+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Üstad İle Alakalı Garip Haller

  1. #1
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart Üstad İle Alakalı Garip Haller

    Mesleğimizde çok önemli olmamasına ve Üstadın da ihlası kırar düşüncesiyle izharını doğru bulmamasına rağmen onun ve talebelerinin başından geçen bazı garip-kerametli- halleri başta ben ihtiyacı olan kimi kardeşlere şevk verir ümidiyle Cenab-ı Hakkın Risale-i Nur mesleğine teveccuhünü tahdisi nimet maksadıyla aktarıyorum. Haza min Fadli Rabbi


    --Alıntıdır--

    Bedüüzzaman Said Nursiyi en sağlıklı olarak eselerinden tanımak mümkündür.
    Bununla beraber onun yanında bulunup hizmet etmiş ve onunla görüşmüş olanların ifadeleri de mesela’ nin aydınlatılmasın da önemli önemli rol oynamaktadır.

    AbdulBaki Arvasi anlatıyor; ‘Ziyaret sırasın da Üstad gelecek günlerden bahisle’ üzülmeyin başınıza çok işler gelecek.Sizi çok rahatsız edecekler.Üzülmeyin hak yerini bulur, Onlar şeriatı kaldırmak istiyorlar, şeriatı garra (parlak şeriat İslamiyet)incelir, ama yinede kopmaz.Onun sahibi Allah’ tır.Bir koruyucusunu gönderir, yeniden İslamiyet’i ihya eder, dedi.(Son şahitler N. Şahitler-1/59)

    Abdullah Sağcı dede anlatıyor. ‘Bezüüzzaman evliyaların en son zinciridir.’

    Halil Çınar anlatıyor; Bezüüzaman vücuduna deymeyen kurşunları askerlere gösterirken , şöyle diyordu ! ‘ bu kurşunlar bir hakkın Müslüman olanlara tesir etmez.’(Age- 1/80)

    Mustafa yalçın anlatıyor; Üstad Sibirya da bize gelecek zaman da buralar da müslüman olur ; ama şimdi anlamıyorlar, diyordu (Age-85)

    - Binbaşı Ali haydar anlatıyor; ‘bedüüzamanla birlikte Volga nehrini çok harika bir tarzda geçtik. Nehri geçerken , ayağımız kara gömülür gibi , bazen topuğumuza, bazen dizimize kadar suya batıp çıkıyorduk.ben çok heyecanlanıyordum.Nehri geçtikten sonra Bediüzzaman bana dönüp dedi ki;

    ‘Kardeşim Ali Haydar , Cenab’ ı hak hz. Musa aleyhisselam’ a denizi musahhar ettiği gibi , bizi de senin yüzün hürmetine Volga nehrini musahhar etti.

    (Age 1/88)

    - Bediüzaman harp arkadaşı molla Yasin Saatcioğlu anlatıyor; Diğer bir çok alimlerin ilmi deniz olsa, onun topuğuna bile ulaşamazlar.Onun himmet ve kerametlerini çok gördük. (Age1/93)

    - Sinan öÖür anlatıyor; Hakim ol selim ol, refik ol şefik ol .İşte sana söyleyeceğim budur’ der.(Age1/99)

    -Molla Hamid ekinci anlatıyor; Bir kabrin başında nezaret eden üstad anlatıyor; Saliha bir kadının mezarının yanından geçiyordum.Bu kadın hayatta iken zinete, süse ve boncuğa biraz düşkünmüş.Dünaya da iken gerdanlığı kırılmış, onu ipe dizerken vefat etmiş.Kabrinde de hala boncuk dizmekle meşgul ihtimal ki kıyamete kadarda onunla meşgul olacak.Kıyamet kopduğun da ne çabuk kıyamet koptu, daha boncuğumu dizip bitiremedim diyecek.Ben bunun için durup cenab ı hakkın azametini seyrediyordum. (Age1/23)

    Ve üstad diyordu; Midenin üç hakkı üç hissesi vardır.Sadece birisi yemek içindir.Eğer Böyle yapmazda ölçüsüz doldurursanız davarlık bir ahıra 15 davar doldurmaya benzer. ( Age1/24)İsmail Perihan oğlu anlatıryor; Üstad bana insanlarla fazla münasebet iflas alametidir.Onun için buralarda (Barla da)fazla kişilerle görüşmüyorum dedi.(Age1/29)

    Kinyas Kartal anlatıyor: Bir askeri kendisinin yanında vazifelendirmişlerdi.Asker bir gün yüzbaşısına gelerek söyledi;

    ‘Ben bu zatın kapısında bekliyorum, bundan sonra bekleyemem, çünkü kapısını ben kilitliyorum kapı açılıyor namaza kalkıyor kendisiyle birlikte binlerce adam kılıyorlar korkarım haca uça!... Yüzbaşı askere şu cevabı verdi; Oğlum hoca uçarsa sen de eteğine yapış nereye giderse birlikte gidersin.(Age1/40)

    Sıdık alp Hızır oğlu anlatıyor: Bir sohbette hocalara hitaben ‘ siz beni anlatıyorsunuz , eğer Mevlana Halid’ i Bağdadı ve imam’ ı Rabbani gibi zatlar olsaydı said’ in kim olduğunu anlardı, demişti.(Age1/52)

    Hasan basri çantay anlatıyor:’ İlk meclis de bediüzzaman ne kadar haklıymış, bir hocalar üstad bediüzzamanı desteklemedik ve yalnız bıraktık.Biz hocalar Bediüzzaman biraz fazla gidiyor diye, kendilerine mani olmaya çalıştık.Kendilerini durdurmak için, aman fazla ileri gitme diyerek çeketi ’ nin eteyini çekmiştik.Bizler biraz da korkuyorduk.Bediüzzaman çok pervasızdı.hiç kimseden çekinip korkmuyordu.Ama yıllar geçince Bediüzzaman ne kadar haklı olduğunu gördük, bizlere hakkını helal etsin.(Age1/224)

    -Bediüzzaman anlatıyor: ‘ Bundan kırkyıl kadar evvel şeyh esad efendi kardeşim bana geldi.’ Kardeşim Said, esad tuttuğun bu yolu tarikatla birlikte devam edersen zamanın imam veya reisi olursun dedi.’

