar? gibi eşsiz bir Kur'ân tefsirini insanl?ğ?n istifadesine sunmakta muvaffak olan Bediüzzaman Said Nursî, 1960 y?l?nda Urfa'da Hakk'?n rahmetine kavuşur.

    Vefat?ndan üç ay gibi k?sa bir süre sonra mezar?ndan gizlice ç?kar?larak, menfur eller taraf?ndan bilinmeyen bir yere gömülür. Ne ki, bu zulüm, asl?nda kaderin hükmüne hizmet olur. Zira Bediüzzaman, daha hayatta iken, mezar?n?n bilinmemesini vasiyet etmiştir.
    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    02.04.2008
    Konu Müellif-e tarafından (02.04.08 Saat 17:13 ) değiştirilmiştir.



  8. #8
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Nursî hanedan?n?n âlim bir şahsiyeti

    Dünden devam



    SOF? M?RZA'NIN BEŞ?NC? ÇOCUĞU: MOLLA
    MUHAMMED (MEHMED)


    Mirza Efendi'nin bahtiyar evlâtlar?ndan birisi de, beşinci çocuğu olan Mehmed Okur'dur. Bediüzzaman Hazretleri'nin bir küçüğüdür. ?smi Muhammed veya Mehmed olarak an?l?r.


    Resmiyette Mehmed'dir. Fakat ona hep Muhammed denilmiştir. Molla Muhammed, Nurs köyünde y?llarca imaml?k yapm?şt?r. Âlim ve fâz?l bir zatt?r. Fizikî olarak k?sa boylu, sakall?d?r. Güzel bir yaz?ya sahiptir. Tahsilini doğunun medreselerinde yapm?ş, akabinde y?llarca halk? iman ve Kur'ân hizmetleriyle tenvir etmiştir.


    Mehmet Okur, evlenmiş fakat hiç çocuğu olmam?şt?r. Çocuk hasretini, Zübeyir isminde birini evlâtl?k alarak dindirmiştir. Zübeyir, asl?nda Rus ve Ermenilerin Birinci Cihan Harbi'ndeki işgalleri s?ras?nda o yörelerde kalan bir çocuktur. Zübeyir, o y?llarda ?slâma girerek Müslüman olur. Molla Muhammed, onu evlâtl?k alarak büyütür. Zübeyir hakk?ndaki bilgileri aşağ?da aktaracağ?z.


    Bediüzzaman'?n küçük kardeşlerinden Molla Muhammed, ağabeyi Bediüzzaman'a adeta aş?k biriydi. Vefat? s?ras?nda, ruhunu Rahmana teslim edeceği an, kollar?n? her iki tarafa açarak bağ?rd?ğ? Nurslular taraf?ndan anlat?lm?şt?r. Molla Muhammed ''Seyda geldi'' diyerek kollar?n? iyice birbirine sarm?ş. Seyda'y?, yani ağabeyi Said Nursî'yi mânen gördüğü ve o anda onu sard?ğ?, Nurs ve civar?nda herkes taraf?ndan bilinen ve anlat?lan bir hadisedir.


    Vefat?ndan önce k?ld?ğ? son Cuma namaz?n?n ard?ndan kendi vefat?n? haber veren bir konuşma yapm?şt?r. Vefat?ndan önce s?k s?k ağabeyi Bediüzzaman'?n k?ymetini bilmediğini ifade ettiğini anlatmaktad?rlar. 1951 y?l? bir Cuma gününde Nurs'ta vefat etmiştir.



    MOLLA MUHAMMED'?N
    EVLÂTLIĞI: NURSLU ZÜBEY?R


    Nurslu Zübeyir olarak çevrede bilinen bu zât, Birinci Cihan Harbi s?ralar?nda bu yörede kalarak çocukken Müslüman olur. Molla Muhammed, onu evlatl?k alm?ş ve büyütmüştür.
    Nurslu Zübeyir, daha sonra Nurs'un Aşağ? Kiğ?s köyüne taş?narak orada evlenir. Ev yurt kurarak, hayat?na eşi ve çocuklar?yla devam eder.


    Kiğ?s köyünden olan Muhammed Okur rehberliğinde yapt?ğ?m?z araşt?rmalar ortaya koymuştur ki, Zübeyir'in eşi ve çocuklar?, hâlâ hayatta ve Aşağ? Kiğ?s köyünde oturmaktad?r.


    Zübeyir'in vefat? da çok garip. Nurs köyünden Aşağ? Kiğ?s mezras?na giderken yolda ç?ğ düşmesi sonucu vefat etmiş.


