+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: Risale-i Nur’da MUHABBET -Haftalar Süren Çalışmamın Neticesi-

  1. #1
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart Risale-i Nur’da MUHABBET -Haftalar Süren Çalışmamın Neticesi-





    Muhabbet Konusunu yedi ana başlıkta inceleyeceğiz.

    Başlıklarımız:
    -Muhabbet nedir?
    -Muhabbetin Sebebi
    -Sonsuz Muhabbet İstidadı Neden Verilmiştir?
    -Muhabbetin Yönü(İki Ara Başlıkla İncelendi)
    -Hayat-ı Şahsiyede Muhabbet
    -Hayat-ı İçtimaide Muhabbet(Üç Ara Başlıkla İncelendi)
    -Esma-i İlahiyeye Ait Olan Muhabbet
    EK:-Lügatçe
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  2. #2
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    1-Muhabbet Nedir?
    Öncelikle Muhabbet’in kelime manas?n? yapacak olursak;
    Muhabbet:Sevgi,sevme,sohbet.Ruhun kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi…

    DÖRDÜNCÜ KEL?ME: Bütün hayat?mda, hayat-? içtimaiye-i beşeriyeden kat'î bildiğim ve tahkikatlar?n bana Ya doğru, ya sükût verdiği netice şudur ki:
    Muhabbete en lây?k şey muhabbettir; ve husumete en lây?k s?fat husumettir. Yani, hayat-? içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek s?fat?, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lây?kt?r. Ve hayat-? içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanl?k ve adâvet, her şeyden ziyade nefrete ve adâvete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muz?r bir s?fatt?r. Bu hakikat Risale-i Nur'un Yirmi ?kinci Mektubunda izah?yla beyan edildiğinden burada k?sa bir işaret ediyoruz.
    Şöyle ki:
    Husumet ve adâvetin vakti bitti. ?ki harb-i umumî adâvetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. ?çinde hiçbir fayda olmad?ğ? tezahür etti. Öyleyse, düşmanlar?m?z?n seyyiat?-tecavüz olmamak şart?yla-adâvetinizi celb etmesin. Cehennem ve azab-? ?lâhî kâfidir onlara...
    Bazan insan?n gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak, ehl-i imana karş? haks?z olarak adâvet eder; kendini hakl? zanneder. Halbuki, bu husumet ve adâvetle, ehl-i imâna karş? muhabbete vesile olan iman, ?slâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbab? istihfaf etmektir, k?ymetlerini tenzil etmektir.
    Adâvetin ehemmiyetsiz esbablar?n?, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divâneliktir.
    Madem muhabbet adâvete z?tt?r; ziya ve zulmet gibi hakikî içtima edemezler. Hangisinin esbab? galip ise, o hakikatiyle kalbde bulunacak; onun z?dd? hakikat?yla olmayacak. Meselâ, muhabbet hakikatiyle bulunsa, o vakit adâvet şefkate, ac?maya ink?lâp eder. Ehl-i imana karş? vaziyet budur. Yahut adâvet hakikatiyle kalbde bulunsa, o vakit muhabbet, mümaşat ve kar?şmamak, zahiren dost olmak suretine döner. Bu ise tecavüz etmeyen ehl-i dalâlete karş? olabilir.
    Evet, muhabbetin sebepleri, iman, ?slâmiyet, cinsiyet ve insaniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kalelerdir. Adâvetin sebepleri, ehl-i imana karş? küçük taşlar gibi bir k?s?m hususî sebeplerdir. Öyleyse, bir Müslümana hakikî adâvet eden, o dağ gibi muhabbet esbablar?n? istihfaf etmek hükmünde büyük bir hatâd?r.
    Elhas?l: Muhabbet, uhuvvet, sevmek, ?slâmiyetin mizac?d?r, rab?tas?d?r. Ehl-i adâvet, mizac? bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister; bir şey ar?yor ki onunla ağlas?n.
    Sinek kanad? kadar ehemmiyetsiz bir şey ağlamas?na bahane olur. Hem insafs?z, bedbîn bir adama benzer ki, su-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter. Bu ise, seciye-i ?slâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder.


