+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Bediüzzaman'ın Savaş Ahlakı

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart Bediüzzaman'ın Savaş Ahlakı

    Bediüzzaman’?n savaş ahlâk?



    ‘Çoluk çocuğa ilişmeyin!’


    Bediüzzaman, Kafkas Cephesinde Enver Paşa ve f?rka kumandan?n?n hayranl?kla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yapt?ktan sonra, Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolay? Van’a çekildi. Van’?n tahliyesi ve Ruslar?n hücumu s?ras?nda, bir k?s?m talebeleriyle Van Kal’as?nda şehit oluncaya kadar müdafaaya katî karar verdikleri halde, geri çekilen Van Valisi Cevdet Beyin ?srar?yla, Vastan kasabas?na çekildi. Vali, kaymakam, ahali ve asker Bitlis taraf?na çekilirken, bir alay Kazak süvarisi Vastan üzerine hücum etmişti. Molla Said, Van’dan kaçan ahalinin mal ve çoluk çocuklar?n?n düşman eline geçmemesi için otuz-k?rk kadar kaçamam?ş asker ve bir k?s?m talebeleriyle o Kazaklara karş? koymuş ve hepsinin kurtulmas?n? sağlam?şt?r. Hatta, hücum eden Kazaklara dehşet vermek için, geceleyin onlar?n üstündeki yüksek bir tepeye hücum tarz?nda ç?k?yor; güya büyük bir imdat kuvveti gelmiş zannettirerek, Kazaklar? oyalay?p, ilerletmiyordu. Böylelikle, Vastan’?n Rus istilâs?ndan kurtulmas?na sebep olmuştur.

    O muharebe zamanlar?nda sipere döndüğü vakit, k?ymettar talebesi Molla Habib ile, ?şârâtü’l-?’caz nam?ndaki tefsirini telif ediyordu. Bazan avc? hatt?nda, bazan at üzerinde, bazan da sipere girdikleri zaman, kendisi söylüyor, Molla Habib de yaz?yordu. ?şârâtü’l-?’câz’?n büyük bir k?sm? bu vaziyette telif edilmiştir. (...)

    O muharebede yirmi talebe kadar k?ymettar ve ?şârâtü’l-?’caz tefsirinin katibi olan Molla Habib, ?ran cephesinde kumandan Halil Paşa ile mühim bir muhabere vazifesini temin ettikten sonra Vastan’da şehit düşer.

    O muharebeler esnas?nda, Ermeni fedaileri baz? yerlerde çoluk çocuğu kesiyorlard?. Buna karş? Ermenilerin çocuklar? da bazan öldürülüyordu. Bediüzzaman’?n bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanm?şt?. Molla Said askerlere, “Bunlara ilişmeyiniz!” diye emretti. Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest b?rakt?; onlar da, Ruslar?n içerisindeki ailelerinin yan?na döndüler. Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Müslümanlar?n ahlâk?na hayran kalm?şlard?. Bu hadise üzerine, Ruslar bizi istilâ ettiklerinde, fedai komitelerin reisleri Müslüman çoluk çocuğunu kesmek âdetini b?rak?p, “Madem Molla Said bizim çoluk çocuklar?m?z? kesmedi, bize teslim etti; biz de bundan sonra Müslümanlar?n çocuklar?n? kesmeyeceğiz” diye ahdettiler. Molla Said, bu sûretle o havalideki binlerle masumlar?n felâketten kurtulmas?n? temin etmiş oldu.


    Bir müddet sonra, Ruslar, Van ve Muş taraf?n? istilâ edip, üç f?rka ile Bitlis’e hücum ettiği s?rada, Bitlis Valisi Memduh Bey ile Kel Ali, Bediüzzaman’a, “Elimizde bir tabur asker ve iki bin kadar gönüllünüz var; biz geri çekilmeye mecburuz,” dediler.

    Bediüzzaman onlara, “Etraftan kaç?p gelen ahalinin ve hem de Bitlis halk?n?n mallar?, çoluk ve çoçuklar? düşman eline düşecek; biz mahvoluncaya kadar dört beş gün mukavemete mecburuz,” demesi üzerine; onlar, “Muş’un sukut etmesi dolay?s?yla otuz topumuzu askerler bu tarafa kaç?rmaya çal?ş?yorlar. Eğer sen, o otuz topu gönüllülerinle ele geçirebilirsen, birkaç gün o toplarla mukabele ederiz ve ahali de kurtulur” dediler.

