+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Bediüzzaman’ın İbadet Hayatı

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Bediüzzaman’ın İbadet Hayatı

    Bediüzzaman denilince bütün ömür dakikalarını Hakkın hizmetine adamış büyük bir âlim hatıra gelir. O en verimli şekilde saatlerini değerlendirirdi. Gündüzleri Risâle-i Nur’un telifi ve neşri, talebe, ilmî, idarî erkân ve halktan vatandaşların ziyaretleri, onlarla sohbet; kırlara, dağlara seyahat ve tefekkürü, yirmi sekiz seneyi bulan sürgün ve zindan hayatı, mahkûmlarla diyaloğu, huzu ve huşû ile kıldığı beş vakit namaz dışında onun gece ibadeti, Kur’ân okuma, zikir, fikir, evrad, tesbihat ve duâlara da özel bir önem verdiğini görürüz.

    Gündüzünü rutin ibadet ve hizmetleri yanında halkla, onların saadetlerine vesile olan hakikatleri ulaştırmakla dolduran Bediüzzaman Hazretleri gecelerini ise Hak ile, Onun huzuruna el pençe durup ibadet ve niyaz ile, huşû, huzu ve huzur-u daimî ile meşgul olur; zikir, fikir, duâ, tefekkür, tesbihat ve evradlarla doldururdu vakitlerini. Milletvekilliği, TBMM başkanlığı da yapan, 25-26 yaşlarındayken sürgün edilenlerin içinde bulunan Kinyas Kartal Ağrı, Hamur kasabasında gece birlikte konakladıklarında Seyda dediği Bediüzzaman’ın gece hiç yatmadığını, geceyi hep ibadetle geçirdiğini bildiriyor. (Son Şahitler, 1:189.)

    Onu her yönüyle örnek alan, adım adım bir gölge gibi takip eden talebelerinden Mustafa Sungur onun bu ibadet hayatını şöyle anlatır:

    Onun dış âleme taşan, insanlara kurtuluş reçetesi sunan azim şahsiyetinde başka bir kudsî ubûdiyet hâli, zikir ve tefekkür hâli de vardır ki; herhalde Risâle-i Nur hakikatlerini bu gibi mi’rac-ı mânevîsi olan hâlinde iken taallüm ederdi.
    “Diyebiliriz ki: Said Nursî hizmeti ile, âsâr-ı Nûrâniyesinin devamlı hayattar neticeleriyle ve günbegün gelişen cemaat-i nuraniyenin dünyanın dört bucağındaki hizmetleriyle ‘essebebü kelfâil’ sırrıyla daima yükseliyor, terakkî ediyor ve hayat-ı ebediye hesabına teâli ediyor ve rıza-i İlâhiyenin nihayetsiz meratibine doğru bir değil, binler kanatla uçup gidiyor, gidiyor. Ve kıyamete kadar da yükselecek, gidecek, gidecek… Tâ aksa’l-gâyâta kadar gidecektir…” (Son Şahitler, 4:30.)

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #2
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Harpte bile namazını terk etmiyordu

    Herşeye Kur’ân ve hadislerin verdiği ağırlık kadar önem ve değer veren Bediüzzaman Hazretlerinin hayatında namazın çok özel bir yeri vardı.

    Onunla birlikte doğunun kurtuluşu için Ruslara karşı birlikte çarpışan Abdullah Sağcı, onun bu özelliğini anlatırken nasıl bir Sahabe ruhu taşıdığını şu cümlelerle anlatır: “Harpte bile namazını terk etmiyordu. Asker ve talebelerini iki gruba ayırıyordu. Bir grup düşmanla çarşıırken diğer grup namazını geçirmeden edâ ediyordu.” (Son Şahitler, s. 73.)

    Kur’ân ve hadiste alabildiğine övülen, çok yönlü ehemmiyetine dikkat çekilen, geçmiş ümmetlere de emredilen namazı, savaşta dahi terk etmeyen, kazaya bırakmayan bu Sahabe ruhlu insanın nazarında namazın apayrı bir yeri vardı.

