+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 8 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 75

Konu: Bediüzzaman Rabıta Yapar mıydı ?

  1. #1
    Ehil Üye canan** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.018

    Standart Bediüzzaman Rabıta Yapar mıydı ?

    Abiler and ablalar,

    Başka bir cemaatten bir akadaşla alim zatlardan çeşitli konularda konuşuyorduk ki mevzu Bediüzzaman' ın rabıta yapıp yapmamasına kadar geldi dayandı. Bana sordu arkadaşım ve maalesef benim verecek bir cevabım yoktu. Ben de bizim citye sorar öğrenirim inşaallah dedim.
    Arkadaş birde, İmam-ı Azam' ın; "Eğer son iki yılım olmasaydı bu numan helak olacaktı" dediğini söyledi. "Son iki yılda rabıta alıyor, Cafer-i Sadık hazretlerine bağlanıyor" dedi.


    Şimdi sizden recam copy-paste yapmamaya gayret ederekten değerli bilgilerinizi umut ediyorum..( biraz garip bir cümle oldu ama olsun)

    Saygılar.
    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz,
    Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz...
    hadis-i şerif

    Usandım, boşyere hep gitmeler, gelmelerden;

    Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden..

    n-f-k


  2. #2
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart Evet, Hz.Bediüzzaman rabıta yapardı.

    Rab?tan?n yapman?n Sahabe ve tabiinden bu tarz bir uygulamay? şahsen yap?p yapmad?klar?n? bilmemekle birlikte ve Kur'an ve sünnetin hangi hükmüne uyarak yap?ld?ğ?n?da bilmemekle birlikte yap?lan rab?ta günün veya belli zaman aral?klar?nda belli usülleri olarak şeyhlerine yapt?klar? kalbi yönelişten ibaretken,
    üstad?n yapt?ğ? rab?ta ise
    11.lem'a da izah? yap?lan ki;

    Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'? hat?ra getiriyor. O ihtardan o hât?ra, bir huzûr-u ?lâhî hât?ras?na ink?lab eder. Hatta en küçük bir muamelede, hatta yemek, içmek ve yatmak âdâb?nda Sünnet-i Seniyyeyi mürâat ettiği dakikada, o âdi muamele ve o f?trî amel, sevabl? bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor. Çünki o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ittiba?n? düşünüyor ve şeriat?n bir edebi olduğunu tasavvur eder ve şeriat sahibi o olduğu hat?r?na gelir. Ve ondan şâri-i hakikî olan Cenab-? Hakk'a kalbi müteveccih olur, bir nevi huzur ve ibadet kazan?r.
    ?şte bu s?rra binaen Sünnet-i Seniyyeye ittiba? kendine âdet eden, âdât?n? ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.

    Evet üstad sünneti seniyye'ye rab?ta yap?yordu, hemde her daim.
    Bu yol her zaman için geçerli ve selametlidir.
    herkes her zaman yapabilir.







    Alıntı canan** Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Abiler and ablalar,

    Başka bir cemaatten bir akadaşla alim zatlardan çeşitli konularda konuşuyorduk ki mevzu Bediüzzaman' ?n rab?ta yap?p yapmamas?na kadar geldi dayand?. Bana sordu arkadaş?m ve maalesef benim verecek bir cevab?m yoktu. Ben de bizim citye sorar öğrenirim inşaallah dedim.
    Arkadaş birde, ?mam-? Azam' ?n; "Eğer son iki y?l?m olmasayd? bu numan helak olacakt?" dediğini söyledi. "Son iki y?lda rab?ta al?yor, Cafer-i Sad?k hazretlerine bağlan?yor" dedi.


    Şimdi sizden recam copy-paste yapmamaya gayret ederekten değerli bilgilerinizi umut ediyorum..( biraz garip bir cümle oldu ama olsun)

    Sayg?lar.
    Konu enes71 tarafından (22.01.08 Saat 09:31 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Ayr?ca Eğer son iki y?l?m olmasayd? bu numan helak olacakt?" olan söze sorularla risale-i nur sitesinde şu şekilde cevap verilmiş.