    Köylülerin aramalar? sonucu Nurslu Zübeyir, ç?ğ alt?nda bulunmuş. Ancak görülen manzara hayret vericidir. Köylüler, onu ç?ğ alt?nda, elinde Kur'ân, Yasin-i Şerif'i okur vaziyette vefat etmiş bulmuşlar.



    NURSÎ HANEDANININ MÜMTAZ B?R FERD?,
    BED?ÜZZAMAN'IN KÜÇÜK KARDEŞ?:
    ABDÜLMEC?D NURSÎ

    Sofi Mirza Efendi'nin yaş s?ras?na göre alt?nc? çocuğudur. Bediüzzaman'?n küçük kardeşidir. Hanedan?n diğer mümtaz fertleri gibi, Abdülmecid Efendi de âlim, faz?l, alçakgönüllü ve son derece tevazu sahibi biridir.


    1884 y?l?nda Nurs köyünde dünyaya gelir. Tahsilini şarkta yapar. Vanl? Şeyh Gazali Efendi'nin torunu Rabia han?mla evlenir. Bu evliliklerinden biri k?z olmak üzere beş çocuğu olur. Çocuklar?n?n isimleri, yaş s?ras?na göre şöyledir:


    Selahaddin, Fuad, Nihat, Suat, Saadet.


    Abdülmecid Nursî, hayat? boyunca tarih silsilesiyle aşağ?daki beldelerde ikamet etmiştir:
    1885-1895 Nurs köyü, 1895-1900 Arvas, 1900-1914 Van, 1914-1917 Şam, 1917-1920 Diyarbak?r, 1920-1927 Van, 1927-1936 Ergani, 1936-1940 Malatya, 1940-1955 Ürgüp, 1955-1967 Konya. (Halil Uslu, Bediüzzaman�?n Kardeşi Abdülmecid Nursî, Yeni Asya Neş.)


    Büyük bir âlim olan Abdülmecid Efendi, ağabeyi Said Nursî ile birlikte Birinci Cihan Harbinde Ruslara karş? Bitlis ve havalisinde çarp?şarak gazilik mertebesine ulaşm?şt?r.


    Hocal?k vasf?yla da yüzlerce talebe yetiştirmiştir.
    Ülkemizin birçok yerinde meslek dersleri hocal?ğ? da yapan Abdülmecid Efendi, Risâle-i Nur Külliyat? içinde yer alan ?şârâtü'l-?'câz ve Mesnevî-i Nuriye isimli eserleri Türkçe'ye tercüme etmiştir.


    Ağabeyi Said Nursî ile birçok defa mektuplaşm?şt?r. Ağabeyine yazd?ğ?, nesebî bağ ve kardeşliğin yan? s?ra Kur'ân hizmetkârl?ğ? hususiyetlerinin öne ç?kt?ğ? bir mektubunda şöyle der:


    ''Bu eserler (Risâle-i Nurlar) bütün s?n?flara ve cemaatlere daima mazhar-? takdir oluyor. Kim görse istihsan eder. Tenkide mâruz olacak eserler değil. Fakat derecât-? takdir, derecât-? fehim gibi mütefâvit ve müteaddittir. Herkes derece-i fehmine göre takdir edebilir.'' (Barla Lâhikas?, s. 32)


    Said Nursî, yazd?ğ? bir mektupta kardeşi Abdülmecid'in şahs?nda ona ve Nursî Hanedan?n?n sâir fertleri olan peder, anne ve kardeşlerine alâkadarl?ğ?n? izhar eder. Mektup şöyledir:


    ''Sizi isminizle en has talebeler ve kardeşler içine dâhil edip, her sabah ne kazan?yorsam, peder ve valideme, hakiki ve çoğu âlem-i berzahta bulunan kardeşlerime verdiğim gibi senin defter-i a'mâline yaz?lmak için dergâh-? ?lâhi'yeye niyaz ediyorum. Sen dahi beni uhrevî kazanc?na dahil et.'' (Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 1., s. 695)


    Abdülmecid Nursî, doğduğu köy olan Nurs'a, ayr?ld?ktan sonra iki kez gitmiştir. Bu ziyaretlerin birincisi 1948 y?l?nda, ikincisi ise kardeşi Molla Muhammed'in vefat? münasebetiyle 1951 y?l?nda olmuştur.


    Abdülmecid Efendi, 11 Haziran 1967 y?l?nda Konya'da vefat etmiştir. Mezar? Konya Üçler Kabristan?ndad?r.