    Ruhuna massettiği, hayatında uygulayageldiği ilgili hakikatleri eserlerine de yansıtmıştı. Konuyla ilgili açıklamalarını okuduğumuzda namazın önemi gözümüzde daha da büyür. Bunlarla ilgili özet bilgilerden bazılarını aktaralım:


    * Namaz kulun dergâh-ı İlâhîde kendi kusur, acz ve fakrını görüp kemâl-i Rubûbiyetin, kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmesi demektir. (Sözler, s. 45.)

    * Namaz hakiki bir vazife-i insaniye, son derece fıtrî, münasip bir yaratılış neticesidir. (Sözler, s. 27.)

    * Namaz bütün ibadet nevîlerini içine alan nuranî bir fihriste, bütün mahlukat sınıflarının ibadet renklerine işaret eden kudsî bir haritadır. (Sözler, s. 45, 114.)

    * Namaz cisim hanesinin arkadaşları olan kalbin gıdası, ruhun âb-ı hayatı ve latife-i Rabbaniyenin hava-ı nesimini cezb ve celbeder. (Sözler, s. 244. )

    * “Namaz ebedü’l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnektar bir bilet, bir nur-u kabir”dir. (Sözler, s. 35.)
    Bu kadar kıymettar ve mühim, ucuz ve az bir masraf ile kazanılan namazın ehemmiyetine dikkat çektiği 21. Söz’de (Sözler, s. 26) ise Bediüzzaman Hazretleri, “Lâakal günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at” (Sözler, s. 246) tavsiyesinden bulunmayı da gerekli bulur.

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  3. #3
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Namaz kılışı

    Bediüzzaman’ın Fâtiha ve Ettehayıyatü’yü okurken, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahüekber derken nasıl bir hâlet-i ruhiye içerisinde olduğunu anlamak için eserlerinde yaptıkları izahlara bakmak yeterlidir

    İşârâtü’l-İ’câz isimli eserinde Fatiha’yı tefsir eder. “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Allah’a mahsustur” meâlindeki Elhamdülillah kelimesini söylerken ilk yaratılış ve devamını, ikinci yaratılış ve ondaki süreklilik nimetlerini hatırlatır. Hamdin, ibadetin icmâlî bir sûreti ve küçük bir nüshası olduğunu söyler.

    Rab kelimesinde, kâinatta zerreden kürelere kadar herşey için bir kemâl nokta tayin edildiği, her varlığın ona ulaşmak için âdetâ yarış ettiği, önlerine çıkabilecek engelleri Rabbü’l-Âlemîn’in ortadan kaldırdığı, sayısız âlemleri terbiye ettiği dile getirilir.

    Rahman isminde Allah’ın rızık vericiliği, Rahîm isminde ise mağfiret ediciliği ifade edilir. Allah’ın, Rahman ve Rahîm isimlerinin gereği olarak “din gününün sahibi olduğu, rahmetin rahmet, nimetin nimet olmasının ancak ebedî saadetin gerçekleşmesiyle olacağı” hatırlatılır.

    “Ancak Sana ibadet ederiz” derken ise şu notu düşer: “Elfaz (lafızlar) okunurken mânâlarını düşünmek, belâğat mezhebinde vacip olduğuna işarettir. Çünkü, mânâlar düşünülürse, nâzil olduğu gibi okunur; ve o okuyuş, tabiatıyla, zevkiyle hitaba incirar eder (Allah’ın hitabına muhatap olarak okur). ‘İyyâke na’büdü’yü okuyan adam, sanki ‘Görüyormuşcasına Rabbine kullukta bulun’ cümlesindeki emre imtisâlen okuyor gibi olur.” (İ. İ’câz, s. 26.)

    “Biz ibadet ederiz” derken vücudumuzdaki bütün âzâ ve zerreleri, Tevhid ehlinin ve bütün yaratıkların ibadetlerini düşünerek komple bir ibadet eder.

    Bunu Mektûbât’ta açıklarken Bâyezid Camii’nde namazda inkişaf eden bir sırrı anlatır. Sadece Bâyezid Camii’nde değil bütün İstanbul mescidlerinde, sonra yeryüzü mescidlerinde Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içerisinde kendini görür. Aynı zamanda üç farklı cemaat içindedir. Birincisi yeryüzündeki mü’minler cemaati, ikincisi bütün varlıklar, üçüncüsü de vücudundaki zerreler cemaatiyle birlikte ibadet etmektedir. (Mektûbât, s. 382-383.)