    Cevaben dedim:Kardşeim öyle bir zaman gelecek ki, iman adet kabilinden sallantıda olacak, biz tarikat bir tarafa hepimiz bu günden tezi yok imanı hüccetlerin gönüllerde yerleşmesi için birleşirsek o zaman en faydalı en lüzumlu vazifemizi yerine getirmiş oluruz.’Kardeşim öyle bir mürşid bulki, hayatın da kuran’ ı azimüşşan ve peygamberimizin mübarek sözlerine ittiba edip, gayrı en küçük bir bidat işlememiş olsun.Böyle bir zatı bulda beraber intisab edelim.ben ehli tarika munarız değilim.Benim on üç tarikattan iznim var.Fakat bu güne kadar en yakınlarımın hiçbirisine tarikat dersi vermedim. Zamanımız onun zamanı değil…(Age1/244)

    1926 ile 1934 seneleri arasında bir korulukta yangın çıkıyor.Sabri efendi bu alevleri ne yaptıysa söndüremiyor, önleyemiyor.Neticede sırtında üstadından yadigar olarak bulunan cübbeyi çıkartarak alevlere doğru uzatıyor, dalga dalga yayılmak istidadı gösteren kızıl alevlere hitap ediyor. ‘ Yak işte yakabilirsen.İşte bu bedİüzzamaN‘nın cübbesi’.Az sonra alevler çekiliyor, ferini kaybediyor ve nihayet sönüp gidiyor.Bu hadise Bediüzzaman’ a intikal edince nurlu üstad tebessüm ederek sıdık Sabri (Arseven’ e) efendiye hitaben; Keçeli beni orman koruyucusu mu yaptın diye latife yapıyor.’(Age1/292)bkn-1/412)

    Refet bBrutçu anlatıyor; Bir gün Üstad Hazretleri bir münasebetle üç kişinin tasarrufu devam ediyor.Bunlardan birincisi Abdulkadir’ i geylani hazretleridir, diye buyurunca ,(Refet bey) ‘Efendim diğer ikisi kimdir?’ Hazret’ i Üstad ise; diğerleri Hayati’i Harrani ile Maruf ‘ u Kerhi diye cevap verdi.(Age1/324)

    Hulusi Yahyagil anlatıyor; Bir gün hazreti üstad şöyle buyurdu:Eğer siz eski zaman da olsaydınız , bu dersleri ve hakikatleri öğrenebilmek için, sürüne sürüne gelirdiniz, diye buyurdu.(Age1/330)

    Abbas Mehmet kara anlatıyor: Bir akşam üzeriydi namaz için yokuş başı mescidine gelmiş, ezanı bekliyorduk.Hoca efendi elinde bir odunla tavuğu kovuyordu.tavuğu niçin kovduğunu sorduk .Tavuk oradan oraya kaçıyordu, fakat üstad odunu atıyor tavuğu dışarı atmak istiyordu.Biz arkadaşlarla bunun sebebini sorduk Bize cevaben üç yumurta gösterdi. ‘ Bu tavuk dün iki tane, bu gün ise üç tane yumurtladı.Benim iktisat kaidemi bozuyor.Bu sebepten kovuyorum, dedi.(Age.1/400):d

    Sahabe imanı, İslam celadeti



    Eşref edip sebilürreşad’ ın 15. cildinin 356. sayısında ‘ sahabe imanı, İslam celadeti’ başlığı altında şunları yazıyordu:

    Ashab’ı kiramdan Hz. Abdullah bin Huzeyfe , Resul’ i Ekrem efendimizin islama davet hakkında iran şahına yazdığı mektubu yazdığı mektubu götüren zattır.Şam fütühatın da Bizans ordusu ile yapılan muharebede esir düşmüştü.Bizanslıların kaidelerine göre , esir düşen kimse evvela mezhebini bildirir, ondan sonra bu mezhepten feragat eder.Hıristiyan dinine girer,ancak bu sayede kurtulurdu.Yoksa böyle yapmadığı taktirde , zeytin ağaçlarından büyük bir odun yığını hazırlanır,üzerine zeytin yağı dökülür, esir o ateş içine atılır yakılırdı. Hz. Abdullah bin Huzeyfe diğer Müslüman esirlerle beraber Bizans hükümdarı’ nın huzuruna getirildi.Hıristiyanlığı kabul edilmesi teklif edildi.Kabul etmedi,şiddetle reddetti.Mezhebini değiştirmek için çok uğraştılar , fakat muvaffak olamadı.Abdullah Müslüman olarak ölmek istediğini söyledi.

    Bunun üzerine adet gereğince Hz. Abdullah ateşe atılmak üzere ateş yığınının yanına getirildi. Bizans hükümdarları da orda hazırlardı.papazlar ve hükümdarlar ,Hz. Abdullah’ ın illa Hıristiyan olmasını tekrar ile sürdüler.Hz. Abdullah kemal’i metanet ve şahametle reddetti.Nihayet ateş yakıldı.Hz. Abdullah ateşe atılacaktı.Ateş karşısında da yine Müslüman olduğunu, kulhü vallahu ehad, allahhus samed, lemyelid velem yuled diyerek bu batıl dine intisap etmeyeceğini söyledi.

    Değil beni dedi ,benim vücudumun her bir zerresi Abdullah olsa, hepsine de ayrı ayrı cefa etseniz , ateşte yaksanız , yine Abdullah hak yoldan dönmez.Allah yolunda , bir olan halık’ ı zülcelal yolunda kalır.Yanlız benim canım değil , binlerce Abdullah’ ın canı hak yolunda feda olsun. ‘Bizans hükümdarı ve papazları , bu İslam iman kuvvetini görünce hayret ettiler,yeni bir teklifte bulundular.Hükümdarın elini öpmek şartıyla kendisini serbest bırakacaklarını söylediler.Hz. Abdullah bunu da kabul etmedi, reddetti. ‘ Ben bir Allah’ a inanan bir müslümanım.Bir haça tapa’ nın elini öpmem dedi.Kendisine pek çok mal , mülk ve servet vereceklerini söylediler.Hz. Abdullah bunların hiçbirisini kabul etmedi.