    Değerli Kardeşimiz;

    Imam Azam'?n "Eğer iki sene olmasayd? Numan helak olurdu" anlam?nda: "Lev-lâ senetân le-heleke Nu'man" dediğine dair güvenilir kaynaklarda bir kayda raslanmad?ğ?n? Muhakkik Kevseri belirtir. (Kevserî, Irgamu'l-merîd 41.)

    Ama böyle bir sözün varl?ğ?n? kabul etsek bile Imam Ebu Hanefe'nin bu sözle neyi kastetmiş olabileceği aç?k değildir.

    Imam Azam içtihad?nda şu metodu ziler:

    Kitap'tan sonra herhangi bir meselede bir hadis varsa onu al?r?z. Bir mesele hakk?nda sahabeden birden çok görüş gelmişse, Kitaba ve sünnete daha uygun olan? tercih ederiz. Bunlardan biri yoksa tabiiki taklid etmeyiz, biz de onlar gibi ictihat ederiz. (bk. Ebu Zehra, Ebu Hanife (Terc. O. Keskinoğlu) 109 vd.; Imam Şafiî, 40 vd.)

    http://www.sorularlaislamiyet.com/su...w_qna&id=21195
    ayr?ca benim kanaatim şu ki;

    Bu tarikat ehli kimselerin ilimle bir yere varamazs?n?z mutlaka gönül ehli bir şeyhe intisap etmelisiniz olan sözlerini ispat sadedinde
    baksan?za imam-? azam gibi bir şahsiyet böyle diyorsa var?n siz kendi halinizi düşünün diye dedirtmek için kulland?klar? bir sözdür ve geçerliliği yoktur.
    imam-? azam her cihetle mürşittir.

  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Rabıta bağ kurmak, irtibat kurmak demektir. Allahın kulla daha doğrusu her şeyle her an rabıtası vardır.

    İşte burada Allah’a kavuşmak isteyenlerin bazıları Allah’ın bizle olan rabıtasından faydalanmak değil kendisinin Allah’la olan rabıtasının tesisine yani kurulmasına çalışmışlar ki bu hem çok zordur hem de farklı farklı şekillerde olabilir ki- zira kişilerin kendi kabiliyetlerine göre şeklenir- asr-ı saadetten sonra neden hak tarikatların çıktığının da halet-i ruhiyesidir. Ancak asr-ı saadette ise Allah’ın bizlerle olan mevcut rabıtasından istifade edilerek daha kısa daha selametli ve kesin netice olan rabıtadan faydalanılmıştır ki az zamanda o bedevi toplumdan binlerce dünyayı idare edecek sahabeler fışkırmıştır. Buna zahirden hakikate geçis sistemi diyoruz. İşte bu cadde-i kübrayı Hz.Üstad da bu zamanda Rabbimiz’in izni ile yürürlüğe koymuştur ki az zamanda milyonlarca kimse hem imanını kurtarmakta hem de imanın hadsiz mertebelerinde terakki etmektedir.

    Kainatta her şey bize Allah’a götürücü bir ayet olduğuna ve onlarda da Allah’ın isimleri tecelli ettiğine göre bu rabıtalardan istifade etmek demek, ev telefonu yerine her yere taşyabildiğimiz cep telefonu ile istediğimiz zaman istediğimizle muhatap olabilme keyfiyetidir. Cep telefonu yoksa eve gelinceye kadar mesafe, zahmet kat etmeniz gerekir tabi evdeki telefon da o an müsaitse istediğiniz kişiyle görüşebilirsiniz.

    Diğer rabıta yapanlar ise kainatı ya yok saymışlar ya da gördükleri halde unutmak perdesine sarmışladır. Sadece kalp telefonu ile ve kabiliyeti ve alabildiği mesafe kabiliyetince Allah’a muhatap olabilmişler. Her şeyden her yönüyle Allah’a muhatap olma caddesinde gidenler ise rahatlıkla Allah’a her an muhatap olma atmosferinde kendilerini görmüşler ve huzur-u daimi dediğimiz her an Alla’la beraber olma ikliminin nurlarından faydalanmışlar.