    Mesnevî-i Nûriye’de bu üç cemaatten bahseder Bediüzzaman Hazretleri. Yeryüzünü kuşatır bu büyük cemaat. Yalnız bu hayalî nazarın kasdî değil, tebeî bir şuurdan ibaret olması gerektiğini söyler ve şöyle der: “Arkadaş! Vaktin evvelinde, Kâbe’yi hayalen nazara almakla namaz kılmak menduptur ki, birbirine giren daireler gibi, Beytin etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyti ihata ettikleri gibi, en uzak safların da âlem-i İslâmı ihata etmiş olduğunu hayal ile görsün. Ve o saflara girmekle, o cemaat-i uzmâya dahil olsun ki, o cemaatin icma ve tevatürü, onun namazda söylediği her davaya ve herbir sözüne bir hüccet ve bir bürhan olsun.

    “Meselâ namaz kılan Elhamdülillah dediği zaman, sanki o cemaat-i uzmayı teşkil eden bütün mü’minler, ‘Evet, doğru söyledin’ diye onun o sözünü tasdik ediyorlar. Ve bu tasdikler, hücum eden evham ve vesveselere karşı, mânevî bir kalkan vazifesini görür ve aynı zamanda, bütün hasletleri, latifeleri, duyguları o namazdan zevk ve hisselerini alırlar.” (Mesnevî-i Nûriye, s. 66.)

    Niyeten, hayâlen yüzünü Beytullah’a çevirmenin de büyük bir mazhariyet olduğunu şöyle anlatır: “Günde beş defa Allahüekber diyerek niyeten, hayalen yüzünü Beytullaha çevirmek, o şekilde ibadet edebilmek büyük mazhariyettir” (Son Şahitler, 1:93.)
    Şam’a kadar gittiği halde niçin hacca gitmediğini soran Eski Van müftüsü Ömer Efendi’ye, “Ömer Efendi! İnsan günde beş defa huzur-u Beyt’e durmazsa, senede bir defa veya ömründe birkaç defa gitse ne feyz alabilecek?” (Bediüzzaman’ın İlk Talebelerinden Hatıralar, s. 71.) dediğini de biliyoruz. O hâlet-i ruhiyeyi yakalamak, konsantra olabilmek, dünyayı bütünüyle bir tarafa atıp kendini huzur-u İlâhîde hissedebilmek için çok gayret sarf ettiğini de biliyoruz.

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  4. #4
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Üstad Bediüzzaman’a 1924-25’lerde Van’da hizmet eden talebesi Molla Hamid Efendi, Üstad?n namaz?n? şöyle anlat?yor:

    “Allahüekber der demez, boynu düştü, kendisine bir hal geldi. Ben içimden diyordum ki; “Bunda bildiğimiz hoca k?l?ğ? yoktur ama bu ne haldir ki...” Bir hayret ve dehşet içinde kald?m. Neyse namaz? k?ld?k, tesbihata başlad?k.

    Derdi ki; “Namaz?n sonundaki tesbihat namaz?n tohumu, çekirdekleri hükmündedir.”

    Hazin bir sada ile bizden çok ağ?r bir şekilde tesbihat yap?yordu. “Sübhanallah, Sübhanallah” diye, çok içten ve yavaş tesbihat yapard?.

    Biz adeta “sübb..sübb..sübb” diyoruz. Ben çok namaz k?lanlar gördüm. Fakat böyle hazin, huşu içinde, heyecan verici bir tarzda namaz k?lan görmedim.”

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Küçük Said namzedleri olan bizlerin, dikkalerinde ter ü taze diri olması gereken bir husus.. Teşekkürler.

  6. #6
    Ehil Üye serab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    1.529

    Standart

    NAMAZDAK? HUŞUU

    Bediüzzaman’?n ?lk Talebelerinden Hat?ralar (Ahmed Vehbi Ünlü-Şahsi bas?m- Ankara-1997) adl? eserde merhum Refet Barutçu beyin (1886-1975) Eskişehir Hapishanesinde geçen şu namaz hat?ras?na yer verilmiş; “Üstad?n arkas?nda k?l?nan namaz?n hazz? bambaşka...?lk tekbir ald?klar?nda adeta yer gök sars?l?r. Aman ya Rabbi! O ne huşu, o ne munis seda tarif edilmez.” Gardiyanlar; “Biz sizin Üstad?n?z gibi görmedik. Sabah uykusunun d?ş?nda hiç uyumuyor” derlermiş...(s:32)