    ‘ Bu derece iman, bu derece metanet ve celalet, hükümdarı büs bütün hayrete düşürdü.Böyle iman sahibi bir zatı ateşte yakmaya kıyamıyordu.

    Bu defa başka bir teklifte bulundu.Kendisinin alnını öpmek şartıyla , bütün Müslüman esirleri serbest bırakacağını söyledi.Seksen kadar Müslüman esir vardı.Hz. Abdullah bu teklif üzerine düşünmeye başladı:Benim hayatımın kıymeti yok.Hak yolunda ateşte yanarım ölürüm.Fakat benimle beraber seksen Müslüman da yakılacak.Bir putperestin alnını öpmek, bir müslümana yakışmasa da seksen müslümanın da hayatını kurtarmak da büyük bir meseledir.’

    ‘ Seksen müslüman’ ın serbest bırakmak şartıyla bu teklifi kabul etti.Esir Müslümanları beraberin de alarak Mekke ye geldiler.Hz. Ömer bu mücahitleri , bu kahraman Müslüman Hz. Abdullah’ ı bizzat karşıladı ve Abdullah’ a sarılarak elini öptü.O arada latife kabilinden bazıları, bu zat karşıladı ve Abdullah’ a sarılarak elini öptü,serbest oldu dediler.Hz. Abdullah hemen cevap verdi.Evet maalesef öyle oldu.Fakat seksen Müslüman ‘ın da hayatını kurtardım.ondan alıp ailelerine kavuşturdum.’ Bu sözün üzerine Hz. ömer’ ül Faruk (r.a)bir defa daha Hz. Abdullah’ ın alnından öptü.’ Bu İslam celadet menkıbesini, neşretmekte olduğumuz asr’ ı saadet, Peygamberimiz ashabı adlı muazzam eserin dördüncü cildinden naklediyoruz.bu bize merhum Said Nursi’ nin esareti zamanın da Moskof kumandanına karşı gösterdiği celadet ve şehameti hatırlattı. ‘ Merhum üstad umumi harpte Ruslara esir olduğu zaman, buna benzer bir hadise cereyan etmişti.Rus kumandanı esirleri teftiş esnasında üstad kumandanın selamını almıyor,yerinden bile kalkmıyor.Bu hareketten kumandan hiddetleniyor.belki görmemiştir diye tekrar önünden geçer.fakat üstad tekrar yerinden kalkmayınca kumandan tercuman vasıtasıyla , herhalde beni tanımadılar diyor.Üstad hayır!diyor.tanıyorum,kumandan Nikola Nikoliç!

    Kumandan, şu halde Rus ordusuna ve dolayısıyla rus çarına hakaret ediyorsunuz. Üstad hayır diyor.Hareket etmedim ben bir Müslüman din alimiyim, imanlı bir kimse Cenab’ ı Hakkı tanımayan bir adamdan üstündür.Binaen aleyh , ben sana kıyam edemem.

    ‘Bunun üzerine üstad’ ı divan’ ı harbe verirler.Subay arkadaşları neticenin vehametini taktir ederek, Üstad’ ın özür dilemesini istirham ederler.Fakat Üstad katiyen kabul etmez.Kemal’ i izzet ve şehametle şöyle der: ‘Bunların idam kararı, ebedi aleme seyahet etmem için bir pasaport hükmündedir.’

    Nihayet divan’ ı harb idam kararı verir.Hükmün infaz edileceği sırada Üstad, namaz kılmak için müsaade ister.Vazife’ i diniyesini ifadan sonra atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder.tam o sırada Rus kumandanı yetişerek, o hareketinizin mukaddesatınıza olan bağlılığınızdan ileri geldiğine kanaat getirdim.Tekrar tekrar rica ederim, beni affediniz der ve idam hükmünü geri alır.

    Abbas Hulusi Yahyagil anlatıyor

    Dersim isyanı

    1938’ de bizi dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi.İsyan dedikleri şey de , bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti.Bize verilen emir ise tek kelime idi: imha!...

    ‘ Canlı bir şey bırakmayınız, genç-ihtiyar , çocuk-kadın ve saire. Bunların çoğu rafizi idi. Fakat bu tarz bir muamele ile, bunlar salah mı bulacaklardı? Ben kıt’ a komutanı idim.En çetin ve zor vazifeyi de bize verdiler. ‘ Sen piyadesin, seni topla takviye etmek gerektir’ deiler.

    ‘ Müthiş bir hüzün ve ızdırap içinde idim. Hz. ÜsdaD benim bu hüznümü hissetmiş. Bu durumu kendisine yazıp soramadım.Nasıl yazabilirdim? Bu ızdırabımı kağıda nasıl dökebilirdim? Tam merhum pederimle vedalaştım. Hayvana bindim gidiyorum.Bir de baktım, hizmet eri koşarak geldi.Elime bir mektup verdi. Mektubu açtım.Mektubu Üstad Kastamonu dan Ürgüp müftüsü olan kardeşi Abdulmecid vasıtesiyle gönderiyordu:

    ‘ Hulusi’ nin bir gailesi var, diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale’ i Nur şakirDlerine inayet ve rahmet , nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevap verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde , şükür ile , metanetle mukabele edilmek gerekir. Hem o hem sizler , bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.’

    ‘ Az sonra isyan olan bölgeye gittik. Döndük dolaştık. O bölgeyi terk etmişler, dağlara mağaralara çekilmişler. Rahmet’ i ilahiye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan bizi kurtardı.

