+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Hasretini Çektiğimiz İnsan

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Hasretini Çektiğimiz İnsan

    Hasretini Çektiğimiz İnsan

    "Milletimin imanını selâmette görürsem,
    Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım;
    Çünkü vücûdum yanarken, gönlüm gülgülistan olur."

    Yıllaryılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk.. yaramızı saracak, derdimize derman olacak insanın hasretini... Hele havanın iyiden iyiye karardığı ve yolların karmaşıklaşdığı günümüzde, O, bizim için hava oldu; ziya oldu; âb-ı hayat oldu. Vaslına erme ümidini yitirecek hâle gelsek bile, yine O "mahbub u muntazar"ı herkese soracak ve her yerde O'nun türküsünü söyleyeceğiz.

    Diyojen kendi toplumuna karşı en korkunç kötümserlik içinde, adam yokluğunu ilân ediyordu. Bilmem ki, bizim toplumumuz bu acı gerçeği kabul edecek kadar kendinde midir...! Biz milletçe bir şeye karşı aç ve muhtacız: Bizi bağrına basacak, acılarımızı dindirecek ve kötü tutkulardan kurtaracak "başyüce" insana. Aslında dünden bugüne, çekilen bütün ıstırapların arkasında da, hep bu aranan insanın bulunamayışı vardır. Yaşatma yolunda yaşama zevkini unutan, başı yüce dağlar gibi dumanlı, sînesi lavların kaynaştığı kor yığını, "mustarib insan"ın bulunamayışı...

    Yakın geçmişimiz içinde, bu cinsten kaç insan gösterebilirsiniz..? Kaç insan gösterebilirsiniz ki, yaratılışındaki esrarı kavramış? Yaratıcı'ya Halife olma inceliğine âşina bulunmaktadır?

    Evet, aradığımız insan her şeyden evvel bir gönül eridir. Hayatın her lahzasında karşılaştığı muammaları, varlığın her parçasına soran ve her sorusuna sonsuzluktan cevap almağa çalışan yüce âlemlere dilbeste hakikat eri...

    Kaynak:
    Sızıntı, Şubat 1980, Cilt 2, Sayı 13
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman'?n "iman - hayat - şeriat" şeklindeki sözleri de yanl?ş tefsir edilmektedir.

    Bunu, onun düşünce yap?s?n?n bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir. O, bir başka yerde, "?man, taklide dayal? olarak yaln?zca 'inand?m' demekten ibaret değildir. Bir ağac?n çekirdeğinden meyvelerine kadar ve güneşin eldeki aynada görülen aksinden, deniz yüzündeki aksine ve ta bizzat kendisine kadar temsil ve tecelli mertebeleri olduğu gibi, iman?n da o derece çok hakikatleri, Allah'?n bin bir ismi ve diğer iman esaslar?n?n kainatla bağlant?l? hakikatleriyle alakal? o kadar çok hakikati vard?r ki, bütün ilimlerin ve marifetlerin ve insani kemalat?n en büyüğü imand?r ve araşt?rmaya, bürhana dayal? imandan gelen Allah bilgisi, 'Allah hakk?nda duyulup, yaşanan, tecrübe edilen vicdan kültürü'dür" şeklindeki ifadeleriyle, ?slam'?n tamam?n? adeta iman?n tahsili olarak görüyor, hatta ?slam - iman anlay?ş?n? ortaya koyuyor.

    Yine bir başka yerde, "Katiyyen bil ki, yarat?l?ş?n en yüksek gayesi ve f?trat?n en yüce neticesi, Allah'a imand?r. Ve, insaniyetin en yüce mertebesi ve beşeriyetin en büyük makam?, Allah'a iman içindeki marifetullah - Allah'? vicdanda duyma ve O'nunla ilgili olarak bir 'vicdan kültürü' edinmedir. Cin ve insan?n en parlak saadeti ve en tatl? nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullah - Allah aşk? - d?r. Ve, beşer ruhu için en halis sürur ve insan kalbi için en safi sevinç, o muhabetullah içindeki ruhani lezzettir" diyerek, her şeyi adeta imanda düğümlüyor.