    Bediüzzaman, “Öyle ise ben, ya ölürüm veya o toplar? getiririm,” diyerek üç yüz gönüllünün baş?na geçti. Geceleyin, Nurşin taraf?na, toplar?n getirildiği cihete gitti. Toplar? takip eden bir alay Rus Kazağ?na kendi muhbirleri, “Bitlis’i müdafaa eden gönüllü kumandan? üç bin adamla ve dağdaki meşhur Mûsa Bey bin kişi ile toplar? kurtarmaya geliyorlar” diyerek, pek ziyade mübalâğa ile ihbar etmeleri üzerine, Kazak kumandan? korkmuş, ilerleyememişti. Bediüzzaman da, beraberindeki üç yüz gönüllüyü rast geldikleri toplara birer ikişer taksim edip Bitlis’e gönderir; kendisi ise ilerleyerek toplar? birer birer kurtar?p, en son topu da üç arkadaş?yla birlikte ele geçirir. Bu şekilde, otuz topun Bitlis’e gelmesini temin eder. O toplarla, üç-dört gün, asker ve gönüllüler düşmana mukabele edip, bütün ahali ve cihazat ve mallar kurtulur.

    Bediüzzaman, o harbde, gönüllülere cesaret vermek için, sipere girmeyerek, avc? hatt?nda dolaş?rd?. Avc? hatt?nda en ileride at?n? sağa sola koştururken, birden hat?r?na gelir ve rûhuna ilişir ki, “Şu anda şehit olsam; bu vaziyetim, yani en ilerde göze çarpan şu halim, sak?n, mertebe-i şehadetin bir esas? olan ihlâs?ma zarar vermesin, bir hodfüruşluk mânâs? olmas?n” diyerek, birden at?n? döndürür ve arkadaşlar?n?n yan?na gelir.HAŞ?YE



    HAŞ?YE:

    ?şte, muharebenin şiddetli ân?nda, hayat-memat meselesi vaktinde “Benim zahiren kahramanl?k gibi görünen bu vaziyetim hakîki ihlâsa ayk?r? olmas?n?” diye düşünmesi, kemâlât-? insaniyenin bir misalidir, denilebilir. Meydan-? harbde, düşman karş?s?nda, gülleler içerisinde, talebelerine cesaret vermek için en elzem bir kahramanl?ğ? fiilen göstermek emeliyle avc? hatt?nda at?n? sağa sola döndürürken, bu sûretle cesaret-i îmaniye ve şehamet-i ?slamiyeyi en âlâ bir derecede, bir kumandan mânâs?yla îfa ederken, rûhunda ve niyetinde en alî ve safî bir mertebe-i kemal olan s?rr-? ihlâs? kaç?rmamay? ehemmiyetle düşünmesi ve dikkat kesilmesi, onun zahiren takdire şâyân hizmet-i dîniyesi, fedakârâne mücahedesi kadar, belki daha ziyade, rûhunun kemaline de delâlet eder.

    ?şte, Molla Said bütün hayat?n?n şehadetiyle gerçi beyne’l-?slâm “Bediüzzaman”, “Sahibüzzaman”, “Fahrüddeveran”, “Fatînülas?r” ünvanlar?yla yâd edilmiş; fakat bu, hiçbir zaman hakîkatsiz ve bir sözden ibaret değildir. Risâle-i Nur ile yapt?ğ? muazzam hizmet-i îmaniye ve Kur’âniyesi ve teşkil ettiği hamiyet-i dîniye ile serfiraz milyonlar fedakâr talebelerin kudsî şahs-? manevîsi, bir şahid-i sad?k ve bir delil-i katîdir.

    ***
    Tarihçe-i Hayat, s. 94-99
    Avc? hatt?nda dolaş?rken, vücuduna dört gülle isabet etmiş, fakat geri çekilmemiş ve gönüllülerin cesareti k?r?lmamas? için, sipere dahi girmemiştir. Hatta bunu işiten Vali Memduh Bey ve Kumandan Kel Ali, “Aman geri çekilsin!” diye haber gönderdikleri zaman, demiş:
    “Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek...”