    Yüz yirmi kişiye kelepçe kafi gelmediğinden sarıklı Antalya müftüsü çil Ahmet efendi ile Bekir ağayı çamaşır ipiyle bağlamak isteyen çavuşa , muhafız alayından gelen jandarma subayı mülazım Ruhi bey , ‘ Çekil ordan’ deyip mani oluyor ve elleri bağlı olmadan götürüyor.Daha sonra da Baladız istasyonunda diğer maznunların da kelepçelerini açarak yola öyle devam ediliyor.Namaz vakitlerinde mola veriliyor.Yol güzergahındaki şehirlerden geçerken merkez kumandalarına ve vazifeli kimselere maznunlar hakkında izahatta bulunarak: ‘ Bunlar masumdur, zulme mazur bırakılmış kimselerdi’ şeklinde konuşmalar yapıyor.Bu hatırayı gülerek anlatan Refet bey , bize Bedüüzaman’ ın bir ifadesini hatırlatmaktadır. ‘Hedef hepsini imha idi.Ama olmadı.(Bkn.2/20Age)

    ‘Ramazan’ a ait’

    Refet bey yapılan zulüm ve haksızlıklara misal olarak size bir hatıra anlatayım demiş ve şöyle devam etmişti:

    ‘İsparta da ani yapılan baskın ve araştırmalarda ele geçirilen Risale ve mektuplar arasında bir kitabın üzerinde ‘Ramazan’ a aittir’ diye bir yazı vardı.İslam yazısını okuyamadıkları için kimdir bu Ramazan diye aradılar, taradılar, nihayet isparta atabey’ in köylerinden ramazan isimli bir vatandaşı da ellerini bağlayarak Eskişehir hapishanesine yolladılar.Aradan iki ay geçtikten sonra kitabın Ramazan efendiye ait değil, Ramazan ve orucun hikmetlerini anlatan Bedüüzzaman’ ın ramazan risalesi olduğu anlaşıldı.Mazlum ve masum ramazan efendi tahliye edildi. hapishane de BedİüZzaman tebessüm ederek kardeşim Ramazan hakkını helal et diye Ramazan’ ı teselli ederdi’ diyor Refet barutçu.
    Mehmet gül ırmak anlatıyor: ‘Hapishanede aramızda hiç tanımadığımız birisi vardı.Bize sizin yüzünüzde nur parlıyor diye bizimle konuşmak istiyordu.Sonra Üstad çaydanlığın altına bir pusula yapıştırıp göndermişti.Pusula da ‘Dikkat edin , ileri geri konuşmayın.O adam çavuştur.İçinize onu gazi göndermiştir, diye yazılı idi. (Age2/22)

    Mustafa Ezener anlatıyor: Üstadın son yıllarda sık sık derslerinde bulunmuştuk. Sabah derslerin de hep bulunmuştum. Bir gün ders esnasın da meyve risalesi okunuyordu.İzavekab sekiz yüz on ederek o zamanlarda ehemmiyetli maddi manevi şerlere işaret eder.Eğer beraber olsa miladi 1971 olur, o tarihde dehşetli bir şerden haber verir.Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsülü ıslah olmazsa, elbette takatları dehşetli olacak. ‘Bu cümle okununca Üstad celallenerek ellerini kaldırdı ve tam! Tam! Hezimet’ i fahişe ile mağlubiyetlerinin senesidir, diyince ben sordum. Efendim bu mağlubiyet yalnız ehli imana da şümülü var mı? Bediüzzaman ise’ kardaşım, bu tarih küfrün mağlup tarih dir’ diye cevap verdi. ‘ Bir defasında da her gün devam eden bir sabah dersinden sonra, ‘ Fesubhanallah! Seksen defa okumuşum.Bugünkü kadar anlayamamıştım, diyerek kuran hakikatlarındaki ehemmiyetli sırlara işaret etmişdi. (Age-2(27-28)

    Fazıl doğran anlatıyor: Üstad Bediüzzaman çok heybetli bir zattı.Şu anda bahsederken bile çoK heyecanlanıyorum.Sanki burada yanımızda canlanıyor.Röntgen gibi içinizi dışınızı bilirdi.Daima ibadet ve tefekkürle meşguldü.’ (Age.2/50)

    Bediüzzaman anlatıyor: Ben Kuran’ ın elmas ve mücevherat dükkanının bekçisiyim, dellalıyım.Ben baloncu değilim. Benim dükkanımda, benim pazarımda,Kın ebedi ve ölümsüz elmasları var. Ben bunlarla meşgulüm.Ben Kuran’ ın nurunu ilan ediyorum , balonculuk yapmıyorum, dedi.(Age.2/68)

    H. Ömer Biçer anlatıyor: Üstad son zamanlarda, Kanlıpınar sırtlarına kadar gelir, oradan geri dönerdi. Bunun sebebini , bilahare meydana gelen Eskişehir zelzelesine bağlıyoruz. ‘ Bir akşam Halil Delice’ nin evinde toplanmış, çaylarımızı içip risale okuyacaktık.Birden zelzele başladı ve ortalık toz duman oldu. Bir gün sonra Üstad hazretleri eskişehir’ e gelmiş ve şöyle demişti:

    ‘ Erzincan zelzelesinden daha büyük idi.Fakat manevi bir el zelzeleye mani oldu. Elhamdulillah fazla bir zayiat olmadı.’ (Age-2/84)
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  2. #2
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Hakim ol selim ol, refik ol şefik ol .?şte sana söyleyeceğim budur’ der.(Age1/99)
    sadakte..

  3. #3
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart

    Alıntı Bilal-i Sivasi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    1926 ile 1934 seneleri arasında bir korulukta yangın çıkıyor.

    Sabri efendi bu alevleri ne yaptıysa söndüremiyor, önleyemiyor.

    Neticede sırtında üstadından yadigar olarak bulunan cübbeyi çıkartarak alevlere doğru uzatıyor,

    dalga dalga yayılmak istidadı gösteren kızıl alevlere hitap ediyor.