    Bu takdirde, onun "iman - hayat - şeriat" şeklindeki ifadelerini, merhalelerden çok, fertlerle başlayan iman hizmetinin herkese götürülmesi ve iman?n hayat? yönlendiren bir ?ş?k olmas? gerektiği şeklinde anlamak daha doğru olacakt?r. O, bunun d?ş?ndaki hedefleri, "Allah'?n vazifesi"ne veya "şe'n-i Rububiyet"e kar?şmak olarak değerlendirir ve fakirin de y?llard?r söylediği hep bu olmuştur.

    Onun "şeriat"tan kastettiği de, bugün baz?lar?n?n iddia ettiği gibi, teokratik bir devlet özlemi değildir. Çünkü, "?slam'?n yüzde 95'i iman, ibadet ve ahlaka mütealliktir, ancak yüzde 5'i idareye bakar, onu da idarecilerimiz düşünsün" diyen de odur ve bu sözü tek parti döneminde söylemiştir.

    O, "şeriat"? dinle ayn? manada, ?slam'?n itikad, ibadet ve ahlakla alakal? yanlar?n? ifade için kullanm?şt?r. Ayr?ca, mesela, yatarken Peygamber Efendimizin okuduğu dualar? okuma gibi, davran?şlar?m?zda Peygamberimizi örnek alman?n her günkü basit hareketlerimizi bile ibadete dönüştüreceğini söyleyerek, günlük hayat?m?z? da sünnet yoluyla iman?n, ?slam'?n çizgisinde sürdürmeyi de şeriat kavram?yla ifade etmektedir.

    Başka türlü değerlendirme ve hele hele yap?lan hizmetleri güç elde etmeye vas?ta olarak görme, menfaati, iktidar olmay? ve maddeyi hayat?n merkezine yerleştiren modern anlay?şlar? mutlak hakem yapma demek olur ki, büyük bir yanl?ş ve çok büyük bir yan?lg?d?r
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Ayn? hususu, bir manada Hazreti Üstad için de düşünebilirsiniz. “Milletimizin iman?n? selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya raz?y?m.” diyen bir insan?n değil talebelerine, dostlar?na ve arkadaşlar?na, en uzak kimselere bile küsüp dar?lmas? mümkün değildir. Biraderi Abdülmecid Efendi ve yeğeni Abdurrahman Abinin ayr?l?ğ?ndan dolay? dile getirdiği duygular?na bak?l?nca aç?kça görülür ki, o çizgide dostlar?yla beraber yürüme arzusu vard?r içinde.. hem çok ciddi bir arzu, öldüresiye bir iştiyak, bir tutku ve bir tiryakilikle bağlanm?şt?r yol arkadaşlar?na. “Aman! Tan?ş?p kader birliği ettiğimiz hiç kimse uzaklaş?p gitmesin!” der büyük bir heyecanla ve o mevzuda ç?rp?n?r adeta. Uzaklaş?p giden birkaç insan?n hicran ve hasretini çok derinden yaşam?şt?r. Hatta, talebelerinden baz?lar?n?n küçük içtihad farkl?l?klar?ndan dolay? birbirlerine küsecek gibi olmalar? karş?s?nda yalvar?rcas?na, baş?n? onlar?n ayaklar?n?n alt?na koyarcas?na s?zlanm?ş, inlemiş, tir tir titremiş ve “Kardeşlerimden ricâ ederim ki: S?k?nt? ve ruh darl?ğ?ndan veya nefis ve şeytan?n desiselerine kap?lmaktan ya da şuursuzluktan dolay? arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözlerle birbirine küsmesinler ve ‘Haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o fena sözleri kendime al?yorum. Damar?n?za dokunmas?n, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim.” demiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Ucb belas?ndan s?yr?lma


