+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Risale-i Nur'un Neresindeyiz?

  1. #1
    Dost bilalyuk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Mesajlar
    6

    Standart Risale-i Nur'un Neresindeyiz?

    Risâle-i Nur'un neresindeyiz?


    Dünyanın çekim ve cazibe alanının her geçen gün arttığı günümüzde, âdeta hakikî bir huzur bulma ve nefes alma yeri olan Nur sohbetlerinin yapıldığı evlerden birinde, bahar çiçekleri hükmünde olan masum, tertemiz ve iman dolu çocuklarla düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz sohbetlerden birini yaparken, beni o an yerimden sarsan satırları okuyordum:

    “... Bu kapıdan girenleri, ale’r-re’si ve’l-ayn (baş ve göz üstüne) kabul ediyorum. Onlar da üç tarzda olur:, ya dost olur, ya kardeş olur, ya talebe olur. Dostun hassası (özelliği) ve şartı şudur ki: Kat’iyen, Sözler’e ve envar-ı Kur’âniyeye (Kur’ân nurları, Kur’ân’ın saçtığı parıltılar, ışıklar) dair olan (ilgili olan) hizmetimize ciddî taraftar olsun ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.

    “Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakiki olarak Sözler’in neşrine ciddi çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebairi işlememektir. Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözler’i kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin (Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul:1994, s. 329. -26. Mektup, 10. Mesele).”

    ...

    Bu satırları okumayalı epey olmuştu. Bir yandan çocuklarla olan sohbetimize devam ederken, bir yandan da dost-kardeş-talebe üçlemesi arasında çelişkide kalmamdan dolayı, bana ıztırap veren bu durumu çocuklara hissettirmemeye çalışıyordum. Çelişkideydim, zira kendimi, bu çok önemli üç vasıftan hiçbirine tam olarak oturtamıyordum. Daha sonra çocuklara dönerek, kendilerine ayrı kalacağımız bir hafta boyunca, kendime sorduğum bu soruyu sormalarını istedim. Biz, bu çok önemli üç kudsî tarzdan hangisine uyuyorduk? Daha doğrusu, biz Risâle-i Nur’un neresindeydik?...

    Yazının başında da belirttiğim gibi, aldatıcı dünyanın aldatıcılığı her geçen gün artmaktaydı. Dindar olarak nitelendirdiğimiz insanlar bile-Allah muhafaza-bazen dünyaya kendilerini fazlasıyla kaptırabiliyordu. Hayır ve şer içiçe girmiş, ayrımı çok zor bir hâle gelmişti. Ve Risâle-i Nur Talebelerine her zamankinden çok daha fazla vazife düşüyordu, helâketler ve felâketler asrı olan 21. yüzyılın şu günlerinde.

    Acaba diyordum, dostun niteliklerinden olan Sözler’e ve envar-ı Kur’ân’iyeyle (Kur’ân’ın saçtığı nurlar, ışıklar) alâkalı olan hizmetimize ne kadar ciddî olarak taraftar oluyorduk? Haksızlıklara, bid’alara ve dalalet çukurlarına kalben ve cidden karşı çıkabiliyor muyduk? Zira o kadar çok haksızlıığın yanında, birçok kez sustuğumuzu görüyor, bize dokunmayan haksız meselelerle çoğu kez ilgilenmiyorduk maalesef... Meselâ, din kardeşimiz haksız bir muameleyle karşılaşınca ne yapmıştık bugüne kadar? Ülkemizde ya da diğer ülkelerde sadece inançlarından dolayı zulüm gören Müslüman kardeşlerimiz için hangi çabalarda bulunduk? Kaçımız inancından taviz vermeyen başörtülü kardeşlerimizin yaşadığı ıztıraplarını, çilelerini, yıkılan (aslında yamalanan) hayallerini sordu kendilerine? Ya da ucu bize dokunmayan kaç tane haksız olaya karşı hakkın gür sesini haykırdık bugüne kadar? Dalâlet çukurlarına karşı neler yaptık? Biz de birçok insan gibi: “Yahu bu zamanda bunlar normal şeyler, adam sen de...’’ deyip geçiştirdik mi acaba?

