Osman Köroğlu anlatıyor: “Cuma günüydü. Fatih Camii’nde Cumayı kılmak üzere otelden çıkmıştık. Yanında Mehmed Fırıncı ile Salih Özcan vardı. Son anda Fırıncı’ya dönüp anahtarı verdi. “Sen nöbetçi kal” dedi. Biz üçümüz camiye gittik. Namazdan sonra Üstad, Fatih’in türbesini ziyaret edecekti. Aklıma etrafta bulunan şipşakçı fotoğrafçılar geldi. Hemen koştum, birini buldum. “Gel kardeşim,” dedim. “Bak bu zâtı görüyorsun. Bunun fotoğraflarını çekeceksin. Ama bir şartla. İyi olan pozun parasını veririm, tamam mı?” dedim. Anlaştık. Adam belki on poz çekti. Sonra yapıp getirdi. Taksim’de bir fotoğrafçıyla anlaşmalı çalışıyordu. Baktım. Bir ikisini beğendim ve satın aldım. İşte bu bilinen ve ellerde bulunan pozlar bunlardır.”