    ‘ Yak işte yakabilirsen.İşte bu Bedİüzzaman‘nın cübbesi’.

    Az sonra alevler çekiliyor, ferini kaybediyor ve nihayet sönüp gidiyor.

    Bu hadise Bediüzzaman’ a intikal edince nurlu üstad tebessüm ederek sıddık Sabri (Arseven’ e) efendiye hitaben;

    "Keçeli beni orman koruyucusu mu yaptın" diye latife yapıyor.’

    (Age1/292)bkn-1/412)
    Sevgili ve muhterem Üstadım efendim,

    Bizi maddî ve mânevî tenvir eden, yükselten

    ve erişilmez feyizlere müstağrak kılan risalelerinize mâlikiyetimden

    ve lâyık olmadığım halde, bu şerefe nâiliyetimden dolayı,

    Cenab-ı Hakka bînihâye teşekkür etmekte,

    gerek bu şerefe nâil olmaklığıma vesile olduğunuzdan

    ve gerekse âtiyen bu hususta üzerimize terettüp eden

    vazife-i Kur'âniyede muvaffakıyet kazanacağımızı tebşir etmekte olduğunuzdan dolayı,

    duyduğum pek büyük bir sürurla müftehirim.


    Barla Lâhikası - 59

  4. #4
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    Refet bBrutçu anlatıyor; Bir gün Üstad Hazretleri bir münasebetle üç kişinin tasarrufu devam ediyor.Bunlardan birincisi Abdulkadir’ i geylani hazretleridir, diye buyurunca ,(Refet bey) ‘Efendim diğer ikisi kimdir?’ Hazret’ i Üstad ise; diğerleri Hayati’i Harrani ile Maruf ‘ u Kerhi diye cevap verdi.(Age1/324)
    ŞEYH GEYLANİ KURTARDI

    Eğridir gölünde, Refet ağabey yıkanmak için girdiğinde boğuluyormuş.

    Harika bir tarzda kurtulmuş.

    Daha sonra bu olayı üstada anlatınca; “Seni Şeyh-i Geylani kurtardı” demiş.(s:48)

    hatıralar ve ölçüler 35

  5. #5
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    Aslında başta Tarihçe-i Hayat M. Sungur ve Zübeyir Gündüzalp (RA) abilerimiz tarafından günde 3-4 saat uyku ile 5-6 cilt halinde yazılmış.

    Üstad (RA) Hazretleri tashih ederken kendisine ait bütün keramet vb. gibi bilgileri

    (Allah-u alem, nazarlar risale-i nurdan kendisine yönebilir diye) çıkartmış. Şimdiki haline

    getirilerek basımı yapılmış.

    Bizler sadece rüyada hitabe (Helaketler ve felaketler asrının imamı olduğunu), Mustafa Paşaya imana davet etmesi, kelepçelerinin açılması, Denizli'de hapisten Cum'a namazını gidişini vb. okuyup öğrenebildik, aslında ilk yazılan tarihçe olsa daha binlercelerini okuyacaktık.

    Son şahitler çalışmasını yapan Necmettin ŞAhiner Abimizden Allah (CC) razı olsun ki Üstad (RA) Hazretleri hakkında diğer bilgileri ulaşabildik. Bu arada anti parantez açayım, Necmettin Abimiz Üstadın mezarını da merak edip araştırırken arabası düz yolda takla atıp az kalsın canından oluyordu (diye duydum). Bazen de bazı şeyleri zorlamamak lazım.

    .....güller diyarından selam ve dualarımla.....

  6. #6
    Gayyur ismsdg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    75

    Standart

    bunları çoğaltmak lazım. hüda hafız

  7. #7
    Gayyur ismsdg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    75

    Standart

    Selamunaleykum. üstadla ilgili eski yeni ve üçüncü said dönemi ile ilgili size güzel bir haber vereyim. şu bir abimizin yazdığı kitabı redakte etmekteyim. eski ve yeni said üzerine bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve ciddi çalışma. eski yeni ve üçüncü said ile ilgili söylenecek o denli çarpıcı, çekici şeyler var ki bunları inşaallah kısmet olursa yayınlayacağız.
    ben naçiz kısa olarak fikrimi söyleyim. eski yeni ve üçüncü said arasında önemli farklar var. her üç dönemde de Said nursinin 'tevhid' anlayışındaki farklılık, bu zatın hayata karşı duruşunda etkili olmuştur. dolayısıyla eski yeni ve üçüncü said dönemindeki tevhid bahsinin anlaşılması bu dönemleri anlamada anahtar rolündedir. eski saidde tevhid, akli bir seyir izler. nefsi ve kalbi teslime mecbur etme gayreti öndedir. nokta risalesi ve muhakematın üçüncü bölümünde açıkça maddeci anlayışların eleştirisi bu nedenledir. çünkü eski said döneminde babıalide (istanbulda) müthiş bir materyalist akım oluşmuştur. ve eski said felsefi temelde bu anlayışlara cevaplar üretmektedir. bu anlamda nokta ve muhakemat risalelerinin ilgili bölümleri mutlaka okunmalı. yoksa bu yazılanlar havada kalır. yeni said döneminde üstad tevhidden hikmete uzanmıştır. artık tevhidle sorunu olmayan bir alim vardır ortada. ve eşyanın hakikatine nazar etmeyen çalışan, oralara uzanmak isteyen bir iştiyak dolu kalp devreye girer. hikmet tevhidin üst boyutudur. dolayısıyla yeni saiddeki hikmeti kavrayışı anlamak için ise özellik pratik olması açısından şuaların ve lahikaların irdelenmesi gerekir. üçüncü said ise altıncı mektubun sonunda bir ipucu verir bize. risalenin vazifesi bitmiş mi şeklinde talebelerine sorar. eğer bitmiş ise kendisini mevlana gibi sema'nın manevi zevkine bırakmak emelinden bahseder orada. şimdilik bu kadar. inşaallah kısmetse devam edecek.
    bu arada foruma yeni üye oldum. kullanmayı tam olarak bilmiyorum. neyi nereye yazmalı tam vakıf değilim. inşaallah ona da vakıf oluruz. dua ile. ismail.