    .....Bir diğer husus da şudur ki, ibadette Cenâb-? Hak rûhani zevkler ihsan edebilir. Evet, baz? büyük kimseler vard?r ki, bunlar ucb denen şeyi kalplerinden silip atm?ş ve tam tevhide ermişlerdir. Onlar mazhar olduklar? bütün güzellikleri, o güzellikleri s?rtlar?na bir urba gibi giydiren Zattan bilirler. Onun için, bu gerçeği gürül gürül söylemeyi de tahdis-i nimet sayarlar. Meselâ Efendimiz (sav) şecaat-? kudsiyesi ile Huneyn'de kükrediği zaman, amcas?n?n oğlu Harise bin Ubeyde veya amcas? Hz.Abbas at?n?n zimam?ndan tutup engellemeye çal?ş?r. O, öyle kükremiştir ki düşmana doğru tek baş?na gider. Orada: "Ene'n-Nebiyyü la kezib Enebnü Abdilmuttalib Lâ fahra" Yani "Ben Peygamberim, bunda yalan yok; ben Abdulmuttalib'in torunuyum bunda fahr yok" der. Allah Rasûlü (sav) bunlar? söylerken, makam-? imtinanda söyler. Ve yine ayn? makam içinde buyurur ki; "Herkes haşrolduğu zaman, ben Liva'ül Hamdin sahibi olarak haşrolacağ?m." ve yine makam-? imtihanda buyururlar ki: "Allah bana beş şey verdi ki başka Peygamberlere vermedi." Bunlar imtinan makam?nda söylenen şeylerdir. Bir tanesi bana güzel bir urba giydirmiş, gezdiğim her yerde, o zat?n bana karş? cemilesini, hediyesini, ifade ediyorum. Avaz?m ç?kt?ğ? kadar bağ?r?yor ve diyorum ki: "Bu s?rt?mdaki elbise güzel, hatta bana da güzellik kat?yor, Rabbimin yaratt?ğ? hilkatteki güzelliğe ayr? bir buud kazand?r?yor. Ama bu elbiseyi bana giydiren Zât? anlat?yorum." ?şte bu mânâda, Rabbimizin, baş?m?z?n üzerinde olan ikramlar?n? söylemede beis yoktur; hatta çok defa onlar? gizlemek belki nankörlük olur. Bu noktada Üstad Bediüzzaman Hazretleri yazd?ğ? kitaplar için "Avaz?m ç?kt?ğ? kadar bağ?r?p diyecektim: -Yaz?lan sözler güzeldir, ama benim değildir, çünkü onlar Kurân'?n bağr?nda çimlenip geliştiler" diyor. Bunu Hassan bin Sabit'in Efendimiz (asm)'? senâ sadedinde söylediği bir sözden iktibâsen al?r. "Allahümme eyyidhü bi rüh'il-kudus" sözüyle teyit edilen koca şâir, Hassan ?bn-i Sabit, her yan?yla, ince ve nârin bir şâirdir.. onun için, Nebîler Nebisi, ?slâmiyet'i medh-ü sena ettiği, göklere ç?kard?ğ?, Kur'ân'? müdafaada bulunduğu ve o büyüleyici sözleriyle müşriklerin kuvve-i mâneviyesini k?rd?ğ? için Mescid-i Nebevide kürsü tahsis ederdi. ?şte, kendisi için kürsü konulan bu Hassan bin Sabit o k?l?çtan daha keskin sözleriyle, kâfirlerin başlar?na darbeler indirir ve müminleri sevindirirdi. Bir kere de şöyle demişti:

    Ve mâ medahtü Muhammeden bi makâletî
    Velâkin medahtü mekâletî bi Muhammedin (sav)

    Yani "Ben güzel söz söylüyorum ve bu sözlerimle Hz.Muhammed'i medh ediyorum zannetmeyiniz. Benim perişan ve derbeder sözlerim, O'nun medhine dair mevzular içine girdiğinden dolay? güzellik kazan?yor." ?şte bu, Hassan bin Sabit ad?na, tahdis-i nimettir. Bunlar? Allah'?n Peygamberine emretmiş olduğu: "Ve emma bi nimeti Rabbike fehaddis" Yani "Habibim! Sen Rabbinin nimetini dile getir!" emrine tam muvâf?kt?r....