    ABDÜLMEC?D EFEND?N?N EŞ?: RAB?A HANIM

    Abdülmecid Efendinin değerli eşi Rabia Han?m, aslen Van'da Şeyh Gazali Baba sülâlesine mensuptur. Asil ve mübarek bir silsileye dayanan Şeyh Gazali Baba sülalesi Van'da herkes taraf?ndan hürmetle yâd edilir. Türbesi Van'dad?r. Mânâ eri, gönül sultan? evliyalardand?r.


    Rabia Han?m böylesine mübarek bir silsilenin torunudur. Abdülmecid Efendi, Van'da kald?ğ? y?llarda Rabia Han?mla evlenmiştir. Evlendikten sonra Bediüzzaman'? da uzun zaman evlerinde misafir ederek onun hizmetinde bulunmuşlard?r.


    Abdülmecid Efendinin Rabia Han?mla evlenmeden önceki hâliyle alâkal? olarak anlat?lan bir hat?rada şunlar kaydedilir:


    ''Rabia Han?m daha beş-alt? yaşlar?ndayken, Bediüzzaman Hazretleri onu Abdülmecid Efendi'ye göstererek ''Bak, bu evliyâ torununu görüyor musun? Bu istikbalde senin han?m?n olacakt?r'' demiş... Hakikaten aradan y?llar geçmiş, Rabia han?mla Abdülmecid Efendi evlenmişler.'' (Son Şahitler, c. 2, s. 153)


    Rabia Han?m 1991 y?l?nda Konya'da vefat etmiştir.



    ABDÜLMEC?D NURSÎ'N?N EVLÂTLARI:




    1. Selahaddin


    Selahaddin, Abdülmecid Efendi'nin ilk çocuğudur. Küçük yaşlarda vefat etmiştir.



    2. Fuad


    Abdülmecid Efendi'nin ikinci çocuğudur. Yüksek Ziraat Fakültesi 3. S?n?f öğrencisi iken, 11 Haziran 1944 tarihinde vefat etmiştir. Abdülmecid Efendi, oğlu Fuad'?n genç yaşta vefat?na çok üzülmüştür. Bu nedenle, biricik oğlunun hasretiyle, onun an?s?na ''Fuadiye Risâlesi'' ismini verdiği bir manzum eser yazm?şt?r.



    3. Suad


    Suad, 1929'da doğmuştur. 4 Ekim 1993 y?l?nda ?stanbul'da vefat etmiştir. Amcas? Said Nursî'yi hayatta iken Emirdağ'da ziyaret etmiştir. Polis memurluğundan emekli olmuştur. Çocuklar?ndan ikisi hâlen hayattad?r. ?simleri ise Seyda ve Serkan'd?r.



    4. Nihad


    Abdülmecid Efendi'nin Nihad ismindeki mahdumu da küçük yaşlarda dar-? bekâya irtihal etmiştir.



    5. Saadet


    Abdülmecid Efendinin son çocuğunun ismi Saadet'tir. ?lkokul muallimeliğinden emeklidir. Konya'da hâlen hayattad?r. Kendisine uzun ömürler diliyoruz.




    BED?ÜZZAMAN'IN EN KÜÇÜK KARDEŞ?: MERCAN

    Sofi Mirza Efendi'nin yedinci ve son çocuğu Mercan'd?r. Mercan, Nurs doğumludur. Feke ?brahim denilen bir şah?sla evlenmiştir. Evlendiği bu zat?n da çok dindar ve iyi bir insan olduğu anlat?l?r.


    Mercan Han?m'?n, Feke ?brahim'den bir k?z ve bir erkek olmak üzere iki çocuğu olmuştur. Büyük ve erkek olan?n ismi Bişar, diğeri ise Nazife'dir.


    Nurs'un Aşağ? Kiğ?s Mezras?'nda ikamet etmişlerdir. Bu mezraya bizzat gidip yapt?ğ?m araşt?rmalara göre, Mercan'?n k?z? Nazife'nin hayatta olan yedi torunu vard?r. Ayn? köyden Muhammed Okur kardeşimizin mihmandarl?ğ?nda yapt?ğ?m?z araşt?rmalarda bulduğumuz bilgiler, sadece bununla s?n?rl? kalmam?şt?r.


    Yine Aşağ? Kiğ?s Mezras?'nda oturan Mercan'?n k?z? Nazife'nin torunlar?ndan hayatta kalan Feramuz Okuyan adl? zâtla bizi görüştürdüler. Feramuz Okuyan'dan gerekli bilgileri ald?ktan sonra kendisiyle birlikte Aşağ? Kiğ?s'?n mezarl?ğ?na gittik.