  8. #8
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Asâletin ağırlığı
    İsviçre'de Abdülmecid Nursî'nin oğlu Suad Ünlükul'un kızı Semra Hanımefendi ile görüştük...
    "Babam Suad Ünlükul, komiserdi... Biz Türkiye'nin neredeyse her bölgesini gezdik. Babam asla rüşvet almadığı, hatta evimize kadar getirilenleri bile şiddetle reddettiği için bu sürgünlere maruz kaldığımızı zannediyordum. Ama zamanla bütün bunların büyük amcamız ile ilgili olduğunu gördüm: Şimdi ise dünya çapında onun adına yapılan çalışmaları, konferans ve sempozyumları duydukça ne büyük birisi olduğunu anlıyorum. İstanbul'da bulunan annem Şükran Ünlükul, rahatsız olduğu için evden çıkamıyor. Ama evimiz dolup taşıyor. Gelen gidenin haddi hesabı yok. Çok büyük bir saygı ve sevgi var. Çok saygın insanlar gelip evde hizmet bile ediyorlar!.." dedi. Kendisine, "Amcanız Nihat Ünlükul, dedeniz Abdülmecid Nursî'den izin almadan Kastamonu'da Bediüzzaman Hazretleri'nin çok ağır hasta olduğu bir zamanda, Ankara'ya gidip Abdurrahman Nursî'nin oğlu Vahdet'i yanına alarak 'Gel amcanıza gidelim.' diyerek yanına götürmüş. Bediüzzaman Hazretleri onları görünce, 'Cenab-ı Hak, bana, bu dehşetli hastalığımdan sonra, en ziyade alâkadar olduğum iki biraderzâdem, belki eski zamanda Abdülmecid ve Abdurrahman sisteminde bir küçük Abdülmecid ve bir küçük Abdurrahman'ı teselliye vesile kılmak için ihsan etti!' demiş. Üstad'ın büyük kardeşi Abdullah Nursî'nin oğlu Abdurrahman'ın oğlu Vahdet ile ve diğer aile fertleri ile münasebetleriniz nasıl?" diye bir soru sordum. "Saadet halam ve bazıları ile telefonla haberleşiyoruz ama aile şeceremizi bütün teferruatı ile annem daha iyi bilir ve irtibatlıdır." dedi.
    1929'da Osmaniye'de doğan Suad Ünlükul, Eskişehir'de trafik başkomiserliği, Konya'da ahlâk zâbıta başkomiserliği ve Gülşehir'de savcı katipliği olmak üzere Anadolu'nun çeşitli yerlerinde görev yaptı. 4 Ekim 1993'te İstanbul'da vefat etti.
    Merhum Konyalı Rıfat Filiz Ağabey: "Suad Ünlükul, Üstad'ı Emirdağ'a ziyaret etmek için gittiğinde, kendisini karakola çekip, amcasına ağır hakaretler ederler. Hırpalanmış hâliyle Üstad'ın karşısına çıkar. Hiçbir şey belli etmek istemez, ama Üstad ona 'Suad üzülme, bu durumlar değişecek... Güzel günler gelecek' meâlinde teselli edici sözler söyler. 1959'daki bu ziyaretinde olanları Suad Bey şöyle anlatıyor: "İçeri girdim, çok heyecanlanmıştım. Eline kapandım. İçeride küçük bir soba yanıyordu. Elimi bırakmıyor, hafif hafif elime vuruyordu. İmtihanlara girmiş ve kazanmıştım, polis olmak arzu ediyordum. Ziyaretimde bu arzumdan bahsettim, fikrini öğrenmek istedim. Bana şu cevabı verdi: 'Bizden de bir polis olsun.' Ben, 'Amca, sizin fikrinizi almaya geldim.' dedim. 'Şayet âmir olmazsam ayrılacağım. Âmir olmak arzu ediyorum.' Üstad, cevaben, 'Yok!.. Yok!.. Ayrılma.' diyor...
    Merhum Mustafa N.Polat, Abdülmecid Nursî için şöyle diyor: "Uzunca boylu, zayıf yapılı, esmer yüzlü bir Anadolu efendisi idi. Mütebessim, hoş sohbet bir zattı. Fakat nâmütenâhî mahcup, mütevâzi ve adeta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin kardeşi olabilmek gibi bir unvanın altında ezildiği hissini telkin ediyordu. Bizimle konuşmakta güçlük çekiyor; karşısında hürmetkâr bir tavır alışımızdan sıkılıyordu. (...) Konya'daki Hz. Şems Türbesi'nin bahçesinde onunla ilk defa karşılaşırken 'İşte Üstad'ın kardeşi...' diye kulağıma gelen fısıltıdan ne kadar heyecanlanmıştım! Onun şahsında Üstad'ı seyredecektim. Lâkin karıncayı bile incitmekten korkan sâkin yürüyüşü ile bize yaklaşan merhum, güç işitilebilecek bir sesle, 'Ben de bir Nur talebesiyim.' diyebildi."
    Bu asaleti, hanedanın bütün fertlerinde görebiliyoruz...

    Abdullah AYMAZ

    Said Nursi maili Altaylı'yı çıldırttı


    Teke Tek programını hazırlayan Fatih Altaylı yayın sırasında Said Nursi ile ilgili gelen izleyici mailine sinirlendi...

    Teke Tek Özel programında izleyicilerden gelen e-mail Fatih Altaylı'yı çileden çıkarttı.

    Dün gece geç saatlerde Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan Teke Tek Özel programında izleyicilerden gelen bir e-mail Altaylı’yı çok sinirlendirdi. Bir süre yorumu gönderen izleyiciye seslenen Altaylı, daha fazla dayanamayıp yayına ara vermek zorunda kaldı.

    Programın konukları tarihçi Murat Bardakçı ve Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Erhan Afyoncu Said Nursi ile ilgili değerlendirmelerde bulundular.