    Kaynak:
    Asr?n Getirdiği Tereddütler
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman: Mahrumiyette filizlenen aksiyon insan?


    Ve Bediüzzaman (1873-1960).. 20. asr?n insan?n?n kendisine muhtaç ve medyun olduğu bu büyük çilekeş, ‎‎1925’lerde Barla’ya sürgün edilmiş, bir k?r bekçisiyle görüşmesi bile çok görülmüş; hapishanelerde ve tehcir-i ‎mutlaklarda yaşamaya zorlanm?şt?r. Hatta düşüncelerine ket vurulmak istenerek eser yazmas?na bile f?rsat ‎verilmemiştir. Fakat o büyük mücadele insan?, bütün engellemelere rağmen t?pk? vahyin yaz?lmas?nda olduğu ‎gibi, eserlerini sigara kağ?tlar?, tahta parçalar? gibi ibtidaî malzemelere yazd?rm?ş ve o vâridât, bir yolu bulunup ‎d?şar? ç?kar?larak çoğalt?lm?şt?r. ?mam-? Âzam, ?mam-? Hanbel ve diğer büyükler gibi Bediüzzaman da, o saf ‎ruha ve ulaşmak istediği r?za ufkuna yükselebilmek ve Efendimiz (s.a.s.)’in b?rakt?ğ? miras? al?p asr?m?zdaki ‎muhtaç sinelere taş?yarak devam ettirebilmek için 28 sene çile çekmiştir.‎

    Asr?m?z?n ufkunu süsleyen bu nur insan, “Seksen küsur senelik hayat?mda dünya zevki nam?na bir şey ‎bilmiyorum. Ömrüm harp meydanlar?nda, esaret zindanlar?nda, memleket mahkemelerinde, memleket ‎hapishanelerinde geçti. Divan-? Harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket ‎sürgüne gönderildim.” sözüyle çileyle yoğrulmuş seksen küsur senelik ömrünün k?sa bir serencamesini anlat?r. ‎Baş? yüce dağlar kadar yüksek ve dumanl? bu büyük çilekeşin, çektiği ?zd?rap ve amans?z s?k?nt?lar?n verdiği bir ‎ruh haletiyle söylemiş olduğu “Zaman oldu ki, hayattan bin defa b?kt?m. Eğer dinim beni intihardan men ‎etmeseydi, şimdi Said, toprak olmuştu.” ifadeleri, dünyada iken ukban?n yamaçlar?nda dolaşan bir çilekeş ‎ruhun çekmiş olduğu çile ve ?zd?rab?n derecesini göstermesi bak?m?ndan çok önemlidir.‎

    Evet, çile ve mihnet çekmek, iman yolunda hizmet etmenin laz?m-? gayr-? müfar?k? (ayr?lmaz bir ‎parças?)d?r. Gerçi insan?n “Allah’?m! Bana mihnet, meşakkat ve s?k?nt? ver ki, ben imânâ hizmet edeyim” ‎diyerek bunu istemesi yanl?şt?r; ama çile ve ?zd?rapla yoğrulmam?ş bir davan?n da ilelebet payidar kalmas? ‎mümkün değildir. ‎

    Kaynak:
    Prizma > Perspektif
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman'?n mücadele ve mücahadeyi kavrama şekli