    Burada Feramuz'un ninesi olan Mercan'?n mezar? vard?r. Mercan'?n mezar?n? göstermeleri üzerine fotoğraflar?n? çektik.
    Nazife'nin, Feramuz'un d?ş?nda üç torunu daha vard?r.


    Bunlar?n isimleri, Ethem, Bişar ve Mirza Okuyan'd?r. Ethem ve Bişar Nurs'ta, Mirza ise Adana'da oturmaktad?r. Ayr?ca, k?z torunlar?n?n dördünün ismi şöyledir: Naime, Nazime, Azime, Zeyneb.


    Mercan Han?m, Nurs'un Aşağ? Kiğ?s mezras?nda vefat etmiştir. Kabri de bu mezrâdad?r. Kaç tarihinde vefat ettiğini Nurs ve civar?nda bilen yoktur.


    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    03.04.2008

    YEN? ASYA


  9. #9
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Hacı ve Mehmi'ye dayanan akrabalar

    Dünden devam



    BEDİÜZZAMAN'IN İKİNCİ AMCASI: HACI

    Hacı, Nursî hanedanının ileri gelenlerindendir. Sofi Mirza Efendi'nin bir küçüğüdür. Bediüzzaman'ın amcası Koluz'dan sonraki ikinci amcasıdır.

    Mezarı Nurs Köyündedir, ancak yeri pek bilinmemektedir. Tahminî bir kanaatle gösterilmektedir. Fakat, Nurs Köyü'nde olduğu kesindir.

    Hizan ve Nurs Köyü'nde yaptığımız araştırmalara göre, Bediüzzaman'ın Hacı'ya dayanan akrabaları çoğunluktadır. Fakat, Hacı hakkında çok fazla bilgi sahibi değillerdir.

    Bediüzzaman'ın Hacı'ya dayanan akrabalarının anlattığı bilgiler, daha ziyade, yakın yıllara kadar yaşamış olan Hacı'nın oğlu Molla Davud ve onun oğullarına ait bilgilerdir.

    Molla Davud'un Nurs Köyü'nde hâlen yaşamakta olan oğullarından aldığımız bilgilere dayanarak Hacı hakkında şunları söyleyebiliriz:

    Hacı, Sofi Mirza Efendi'nin bir küçüğüdür. Beş çocuğu dünyaya gelmiştir. Bunların yaş sırasına göre isimleri şöyledir: Molla Davud, Molla Abdullah, Ubeyd, Amine ve Kumri.

    Nurs Köyü ve çevresinde Hacı'nın çocukları ve Hacı'ya dayanan akrabalar hakkında derlediğimiz ve ilk ağızlardan aldığımız sıhhatli bilgiler şöyledir:


    HACI'NIN BİRİNCİ ÇOCUĞU: MOLLA DAVUD

    Molla Davud'un Kâmil ve Şamil isminde iki çocuğu vardır. Şamil Okur, hayattadır. Nurs'un Livar Mezrası'nda oturmaktadırlar. Nurs'un en yaşlılarındandır.

    Bediüzzaman Hazretlerinin Van'da kaldığı yıllarda, Nurşin Camii'nde Üstad'ın yanında uzun yıllar kalmış, ona hizmet etmişlerdir. Molla Davud, Hacı'nın en büyük oğludur. Onu, oğlu H. Şamil Okur'dan dinledik.

    Molla Davud, Bediüzzaman'a son derece bağlı, Üstad'ın fedakâr talebelerindendir.
    Bediüzzaman Hazretleri, amcasının oğlu Molla Davud'dan Emirdağ Lâhikası'nda şöyle bahseder:

    ''..kendi Nurs köyümde, bir tek amucazadem ve talebem Molla Davud da (r.h.), eski ahbaplarım, akrabalarım yanına berzaha gittiğini gördüm. '' (Emirdağ Lâhikası, Y. Asya Neş., s. 161)

    Molla Davud'un Van'da Nurşin Camii'nde Bediüzzaman'a hizmet ettiği yıllara ait bir hatırayı, yine Bediüzzaman'ın Hacı'ya dayanan akrabalarından A.Baki Okur Efendi, bize gönderdiği bir mektupta şöyle anlatır:

    ''Üstad, Norşin Camii'nde kaldığı yıllarda bir yerlere giderken Molla Davud'a ''Ben dönünceye kadar talebelere sen bak'' demiş. Molla Davud da o aralar hastalanır. Bediüzzaman, geri dönünce Molla Davud'u hasta ve yatıyor vaziyette görür. Bu duruma üzülen Bediüzzaman, Molla Davud'a hitaben, ''Molla Davud, senin hastalığına biraz yardım edeyim'' demiş ve Molla Davud'un yatağına yatıvermiş. Bu arada abdest almaya giden Molla Davud, geri gelince hastalığı tamamen iyileşmiş, hastalığından hiçbir eser kalmamış.''