    Bardakçı, Şeyh Said ile Said Nursi'nin karıştırıldığını ancak aynı kişiler olmadığını belirtti. Said Nursi'nin 20. asırda iman nurunu öne çıkardığını belirten Bardakçı, kendisinin Risale-i Nur'u anlamadığını ancak okuyanlara ve anlayanalara da saygı duyduğunu söyledi.

    Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Erhan Afyoncu da Said Nursi ve Nurculuk ile ilgili bilgiler verdi.

    Bu konuşmalar üzerine bir izleyici şu maili gönderdi:

    ‘Sayın Altaylı sizleri de kaybettiğimizi anladık. Yayınınızdaki ahmaklara Said-i Nursi’yi kahraman ilan etmelerine izin veriyorsunuz. Teessüf ederim. Ama bu ülkeyi sevenler hala sizden fazla’

    AYIPTIR, UTAN BE

    Yoruma oldukça sinirlendiği gözlenen Altaylı: ‘Eğer deseniz ki Said-i Nursi diye biri yoktur, Türkiye’de nurcu yoktur, o zaman sizden büyük yoktur. A be adam, elinde sevgi metresi mi var be kardeşim..Ne biliyorsun kim kimi ne kadar seviyor Allah Aşkına.. Şu karşımda oturan adam, ki hakiki adam laf olsun diye söylemiyorum, Saidi Nursi okumadı. Benim, konuyla uzaktan yakından alakam yok. Ben şunu bilirim sadece, Demirel seçildiği zaman babam evde ağıtlar yakıyordu, eyvah eyvah nurcular iktidara geldi diye… Benim ,Nur Cemaatiyle tüm ilişkim bundan ibarettir. Sen neler diyorsun. Ayıptır, utan be… Hakikaten ayıptır. Ne adam ya… Bunlar internet kahramanları, bunlar internet vatanseverleri. Buralarda böyle vatanı kurtarırlar’ dedi.

    İZLEYİCİ MAİLİNE SİNİRLENİNCE

    Şaşkınlığını ve kızgınlığını gizlemeyen Altaylı, ‘Peki efendim biz sizi rahatlatmak için, bu ülkeyi sevdiğimizi kanıtlamak için, düzeltiyoruz: Said-i Nursi diye biri yaşamamıştır. Türkiye’de nurcu diye kimse yoktur, nur cemaati diye bir cemaat de yoktur. Biz böyle rahat rahat vatansever olduk. Tamam mı?’ diyerek izleyiciye tepki gösterdi.

    ÇOK SİNİRİM BOZULDU

    ‘Valla bir ara vereyim.. Çok sinirim bozuldu.. Vallahi çok sinirim bozuldu’ sözlerinin ardından “İnternet adresim gazetede yayınlanıyor diye bana küfretme özgürlüğü var. Onun bana küfretme özgürlüğü varsa benim de ona küfretme özgürlüğüm var. Sonra adam cevap yazıyor yakıştı mı diye… Emekli bilmem ne yazıyor. Her şeyi biliyorum da bir küfür etmeyi mi bilmiyorum” şeklinde konuşarak programa reklam arası verdi.

    Said Nursi dedi yer yerinden oynadı


    Bugün yazarı Hakan Aygün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ak Parti Kogresindeki 'Said Nursi' sözünü yorumladı...




    Hakan Aygün, Bugün'deki yazısında, Erdoğan'ın Said Nursi dediğinde yer yerinden oynadığını şu cümlelerle yazdı:

    "Başbakanın kurultaydaki "açılım" konuşması muhteşemdi de... İtirazlar var: "Sanki ülke darmadağınıkmış da lider olarak kendisi çıkıp toplamış."

    "Yine de güzel konuşmaydı, en azından her seferinde Başbakan "Beyaz sayfa açtı, bundan böyle farklı olacaktır" iyimserliğine kapılanlar için...

    "En muhteşem kısım, "mozaik" kısmına ben de bayıldım ama aradan 24 saat geçince, "aklıma şeytan düştü" istemeden...

    Başbakan "Cem Karaca" dedi...

    Salonda "çıt" yok gibi...

    Başbakan "Ahmet Kaya" dedi...

    Salonda "hafiften kuvvetli" bir alkış...

    Başbakan "Said-i Nursi" dedi...

    Salonda yer yerinden oynadı..."


    Said Nursi'nin Gandhi taktiği gösterip hep dik durduğunu belirten Aygün, "Said-i Nursi sistemle kavga etmedi ama hep dik durdu. "Gandi taktiği"yle takdir topladı. Vicdanlarda son kazanan o oldu, mezarından cesedini çıkarıp yok etmeye çalışanlar değil...

    "Keza Ahmet Kaya, hayatında bölücülük yapmadı. Ama Kürt kimliğinin arkasında durdu. Said-i Nursi gibi dik yaşadı, dik öldü!" şeklinde yazdı.


    Daha önce Said Nursi'nin mezarını da araştırdığını belirten Aygün, şunları yazdı:

    "Özel TV'ciliğe ilk bulaştığımda işin peşine düştüm. O dönemde Nurcu gruplar içinde en popüleri ya da siyasete en bulaşmış, bu yüzden de en ulaşılabilir olanı Yeni Asya grubuydu. Demirel'in desteği ve/veya Demirel'in arkasında durmaları da onlara güç sağlıyordu.

    "Said-i Nursi'nin cenazesinin 1960 ihtilali döneminde "türbeye dönüşmesin" diye askerler tarafından kardeşinin huzurunda Urfa'daki mezarından çıkarıldığı biliniyordu.

    "Sonrası için rivayet muhtelifti. Güya yeri bilinmesin diye uçaktan denize atılmıştı.

    "Önce olayın gerçekleştiği tarihte Milli Birlik Komitesi'nin kudretli üyelerinden olan Türkeş'e gittim. Kameraya, "denize atılmayı" kesinlikle yalanladı. Isparta civarına gömüldüğünü ama yerini bilmediğini söyledi. Yaşayan birkaç Milli Birlik Komitesi üyesi de aynısını söylediler.