    Yanımızdaki arkadaşımız şer bir şey söylediğinde, buna ne kadar mani olduk? “Sizden biriniz bir münker (kötülük, haksızlık, zulüm) gördüğünde onu eliyle düzeltsin, gücü yetmiyorsa dili ile düzeltsin, buna da gücü yetmiyorsa kötülüklere kalbiyle buğz (nefret) etsin. Bu imanın en alt seviyesidir” hadis-i şerifini ne kadar tatbik ettik, bize Rabbimiz (c.c.) tarafından emanet olarak verilmiş hayatlarımızda? Ya da her şeyi bir yana bırakalım; haksızlıkların, bid’aların ve dalâletlerin farkında olabildik mi? Zira değerli bir yazarın tesbitiyle, siyah ve beyazın net olarak birbirinden ayrılamadığı, grinin tonlarının hakim olduğu zamanımızda o kadar zorlaştı ki, bu virüs gibi çoğalan şerleri farkedebilmek...

    Bu özellikleri hakkıyla taşımamanın verdiği ızdırapla, kardeşin özelliklerinin analizini yapmaya geçiyordum. Kardeşin özellikleri; Sözler’in neşrine ciddi olarak çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek ve yedi kebairi (büyük günahlar, cezası büyük olan günahlar) işlememekti. Sözler’in neşrine ciddi olarak çalışmadığım kesin bir gerçekti. Kaçırdığım namazlar ve işlediğim günahlar da cabası... İçimin ızdırabı daha da yakmaya başlamışken, beni, en önemli vasıta olan talebeliğin özelliklerini okumaya başlıyordum: “Talebeleğin hassası (özelliği) ve şartı şudur ki: Sözler’i kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir (herkese duyurma, yayma, yayım) ve hizmeti bilsin.’’

    Bu satırları düşündükten sonra, herşeyi bir yana bırakıp, bize Risâle-i Nur gibi muhteşem bir nur deryasını kendi malımız gibi hissedip, sahip çıkılmasına izin verilmesi, böyle bir nimetin bize sunulması bile, başlı başına çok büyük bir ihsan-ı İlâhî iken, bana ne oluyordu da bu hiç hak etmediğim teklifi farkında olmadan geri çeviriyordum? Hayatımın en mühim vazifesini, Risale-i Nurları yaşamak, yaymak ve bu ulvî hakikatlere hizmet etmek olarak biliyordum belki; ama bunu hayatıma hakkıyla yansıtmıyordum. Ve ben ilk iki vasfa kendimi tam olarak oturtamadığım gibi, en önemli vasıf olan kardeşlik vasfına da kendimi koyamıyordum maalesef. Böylesine değerli bir vasfı ifa edemediğim gibi, hiç hakketmediğim hâlde, ihsan edilen Risâle-i Nur’lara kendi malım gibi sahip çıkma teklifini de ne kadar kolay reddedebiliyordum. Zaten bize verilen hayat, tüm hayatların sahibi olan Cenâb-ı Hakk’ın (c.c.) emaneti değil miydi? Elbette ve şüphesiz O’nun (c.c.) emanetiydi. O zaman neden en önemli hayat vazifemi; Sözler’in yayılması ve hizmeti yönünde tüm benliğimle kullanmıyordum? Bu ve daha bunun gibi sorular içimi kemirirken, sayfanın sonlarına doğru okumaya devam ediyordum. Zira cümlenin devamında Üstad Hazretleri bu üç vasfa sahip olan insanların ne tür harika ihsanlara mazhar olacağını söylüyordu.