    Dostum A.Baki Okur, bu hatırayı Nurs'un yaşlılarının Molla Davud'dan naklen anlattıklarını ifade etmiştir.
    Bu hatırayı Nurs'ta bulunduğumuz günlerde Nurs'un yaşlıları bize de anlatarak teyid etmiştir. Molla Davud, uzun yıllar yaşadıktan sonra Nurs Köyü'nde Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.


    HACI'NIN İKİNCİ ÇOCUĞU: MOLLA ABDULLAH

    Bediüzzaman'ın amcası Hacı'nın ikinci çocuğudur. Rus ve Ermenilerin Birinci Cihan Harbi'nde Nurs ve yöresini işgal hareketleri sırasında Molla Abdullah Ruslar tarafından kaçırılmıştır. Akibeti bilinmemektedir. Nursluların anlattıklarına göre muhtemelen Ruslar tarafından şehid edilmiştir.



    HACI'NIN ÜÇÜNCÜ ÇOCUĞU: UBEYD

    Ubeyd de, aynen ağabeyi Molla Abdullah gibi Ruslar tarafından kaçırılmıştır. Akıbeti bilinmemektedir. Hacı'nın oğlu Ubeyd'i, Bediüzzaman'ın büyük ablası Durriye'nin oğlu Ubeyd'le karıştırmamalıdır.



    HACI'NIN DÖRDÜNCÜ ÇOCUĞU: ÂMİNE

    Âmine'nin hâlen hayatta olan iki torunu vardır. İsimleri, Hacı Tahir ve Abdülbaki'dir. İkisi de Nurs Köyü'ndedir. Âmine'nin mezarı Nurs'tadır.


    HACI'NIN BEŞİNCİ ÇOCUĞU: KUMRİ

    Mezarı, Nurs Köyü'nde Nurs Kabristanındadır. Hayatta kalan iki torunu vardır. İsimleri, Salih ve Nezir'dir.
    Bediüzzaman'ın amcası Hacı'ya dayanan, Hizan ve Nurs Köyü civarındaki diğer akrabaları:

    1- Kâmil Okur: Hacı'nın oğlu Molla Davud'un oğludur. 1988'de vefat etmiştir. Mezarı, Nurs Köyü'ndedir.

    2- Hacı Şamil Okur: 1927 Nurs doğumludur. Nurs'un Livar mezrasında oturmaktadır. Hâlen hayattadır. Yedi evlâdı vardır. Evlâtlarından beşi erkek, ikisi kızdır. Hacı ve İsa Okur'un ağabeyidir. İki kardeşi de Nurs'un Livar mezrasında oturmaktadır.

    3- Hacı Tahir Okur: 1950 doğumludur. Hacı Kâmil'in oğludur. Nurs Köyü'nde oturur. Hâlen hayattadır. Sekiz çocuğu vardır. Çocuklarının dördü kız, dördü erkektir. Babası Kâmil Okur, 1948'de Bediüzzaman'ı Emirdağ'da ziyaret etmiştir.

    Bediüzzaman'a ceviz karışımı bal ve Nurs suyundan götürerek ikram etmiş, Bediüzzaman da ona mukabil bir seccadesini ve külâhını vermiştir. Seccadesinin bir kısmını Nurs ziyaretimizde bize hediye etmiştir.

    4- Abdüllatif Okur: 1951 doğumludur. Nurs Köyü'nde oturmaktadır. Hacı Kâmil'in oğludur. On çocuğu vardır. Üçü kız, yedisi erkektir. Köy hizmetleri Hizan Müdürlüğü'nde greyder operatörüdür.

    5- Abdülbaki Okur: 1952 doğumludur. Hâlen İstanbul'da oturmaktadır. Molla Davud'un oğlu Hacı'nın oğludur. Ender isimli bir erkek çocuk sahibidir.

    Hâlen Nurs Köyü'nde oturan diğer bazı akrabalarının isimleri ise şöyledir: Zeynep Okur, Cevher Okur, Abdülbaki Okur, Hacı Okur, İsa Okur, Abdullah Okur, H. Abidin Okur, Hayrullah Okur, Emrullah Okur.


