+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 23

Konu: Tahavvülat-ı Zerrat Şerhi

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart Tahavvülat-ı Zerrat Şerhi

    Otuzuncu Söz?kinci Maksad

    Tahavvülât-? zerrâta dâir şu âyetin hazînesinden bir zerreye işaret edecektir.




    Şu âyetin pek büyük hazînesinden bir miskal zerre miktar?nda, yani zerre sandukças?nda olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder. Şu Maksad bir Mukaddime ile Üç Noktadan ibârettir.

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'?n ad?yla.
    ?nkâr edenler, "K?yâmet baş?m?za gelmez" derler. Sen de ki: Evet gayb? bilen Rabbime yemin olsun ki baş?n?za gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap aç?k bir kitapta yaz?lm?şt?r. (Sebe' Sûresi: 3.)

    Tahavvülat-? zerrat


    (Hakan Yalman)

    Otuzuncu Söz’ün ?kinci Maksad’? “tahavvülat-? zerrata dair” şeklinde bir ibareyle başlar.

    “Tahavvül” kelimesinin karş?l?ğ? “bir halden diğer hale geçme, değişme, dönüşme, değişiklik” olarak belirtilmektedir.

    Zerrelerin tahavvülleri yani bir halden başka bir hale geçmeleri...

    Bu, asl?nda varl?ğ?n, hayat?n, kainat denen büyük bilmecenin çözümü yolunda içinde önemli ipuçlar?n? bulunduran muhteşem bir s?rd?r.

    Çevremizde gördüğümüz taşlar, çiçekler, ağaçlar, böcekler, sinekler ve binlerce farkl? türden hayvan; ay, güneş ve y?ld?zlar nas?l oluşmuş ve oluşmaktad?r?

    En yak?n?m?zda kendimize ait hissettiğimiz bedenimiz ne şekilde oluştu ve halen oluşumu nas?l devam etmektedir?

    Daha bunlar gibi pek çok soru, varl?ğ? anlayabilmek ve eşyay? çözebilmek için idrak sahiplerinin içini kemirmekte ve büyük bir merakla peşinden koşturmaktad?r.

    “Kimsin, necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” gibi insan?n kendi varl?ğ?n? anlamland?rmak niyetiyle yola ç?kt?ğ?nda önüne ç?kan en önemli problemlerin çözümü de belki zerreyle başlayacakt?r.

    Zerre, en temel yap? taş?, parçalanamayan en küçük birimi, eşya binas?n?n tuğlas? olduğuna inan?lan temel unsur şeklinde alg?lanagelmiştir.
    Konu elff tarafından (13.06.07 Saat 23:50 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  2. #2
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    İnsanlık tarihinde maddenin en küçük yapı taşlarından oluştuğu fikri çok eskilere dayanmaktadır.

    Thales’e göre yeryüzündeki her şey sudan, Pythagoras’a göre sayılardan oluşmaktaydı.

    Empedocles dünyanın ateş, hava, su ve toprak gibi dört temel unsurdan oluştuğuna inanmaktaydı.

    Anaksagoras her şeyin parçalara bölünemeyen tohumlardan meydana geldiğini iddia etmekteydi.

    Bütün bunlar M.Ö. 600’lü yıllarda cereyan etmekteydi. M.Ö. 400’lü yıllarda ise Democritus, dünyadaki her şeyin daha ufak parçalara ayrılamayacak ve görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan oluştuğunu belirterek bunları “atom” olarak adlandırmıştı.

    Bu nedenle Democritus yıllar sonra ortaya konacak olan atom teorisinin de babası kabul edilecekti.

    Aslında, insanların asırlar boyunda anlamaya çalıştığı varlık, kainat, benlik gibi kavramların çözümünde, maddenin yaratılış şekli önemli bir yer tutmaktadır. Bunu anlamak için, maddenin parçalanması, analiz edilmesi, var olduğu düşünülen temel yapı taşlarına ayrılması gerekmektedir.
    Bu ise varlığın madde boyutundaki sırlarını çözecektir.