    İmam-ı Azam hazretleri malum ilm-i hal ilimleri dediğimiz küçük fıkıh dalında rıza-i ilahi konularında mesaisini teksif etmiştir. Ve bu ilimlerin özelliği bir defa öğrenilmekle tamam olur. Yani siz abdestin farz olduğunu bir defa öğrendiğiniz de artık o konu üzerinde bir daha öğrenme ihtiyacı istemediğiniz gibi, öğrenseniz de o dört hiçbir zaman 5 olmaz zira o; nas bir hükümdür, değişmez değiştirilemez.

    Ancak fıkh-ı ekber dediğimiz ilim olan iman ilmi ise bir defa öğrenilmekle halledilecek ve ihitaç def edilecek bir ilim değildir. Bu saha da ne kadar mesai sarf edilse yine de azdır. Ne kadar öğrenilirse daha çok iştiyak ve ihtiyaç hissedilecek bir atmosferdir.

    İşte İmam-ı azam hzleri ahir ömründe bu fıkh-ı ekber konusunda da bir açılım gösteriştir ki bu onun ayrı bir vechesini ve kabiliyetini nazara vermek içindir. Ki İslam alimlerinin nazarında mezheb imamlarının makamı külliyet nokta-i nazarından kutb-u azamlardan dahi yükseklerdedir. Demek İmam-ı Azam son demlerinde marifetullah ilmin de de terakki ederek Ahiret alemlerine seyahata çıkmıştır.

  5. #5
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Fıkhı Ekber’in özeti
    İmam-ı a’zam hazretlerinin, inanılması lazım olan bilgileri içine alan hacmi küçük bir kitapçığı vardır. Adı Fıkhı Ekber. Özetle şöyledir:
    İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inanmak ve hepsini hak bilmektir.
    Allah, birdir, doğmamış ve doğurmamıştır. O’na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez, isimleri, zati ve fiili sıfatıyla hep var olmuş ve var olacaktır. O’nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir, hepsi ezelidir. O ilmiyle daima bilir, kudretiyle daima kadirdir. Kelam ile konuşur, yaratması ile daima halıktır, fiili ile daima faildir. Yapılan şey mahluktur. Allah’ın fiili ise mahluk değildir. [Fiil; iş, fail ise iş yapan demektir. Kadir, her şeye gücü yetendir.]
    Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir, orada Peygamberlerden, kâfirlerden, mesela Firavun ve İblis’ten naklen verilen haberlerin hepsi Allah kelamıdır. Allah’ın kelamı mahluk değildir.
    Peygamberler küçük büyük günah işlemez.
    Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekir, sonra diğer üç halifedir. Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız.
    Büyük günah işleyen Müslümana kâfir diyemeyiz. Günahlar, Mü’mine zarar vermez de demeyiz.
    Günah işleyen, fakat tövbe etmeden Mü’min olarak ölen kimseyi Allah dilerse ona cehennemde azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.
    Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır.
    Allahü teâlâ ahirette cennetten görülecektir.
    İman; dil ile ikrar kalb ile tasdiktir. İman artmaz ve eksilmez.
    Peygamberlerin şefaati haktır. Peygamber efendimizin şefaati büyük günah işleyenleredir.
    Kıyamet günü amellerin mizanla tartılması ve Peygamber efendimizin havzı haktır. Kıyamette, hasımlar arasında hesaplaşma olması haktır.
    Cennet ve cehennem şimdi vardır, ebediyen de yok olmayacaktır.
    Allah dilediğini kendisinin bir lütfu olarak hidayete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür.
    Şeytan, Mü’minden imanı zorla alamaz. Fakat kul imanı terk ederse şeytan da onun imanını alır.
    Kabir suali kabirde ruhun cesede iadesi ve kâfirler ile günahkâr müminler için kabir azabı haktır.
    Miraç haktır, inkâr eden sapık ve bid’at ehli olur.
    Deccal, yecüc ve mecuc, güneşin batıdan doğması, İsa aleyhisselamın gökten inmesi ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi haktır.
    İnanılması gereken diğer şeylerden mezhebimizde olanlardan bazıları da şöyledir:
    Allah, kulun güç yetiremeyeceği şeyleri onlara emretmez.
    Kâfir olarak ölen asla affa uğramaz, sonsuz olarak cehennemde kalır.
    Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır.
    Kul kendisinden emir ve yasakların kalkacağı bir duruma ulaşamaz. Herkes, gücü yettiği ölçüde ibadet etmekle yükümlüdür.
    Öldürülen de, intihar eden de eceliyle ölmüştür. Ecelsiz ölüm olmaz.
    Ölüler için dua edilince ve onlar için sadaka verilince ölüler fayda görür.
    Evliya, peygamber derecesine ulaşamaz.