    BEDİÜZZAMAN'IN ÜÇÜNCÜ AMCASI: MEHMİ


    Nursî Hanedanı'nın ileri gelenlerinden Mehmi, Sofi Mirza Efendi'nin küçük kardeşlerinden ikincisidir. Bediüzzaman Hazretleri'nin de üçüncü amcasıdır.

    Nurs'ta yaptığımız araştırmalarda, Mehmi'nin akrabalarından, Nurs Köyü ve çevresinde oturan yaşlılardan aldığımız sıhhatli bilgilerden anlaşılan şudur:

    Mehmi, Nurs'un sevilen ve sayılan insanlarının başta gelenlerindendir. Nazik, iyi kalpli, yardım etmeyi seven, temiz ve dindar biri olarak tanınmıştır.

    Nurs Köyü'nde doğan Mehmi, yine Nurs Köyü'nde Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. Vefat tarihi, kesin olarak bilinmemektedir.

    Bediüzzaman'ın, Nurs ve çevresinde ona dayanan akrabaları çoğunluktadır.

    Mehmi'nin mezarı, Nurs Köyü'nde Nurs Kabristanındadır; ancak diğer birçok Nursî ailesinde olduğu gibi yeri kesin olarak bilinmemektedir. Tahminî kanaatlerle gösterilmektedir.

    Mübarek Nursî Hanedanı'nın bu değerli şahsiyetinin üç çocuğu vardır ve üçü de erkektir. İsimleri Abdurrahman, Reşid ve Kasım'dır.

    Şimdi de Mehmi'nin bu üç çocuğu hakkında elde ettiğimiz bilgileri aktaralım:


    ABDURRAHMAN

    Abdurrahman, Mehmi'nin en büyük çocuğudur. Vefat tarihi bilinmemektedir. Bilinen tek malumat, mezarının Nurs'ta olduğudur. Abdurrahman'ın İsa, İhsan ve Abdurrahman isminde üç torunu vardır.


    REŞİD

    Mehmi'nin ikinci çocuğudur. Birinci Cihan Harbi'nde, Ruslarla savaşırken Bahçesaray'da (Müküs) şehid olmuştur. İki torunu olduğu söylenmektedir. Bir torununun ismi Mehmed'dir.


    KASIM

    Mehmi'nin üçüncü ve son evlâdıdır. Bu da aynen diğer kardeşi Abdurrahman gibi Birinci Cihan Harbi'nde Ruslar tarafından kaçırılarak şehid edilmiştir. Kasım'ın dört torunu olduğu, bunlardan üçünün erkek, birinin kız olduğu, fakat hiçbirinin hayatta olmadığı beyan edilmiştir.

    Bediüzzaman'ın Hizan, Nurs Köyü ve civarında Mehmi'ye dayanan akrabaları:

    Bediüzzaman Hazretlerinin üçüncü ve son amcası Mehmi'ye dayanan, Hizan, Nurs Köyü ve çevresinde bir çok akrabası bulunmaktadır.

    Bunlar:
    1- Hacı İsa Okur: 1935 doğumludur. Nurs Köyü'nde oturmaktadır. Nurs Köyü'nün en yaşlılarındandır. Hâlen hayattadır. Babasının adı Çerkez'dir. Çerkez'in mezarı da Nurs Köyü'ndedir. Çerkez, Mehmi'nin oğlu Abdurrahman'ın oğludur. İsa Okur, Bediüzzaman'ın babası Sofi Mirza'ya ait olan tarlasının şimdiki sahibidir. Ayrıca Bediüzzaman'ın ceviz ağacı olarak bilinen ceviz ağacı da bu tarlada bulunmaktadır.

    İsa Okur'un altı çocuğu vardır. İsimleri şöyledir: Adil, Süleyman, Cemil, Bahri, Nuriye ve Narı.

    İsa Okur, Nursî Hanedanı hakkında oldukça sağlam bilgilere sahiptir. Araştırmamızda bu zattan istifade edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri'nin yedi yaşlarında iken geceleri evden çıktığını ve sabahları eve döndüğünü ninesinden naklen anlatmıştır.

    2- İsmet Okur: 1941 doğumludur. Nurs Köyü'nde oturmaktadır. İsmet Okur, Hacı Mehmed'in oğludur. Hacı Mehmed de Reşid�in torunudur. Reşid ise Mehmi'nin oğludur. İsmet Okur'un dördü erkek, dokuzu kız olmak üzere on üç çocuğu vardır. Nursî Hanedanı hakkında şahidlik edenlerdendir.