    Yıllar, insanoğlunun hasretiyle yandığı eşyanın sırrını çözme arzusu ile geçerken, temel yapı taşı olduğuna inanılan atomla ilgili pek çok farklı modeller ortaya konmuştur.

    Democritus ve Aristoteles’in dile getirdiği atom fikri 1800’lerde İngiliz Jhon Dalton tarafından bilimin diliyle ciddi bir şekilde ifade edilmiştir. En son 1911 yılında Rutherford, proton ve nötrondan oluşan bir çekirdek ve etrafında yer alan elektronlardan oluştuğunu ifade ettiği bit atom modeli ortaya koydu. Elektron yörüngesinin meydana getirdiği atom boyutunun çekirdekten 10.000 kat büyük olduğu hesaplandı. Elektronlar çekirdek etrafında sürekli dönmekteydi. Einstein’a göre ise atomlar sıkıştırılmış enerji paketçikleriydi. Yıllarca süren bir serüvene dönüşecek olan atom fiziğinin, Max Planck’la quantum fiziği kısmı başlamış ve temel yapı taşı olarak düşünülen atom, ayrı bir aleme dönüşmüştür.

    Kendine has kuralları olan, küçücük fakat uçsuz bucaksız bir alem...

    Artık fizikçilerin lügatinde, makro alem ve mikro alem şeklinde kuralları, işleyişi, yapısı birbirinden çok farklı iki ayrı alem kavramı vardır.

    Mikro alem atomun içini, atomu oluşturan parçacıkların gizemli dünyasını ifade etmekteydi.

    Uzunca bir dönem, proton ve nötronlardan oluşan çekirdek ve onun çevresinde dönen elektronlardan müteşekkil atomun, her şeyin temel yapı taşı olduğuna inanılıyordu.

    Son dönemlerde ise “standart model” adı verilen bir yaklaşımla, tüm kainatın 12 adet parçacığın farklı şekillerde birleşimi ile oluştuğu kabul edilmektedir. 6 kuark 6 lepton adı verilen parçacıktan müteşekkil 12 parçacık nötronu, protonu, elektronu ve muon, pion, boson, kaon gibi pek çok atom içi parçacığı oluşturmaktadır.

    Belki kuarkların da parçacıklara ayrıldığı bir dönem oluşacak ve kuark içi alemden bahsedilecektir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Yeni dönemin keşfi olan ve henüz tam anlamı ile tanıyıp tanımlayamadığı mikro alem ise sürekli hareket halinde, titreşen ve bu ihtizazının hikmeti bilinmediği için felsefi bakışın “serseri hareket” şeklinde adlandırdığı ve fizikçilerin dahi anlamakta güçlük çektikleri bir alem.

    Kısa süreli varlık alemine çıkıp kayboluşlarıyla, bir taneciğin aynı anda yerinin ve hızının tespit edilememesiyle, bildiğimiz, gördüğümüz alemden tamamen farklı bir ortam.

    Mesela, İtalyan Gabriele Veneziano parçacıkların titreşen ve dönen “sicimler” halinde bulunduklarını söylüyor.
    Bu sicimler yaklaşımı daha sonra “sicim teorisi” şeklinde fizikçiler arasında bilinen bir kavram olmuştur.
    Bu yaklaşım zaman ve mekanın teşkil ettiği dört boyutlu alemimizin daha farklı boyutlarının olduğunu düşündürmüş on bir boyutlu kainat tanımları gündeme gelmiştir. Bazı tanecikler görülemeyecek kadar kısa bir zaman diliminde varlık alemine gelip kaybolurlar. Mesela “muon” adı verilen taneciğin ömrü 10-8 saniye olarak tespit edilmiştir. Bir an-ı seyyalede yani göz açıp kapayıncaya kadar bir milyar muon nesli gelip geçmiş olur.

    Bu süratle geçiş muhtemelen Sani-i Külli Şey’in nazar-ı dekaikaşinasına arzedilen bir resm-i geçittir.

    Atom içi alemin genel yapısını, hep böyle sürekli geçişler, hızlı değişimler, başkalaşımlar, her farklı halde bulunuşlar ve kulun sathi nazarında pek çok belirsizlikler oluşturur.

