Bediüzzaman Van Kalesi’nden düşme olayını Risale-i Nur’da şöyle yazar: “Van kalesi iki minare yüksekliğinde sırf dağ gibi bir taştan ibarettir. Eskiden kalma oda gibi bir in kapısına gidiyorduk. İki ayağım birden kaydı. Tam uçurumdan düşeceğim sırada; “Ah davam!” diye bağırmışım.Görüyoruzki Bediüzzaman ölüm anında bile kendisini düşünmüyor , davasını ve gayesini düşünüyor. Bediüzzaman ‘a has , Bediüzzamanı ifade eden bir haykırıştır. Çünkü yapılacak daha çok iş vardır iman davası yolunda. Kurtarmak istediği müslümanların, insanların imanını düşünüyor. Davası için , gayesi için keni canını bile hiçe sayıyor.
Onun tek gayesi vardı dine hizmet etmek. Hiçbir zaman Kur’an hizmetinden menfaat beklememişti. Hatta talebeliğinde bile buna dikkat etmişti.
İman hizmeti yolunda evlenmeyi bile unutan ve bütün mal varlığını sırtında taşıyabilecek kadar dünyaya ehemmiyet vermeyen Bediüzzaman devrin devlet adamları tarafından anlaşılamamış veya anlaşılmak istenmemişti. Zira bizzat M. Kemal tarafından teklif edilen :
- Şark vilayetlerine umumi vaizlik
- Milletvekilliği
- Bir köşk
- Üçyüz lira maaş (1999 rakamları ile 3.5 milyar lira)
Evet o bütün bu teklifleri elinin tersi ile itmişti. Çünkü o dünyayı değil ALLAH ‘ın rızasını istiyordu.
Bediüzzaman dünya ile böyle ilgisizken ona türlü işkenceleri reva görüyorlardı. Zira bu durumu Bediüzzaman şöyle anlatır: “Beni nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamıda feda ettim, ahiretimide. Seksen küsür senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, veyahut memleket hapishanelerinde, memeleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir seseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayatdan bin defa ziyade ölümü tercih ettim . Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bu gün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.”