    ....Mücadele ve mücahedeye gelince; günümüzde medenilere galebe icbar ile değil; ikna iledir. Dolay?s?yla ‎bu uğurda mücadele verilirken basiret üzere hareket etme esast?r. Zannediyorum, bu alanda da Sahabe’ye ait ‎ruhu, şuuru en iyi şekilde kavrayan Bediüzzaman olmuştur. O, Y?llarca: “Milletimin iman?n? selamette ‎görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya raz?y?m. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur. ‎Milletimin iman?n? selamette görmezsem, cenneti de istemem, çünkü oras? bana zindan olur..” demiş, bir hayat ‎boyu hiç y?lmadan, bütün engelleme ve karalamalara rağmen yoluna devam etmiştir. O’nun açt?ğ? ç?ğ?rda ‎yüründüğü müddetçe, Asr-? Saadet’tekine benzer yeni bir Alt?nçağ’?n, bir Akçağ’?n yaşanacağ? ümit edilebilir. ‎

    Kaynak:
    Prizma > Perspektif
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman'?n mücadele ve mücahadeyi kavrama şekli


    ....Mücadele ve mücahedeye gelince; günümüzde medenilere galebe icbar ile değil; ikna iledir. Dolay?s?yla ‎bu uğurda mücadele verilirken basiret üzere hareket etme esast?r. Zannediyorum, bu alanda da Sahabe’ye ait ‎ruhu, şuuru en iyi şekilde kavrayan Bediüzzaman olmuştur. O, Y?llarca: “Milletimin iman?n? selamette ‎görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya raz?y?m. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur. ‎Milletimin iman?n? selamette görmezsem, cenneti de istemem, çünkü oras? bana zindan olur..” demiş, bir hayat ‎boyu hiç y?lmadan, bütün engelleme ve karalamalara rağmen yoluna devam etmiştir. O’nun açt?ğ? ç?ğ?rda ‎yüründüğü müddetçe, Asr-? Saadet’tekine benzer yeni bir Alt?nçağ’?n, bir Akçağ’?n yaşanacağ? ümit edilebilir. ‎

    Kaynak:
    Prizma > Perspektif
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman'?n mant?k anlay?ş? çağ?n çok ilersindedir.


    Buraya kadar arz ettiğimiz bu hususlar? biraz daha açacak olursak; mant?k, akl?n bir boyutudur. Bizler onu ‎ilk defa tasavvurî yönüyle tan?m?ş?zd?r ve tan?r?z. Bu bir ölçüde arkas?nda Yunan filozofu Aristo’nun ‎bulunduğu yaklaş?m demektir. Ne var ki, mant?k telâkkisi tarih boyunca hep değişkenlik arz etmiştir. Descartes, ‎Bacon, Bernard Russel, vb. Bat?l? düşünürler, Aristo’nun tasavvurî mant?k anlay?ş?ndan başka bir de tatbikî ‎mant?k, riyazî mant?k gibi kavramlarla ifade edilen alternatif mant?klar üzerinde durmuşlard?r. Bizim ‎dünyam?zda, Bediüzzaman Hazretleri “K?z?l ?caz” kitab?nda tatbikî mant?k ile riyazî mant?k aras? yeni bir ‎anlay?ş ortaya koymuştur. Bana göre medreselerde hâlâ, Aristo’nun tasavvurî mant?ğ?n?n kem küm edildiği bir ‎dönemde, Üstad Hazretlerinin bunu aşarak yeni bir mant?k anlay?ş? ortaya koymas?, onun, çağ?n?n çok çok ‎önünde olduğunu göstermektedir.‎....
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bediüzzaman'? anlayamad?lar