    Fethullah Gülen Hocaefendi bir sohbetinde bu hususa şöyle temas ediyor: “Üstad Bediüzzaman ve talebeleri namaza durduklar?nda b?çak vursan kanlar? ç?kmayacak kadar, ciddi konsantrasyon yaş?yorlard?, vak?a bu..
    "birimiz şarkta,birimiz garbda,birimiz cenubda,birimiz şimalde,birimiz ahirette,birimiz dünyada da olsak biz yine birbirimizle beraberiz"

  7. #7
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Üstad Hazretlerinin Gece İbadeti

    Bediüzzaman Hazretleri, namazda öyle bir huşû ve huzû hâline girerdi ki âdetâ kendinden geçer, dünya nâmına ne varsa hepsini unutur, kendini bütünüyle Rabbine verirdi. Birgün, talebesi Mustafa Sungur, dışardan davul zurna sesi gelince “Acaba bundan Üstad rahatsız olur mu?” diye içinden geçirdiğinde, Üstadın verdiği şu cevap, buna en güzel bir örnektir: “Eskiden gürültüler namazıma, huzuruma mani olurdu. Fakat şimdi olmuyor.” (Son Şahitler, 4: 33.)

    Namazın mühim hakikatlerini anlatan, sonra da, “‘Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?’ diye ‘Sakın deme’” diyen Bediüzzaman Hazretleri, Sözler’de her namazın bir çekirdek gibi olduğunu, çekirdekten koca hurma ağacına kadar çok mertebeler bulunduğunu, her namazın böyle inkişaf ettirilebileceğini söyler. Büyüklerin namazı koca bir ağaçsa, bizimkisi bir çekirdektir. Onda da ağaç olma istidadı vardır. (Sözler, s. 247.)



    Gece ibadeti


    Son derece düzenli ve dakik bir hayata sahip olan Bediüzzaman’ın, ne zaman ne yapacağı belliydi. 24 saati de plânlıydı. Teheccüd namazını, hiç ihmal etmez ve mutlaka seher vaktinde uyanık bulunur, bu vakitlerini tesbihat ve duâ ile geçirirdi. (Son Şahitler, 4:31.)

    Bediüzzaman’ın harp arkadaşı Molla Yasin Saatçioğlu’nun tesbiti de şöyle: “Her zaman ve vakti ibadet ve duâlarla geçirirdi.” (Son Şahitler, 93.)

    Gece ibadetinin ise onun hayatında çok büyük bir yeri vardı. Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’ın belirttiğine göre, bir gün “Ben gece ibadeti için yirmi sene nefsimle mücadele ettim. Sonra hâcet kalmadı” (Son Şahitler, 4:29.) demiş.

    Onu tâ Van hayatından itibaren tanıyanlar hep onun gece ibadetine düşkünlüğünden söz ederler. Çaykara’nın Eğridere köyünden Van’dan Burdur’a sürgün gönderilirken görevli bir er olan Mustafa Ağralı, Ağrı’nın Hamur kazasında kafile konakladığında, herkes yattığı halde Seyda dediği Bediüzzaman’ın yatmadığını, geceyi hep ibadetle geçirdiğini belirtir. (Son Şahitler, 1:137.)

    Barlalı Kemal Demirtaş, Barla’da ikamet ettiği zaman içerisinde Bediüzzaman’ın bir süre bağlarında kamıştan bir yerde tek başına kaldığını, sabah namazından sonra ancak 1,5-2 saat kadar uyuduğunu, gecelerini zikirle geçirdiğini anlatır. (Son Şahitler, 1:406.)

    Burdur’a geldiğinde dokuz ay kaldığı evin sahibesi Hacı Fatma Seyhan, onun geceleri sabaha kadar namaz kıldığını söyler. (Son Şahitler, 1:252-253.)
    Geceleri vaktini sabaha kadar duâ, niyaz ve ibadetle geçirdiğini, âdetini yaz ve kış hiç değiştirmediğini söyleyen, hizmetinde bulunan talebelerinden Bayram Yüksel ise, Bediüzzaman Hazretlerinin teheccüd namazını devamlı kıldığını söyler. Her zaman abdestli bulunduğunu, Dûha namazını da hiç geçirmediğini, bu namazı güneş doğduktan 45 dakika sonra kıldığını belirtir. (Son Şahitler, 3:51.)