    Mesela mikro alemdeki taneciklerin dalga mı, tanecik mi olduğu belirsizdir.

    Bizim görme kabiliyetimize hitap eden şekli ile hem dalga hem taneciktir. Ya da bizim tasnif edici, analiz edici bakışımızla ne dalga ne de taneciktir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Zerreler bir taraftan ibda hakikati gereği süratle varlık alemine girip çıkarken, çok küçük zaman dilimlerinde varlık tablolarını teşkil ederken inşa boyutu ile de makro aleminin değişim ve başkalaşımlarının zemini olurlar.


    Gördüğümüz alem zerreler boyutunda bakıldığında maddesinin % 99’u hidrojen ve helyumdan oluşmuş bir ortamdır.

    Kalan % 1’i ise oksijen, karbon, neon, azot, magnezyum, silisyum, kükürt, demir, kalsiyum gibi yüz küsur element teşkil eder.

    Bu elementlerin dünyanın payına düşen kısmı ise bütün içinde belki kaale alınmayacak kadar küçük bir oranda almalıdır.

    Bu elementler saf veya karışım halinde birleşerek moleküllerin ve çevremizde gördüğümüz pek çok cansız maddenin, kumların, kayaların, nehirlerin, dağların oluşumunda görev alırlar.

    Daha kompleks yapılar şeklinde birleşerek DNA ve RNA gibi organik molekülleri teşkil edip hücrelerin, organların, bitkilerin, hayvanların ve insanların oluşumunda görev alırlar.

    Kainatta bütün bu unsurlar oluştuğunda, çizilen bir tablo gibi sabit şekilde durmazlar.

    Sürekli bir dönüşüm, değişim ve başkalaşım vardır.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Varlığın inşa boyutunda, rızk ve beslenme gibi büyük hakikatler etrafında kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye gibi elektromanyetik kuvvet, çekim kuvveti, kuvvetli ve zayıf nükleer kuvvetler gibi itici ve çekici güçler şeklinde gözüken tezahürlerle maddede sürekli bir dönüşüm hali vardır.



    Nehirler kayalara, kayalar toprağa, toprak bitkilere, bitkiler hayvanlara ve hepsi birlikte insana dönüşür tarzda bir işleyiş vardır.

    Öyle ki, bir sodyum elementini işaretleyip takip edebilseniz sanki belirli bir sürede bütün dünyayı dolaşmaktadır.


    Mesela yediğimiz elmadaki glikoz molekülü belki geçen sene Çin’deydi. Bütün mineraller oradan oraya sürekli yer değiştirmekte ve bunları teşkil eden zerrelerde “kaos” şeklinde ifade edilen çok süratli değişimler, başkalaşımlar, varoluş ve yokoluşlar, bir halden diğer hale geçişler gözlenmektedir. Evet, şu an karşınızda kararlı, sabit gördüğünüz maddenin; masanızın, koltukların, odanızın, şehrinizin, dünyanın ve gökyüzünün arka planındaki, gerisindeki, temelindeki manzara budur.

    Bu hali en güzel ifade edecek kelime ise “tahavvülat” olmalıdır.

    Evet, kainat zerrelerin tahavvülleri ile çok küçük zaman dilimlerinde çizilen ve uyumlu şekilde ard arda dizilen, mutileşen tablolardan ibarettir.

    Hakan Yalman
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  6. #6
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Sebe Suresi
    “Tahavvülat-? zerrata dair” ibaresi ile başlayan ?kinci Maksad’?n takip eden cümlesi; “Şu ayetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.” şeklinde devam etmekte ve bunu Sebe’ Suresi’nin üçüncü ayeti takip etmektedir. Bu ayetin meali şöyledir:

    “?nkar edenler ‘k?yamet baş?m?za gelmez’ derler. Sen de ki, evet gayb? bilen Rabbime yemin olsun ki, baş?n?za gelecektir. Ne göklerde ne de yerde zerre kadar bir şey ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa her şey apaç?k bir kitapta yaz?lm?şt?r.”