    Üstad Bediüzzaman’?, yapt?ğ? insanüstü hizmetlerle anlamak zor olduğu gibi, bilkuvve yapabileceği şeyleri ‎idrak etmek de oldukça zordur. O, Dost’a vuslat ân?n?n yaklaşt?ğ? o son demlerinde, yan?ndaki en sad?k ‎talebelerine: “Beni anlayamad?lar.” der, inler. Bence, bu mesele üzerinde durulmaya değer. Acaba Üstad’? ‎anlamayanlar, yaşad?ğ? dönemin cebbar hafiyeleri miydi, yoksa kendi vefalar?yla onun çevresinde dönüp ‎durduklar? ve onu kabul ettikleri halde, o misyon insan?n?n esas vazifesini tamam?yla kavrayamayanlar m?yd?? ‎Şunu özellikle vurgulamakta yarar görüyorum ki, eğer bu serzeniş talebe ve dostlar?na idiyse, bu sözden bizim ‎almam?z gereken hisse ötekilerden çok daha fazlad?r. ‎

    Üstad, insanl?ğa hizmet ad?na yapt?ğ? faaliyetler ve miras olarak b?rakt?ğ? nadide eserleriyle meydandad?r. ‎Onu görmezlikten gelenleri, dün Kur’ân’? ve Efendimiz (s.a.s.)’i görmezlikten gelenlere mukayese ederek ‎anlayabiliriz. Evet baz?lar?, ?nsanl?ğ?n ?ftihar Tablosu’na karş? gözlerini yummuş ve O’na bakma lüzumunu bile ‎duymam?şlard?. Şahsen ben, Bediüzzaman’?n da yak?n-uzak, vefal?lar-vefas?zlar aç?s?ndan ayn? kaderi ‎paylaşt?ğ?na inan?yorum. ‎

    Üstad, bütün dünyaya yeniden dirilişin mesaj?n? sunan ama buna rağmen kendi iç fethini de ‎gerçekleştirebilmiş nadide insanlardan biridir. Mesela o, bir yerde içine “dine hizmet ettim” duygusu gelince ‎hemen, “Sen kendini racül-i fâcir bilmelisin.” diyerek, kendisini hesaba çeker ve kendini âdeta fâs?k bir adam ‎kabul edip nefsini yerden yere vurur. Bir başka yerde, “Sen Allah’?n nimetlerine mazhar değil, memersin” ‎mülâhazas?na sar?larak en yüksek bir tevazu ve mahviyet örneği sergiler.‎

    Şu sözler O’na aittir: “Nas?l ki murassa ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok ‎güzelleşsen, halk sana dese, “Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.” Eğer sen tevazukârâne desen, “Hâşâ, ‎ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?” O vakit küfrân-? nimet olur ve o hulleyi sana giydiren mâhir ‎sanatkâra karş? hürmetsizlik olur. ‎

    Eğer mütfehirâne desen, “Evet, ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini ‎gösteriniz.” bu da mağrurâne bir fahirdir. ‎

    ?şte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: “Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libas?nd?r ve ‎dolay?s?yla libas? bana giydirenindir; benim değildir.” ‎

    ?şte, bunun gibi, ben de, sesim yetişse bütün küre-i arza bağ?rarak derim ki: Sözler güzeldirler, ‎hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-? Kerim’in hakâikinden telemmu’ etmiş şualard?r.‎

    ‎“Ve mâ medahtü Muhemmeden bimekâletî‎

    Velâkin medahtü mekâletî bi Muhammedin,‎

    Ben sözlerimle Hz. Muhammed’i methetmedim. Fakat O sözlerime mevzu teşkil ettiğinden dolay? ben ‎O’nu sözlerimin içine soktum, sözlerim O’nunla güzelleşti” düsturuyla derim ki:‎

    ‎“Ve mâ medahtü’l-Kur’âne bikelimâtî

    Velâkin medahtü kelimâtî bi’l-Kur’âni,‎

    Kur’ân’?n hakâik-i i’caz?n? ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur’ân’?n güzel hakikatleri ‎benim tabirâtlar?m? da güzelleştirdi, ulvîleştirdi.”‎