    3- Hacı Mehmed Okur: Hacı Mehmed Okur, 1955 doğumludur. Babasının adı Ubeyd'dir. Ubeyd ise Kasım'ın oğludur. Kasım da Mehmi'nin oğludur. Hacı Mehmed Okur hâlen Hizan'da oturmakta ve saatçilikle uğraşmaktadır.

    4- İhsan Okur: 1950 doğumludur. Nurs Köyü'nde doğmuştur. İhsan Okur'un babasının ismi Çerkez'dir. Çerkez ise Abdurrahman'ın oğludur. Abdurrahman, Mehmi'nin oğludur.

    1978 yılından itibaren Nurs'tan Hizan'a yerleşmiş, Hizan'da gıda malzemelerinin toptan satışıyla uğraşmaktadır. İhsan Okur ''Büyük ve nurlu bir silsileye mensup olduğumdan dolayı gurur duyuyorum'' diyor.

    5- Hikmet Okur: 1963 doğumludur. Hizan'da oturmaktadır. Tapu dairesinde memur olarak görev yapmaktadır. Babasının adı Ubeyd'dir. Ubeyd ise Kasım'ın oğludur. Kasım da Mehmi'nin oğludur.

    6- Sıddık Okur: 1957 Nurs Köyü doğumludur. Ticaretle meşguldür. Babasının adı Meran'dır. Meran da Selman'ın oğludur. Selman ise Mehmi'nin oğlu Abdurrahman'ın oğludur. Evli ve altı çocukludur.

    7- Sabri Okur: Nurs Köyü'nde doğmuştur. Siirt İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra İstanbul'a yerleşmiştir. Halen İstanbul'da, Nursî hanedanına yakışır bir şekilde, Risâle-i Nur hizmetleriyle ilgilenmektedir.

    Mehmiye dayanan ve Nurs Köyü'nde oturan bazı zatların isimleri ise şöyledir:
    ''Abdullah Okur (Bediüzzaman'ın evinde oturan şahıs), Abdurrahman Okur, Said Okur, Tahir Okur, Refik Okur, Kerem Okur, Nusret Okur, Sefter Okur, Latif Okur ve daha niceleri.''


    SONSÖZ

    Bu çalışmayı yaparken, bir çok yaşlı insanın yanı sıra, Hizan, Nurs Köyü ve çevresine bizzat giderek şahitleri ve mübarek hanedana mensup insanları dinleyerek maksadıma ulaşmaya çalıştım. Mübarek Nursî hanedanına mensup bütün fertlerde dikkatimi çeken bir takım güzel ortak hususiyetler vardı. Onlar da şunlardır:

    1- Bu mübarek hanedanın içinde yer alan fertlerin çoğunun çocuklarının isimleri aynıdır.

    2- Çoğu şehid olarak vefat etmiştir.

    3- İman, Kur'ân ve vatan için canlarını seve seve vermişlerdir.

    4- Bu sülâle ve hanedandan bir çok genç, Birinci Dünya Savaşı sırasında bizzat harbe iştirak ederek Ruslarla savaşırken şehid olmuşlardır.

    5- Hepsi de dindar, mübarek, temiz ve nezih insanlar olarak hayatlarını sürdürmüşler ve sürdürmektedirler.

    6- Bu mübarek hanedanın doğup büyüyüp yaşadığı menzil, köy ve beldelerin dünyanın bir takım olumsuzluklarından uzak yerler olması da dikkatle düşünülmesi gereken bir husustur.



    SON

    MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
    04.04.2008

    YENİ ASYA GAZETESİ


  10. #10
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    ''Nursî Hanedan?'' üzerine birkaç söz




    Nursî hanedan? ile ilk tan?ş?kl?ğ?m?z muhterem Necmeddin Şahiner'in ''Nurs Yolu'' adl? eseriyle gerçekleşti. Şahiner, bu eseriyle, o zaman?n imkânlar? içerisinde ulaşabildiği bilgiler ile bizlerin ufkunda tatl? ve nurlu hat?ralar? canland?rm?şt?. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hanedan?n?n çok mübarek bir silsilenin devam? olduğunu, müşahhas bir tarzda gözlerimizin önüne sermişti.


    Aradan geçen yirmi y?ldan sonra bu defa sayg?değer Halil Uslu Beyin ''Bediüzzaman'?n kardeşi Abdülmecid Nursî'' adl? eşsiz araşt?rma mahsulü eseriyle Nursî Hanedan?�n?n mühim rükünlerinden âlim ve fâz?l bir zât olan Abdülmecid Nursî Ağabeyi ayr?nt?l? bir tarzda öğrenme şerefine nail olduk.