    Sanki Otuzuncu Söz bu ayetin kurgusuna benzer bir yol takip etmektedir.

    ?nsan?n en zay?f noktas? olan benlik, kendinde güç olduğu vehmiyle, Yarat?c?s?na isyan etmeyi; ben, eşya ve tabiata güç vermeyi, bunlar? ezelileştirip ölümsüzleştirmeyi arzulamaktad?r.

    ?nkar edenlerin “k?yamet baş?m?za gelmez” cümlesi belki bu aç?dan önem kazanmaktad?r.

    Zerrenin idraki ile ve Kadir-i Külli Şey’in, Alim-i Külli Şey’in her şeye nüfuzunun ortaya konmas?, insanda ben’i, kainatta tabiat? tar u mar etmektedir.

    Otuzuncu Söz de bu manaya uygun olarak, “Ene” ve “Zerre” s?ralamas? ile yaz?lm?şt?r.

    Gerçekten benliği güçlendirmek, Yarat?c?ya isyan etmek, maddeyi güçlendirmek gayreti üzerinden yürütülegelmiştir.

    Determinizm, Pozitivizm, Darwinizm gibi ak?mlar, bu gayretin ürünü olarak ortaya ç?km?şlard?r.

    Maddeye, onun ezeli olabileceği fikrine en büyük darbe ise zerre ve onunla ilgili araşt?rmalar taraf?ndan vurulmuştur.

    Bilimin, Pozitivizmin hükümranl?ğ? 1900’lerde gelişmeye başlayan ve maddenin en küçük yap? taş?n? bulmaya yönelik gayretlerin cereyan ettiği Quantum Fiziği, Quantum Mekaniği gibi yeni gelişmelerle sona ermiştir.
    Bu alandaki gelişmeler, maddenin ezeli ve kat? olmad?ğ?n? pek çok fizikçinin ifadesi ile varl?ğ?n adeta ensiz, boysuz, ağ?rl?ks?z, hayali varl?klar üzerinde inşa edildiğini ortaya koymaktad?r.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  7. #7
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Bu açıdan bakıldığında Sebe Suresinin varlık ve Yaratıcı arasındaki bağlantıyı idrak ettirmek yolundaki çarpıcı ifadeleri daha net anlaşılır.

    Surenin özellikle ilk üç ayeti, Yaratıcı Kudret’in kainatın, varlık aleminin en derununa nüfuzunu ortaya koyan ifadelerle bezenmiştir.

    Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın, Hak Dini, Kur’an Dili isimli tefsirinde bu surenin Kur’an’da hamd ile başlayan beş sureden biri olduğu ifade edilmektedir.

    Daha sonra Razi’nin bu durumun sebebini ortaya koymaya yönelik şu cümlelerine yer verilir: “Bunun hikmeti şudur; Allah Tealanın nimetleri pek çok ve bizim saymaya gücümüz olmamakla beraber, esas itibariyle iki kısımdır. Birisi icad nimeti, birisi de ibka (devamlı, sürekli kılma) nimetidir. Çünkü Allah Teala bizi evvela rahmetiyle yaratmış ve bizim için durabileceğimiz şeyler de yaratmıştır. Bu nimet bir de yeniden iade edilecektir.”

    Razi’nin bu ifadeleri Bediüzzaman’da ibda ve inşa şeklini almış, zerreler ile izah edilen alemin anlık yaratılması ve sürekliliği bu kavramlarla ortaya konmuştur.

    Haşir ise yine bu zerreler aleminin çizdiği tablonun bekaya mazhariyetini izah eden Risale-i Nur’un dört temel esasından biridir.
    Bütün bunlar nimetlerin, rızkın, yaşadığımız her türlü güzelliğin esasını teşkil etmektedir.

    Surenin birinci ayeti, “Hamd göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi kendisinin olan Allah’adır. Ahirette de hamd onundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.” şeklindeki ifadeleri ile kudret ile Kainat arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, bağlantıların direk ona olduğunu, aracı, yardımcı olmadığını ifade etmektedir. En küçükten en büyüğe, aklımıza ne geliyorsa ve aklımız onundur. Takip eden ayet de bu manayı pekiştirmektedir: “Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa hepsini bilir. Hem o esirgeyen ve bağışlayandır.”