    -Hutbe-i samiye 4.kelime sh:51
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  3. #3
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    2-Muhabbetin Sebebi


    Birinci Sebebi:
    Seyyid Şerif-i Cürcânî, Şerhü'l-Mevâk?f'ta demiş ki, "Sebeb-i muhabbet ya lezzet veya menfaat, ya müşâkelet (yani meyl-i cinsiyet), ya kemâldir. Çünkü, kemâl mahbub-u lizâtihîdir." Yani, ne şeyi seversen; ya lezzet için seversin, ya menfaat için, ya evlâda meyil gibi bir müşâkele-i cinsiye için, ya kemâl olduğu için seversin. Eğer kemâl ise, başka bir sebep, bir garaz lâz?m değil. O, bizzat sevilir. Meselâ, eski zamanda sahib-i kemâlât insanlar? herkes sever onlara karş? hiçbir alâka olmad?ğ? halde istihsankârâne muhabbet edilir.

    ?şte,Cenâb-? Hakk?n bütün kemâlât? ve Esmâ-i Hüsnâs?n?n bütün merâtibleri ve bütün fazîletleri, hakiki kemâlât olduklar?ndan, bizzat sevilirler; "mahbubetü'n-lizâtihâ"d?rlar. Mahbub-u bilhak ve habîb-i hakiki olan Zât-? Zülcelâl, hakiki olan kemâlât?n? ve s?fât ve esmâs?n?n güzelliklerini kendine lây?k bir tarzda sever, muhabbet eder. Hem, o kemâlât?n mazharlar?, aynalar? olan san'at?n? ve masnuât?n? ve mahlûkat?n?n mehâsinini sever, muhabbet eder; enbiyâs?n? ve evliyâs?n?, hususan Seyyidü'l-Mürselîn ve Sultanü'l-Evliyâ olan Habîb-i Ekremini sever. Yani, Kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin aynas? olan Habîbini sever; ve Kendi esmâs?n? sevmesiyle o esmân?n mazhar-? câmii ve zîşuuru olan o Habîbini ve ihvân?n? sever; ve san'at?n? sevmesiyle, o san'at?n dellâl ve teşhircisi olan o Habîbini ve emsâlini sever; ve masnuât?n? sevmesiyle, o masnuâta karş?, "Mâşaallah, bârekâllah, ne kadar güzel yap?lm?şlar!" diyen ve takdir eden ve istihsan eden o Habîbini ve onun arkas?nda olanlar? sever; ve mahlûkat?n?n mehâsinini sevmesiyle, o mehâsin-i ahlâk?n umumunu câmi' olan o Habîb-i Ekremini ve onun etbâ ve ihvân?n? sever, muhabbet eder.

    Sözler | Otuz ?kinci Söz 3.Maksad 5.?şaret 2.Remiz | 566

    ?kinci Sebebi:
    Beşer, f?traten, şu kâinat?n Hâl?k?na karş? hadsiz bir muhabbet üzerine yarat?lm?şt?r. Çünkü f?trat-? beşeriyede cemâle karş? bir muhabbet ve kemâle karş? perestiş etmek ve ihsana karş? sevmek vard?r. Cemal ve kemal ve ihsan derecât?na göre o muhabbet tezayüd eder, aşk?n en müntehâ derecesine kadar gider.

    Hem bu küçük insan?n küçücük kalbinde kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukças? olan kuvve-i haf?za, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yaz?, içinde yaz?lmas? gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinat? içine alabilir ve o kadar muhabbet taş?yabilir.