    Hakîkaten, üç gülle ölecek yerine isabet ettiği halde, biri hançerini, diğeri tütün tabakas?n? delip geçmiş ve kendisine bir zarar vermemiştir.

    Geceleyin Vali ve Kumandan Kel Ali ve ahali kurtulduktan, gönüllüler ve askerler çekildikten sonra, bir k?s?m fedakâr talebeleriyle Bitlis’te bak?ye kalan bir k?s?m bîçareler için, kendilerini feda etmek fikriyle kaçmazlar. Sabahleyin düşman?n bir taburu ile müsademe ederler; arkadaşlar?n?n çoğu şehit olur. Hatta yeğeni ve fedakâr bir talebesi olan Ubeyd dahi kendi bedeline şehit düştükten sonra, düşman?n üç s?ra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acîb bir sûrette su üzerinde bulunan bir sütreye girer. Hem yaral?, hem ayağ? k?r?k bir halde otuz üç saat su ve çamur içinde kal?r. Tüfek ellerinde, o vaziyet-i müthişe içinde, üst kattaki odada düşman askeri ve zabitleri bulunduğu halde, kemal-i istirahat-i kalble ve ahalinin kurtulmas?n?n sevinciyle sürûr içinde, beraberindeki arkadaşlar?na tesellî vererek der:

    “Karş?m?za ne vakit çoklukla düşman askerleri gelirse, o vakit silâhlar?m?z? kullanacağ?z, kendimizi ucuza satmayacağ?z, bir-iki düşmana kurşun atmayacağ?z...”

    Latîf bir inayet-i ?lâhiyedir ki, otuz üç saat, onlar Rus askerlerini gördükleri ve Ruslar da onlar? arad?klar? halde bulamad?lar. Bu esnada Bediüzzaman, talebeleri olan gönüllü fedailere hitaben, “Arkadaşlar, durmay?n?z. Sizlere hakk?m? helâl ettim; beni b?rak?n?z, siz kendinizi kurtarmaya çal?ş?n?z,” demesi üzerine, fedakâr ve kahraman talebeler, “Sizi bu halde b?rak?p gidemeyiz; şehit olursak, yine hizmetinizde olsun” deyip kal?rlar. Sonra Ruslar esir edip, Van, Celfa, Tiflis, Kiloğrif, Kosturma’ya sevk ederler.

    Ermeni fedaileri meşhurdur; hatta öyle rivayet ederler ki, “Fedailerin yüzleri, k?zarm?ş kömür üstüne tutulup gözleri patlama derecesine gelse dahi, yine s?r vermezler.” ?şte Ruslar o zaman diyorlard? ki: “Bediüzzaman’?n gönüllüleri, Ermeni fedailerinin fevk?ndedir! Bunun içindir ki, bizim Kazaklar?m?z? imhada fazla muvaffak olmuşlard?r.”

    Bediüzzaman’? üsera kamp?na götürürler. Burada şu şekilde şayan-? takdir bir hadise cereyan eder. Şöyle ki:

    Birgün Rus Başkumandan? esirleri teftişe gelir. Teftiş esnas?nda Bediüzzaman kumandana selâm vermez ve yerinden kalkmaz; kumandan k?zar. “Belki tan?mam?şt?r” diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmay?nca, kumandan, tercüman vas?tas?yla der:

    “Beni herhalde tan?mad?lar?”

    Bediüzzaman:

    “Tan?yorum, Nikola Nikolaviç’tir.”

    Kumandan:

    “Şu halde Rus ordusuna, dolay?s?yla Rus çar?na hakaret ediyorlar.” Bediüzzaman:

    “Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman alimiyim. Îmanl? bir kimse, Cenâb-? Hakk? tan?mayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh, ben sana k?yam etmem” der.

    Bunun üzerine Bediüzzaman dîvan-? harbe verilir. Birkaç zabit arkadaş?, hemen özür dileyerek vahîm neticenin önlenmesine çal?şmas?n? istirham ederler.