    Ancak Üstada dair olan her şey k?ymetli olduğundan, bu araşt?rmalar?n devam etmesi kanaatimizi değişik vesilelerle dile getirdiğimizden dolay?, bu çal?şmalar?n ve araşt?rmalar?n nihayet bulmayacağ?n?n işaretini en son araşt?rmac?-yazar Mustafa Öztürkçü'nün ''Nursî Hanedan?'' adl? güzel yaz? serisinde müşahade etme imkân?n? bulduk. Çok titiz ve hassas bir şekilde haz?rlanan bu yaz? serisi, adeta eksik kalan baz? bilgilerin tamamlay?c?s? vazifesini hakk?yla yerine getirmiştir.



    Öztürkçü'nün y?llar?n? alan bu çal?şman?n büyük bir fedakârl?k ve özveri ile haz?rland?ğ?na dair şüphemiz yoktur. Bu yüzden kendisini tebrik eder, çal?şmalar?n?n devam?n? bekleriz.


    Takdir edersiniz ki, bu tarz hassas konular?n işlenmesinde baz? hata ve sehivlerin olmas? da kaç?n?lmazd?r. Bu konuda tesbit edebildiğimiz sehivleri, Öztürkçü'nün engin müsamahas?na dayanarak maddeler halinde yazmaya çal?şacağ?z.


    1- Bediüzzaman'?n, dokuz-on yaşlar?nda köyünden ayr?ld?ğ?, 1885 y?l?n?n k?ş?n? Nurs'ta ana-babas?yla geçirdiği ve o günlerde bir rüya gördüğü kaydedilmiş.
    Halbuki Tağ Köyü'ndeki medresede öğrenim hayat?na başlama yaş? sekizdir.1


    Dolay?s?yla köyünden sekiz yaşlar?nda ayr?ld?ğ? söylenebilir. Peygamber Efendimizi rüyas?nda görmesi ise, Tağ Medresesinden sonra2 olduğuna göre, rüyay? gördüğü tarih en az?ndan 1886'dan sonraki bir tarihtir.


    2- Bediüzzaman'?n 1894 y?l?nda Van'da bulunduğu konusunda bir tarih hatas? olup tashihe ihtiyac? vard?r. Çünkü Üstad?n Van'a ilk geliş tarihi 1897 senesidir. Bediüzzaman, 1895 ve 1896 y?llar?nda Bitlis Valisi Ömer Paşa'n?n konağ?nda kalm?şt?r. Bu tarihler, devlet arşivlerinde mevcuttur.


    3- Bediüzzaman'?n küçük kardeşlerinden olan Mehmet Okur'un her ne kadar mezar taş?na 1951 tarihi yaz?lm?şsa da, onun resmî nüfus kay?tlar?nda vefat tarihi 28. 02.1950 olarak kayda geçmiştir. Ayr?ca tamamlay?c? bilgi olarak; doğum tarihi 1879 olup, 1890 doğumlu Keser ad?ndaki han?m?ndan çocuğunun hiç olmad?ğ?n? görüyoruz.


    4- Nursî hanedan?n?n âlime han?mlar?ndan olan Han?m adl? Üstad?n k?zkardeşi 1890 y?l?nda doğmuştur. Bu durumda Han?m daha küçük yaşta olup Sofi Mirza'n?n beşinci çocuğudur.


    Bu vesileyle Bediüzzaman'?n hayat?n?n araşt?r?lmas? konusunda ehl-i himmet kalem sahiplerine ve özellikle tarihçi ve sosyal bilimcilere büyük görevler düştüğünü hat?rlatmak yine bize düşü-yor.


    Gelsinler, Bediüzzaman'? dünya tarihine akademik belgelerle ve ciddî çal?şmalarla anlatal?m ve sağl?kl? bilgilerle tan?tal?m.



    Dipnotlar:

    1- http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=SaidNursi&SubSection=Biyografi
    2- Tarihçe-i Hayat, s. 28-29

    Mehmet Selim MARD?N


    13.04.2008


    YEN? ASYA


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Müminlerin En Mümtaz Annesi
    By yakaza in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.06.11, 23:38
  2. Asıl ve Asil Sevgiliye...
    By mustafasaid in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.01.10, 11:49
  3. Asil Toplu Görüşme; Ramazan
    By jonest in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.09.08, 17:19
  4. Asil Toplu Görüşme; Ramazan
    By jonest in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.09.08, 16:26
  5. Asil Osmanlı Devleti...
    By eb_k in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.08.06, 10:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0