    Madem f?trat-? beşeriyede ihsan ve cemal ve kemâle karş? böyle hadsiz bir istidad-? muhabbet vard?r. Ve madem bu kâinat?n Hâl?k?, kâinatta tezahür eden âsâr?yla bilbedâhe tahakkuku sabit olan hadsiz cemâl-i mukaddesi, bu mevcudatta tezahür eden nukuş-u san'at?yla bizzarure sübutu tahakkuk eden hadsiz kemâl-i kudsîsi ve bütün zîhayatlarda tezahür eden hadsiz envâ-? ihsan ve in'âmât?yla bilyakin ve belki bilmüşahede vücudu tahakkuk eden hadsiz ihsânât? vard?r. Elbette, zîşuurlar?n en câmii ve en muhtac? ve en mütefekkiri ve en müştâk? olan beşerden, hadsiz bir muhabbeti iktiza ediyor.

    Evet, herbir insan o Hâl?k-? Zülcelâle karş? hadsiz bir muhabbete müstaid olduğu gibi, o Hâl?k dahi herkesten ziyade cemal ve kemal ve ihsan?na karş? hadsiz bir mahbubiyete müstehakt?r. Hattâ insan-? mü'minde, hayat?na ve bekas?na ve vücuduna ve dünyas?na ve nefsine ve mevcudata karş? türlü türlü muhabbetleri ve şedit alâkalar?, o istidad-? muhabbet-i ?lâhiyenin tereşşuhât?d?r. Hattâ insan?n mütenevvi hissiyât-? şedidesi, o istidad-? muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalar?d?r.

    Mâlûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zatlar?n saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini belâdan kurtaran? sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaran? öyle sever. ?şte bu hâlet-i ruhiyeye binaen; insan, eğer her insana ait envâ-? ihsanat-? ?lâhiyyeden yaln?z bunu düşünse ki: Benim Hâl?k?m beni zulümat-? ebediye olan ademden kurtar?p bu dünyada bir güzel dünyay? bana verdiği gibi, ecelim geldiği zaman beni idâm-? ebedî olan ademden ve mahvdan yine kurtar?p bâki bir âlemde ebedî ve çok şâşaal? bir âlemi bana ihsan ve o âlemin umum envâ-? lezâiz ve mehâsininden istifade edecek ve cevelân edip tenezzüh edecek zâhirî ve bât?nî hasseleri, duygular? bana in'âm ettiği gibi, çok sevdiğim ve çok alâkadar olduğum bütün akarib ve ahbap ve ebnâ-y? cinsimi dahi öyle hadsiz ihsanlara mazhar ediyor ve o ihsanlar bir cihette bana ait oluyor. Zira onlar?n saadetleriyle mesut ve mütelezziz oluyorum. Madem el-insanü abîdü'l-ihsan -1- s?rr?yla, herkeste ihsana karş? perestiş var. Elbette, böyle hadsiz ebedî ihsânâta karş?, kâinat kadar bir kalbim olsa, o ihsana karş? muhabbetle dolmak iktiza eder ve doldurmak isterim. Ben bilfiil o muhabbeti etmezsem de, bil'istidat, bil'iman, binniyet, bilkabul, bittakdir, bil'iştiyak, bil'iltizam, bil'irade suretinde ediyorum" diyecek. Ve hâkezâ, cemal ve kemâle karş? insan?n göstereceği muhabbet ise, icmâlen işaret ettiğimiz ihsana karş? muhabbete k?yas edilsin.

    Kâfir ise, küfür cihetiyle, hadsiz bir adâvet eder. Hattâ kâinata ve mevcudata karş? zâlimâne ve tahkirkârâne bir adâvet taş?yor.


    Lemalar | On Birinci Lem´a 10.Nükte 1.Nokta| 63


    Müşakelet:Şekilce bir olma,uygunluk,şekilce bir olma
    Mahbubetü’n-Lizatihi:Zat? için sevilen,kendi zat?nda sevgili olan
    Tezayüd:Ziyadeleşmek,artmak
    Cevelanolaşma,kaynama,yerinde durmay?p gezme
    Ebnâ:Oğullar
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  4. #4
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    3-Sonsuz Muhabbet ?stidad? Neden Verilmiştir?

    Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaş?m! Muhabbet, şu kâinat?n bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinat?n râb?tas?d?r, hem şu kâinat?n nurudur, hem hayat?d?r. ?nsan kâinat?n en câmi' bir meyvesi olduğu için, kâinat? istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. ?şte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lây?k olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.

    ?şte, ey nefis ve ey arkadaş! ?nsan?n, havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, f?trat?nda derc olunmuştur. Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hal?ka müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâl? bir musîbettir. Çünkü, sen öylelerden korkars?n ki, sana merhamet etmez veya senin istirhâm?n? kabul etmez. Şu halde, havf elîm bir belâd?r.

    Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tan?maz, Allaha ?smarlad?k demeyip gider (gençliğin ve mal?n gibi); ya muhabbetin için seni tahkir eder. Görmüyor musun ki, mecâzî aşklarda yüzde doksan dokuzu mâşukundan şikâyet eder. Çünkü, Samed aynas? olan bât?n-? kalb ile, sanem-misâl dünyevî mahbublara perestiş etmek, o mahbublar?n nazar?nda sakîldir ve istiskâl eder, reddeder. Zîrâ f?trat, f?trî ve lây?k olmayan şeyi reddeder, atar. (Şehevânî sevmekler, bahsimizden hariçtir.) Demek, sevdiğin şeyler ya seni tan?m?yor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refâkat etmiyor, senin rağm?na müfârakat ediyor. Mâdem öyledir, bu havf ve muhabbeti, öyle birisine tevcih et ki, senin havf?n lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun.

    Evet, Hal?k-? Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup ilticâ etmek demektir. Havf, bir kamç?d?r; Onun rahmetinin kucağ?na atar. Mâlûmdur ki, bir vâlide, meselâ, bir yavruyu korkutup, sînesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü, şefkat sînesine celb ediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin şefkatleri, rahmet-i ?lâhiyenin bir lem'as?d?r. Demek, havfullahta bir azîm lezzet vard?r.

    Mâdem havfullâh?n böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu mâlûm olur. Hem, Allah'tan havf eden, başkalar?n kasâvetli, belâl? havf?ndan kurtulur. Hem, Allah hesâb?na olduğu için mahlûkata ettiği muhabbet dahi, firâkl?, elemli olmuyor.
    Evet, insan evvelâ nefsini sever, sonra akâribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlûklar?, sonra kâinat?, dünyay? sever; bu dairelerin herbirisine karş? alâkadard?r. Onlar?n lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu herc ü merc âlemde ve rüzgâr deverân?nda hiçbir şey karar?nda kalmad?ğ?ndan bîçare kalb-i insan, her vakit yaralan?yor. Elleri yap?şt?ğ? şeylerle, o şeyler gidip ellerini paral?yor, belki kopar?yor. Dâimâ ?zt?rap içinde kal?r, yahut gaflet ile sarhoş olur.

    Mâdem öyledir, ey nefis, akl?n varsa bütün o muhabbetleri topla, hakiki sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl Sahibine mahsustur; ne vakit Hakiki Sahibine verdin, o vakit bütün eşyay? Onun nâmiyle ve Onun aynas? olduğu cihetle ?zd?raps?z sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa, muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.

    Bir cihet kald? ki, en mühimi de odur ki, ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun! Sen, kendi nefsini kendine ma'bud ve mahbub yap?yorsun. Her şeyi nefsine fedâ ediyorsun. Âdetâ bir nevi rubûbiyet veriyorsun. Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemâldir-zîrâ kemâl zât?nda sevilir-yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep taht?nda muhabbet edilir. Şimdi, ey nefis! Birkaç sözde katî ispat etmişiz ki, as?l mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanl?ğ?n derecesi nispetinde nurun parlakl?ğ?n? gösterdiği gibi, z?ddiyet itibâriyle sen onlarla Fât?r-? Zülcelâlin kemâl, cemâl, kudret ve rahmetine âyinedarl?k ediyorsun. Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adâvet etmelisin; veyahut ac?mal?s?n; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen-çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun-o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Y?ld?z böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbab?n? ve sevdiği eşyay? karanl?ğ?n vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'ac?k ile iktifâ eder. Zîrâ, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifâ ettiğin ve saadetleriyle mes'ud olduğun bütün kâinat?n menfaatleri, nimetleri iltifat?na tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâz?md?r. Tâ, hem kendinin, hem bütün onlar?n saadetleriyle mütelezziz olas?n. Hem, Kemâl-i Mutlak?n muhabbetinden ald?ğ?n nihayetsiz bir lezzeti alas?n.