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  8. #8
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Üstadın Kur’ân okuması

    Burdur’a geldiğinde dokuz ay kaldığı evin sahibesi Hacı Fatma Seyhan, Üstadın geceleri hep namaz kılıp Kur’ân okuduğunu, yanında sadece Kur’ân-ı Kerîm bulunduğunu belirtir. (Son Şahitler, 1:252-253.)

    Onun Kur’ân’ı okuyuşu da başkaydı. Kur’ân, üç şekilde dinlenmeliydi:

    Birincisi: Resûl-i Ekrem’in (asm) nübüvvet kürsüsüne çıkıp insanlığa Kur’ân âyetlerini tebliğ ederken kıraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağı o zamana göndermeliydi. Bu takdirde Kur’ân’ı, onun fem-i mübarekinden dinlemiş gibi olunurdu.

    İkincisi: Cebrâil (a.s.) Hz. Muhammed’e (a.s.m.) tebliğ ederken, her iki Hazretin arasında yapılan tebliğ-tebellüğü dinler gibi olmalı.

    Üçüncüsü: Kàb-ı Kavseyn makamında, yetmiş bin perde arkasında Mütekellim-i Ezelî’nin Resûl-i Ekrem’e (asm) olan konuşmasını dinler gibi hayâlî bir vaziyete girmeli. (Mesnevî-i Nûriye, s. 104.)

    Yer, makam ve zamana göre şüphesiz bu üç vaziyette Kur’ân’ı dinleyen Bediüzzaman Hazretleri, Kur’ân’ı okurken de Arş-ı Âzâm’dan gelen Rabbü’l-Âlemînin kelâmı olduğu şuur ve ihtiramı içerisinde okurdu.

    Talebesi Hulusi Yahyagil, onun Kur’ân-ı Kerim’i bambaşka duygularla, hakikatlerini duyarak ve yaşayarak okuduğunu ve Kur’ân’ın İlâhî sadasının bütün ruhunu kapladığını söyler. “Onun okuyuşu, diğer hocaların ve hafızların okuyuşuna benzemezdi. Tecvid-i mânevî üzere okurdu (yani mânâsına uygun tarzda okurdu” (Son Şahitler, 1:325) der.
    Rabbü’l-Âlemînin en anlayışlı muhatabı olan insan, Rabbinin kelâmına yöneldiği, onu anlamaya çalıştığı ölçüde kıymet kazanır. Bediüzzaman’ın da en büyük arzusu bu yüce kelâmın sırlarını keşfetmekti. Kur’ân’ı öyle okur, keşfettiği nükteleri başkalarıyla da paylaşmak maksadıyla yazdırırdı. İşârâtü’l-İ’câz olsun, diğer Risâle-i Nur eserleri olsun bu keşiflerle doludur.

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  9. #9
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Hizbü’l-Envâri’l-Hakâik ve Cevşen

    Bediüzzaman Hazretlerinin hiç terk etmediği, muntazaman okuduğu duâların başında Hizbü’l-Envâri’l-Hakaiki’n-Nuriye ve Cevşen geliyor. Hizbü’l-Envar’da Yasin, Fetih ve Rahman Sûreleri, Haşir Sûresinin son beş âyeti, Mülk ve Nebe sûreleri yer alıyor. Sonra da Kur’ân-ı Azimüşşan’ın özelliklerini içine alan bir duâ ve Resûl-i Ekrem’e (asm) salâvat getiriliyor.

    Onun okuduğu meşhur duâlar arasında Cevşenü’l-Kebir, Delâilü’n-Nur, Evrad-ı Kudsiye, Sekine, Münacât-ı Veyse’l-Karânî, Duâ-i Tercümân-ı İsm-i Âzam, Duâ-i İsm-i Âzam, Münâcâtü’l-Kur’ân, Tahmidiye, Hülâsatü’l-Hülâsa, Tazarrû ve Niyaz gibi duâlar bulunuyordu.