    Fakat Bediüzzaman, “Bunlar?n idam karar?, benim ebedî âleme seyahat etmem için bir pasaport hükmündedir” deyip, kemal-i izzet ve şecaatle hiç ehemmiyet vermez.

    Nihayet îdam?na karar verilir. Hüküm infaz edileceği vakit, namaz k?lmak için müsaade ister; vazife-i dîniyesini îfadan sonra, at?lacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder. Tam bu esnada, namaz?n? eda ederken, Rus kumandan? gelerek Bediüzzaman’dan özür dileyip, “O hareketinizin mukaddesat?n?za olan bağl?l?ktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz” diyerek, verilen îdam hükmünü geri ald?r?r.

    Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar Sibirya taraflar?nda esarette kal?r. Bütün hayat?n?, fisebîlillah Kur’ân’a, ?slâmiyete, Sünnet-i Seniyyenin ihyas?na hasr ve vakfeden bu fedakâr-? ?slâm, buralarda da katiyen boşdurmaz. ?çerisinde bulunduğu muhiti tenvir ve irşad için çal?ş?r. Bu müddet içinde kendisiyle beraber esarette bulunan zabitlere dersler veriyordu. Birgün, doksan zabit arkadaş?na ders verdiği s?rada, bir Rus kumandan? gelir, “Siyasî ders veriyor” diye, dersine mani olursa da, faaliyetinin dînî, ilmî, içtimaî olduğunu öğrenince serbest b?rakt?r?r.

    Nihayet, esaretten firar ile kurtulup, Petersburg ve Varşova’ya gelmeye muvaffak olur. Bilâhare, Viyana tarîk?yla H. 1334 senesinde ?stanbul’a teşrif eder.

    ***

    Tarihçe-i Hayat, s. 100-103

    Bediüzzaman, Kafkas Cephesinde Enver Paşa ve f?rka kumandan?n?n hayranl?kla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yapt?ktan sonra, Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolay? Van’a çekildi...

    O muharebe zamanlar?nda sipere döndüğü vakit, k?ymettar talebesi Molla Habib ile, ?şârâtü’l-?’câz nam?ndaki tefsirini telif ediyordu. Bazan avc? hatt?nda, bazan at üzerinde, bazan da sipere girdikleri zaman, kendisi söylüyor, Molla Habib de yaz?yordu. ?şârâtü’l-?’câz’?n büyük bir k?sm? bu vaziyette telif edilmiştir.

    Tarihçe-i Hayat, s. 94

    ***

    Tenbih

    ?şârâtü’l-?’caz tefsiri, eski Harb-i Umuminin birinci senesinde, cephe-i harpte, me’hazsiz ve kitap mevcut olmad?ğ? halde telif edilmiştir. Harp zaman?n?n zarûretinden başka, dört sebebe binaen gayet muhtasar ve icazl? bir tarzda yaz?lm?ş; Fatiha ve n?sf-? evvel, daha mücmel, daha muhtasar kalm?şt?r.

    Evvelâ: O zaman, izaha müsaade etmiyordu. Eski Said, icazl? ve k?sa tabiratla ifade-i meram ediyordu.

    Saniyen: Gayet zekî olan kendi talebelerinin derece-i fehimlerini düşünüyordu, başkalar?n anlamalar?n? düşünmüyordu.

    Salisen: Eski Said, en dakik ve en ince olan nazm-? Kur’ân’daki icazl? olan i’câz? beyan ettiği için, k?sa ve ince düşmüştür. Fakat şimdi ise, Yeni Said nazar?yla mütalâa ettim: Elhak, Eski Said’in bütün hatiât?yla beraber, şu tefsirdeki tetkikat-? âliyesi, onun bir şaheseridir. Yaz?ld?ğ? vakit daima şehid olmaya haz?rland?ğ? için, halis bir niyetle ve belâgat?n kanunlar?na ve ulum-u Arabiyenin düsturlar?na tatbik ederek yazd?ğ? için, hiçbirini cerh edemedim. Belki Cenâb-? Hak, bu eseri ona kefâret-i zünub yapacak ve bu tefsiri de tam anlayacak adamlar? yetiştirecek inşaallah.