    Zâten sana, sende senin nefsine olan şedid muhabbetin, Onun zât?na karş? muhabbet-i zâtiyedir ki, sen sû-i istimâl edip kendi zât?na sarf ediyorsun. Öyle ise, nefsindeki ene'yi y?rt -1- 'yi göster. Ve kâinata dağ?n?k bütün muhabbetlerin,Onun esmâ ve s?fât?na karş? verilmiş bir muhabbettir; sen sû-i istimâl etmişsin. Cezas?n? da çekiyorsun. Çünkü, yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşrûan?n cezas?, merhametsiz bir musîbettir. Rahmânü'r-Rahîm ismiyle, hûrilerle müzeyyen Cennet gibi, senin bütün arzular?na câmi' bir meskeni, senin cismânî hevesât?na ihzâr eden ve sâir esmâs?yla senin ruhun, kalbin, s?rr?n, akl?n ve sâir letâifin arzular?n? tatmin edecek ebedî ihsanât?n? o Cennette sana müheyyâ eden ve her bir isminde mânevî çok hazîne-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbub-u Ezelînin, elbette bir zerre muhabbeti kâinata bedel olabilir; kâinat, Onun bir cüz'î tecellî-i muhabbetine bedel olamaz. Öyle ise, o Mahbub-u Ezelînin, Kendi habîbine söylettirdiği şu ferman-? ezelîyi dinle, ittibâ et:

    -2-
    1- O [Allah].
    2- Eğer Allah'? seviyorsan?z bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Âl-i ?mrân Sûresi: 31.)

    Sözler | Yirmi Dördüncü Söz 5.Dal 1.Meyve | 324

    Sakîl:Ağ?r,can s?kan –s?klet-
    ?ntifa:Fayda temin etmek,menfaatlamak
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  5. #5
    Vefakar Üye nurefsun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    Samsun
    Mesajlar
    339

    Standart

    bizler muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yok,

    ALLAH razı olsun çok leziz toparlanmış...
    hizmet-i kur\'aniye omzumuza ihsan-ı ilahi tarafından konulmuş elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz....

  6. #6
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Devam? da yar?na ?nşAllah
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  7. #7
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    4-Muhabbetin Yönü


    A-Muhabbetin Yanl?ş Kullanmak
    Baz? eblehler var ki, güneşi tan?mad?klar? için, bir aynada güneşi görse, aynay? sevmeye başlar. Şedit bir hisle onun muhafazas?na çal?ş?r-tâ ki içindeki güneşi kaybolmas?n. Ne vakit o ebleh, güneş, aynan?n ölmesiyle ölmediğini ve k?r?lmas?yla fenâ bulmad?ğ?n? derk etse, bütün muhabbetini gökteki güneşe çevirir. O vakit anlar ki, aynada görünen güneş, aynaya tâbi değil, bekas? ona mütevakk?f değil. Belki güneştir ki, o aynay? o tarzda tutuyor ve onun parlamas?na ve nuruna medet veriyor. Güneşin bekas? onunla değil; belki aynan?n hayattar parlamas?n?n bekas?, güneşin cilvesine tâbidir.