    Evet bu büyük insan, temsil ettiği misyonu itibar?yla hep büyümüş ama büyüdükçe daha bir mütevaz? hale ‎gelmiştir. Fakat o, kendi mahviyet ve tevazuunu anlatt?kça çevresindekilerden baz?lar?; -haşa- ?mam Rabbani ‎Hazretleri’nin böyle bir tevazu ve şahsî muhasebe ad?na “Nefsim itibar?yla ben kendimi ...k bile görmüyorum” ‎sözüne karş?l?k “Acaba bunda gerçekten bir ...k mi var? vs. demek gibi, “Acaba Bediüzzaman gerçekten kendi ‎kametini mi anlat?yor?” zann?na kap?lmalar ve onu kendi bayağ?l?klar?yla mukayese etmeler olabilir. Hâlbuki ‎Üstad, bu sözleri nefsiyle Allah aras?ndaki münasebeti aç?s?ndan söylemiştir. ?htimal baz?lar? onu hiç ‎anlamam?şlar ve kendi zaviyelerinden bakarak bu sözleri yanl?ş değerlendirmişlerdir. Oysa bana göre, umumî ‎bir dirilişin dellâl?d?r bu ciddi insan. Kendisine en küçük bir paye vermeyen bu yüce kâmet, -kendi ifadesiyle- ‎ihsân-? ?lâhî taraf?ndan omuzuna konulan ulvî vazifeyi îfâ etmek için, “13. asr?n minaresinin baş?nda durmuş, ‎sûreten medeni, sîreten çok geri olan” asr?n bedevi insanlar?n? Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’n?n imametini ‎eda ettiği, küre-i arz mescidindeki namaza davet etmiştir. Ama onun bu daveti, atom bombas?n?n ‎patlamas?ndaki farkl? tesirler gibi insanlar üzerinde farkl? şekillerde etki göstermiştir. Örneğin, Türkiye’de ‎yaşayan bir k?s?m kimseler O’nun iman ad?na telkin ettiği yüce hakikatlerden ve o mükemmel şahsiyetin temsil ‎gücünden doğrudan doğruya istifade etmişlerdir. Bu insanlar, ay?n on dördünün güneşe mukabil gelip de, ‎güneşin şualar?n? absorbe etmesi gibi, sinelerini O’nun neşrettiği Kur’ânî hakikatlere açarak, onlar? pratiğe ‎dönüştürmüşlerdir. Evet, art?k dört bir yanda onun düsturlar? yaşanmakta, onun gördüğü rüyalar tabir edilmekte ‎ve onun hülyalar? yorumlanmaktad?r.‎

    Bugün sadece duygu ve düşünce itibar?yla tâ o zaman onun, çerçevesini belirlediği dairede olanlar değil; o ‎dairenin d?ş?nda olanlar da, bu ?ş?k kaynağ?ndan istifade etmektedirler. Mesela, -makamlar? cennet olsun- ‎Türkiye’de Necip Faz?l ve Nureddin Topçu’yu, M?s?r’da Hasan el-Benna, Pakistan’da Mevdudi’yi d?ş ‎dünyadan istifade eden insanlar olarak görebiliriz. Demek ki, Üstad’?n engin düşünceleri ile insanl?ğa sunmuş ‎olduğu mesaj, Türkiye’de “evvelen ve bizzat” d?şar?da ise “saniyen ve bi’l-araz” ?slâmî dirilişte rol oynam?şt?r. ‎

    Meselenin bir başka yönü ise, bugün onun temsil ettiği düşüncelerin dünyan?n dört bir yan?na ‎götürülmesidir. Yani yukar?daki tesbit içinde onun ?slâmî yorumlar?, hizmet metodlar? bunlara sahip ç?kan ‎insanlar taraf?ndan evvelen ve bizzat Türkiye’de, saniyen ve bi’l-araz da d?ş dünyada temsil edilmektedir. ‎Bütün bunlar? -Allah’?n inayet ve keremiyle- Kur’ân ve Hz. Sahibü’l-Kur’ân (s.a.s.) nam?na, onun temsil ve ‎tebliğ ettiği gerçeklerle yeniden dirilişin ilk hamleleri olarak görebiliriz.‎