    Üstad Hazretleri şu üç vasfa sahip olan insanların, ne tür harika ihsanlara mazhar olacağını söylemiştir: Birinci vasıf olan Risâle-i Nur’a dostluk ile hakka davet etmek suretiyle, Kur’ân-ı Kerim’in içinde bulunan manevî incileri ve cevherleri kendisinden veya Sözler’den ders alabilmek. Sadece Üstad Hazretlerinden ders alabilmek bile, başlı başına büyük bir şerefti. 'Ve dost olan kimse feraizi kılar ve kebairi (büyük günahları) terk ederse, kardeşlerin tamamı olarak duâmda dahildir', diyordu.

    İkinci vasıf olan kardeşlik için ise, daha güzel mükâfatlar bulunuyordu. Birkaç defa hususî (özel) ismiyle ve suretiyle kardeşin, duâ ve kazancında hazır olup ibadet itibarıyla uhrevî (ahirete ait) kazancına hissedar olacağını söylüyordu Üstad Hazretleri. Aman Allah’ım, bu ne büyük bir ihsandı! Ahirzaman müceddidi olan Said Nursî Hazretlerinin özel isim ve suretle duasında yer alıp uhrevî kazancına hissedar olabilmek!.. Ve akabinde devam ediyordu cümleler. Sonra bütün kardeşler içinde dahil olup Allah’ın(c.c.) sonsuz rahmetine teslim ediyorum ki, dua vaktinde ‘’ihveti ve ihvani(kardeşlerim)’’ dediğim vakit, onlar, içinde bulunur. Ben bilmesem, rahmet-i İlahiye onları biliyor ve görüyor. Üstad Hazretlerine kardeş olabilmek şerefi ile Rahman ve Rahim olan Halık-ı Zülcemal’in (c.c.) rahmetine teslim olmak!..

    Üçüncü ve en önemli vasıf olan talebenin mazhar olacağı ihsanlar ise bambaşkaydı: Üstad Hazretleri ile beraber Cenab-ı Hak’ın (c.c.) kapısına yönelip kalp ve gönül bağı kurarak, Kur’ân-ı Hakim’in hizmetinde el ele verip tevfik(başarı, muvaffakiyet) ve hidayet (doğru inanç ve yaşayış üzere olmak) istemek idi. Eğer talebe ise, her sabah sürekli olarak ismiyle, bazen hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar(hisse sahibi) olur, diyordu şefkat kahramanı Üstadım.

    Zaten bu çok değerli üç vasıftan birine kendimi tam olarak oturtamamanın ezikliği içimi kemirirken, bir de çok ulvî, paha biçilemez meyveleri kaçırıyor olmanın verdiği üzüntü de yerini almış bulunuyordu kalbimin derinliklerinde. Bir yandan kendime çok kızarken, bir yandan da bu güzelim meyveleri düşünyordum. Tüm bu düşünceler kalbimde ve beynimde uçuşurken, sohbetimizin de sonuna gelmiş bulunuyorduk. Gözleri ışık ışık bakan, nur yüzlü çocuklara bir şeyler öğretebilmenin düşüncesiyle kitabın satırlarını okumaya başlamıştım. Lâkin sohbetimizin sonunda asıl ben o kadar çok şey öğrenmiştim ki...

    Çocuklarla haftaya buluşmak ümidiyle vedalaşmamızı yaptıktan sonra, yavaş yavaş dışarı doğru adım atıyordum. Kendi kendime sorgulamam ise, asıl yeni başlıyordu. O kadar çok şeyin kendimi sarıp sarmalamasına izin vermiştim ki... Maalesef uhrevî hizmetlerle iştigal etmeme onlardan bir türlü sıra gelmiyordu(!) Bu sorgulamalarla devam eden zaman içerisinde, şimdi açık yüreklilikle soralım hepimiz kendimize. Uğruna nice canların şehit olduğu, zehirlerin su gibi içildiği, hapislerin geçildiği, çile yıllarının doldurulduğu, asırların dâvâsı olan Risâle-i Nur hizmetinin neresindeyiz acaba?..