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ehl-i tasavvufun bir kısmı, tevhid içinde tam huzuru kazanmak için,

    ( Ondan başka görülen gerçek hiç bir şey yoktur. )

    deyip kâinatı unutur, nisyan perdesini üstüne çeker, sonra tam huzuru bulur.
    Ve diğer bir kısmı, hakikî tevhidi ve tam huzuru bulmak için, (Ondan başka hiç bir gerçek delil yoktur.)diyerek kâinatı hayale sarar, ademe atar, sonra huzur-u tam bulur. Halbuki, sen, bu üç meşrepten hariç bir cadde-i kübrâyı Kur'ân'da gösteriyorsun. Ve onun şiârı olarak, (Ondan başka mâbud yoktur. Ondan başka maksud yoktur.) diyorsun. Bu caddenin tevhide dair bir bürhanını ve bir muhtasar yolunu icmâlen göster.

    Elcevap: Bütün Sözler ve bütün Mektuplar o caddeyi gösterir. Şimdilik, istediğiniz gibi, azîm bir hüccetine ve geniş ve uzun bir bürhanına muhtasaran işaret ederiz. şöyle ki:

    Âlemde herbir şey, bütün eşyayı kendi Hâlıkına verir. Ve dünyada herbir eser, bütün âsârı kendi Müessirinin eserleri olduğunu gösterir. Ve kâinatta herbir fiil-i icadî, bütün ef'âl-i icadiyeyi kendi Fâilinin fiilleri olduğunu ispat eder. Ve mevcudatta tecellî eden herbir isim, bütün esmâyı kendi Müsemmâsının isimleri ve ünvanları olduğuna işaret eder. Demek, herbir şey, doğrudan doğruya bir bürhan-ı vahdâniyettir ve marifet-i İlâhiyenin bir penceresidir.

    Evet, herbir eser, hususan zîhayat olsa, kâinatın küçük bir misal-i musaggarıdır ve âlemin bir çekirdeğidir ve küre-i arzın bir meyvesidir. Öyleyse, o misal-i musaggarı, o çekirdeği, o meyveyi icad eden, herhalde bütün kâinatı icad eden yine Odur. Çünkü, meyvenin mucidi, ağacının mucidinden başkası olamaz. Öyleyse, herbir eser, bütün âsârı Müessirine verdiği gibi, herbir fiil dahi, bütün ef'âli Fâiline isnad eder.

    Çünkü, görüyoruz ki, herbir fiil-i icadî, ekser mevcudatı ihata edecek derecede geniş ve zerreden şümusa kadar uzun birer kanun-u hallâkıyetin ucu olarak görünüyor. Demek, o cüz'î fiil-i icadî sahibi kim ise, o mevcudatı ihata eden ve zerreden şümusa kadar uzanan kanun-u küllî ile bağlanan bütün ef'âlin Fâili olmak gerektir.

    Evet, bir sineği ihyâ eden, bütün hevâmı ve küçük hayvânâtı icad eden ve arzı ihyâ eden Zât olacaktır. Hem Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyârâtıyla gezdiren aynı Zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'âl onunla bağlıdır.

    Demek, nasıl herbir eser, bütün âsârı Müessirine verir; ve herbir fiil-i icadî, bütün ef'âli Fâiline mal eder. Aynen öyle de, kâinattaki tecellî eden herbir isim, bütün isimleri kendi Müsemmâsına isnad eder ve Onun ünvanları olduğunu ispat eder. Çünkü, kâinatta tecellî eden isimler, devâir-i mütedahile gibi ve ziyadaki elvân-ı seb'a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.