    Şimdi tekrar başa dönecek olursak; bütün bu gelişmelere rağmen nas?l Efendimiz (s.a.s.) ve O’nun ‎âlemşümûl nübüvveti, çoklar? taraf?ndan kabullenilemedi ise, Hz. Bediüzzaman için de ayn? şeyler geçerli ‎olabilir. ?htimal, bu gerçeği kendi döneminde gören ve geleceğin dünyas? itibar?yla de o engin feraset ve ‎basiretiyle sezen Üstad, “Beni anlayamad?lar...” serzenişinde bulunmuştu. ?ster onun fikir, düşünce ve kalb ‎hayat?, ister delice Allah’la irtibat?, mekânüstü-zamanüstü bir yerde enbiya-i izamla s?k s?k görüşmeye aç?k ‎mübarek hayat?, dava-y? nübüvvetin vârisi olma keyfiyeti ve isterse Şâh-? Geylânî, ?mam-? Harrânî ve ?mam-? ‎Rabbânî gibi kuvve-i kudsiyesinin bugünlere kadar uzamas?, onun nas?l bir şahsiyete sahip ve nas?l bir vazifeli ‎olduğunu ifade ettiği halde, hâlâ ona, kalb ve gönül dünyas? itibar?yla kapal? kalanlara “Allah insaf versin.” ‎demekten başka elimizden bir şey gelmez.‎

    Biz, bir nurlu yolday?z. ?nsan ya bütün şartlara rağmen bu yolda yürür ve maksuduna erişir ya da gerisin ‎geriye dönerek daha yolda iken dökülür. Bu her iki durum da hepimiz için mukadderdir. Zira Allah hakk?m?zda ‎ne takdir buyurmuş bilemeyiz. Evet biz, her köşe baş?nda ayr? bir imtihan olan çetin bir yolday?z. “Bu yol ‎uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.” Biz ise aciziz, hiçbir garantimiz yok, ancak matluba ‎ulaşmada bir kar?nca misali yolda olma, gücümüz yettiğince bu yola baş koyma ve ayağ?m?z? öbür âlemin ‎koridorundan içeriye atma, el ve his yordam?yla kap?n?n arkas?nda durup içeride olup biten şeyleri sezmeye ‎çal?şma gibi vesileler var. Bütün bunlar? küçümseyemeyiz. Ne var ki, bütün bunlar, yolda olmay? da ‎değiştirmeye yetmez. Kudsilerle ayr? bir mânâ kazanan bu yol, dünya kadar cehd ve bir o kadar da sanc? ister. ‎Zira her sanc? bir kutlu doğumla neticelenir. ?şte içinde bulunduğumuz şu günler ve şu köhne dünya da birbiri ‎ard?na doğacak sürprizlere gebedir ve vakt-i merhunu geldiğinde -Allah’?n inayetiyle- bu sürprizler peş peşe ‎zuhur edecektir. ‎

    Kaynak:
    Prizma > Büyüteç
    Konu ademyakup tarafından (11.12.07 Saat 14:55 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kendi Çektiğimiz Videoları Ekleyelim...
    By elff in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 81
    Son Mesaj: 03.02.20, 11:06
  2. Bir Geldin;Hasretini Bıraktın Zindanıma...
    By Garip_Maznun in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.08.19, 22:31
  3. Kendi Çektiğimiz Fotoğraflarımızı Burada Yayınlayalım
    By elff in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 1111
    Son Mesaj: 29.12.13, 20:13
  4. Hüznüme Hasretini Adadım Ey Nebi
    By TURKUAZ in forum Edebiyat
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 11.10.06, 11:41
  5. Hasretini Çektiğimiz İnsan
    By asyam in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 17.07.06, 16:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0