    Acaba bir türlü bitmek bilmeyen dünyevî işleri-miz, okul derslerimiz, kariyer planlarımız, pahalı elbiselerimiz, yeni arabalarımız, daha mı önemli de(!) bu mukaddes dâvâmızdan da, bir türlü bunlardan sıra gelmiyordu hizmetimize... Elbette hepi-nizin, içinizden “Hayır! Asla!” gibi ifadeleri haykırdığınızı duyar gibiyim. Hepimizin içerisinde hizmetlerimizle ilgili tertemiz fikirlerin, coşkuların, düşüncelerin yer aldığını da tahmin edebiliyorum. Lâkin elimizi vicdanımıza koyalım.

    Düşündüğümüz ulvî güzellikleri ne kadar gerçekleştirebiliyoruz, ya da gerçekleştirebilmek için ne kadar çaba sarf ediyoruz?

    Elbette tüm bu iç sorgulamalardan sonra şeytanın tuzaklarında da dikkat etmeliyiz. Bütün bütün karamsarlığa asla düşmemeliyiz. Zira bu yolda bir dirhem hizmet bile bizler için büyük bir kâr olarak durmaktadır, bu ulvî hizmetimizde yer almak için önemli bir sebeptir. Hepimizin bunun idrakinde olarak bu yüzleşmeyi yapması daha sağlıklı olacaktır. Amacım asla bir karamsarlık, ümitsizlik oluşturmak değil. İmanlı kimse zaten karamsar ve ümitsiz olamaz. Elbette çok ulvî nur hizmetlerinin yapıldığını da biliyorum. Fakat bunlar bizlere asla yetmez. Bizler isteyip inandıktan ve bu uğurda tüm müspet duygularımızla canla başla çalıştıktan sonra Allah’ın izniyle çok daha hayırlı ve büyük işler başarabiliriz.

    İşte benim bu noktadan hareketle amacım; bu ve bunun gibi daha geniş açılımlı fikirler ışığında hepimizin bir iç hesaplaşma yapması, bir iç yolculuk düzenlemesi. ‘’Bizler Risâle-i Nur’un neresindeyiz?’’ sorusuna, gönüllerimizde ve kalple-rimizde hakikî bir cevabın bulunmasına çalışılması.

    Unutmayalım ki; kendimizde, çocuklarda, gençlerde, baylarda, bayanlarda, kıyıda köşede büyük bir heyecanla duran bir çok insan da bizleri ve bu ulvî hakikatleri beklemekte. Onları bekletmeye ne hakkımız var? Mademki hiç hakketmediğimiz hâlde ihsan-ı İlâhî olarak bu kudsî dava omuzlarımıza yüklenmiş, o hâlde hakkını vermeye çalışmak da boynumuzun borcu olsa gerek.

    Elhâsıl; Risâle-i Nurlar bizleri beklemekte. Hem de tüm güzellikleriyle... Ve dost, kardeş, talebe sıcaklığıyla... Siz hangisini tercih edersiniz?...

    Bilal Yükselten
    bilalyuk@hotmail.com

    http://www.yeniasya.com.tr/2006/08/0...ik/default.htm



    ''Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır...'' Hz. Mevlana

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ?nayet ve imdad-? Rahmani bizleri onun yolunda olursak zirvelerin zirvesine taş?r...gayret hay?r, niyet hay?r inşallah akibette hay?r olur...teşekkürler kardeşimiz..tam tefekkürlük ve iç muhasebe sistemi kurmuşsunuz..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur'un Neresindeyiz? - Metin Karabaşoğlu
    By BiKeS_ in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.06.13, 13:48
  2. Risale-i Nurda Bir Risale Var ki Bir Kutb-u Azamdan Beklenen Feyzi Verebilir....?
    By MuM in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 22.02.09, 01:47
  3. Risale-i Nur’un Neresindeyiz?
    By tazarru in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.10.08, 11:17
  4. Risale-i Nur'un Neresindeyiz?
    By elff in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 28.07.08, 05:42
  5. İttihad-ı İslamın Neresindeyiz ?
    By özür in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.10.07, 11:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0