    Bu ayetteki “yer” ya da “arz” kavramı, bir yönü ile de genel anlamda mülk alemini ifade ediyor olmalıdır.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  8. #8
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Bu aleme giren çıkandan İlahi Kudret’in haberdar olması, sadece gözümüze hitap eden duygularımızla algıladığımız varlıklar boyutuyla değil, algılarımızın dışında olan boyutuyla da ele alındığında çok çarpıcı bir manzara karşımıza çıkmaktadır.


    Saniyeden milyarlarca kez daha küçük zaman dilimlerinde mülk boyutuna gelip sonra kaybolan atom içi partiküllerden de Alim-i Külli Şey’in haberdar olduğunu ifade etmektedir.


    Surenin üçüncü ayetindeki iki kelime, bu manaları tamamlayıcı mahiyettedir.


    “Zerre miskal” ve Kitab-ı Mübin” kavramları Tahavvülat-ı Zerrat’ın
    kurgusunda ön plana çıkmakta ve zerreler alemiyle teşkil edilen alemin anlaşılabilmesinde temel kavramlar olarak sunulmaktadır.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #9
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Her şeyden haberdar olmak manasını Elmalılı şöyle açıklamaktadır:
    “Öyle her şeyden haberdardır ki, bilir. Yeryüzüne ne giriyor, yeryüzünün içine çevresinden ne sokuluyor, mesela neler yağıyor, neler gömülüyor, neler ekiliyor, neler sulanıyor ve ne ondan çıkıyor. Ne huruc ediyor. Hayvanlardan, bitkilerden, madenlerden, buhardan, ısıdan, kokudan, soğuktan ve saireden neler içinden dışına çıkıyor ve göklerden ne iniyor. Mesela yağmurdan, kardan, şimşekten, yıldırımdan, taştan, kıvılcımdan, ışıktan, ısıdan ve diğer maddi ve manevi kuvvetlerden ve meleklerden yeryüzüne neler iniyor. Ve ona ne çıkıp yükseliyor. Mesela ne buharlar, ne gazlar, ne gibi maddeler, kuvvetler, melekler, ruhlar, dualar, hamiller, akisler göğe yükselip çıkıyor. Kısacası hem yerin, hem göğün karşılıklı olarak gelir ve gider bütçelerini sadece bütün müfredatıyla değil, bütün gerçekliğiyle de tamamen bilir ve hepsinin önünü, sonunu o şekilde, idare eder.”

    Aslında bu ifadeler her şeyi ve her anı ile yaşadığımız alem manzarasını ortaya koymaya yöneliktir. Bildiğimiz ve bilmediğimiz, algılarımıza ulaşan ve ulaşmayan her şey.

    Aynı manayı Ömer Nasuhi Bilmen şöyle ifade etmektedir:

    “O Halık-ı Azim, bütün şuunatı, kainatı tamamen bilmektedir. (Her ne giriyor)sa ne gibi yağmurlar yağarak yere nüfuz ediyorsa, ne gibi mallar, ölüler topraklar altında bulunuyorsa (ve ondan ne çıkıyor)sa yer altından ne gibi sular, madenler, nebatlar, hayvanlar zuhura geliyorsa ne gibi asar-ı tarihiye keşfedilerek harice çıkarılmış oluyorsa onların cümlesi o Halık-ı Kainat Hazretlerince malumdur. (Ve gökten ne iniyor)sa melekler gibi, semavi kitaplar gibi, saikalar gibi neler yeryüzüne nazil oluyorsa (ve onda ne yükseliyorsa) melekler gibi, temiz sözler gibi, salih ameller gibi, neler o semalara ıttıla ediyorsa (hepsini de) o Halık-ı Azimüşşan (bilir) hiç biri onun ihata-i ilminden hariç bulunamaz.”
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  10. #10
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Sebe’ Suresinin üçüncü ayetinde ise bu ilmi ihatanın, her şeyi kuşatan ilmin temelde başlangıç yerinin zerre olduğu “miskal-i zerre” yani “zerre miktarı” tabiri ile ortaya konmuştur.