    Meselâ, Muhyî ismi bir şeye tecellî ettiği vakit ve hayat verdiği dakikada, Hakîm ismi dahi tecellî ediyor, o zîhayatın yuvası olan cesedini hikmetle tanzim ediyor. Aynı halde Kerîm ismi dahi tecellî ediyor, yuvasını tezyin eder. Aynı anda Rahîm isminin dahi tecellîsi görünüyor; o cesedin şefkatle havâicini ihzar eder.

    Aynı zamanda Rezzak ismi tecellîsi görünüyor; o zîhayatın bekasına lâzım maddî ve mânevî rızkını ummadığı tarzda veriyor, ve hâkezâ... Demek, Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de Onundur ve bütün mahlûkatı şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de Onundur ve bütün zîhayatları keremiyle iaşe eden Rezzak ismi dahi Onun ismidir, ünvanıdır, ve hâkezâ...
    Demek, herbir isim, herbir fiil, herbir eser öyle bir bürhan-ı vahdâniyettir ki, kâinatın sayfalarında ve asırların satırlarında yazılan ve mevcudat denilen bütün kelimâtı, Kâtibinin nakş-ı kalemi olduğuna delâlet eden birer mühr-ü vahdâniyet, birer hâtem-i ehadiyettir.




    Allahım! "Benim ve benden evvelki peygamberlerin sözleri içinde en faziletlisi Lâ ilâhe illâllah'tır" buyuran zâta ve âl ve ashabına salât ve selâm et. [Muvatta', Kur'ân: 32;

  7. #7
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    .
    Konu Cennetâsâ tarafından (27.01.08 Saat 18:06 ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    "Hem, bu tarîk daha umumi ve cadde-i kübrâdır. Çünkü, kâinatı, ehl-i vahdetü'l-vücud gibi, huzur-u dâimî kazanmak için idâma mahkûm zannedip, hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü'ş-şuhud gibi, huzur-u dâimî için kâinatı nisyân-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip, -demeye mecbur olmuyor. Belki idâmdan ve hapisten gayet zâhir olarak, Kur'ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcudâtı kendileri hesâbına hizmetten azlederek, Fâtır-ı Zülcelâl hesâbına istihdam edip, Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimâl ederek, mânâ-i harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzûr-u dâimîye girmektir; her şeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır. Elhâsıl, mevcudâtı mevcudât hesâbına hizmetten azlederek, mânâ-i ismiyle bakmamaktır." 26. söz

  9. #9
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    mutlak gafletten kurtulup huzûr-u dâimîye girmektir; her şeyde Cenâb-? Hakka bir yol bulmakt?r.
    sadakte..

  10. #10
    Ehil Üye canan** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.018

    Standart

    enes71 ve acizizfakiriz abi Allah raz? olsun emeğiniz için ve vermiş olduğunuz bilgilerden dolay?..
    Konu şu anda çok oturmad? fikrime, ne yalan söyleyeyim. Ama toparlamaya çal?şacağ?m. Zaten şahsi yorum istememin sebebi de arkadaş?m?n pek risale okumay?ş?ndan kaynakland?ğ? için örnek vermek benim gibi bilgisi bir seviyeye ulaşmam?ş biri için hayli zor olacak..
    Allah her halükârda yard?mc?m?z olsun.
    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz,
    Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz...
    hadis-i şerif

    Usandım, boşyere hep gitmeler, gelmelerden;

    Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden..

    n-f-k


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. rabıta-i mevt ve tul-i emel
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.01.12, 20:20
  2. rabıta-i mevt
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.12.11, 16:09
  3. Suçu: Müslüman Olmak!mıydı.....
    By _ŞuA_ in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.09.08, 01:48
  4. Üstad Hz.'leri Hafız mıydı?
    By caner07 in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.03.08, 23:48
  5. Yaşasalardı İnternet Kullanırlar mıydı?
    By mirza-bey in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.11.06, 09:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0