    "1991 yılı olsa gerek... Kameramanımla önce Isparta'ya ve sürgün yıllarını geçirdiği Barla'ya gittim. Kitap okurken veya risalelerini yazarken, evinin penceresinden direkt üzerine geçerek adeta tünediği ağaçtan çok etkilendim. Said-i Nursi ölürken etrafında olan "ağabeyler"den yaşayan sonuncusu ile saatlerce röportaj yaptım. Mezarın yerini kameralara söylemiyordu. Ama iyi niyetime öylesine inandılar ki, "off the record" olarak mezarın yerini gösterdiler.

    "Mezar, Isparta Devlet Mezarlığı'nın arka giriş kapılarından birine çok yakın ve üzerinde isim bulunmuyor. Ve işin aslı Said-i Nursi'nin kendisi de mezarının türbeye dönüşmesini istemiyordu. Bu yüzden Urfa'dan mezarı nakledilirken ailesi ve talebeleri en uygun olanın "bilinmeyen bir yere gömülmesi" olduğunu söylediler. Tabii, askerin isteğiyle rahmetlinin vasiyeti de çakışmış oldu.

    "Aradan bunca yıl geçti, vatandaşların akınına uğramasın diye "büyük sır" büyük özenle saklandı. Günümüzde Nurcu denilen çevreler de bu "gizliliğe" bizatihi "rahmetlinin arzusu" olduğu için sahip çıktılar.

    "Benim bildiğim budur!"
    Konu muhibbülkurra tarafından (05.10.09 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Said-i Nursi TBMM'de Atatürk'e bağırmıştı


    Erdoğan'ın açılım konuşmasında andığı SAİD NURSİ, TBMM'de Atatürk'e bağırmıştı: PAŞA PAŞA namaz kılmayan haindir..
    05 Ekim 2009 / 11:50






    ENSONHABER.com / ÖZEL Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP 3. Olağan Kurultayı'nda yaptığı birlik konuşmasında,Nazım'lı, Ahmet Kaya'lı, Said -i Nursi'li birlik mesajı verdi.
    SAİD-İ NURSİ'SİZ TÜRKİYE'NİN MANEVİYATI NOKSAN KALIR
    Erdoğan, "Bu ülkenin tarihinden, Ahmet Yesevi'yi, Hacı Bektaş-ı Veli'yi, Pir Sultan'ı, Hacı Bayram Veli'yi çıkartmaya kalkarsanız, onları görmezden gelirseniz, onları yok sayarsanız bu ülke öksüz, yetim, köksüz kalır. Yunus Emre'siz bir Türkiye dilsiz kalır. Mevlana'sız bir Türkiye ruhsuz kalır. Sabahat Akkiraz'a kulak vermeyen, dinlemeyen bir Türkiye türküsüz kalır. Tatsoy Efendi'yi yok sayan Türkiye'nin besteleri yarım kalır. Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar, bu ülke de Cem Karaca'nın hasretini çekti. 'Hoşçakalın İki Gözüm' diyen Ahmet Kaya'ya vefa göstermeyen bir Türkiye'nin şarkıları eksik kalır. Nasıl Mehmet Akif'siz bir Türkiye tahayyül edilemezse, Nazım Hikmet'siz bir Türkiye eksik sayılır. Seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz, etmezsiniz Ama Ahmedi Hani'siz, Bitlisli Said-i Nursi'siz bir Türkiye'nin maneviyatı noksan kalır. Biz bu ülkenin tüm renkleriyle, bütün çiçekleriyle, bütün kokularıyla, dağları, taşları, ırmaklarıyla Türkiye'yiz. " dedi.
    ATATÜRK'E BAĞIRDI: PAŞA PAŞA
    Peki Erdoğan'ın açılım konuşmasında adını andığı isimlerden biri olan Bitlisli Said-i Nursi kimdi? 1876 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi'nin Atatürkle yaptığı konuşma Türk siyasal hayatına damga vuracak cinstendir. Said-i Nursi Atatürk tarafında Ankara'ya davet edildi. 1922'de Ankara'ya giden Said Nursi için Millet Meclisi'nde 'hoş geldiniz' töreni yapıldı. M. Kemal Atatürk çok sayıda Milletvekilinin hazır olduğu bir ortamda Said-i Nursi'ye dönerek “Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz” der. Onun bu sözlerine karşı Bediüzzaman, daha şiddetli ve daha kararlı bir ses tonuyla şu cevabı verir: “Paşa! Paşa! İslamiyette , imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur.”
    MUSTAFA KEMAL ODASINA ÇAĞIRIR
    Pek çok şahidin huzurunda M. Kemal’in bilahere onu odasına çağırması ve orada üstadın ona üç saat nasihat etmesiyle münakaşa son bulur. Bu ders ve özür olayını Said-i Nursi şöyle anlatır: “Bir zaman dünyanın büyük bir makamını işgal eden bir küçük adama bu dersi verdim. Fakat ben enaniyetten nefsimi kurtaramadığım içindir ki, çok sarstı; fakat intibaha gelmedi. Mektubattaki Desise-i şeytaniyeyi ona ders vermiş, konuşmamız üç saatten fazla sürmüştür. Bana ilişemedi ve tarziye vermeye mecbur kaldı..”
    BENİMLE ÇALIŞ dediler
    Bu olaydan sonra Ankara'dan ayrılır. “Gittim, gidişatları benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi. ‘Bizimle beraber çalış’ dediler. Dedim: Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz.” diyerek Van’a doğru yola çıkar..
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yazı Yazarken Haller
    By Hamdım.Pişdim.Yandım in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 84
    Son Mesaj: 11.02.09, 17:41
  2. Üstad İle Alakalı Küçük Bir Video(Çağr Fil Mizği) The Fight
    By osmanturan in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.02.08, 15:18
  3. Sehiv Secdesini Gerektiren Haller:
    By zerre in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.01.07, 06:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0