    Yani zerre bir birim, ölçü, vahid-i kıyasidir.

    Bu yönüyle zerre insanın bütünlüğü içinde eneye benzer.

    Küçüklük yönünden son noktadır.

    Bu küçüklüklerin hepsini toplayan bütün ise “Kitab-ı Mübin” olarak ifade edilmektedir.

    Bu durum Bilmen’in tefsirinde “O Halık-ı Kainatın ilminden, onun yed-i kudretinden (ne göklerde ne de yerde zerre miktarı) bir karıncadan daha küçük bir şey (ve daha büyük bir şey uzaklaşamaz) kaçıp gaip olamaz. (Hepsi) bütün maziye, hale ve istikbale ait hadiseler (ancak apaçık gösteren) her şeye ait malumatı, tafsilatı muhtevi bulunan (bir kitapta) levh-i mahfuzda muharrer, mahfuz bulunmaktadır. İşte kıyamete ait tafsilat da o kitab-ı hakayık beyanda tespit edilmiştir.”
    Elmalılı Hamdi Yazır’da ise üçüncü ayette geçen “ve Rabbi”deki “vav”ın, yemin ifade ettiği anlatıldıktan sonra, kainat manzarası, benzer tarzda ortaya konmaktadır. “-ve Rabbi- yemin ‘vav’ıdır. -Alimü’l gayb- Rabbi’nin sıfatıdır.

    Taberinin benzettiğine göre, gaybdan murad, halkın henüz vakıf olmadığı, bilmediği mümkinattır. (Mümkün olan imkan dahilinde olan şeyler) ki, gerek hiç varlık sahasına çıkmamış olsun, gerekçe varlık sahasına çıkmış ama henüz kimse ondan haberdar olmamış olsun. Burada bu vasıfla vasıflandırmak, iki nükte ifade eder:
    “Birisi, geleceği haber verilen saatin ne vakit geleceğini yalnız O’nun bildiğini anlatır. Birisi de, dağılmış parçaların toplanmasını akıldan uzak görerek, onu inkar edenlere cevap noktasını gösterir. Bunun eşi ve benzeri Kaf Suresindedir. “Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.” (Kaf, 4)

    Yani ilmi böyle olan, her şeyden haberdar, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’a o nasıl imkansız olur? Ne göklerde, ne de yerde zerre miskali, yani en küçük karınca miktarı, ufak bir mikrop veya molekül O’ndan uzak kalmaz, ilminden kaçmaz.

    Ve ne ondan, o zerre ağırlığından daha küçüğü atom, elektron, bölünmez bir parça derecesinde en küçüğü ne de daha büyüğü -tamamına varıncaya kadar hiçbiri- O’nun bilgisi dışında olmaz.

    Hepsi, huzurunda apaçık bir kitaptadır.” Müfessirlerin çoğu, burada Kitab-ı Mübini, Levh-i Mahfuz diye tefsir etmişlerdir. Fakat, bunun “... yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır”da (En’am 59) olduğu gibi doğrudan doğruya, Allah’ın ilmini tasvir ettiğinin olması daha açıktır.
    Yani, görüneni ve görünmeyeniyle bütün kainat, Allah’ın huzurunda apaçık bir kitap gibi açıktır. Bilinmekte ve kontrol altında tutulmaktadır.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 5. Söz Şerhi
    By ahmetmustafa in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.07.12, 02:14
  2. Hikmetin Şerhi-İbrahim Kaygusuz
    By BiKeS_ in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.06.11, 10:57
  3. Mesnevi'nin İlk 18 Beyti ve Şerhi
    By SeRDeNGeCTi in forum Edebiyat
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.10.08, 12:43
  4. Hüve Nüktesinden 3 Misal ve Şerhi
    By zerre06 in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 27.08.08, 08:45
  5. Uhuvvet Risalesinin Şerhi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17.06.08, 14:58

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0