    Cevşenü’l-Kebir: Baştaki sûre ve duâdan sonra Hizbü’l-Envâri’l-Hakaiki’n-Nûriye Mecmuâsında Cevşenü’l-Kebir duâsı yer alıyor. Üstadın gençliğinden beri sürekli okuduğu çok büyük faziletleri olan bir duâdır.

    Delâilü’n-Nur: Üstadın hiç ihmal etmediği büyük evliyanın okuduğu Delâilü’l-Hayrât’ı zenginleştirerek hazırladığı, yeniden düzenlediği Delâlilü’n-Nur isimli bir nevî salavat hazinesi.

    Sekine: Herbiri on dokuz harften ibaret ve on dokuz defa okunan Hz. Ali’den rivayet edilen, âhirzamanın dehşetli fitnelerin karşı muhafaza eden, gönül huzuru veren Sekine duâsını da okurdu.

    Münacat-ı Veyse’l-Karânî: Risâle-i Nur mesleğinin esasını teşkil eden acz ve fakr madenlerini işleten kuvvetli bir duâdır.

    Duâ-i tercüman-ı İsm-i Âzam: Aslı vahiyle Peygamberimize (a.s.m.) bildirilen bir duadır. Üstad Hazretleri sabah ve ikindi namazlarından sonra bu duâyı namaz tesbihatında okurdu.

    Duâ-i İsm-i Âzam: Aslı vahiyle Peygamberimize bildirilen ve Üstadın öğle, akşam ve yatsı namazları tesbihatında okuduğu bir duâdır.

    Münacâtü’l-Kur’ân: Hz. Ali tarafından rivayet edilen, Hz. Osman’ın Kur’ân âyetlerinden edindiği bir virddir.

    Tahmidiye: Üstadın düzenlediği İsm-i Âzamla yapılan tefekkürî, kuvvetli bir duâdır.

    Hülâsütü’l-Hülâsa: Âyetü’l-Kübrâ başta olmak üzere Hizbü Ekberi’n-Nûrî gibi hakikatlerden mülhem, Üstadın tertiplediği, kâinatı konuşturduğu tefekkürî bir duâ.

    Tazarrû ve Niyaz: Üstadın Eski Said’den Yeni Said’e geçtiği dönemde yaptığı duâ.
    Bediüzzaman Hazretleri, bunların dışında Risale-i Nur’a menbâ olan âyetleri topladığı Hızbü’n-Nuriye ve daha bir kısım virdleri de okurdu.

    Şaban DÖĞEN

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  10. #10
    Ehil Üye hayırlısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Kilis
    Mesajlar
    1.194

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Onun Kur’ân’? okuyuşu da başkayd?. Kur’ân, üç şekilde dinlenmeliydi:

    Birincisi: Resûl-i Ekrem’in (asm) nübüvvet kürsüsüne ç?k?p insanl?ğa Kur’ân âyetlerini tebliğ ederken k?raatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağ? o zamana göndermeliydi. Bu takdirde Kur’ân’?, onun fem-i mübarekinden dinlemiş gibi olunurdu.

    ?kincisi: Cebrâil (a.s.) Hz. Muhammed’e (a.s.m.) tebliğ ederken, her iki Hazretin aras?nda yap?lan tebliğ-tebellüğü dinler gibi olmal?.

    Üçüncüsü: Kàb-? Kavseyn makam?nda, yetmiş bin perde arkas?nda Mütekellim-i Ezelî’nin Resûl-i Ekrem’e (asm) olan konuşmas?n? dinler gibi hayâlî bir vaziyete girmeli. (Mesnevî-i Nûriye, s. 104.)

    Bunlar? söyleyen ve yaşayan bir zat?n ağz?ndan b?rak yalan? , malayaniyat bile ç?kmaz , ç?ksa ç?ksa ağz?ndan edeblice bir kaç latife ç?kar , ona da dikkat etsen görürsünki içtimai hayata dair bir düsturdur. Eee ne de olsa Rehber-i Ekmel in a.s.m. takipçisi değil mi
    Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. AMENNA

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman’ın İbadet Hayatı
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.08.11, 12:25
  2. İhmal Ettiğimiz Bir Sosyal İbadet: Emr-i Bi’l-Ma’ruf
    By Bîçare S.V. in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.01.09, 12:03
  3. Bediüzzaman´ın İbadet Hayatı
    By KeKe in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.12.08, 23:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0