    Eğer Birinci Harb-i Umumî gibi maniler olmasayd?, tefsirin şu birinci cildi, i’câz vücuhundan olan i’câz-? nazmîyi beyan ettiği gibi, diğer cüzler ve mektuplar da müteferrik hakaik-i tefsiriyeyi içine alsayd?, Kur’ân-? Mu’cizü’l-Beyana güzel bir tefsir-i cami olurdu. Belki inşaallah, şu cüz-ü tefsir ve altm?ş alt? adet, belki yüz otuz adet Sözler ve Mektubat risâleleriyle beraber me’haz olursa, ileride bahtiyar bir heyet öyle bir tefsir-i Kur’ânî yazs?n, inşaallah.

    Said Nursî

    ?şârâtü’l-?’câz, s. 9

    ***

    Hem, ?stanbul’da Fetva Emîni Ali R?za Efendi, çok zaman bu tefsiri mütalâa ile, yan?na gelen dostlar?na müteaddit defalar, “Bu ?şârâtü’l-?’câz, bin tefsir kuvvetinde ve k?ymetindedir” diye yemin ederek îlân ediyordu.

    Şark ulemas?, Şam ve Bağdat’ta büyük âlimler “?şârâtü’l-?’caz gayet harika ve emsalsiz bir tefsirdir” diye istihsan etmişlerdir.

    Tarihçe-i Hayat, s. 94

    “Senin bu vaziyetin nedir?” diye soruldu. “Madem milyonlar kadar arkadaşlar?n var; neden bunlar?n hat?rlar?n? muhafaza etmiyorsun?”

    Cevaben dedi: “Madem mesleğimiz âzamî ihlâst?r; değil benlik, enaniyet, dünya saltanat? da verilse, bâki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek âzamî ihlâs?n iktizas?d?r. Meselâ, harp içinde, avc? hatt?nda, düşman?n top gülleleri aras?nda Kur’ân-? Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine ‘Defteri ç?kar’ diyerek at üstünde o nükteyi yazd?rm?ş. Demek Kur’ân’?n bir harfinin, bir nüktesini düşman?n güllelerine karş? terk etmemiş ruhunun kurtulmas?na tercih etmiş.”

    O kardeşimize sorduk: “Bu acip ihlâs? nereden ders alm?şs?n?”

    Demiş: ?ki noktadan...

    Birisi: Âlem-i ?slâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşman?n hücumuyla beraber mücahidlerin yar?s? silâh?n? b?rak?p cemaat hayr?na şerik olmak, iki rek’ât sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmas?d?r. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayr? da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-? mutlak?n böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve can?m?zla ittibâ ediyoruz.

    ?kincisi: Kahraman-? ?slâm ?mam-? Ali Rad?yallahü Anh, Celcelûtiyenin* çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanlar? taraf?ndan ona bir hücum mânâs? hât?r?na gelmemek, s?rf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanlar? taraf?ndan bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhaf?z ifriti dergâh-? ?lâhîden niyaz etmiş.

    ?şte bu biçare, ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de, hem Sebeb-i Hilkat-? Âlem’den, hem Kahraman-? ?slâm’dan bu iki küçük nükteyi ders ald?m. Ve bu zamanda çok lâz?m olan Kur’ân’?n esrar?na ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazas?n? dinlemeyerek, Kur’ân’?n bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş.

    Said Nursî

    Emirdağ Lâhikas?, s. 460


    * Celcelûtiye: Peygamber Efendimizin (asm) derslerine dayanarak, cifir ve ebced hesab? ile alâkal?, Hz. Ali taraf?ndan telif edilen Süryanice bir kasidedir.
    Konu MuhammedSaid tarafından (25.05.07 Saat 00:59 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ehl-i Beyt Ahlakı
    By Matemkar in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.03.14, 04:16
  2. Ku'an Ahlakı
    By hak_yol_islam in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.11.08, 13:51
  3. Psikolojik Savaş Kapsamında Bediüzzaman ve Nur Talebelerine Karşı Yapılan Saldırılar
    By elff in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 25.02.08, 17:06
  4. Davetçinin Ahlakı
    By sinang in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.04.07, 20:59
  5. Bediüzzaman,Avf Meslek Ahlakı ve İ'la-iKelimetullah
    By HakanBa in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 28.08.06, 15:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0