    Ey insan! Senin kalbin ve hüviyet ve mahiyetin bir aynad?r. Senin f?trat?nda ve kalbinde bulunan şedit bir muhabbet-i beka, o ayna için değil ve o kalbin ve mahiyetin için değil. Belki o aynada istidada göre cilvesi bulunan Bâkî-i Zülcelâlin cilvesine karş? muhabbetindir ki, belâhet yüzünden, o muhabbetin yüzü başka yere dönmüş. Madem öyledir; Yâ Bâkî Ente'l-Bâkî de. Yani, madem Sen vars?n ve bâkisin. Fenâ ve adem ne isterse bize yaps?n, ehemmiyeti yok!


    Lemalar | On Yedinci Lem’a 14.Nokta 2.Remiz| 140


    Belâhet:Ahmakl?k
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  8. #8
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    B-Muhabbetin Zararl? K?sm?

    Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: "Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Erbaan?n dördüncüsüdür. Hazret-i S?dd?k (r.a.) daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti."

    Şîalar derler ki: "Hak Hazret-i Ali'nin (r.a.) idi. Ona haks?zl?k edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali'dir (r.a.)." Dâvâlar?na getirdikleri delillerin hülâsas?: Derler ki, Hazret-i Ali (r.a.) hakk?nda vârid ehâdis-i Nebeviye ve Hazret-i Ali'nin (r.a.) "Şah-? Velâyet" ünvan?yla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyan?n ve tariklerin mercii ve ilim ve şecaat ve ibadette harikulâde s?fatlar? ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karş? şiddet-i alâkas? gösteriyor ki, en efdal odur. Daima hilâfet onun hakk? idi, ondan gasp edildi.

    Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrar? ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onlar?n şeyhülislâml?ğ? makam?nda bulunmas?, Şîalar?n bu dâvâlar?n? cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-? hilâfetlerinde fütuhat-? ?slâmiye ve mücahede-i a'dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali'nin (r.a.) zaman?ndaki vak?alar, yine hilâfet-i ?slâmiye noktas?nda Şîalar?n dâvâlar?n? cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâs? hakt?r.

    Eğer denilse: Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir. Haydi, bu ikinci k?s?m, garaz ve siyaset kar?şt?rmas?yla haks?z olsun. Fakat birinci k?s?mda garaz ve siyaset yok. Halbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyan?n bir k?sm? Hazret-i Ali'yi (r.a.) efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin dâvâlar?n? tasdik ediyorlar.

    Elcevap: Hazret-i Ali'ye (r.a.) iki cihetle bak?lmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktas?ndan, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-? mânevîsini temsil ettiği noktas?ndand?r. Âl-i Beytin şahs-? mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm?n bir nevi mahiyetini gösteriyor.

    ?şte, birinci nokta itibar?yla, Hazret-i Ali (r.a.) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer'i (r.a.) takdim ediyorlar. Hizmet-i ?slâmiyette ve kurbiyet-i ?lâhiyede makamlar?n? daha yüksek görmüşler.

    ?kinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-? mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-? mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. ?şte, Hazret-i Ali (r.a.) hakk?nda fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviye bu ikinci noktaya bak?yorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali'nin (r.a.) neslidir."

    Hazret-i Ali'nin (r.a.) şahs? hakk?nda sair hulefâdan ziyade senâkârâne ehâdisin kesretle intişar?n?n s?rr? şudur ki: Emevîler ve Haricîler ona haks?z hücum ve tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakk?nda rivâyât? çok neşrettiler. Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmad?klar? için, onlar hakk?ndaki ehâdisin intişar?na ihtiyaç görülmedi.

    Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a.) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağ?n? nazar-? nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali'yi (r.a.) meyusiyetten ve ümmetini onun hakk?nda sû-i zandan kurtarmak için -1- gibi mühim hadislerle Ali'yi (r.a.) teselli ve ümmetini irşad etmiştir.

    Hazret-i Ali'ye (r.a.) karş? Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarikat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes'ul etmez. Çünkü, ehl-i velâyet, meslek itibar?yla, muhabbetle mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe'ni ifratt?r. Mahbubunu makam?ndan fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşk?nl?klar?nda ehl-i hal mâzur olabilirler. Fakat onlar?n muhabbetten gelen tafdili, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şart?yla ve usul-ü ?slâmiyenin haricine ç?kmamak kayd?yla mâzur olabilirler.

    Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-? siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulam?yorlar, itizar hakk?n? kaybediyorlar. Hattâ, -2- cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer'in (r.a.) eliyle ?ran milliyeti ceriha ald?ğ? için, intikamlar?n? hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü'l-Âs'?n Hazret-i Ali'ye (r.a.) karş? hurucu ve Ömer ibni Sa'd'?n Hazret-i Hüseyin'e (r.a.) karş? feci muharebesi, Ömer ismine karş? şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.

    Ehl-i Sünnet ve Cemaate karş? Şîa-i Velâyetin hakk? yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali'yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat hadisçe tehlikeli say?lan ifrat-? muhabbetten çekiniyorlar. Hadisçe Hazret-i Ali'nin (r.a.) şîas? hakk?ndaki senâ-y? Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (r.a.) şîalar?, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i ?sâ Aleyhisselâm hakk?ndaki ifrat-? muhabbet Nasârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakk?nda da o tarzda ifrat-? muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş.

    Şîa-i Velâyet eğer dese ki: "Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemâlât-? fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i S?dd?k'? (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor."

    Elcevap: Hazret-i S?dd?k-? Ekberin ve Fâruk-u Âzam?n (r.a.) şahsî kemâlât?yla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-? hilâfetteki kemâlât?yla beraber bir mizan?n kefesine; Hazret-i Ali'nin (r.a.) şahsî kemâlât-? harikas?yla, hilâfet zaman?ndaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vak?alardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizan?n diğer kefesine b?rak?lsa, elbette Hazret-i S?dd?k'?n (r.a.) veyahut Fâruk'un (r.a.) veyahut Zinnureyn'in (r.a.) kefesi ağ?r geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş.

    Hem, On ?kinci ve Yirmi Dördüncü Sözlerde ispat edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccaht?r. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i S?dd?k-? Ekberin (r.a.) ve Fâruk-u Âzam?n (r.a.) veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-? risalet noktas?nda hisseleri taraf-? ?lâhîden ziyade verildiğine, hilâfetleri zamanlar?ndaki muvaffakiyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaatçe delil olmuş. Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemâlât-? şahsiyesi, o veraset-i nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümden iskat edemediği için, Hazret-i Ali (r.a.), Şeyheyn-i Mükerremeynin zaman-? hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali'yi (r.a.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali'nin (r.a.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nas?l sevmesin ve hürmet etmesin?

    Bu hakikati bir misalle izah edelim: Meselâ, gayet zengin bir zât?n irsiyetinden, evlâtlar?n?n birine yirmi batman gümüş ile dört batman alt?n veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman alt?n veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman alt?n verilse, elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az al?yorlar, fakat keyfiyeten ziyade al?yorlar. ?şte, bu misal gibi, Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-? risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i ?lâhiye alt?n?ndan hisselerinin az bir fazlal?ğ?, kemâlât-? şahsiye ve velâyet cevherinden neş'et eden kurbiyet-i ?lâhiyenin ve kemâlât-? velâyetin ve kurbiyetin çoğuna galip gelir. Muvazenede bu noktalar? nazara almak gerektir. Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktas?nda birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir.

    Hem Hazret-i Ali'nin (r.a.) zât?nda temessül eden şahs-? mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) noktas?nda muvazene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm?n s?rr-? azîmi var.

    Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karş? mahcubiyetinden başka hiçbir haklar? yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali'yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâs?nda olduklar? halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onlar?n mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, "Hazret-i S?dd?k ile Hazret-i Ömer (r.a.) haks?z olduklar? halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ?st?lah?nca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârl?k etmiş." Acaba böyle kahraman-? ?slâm ve "Esedullah" ünvan?n? kazanan ve s?dd?klar?n kumandan? ve rehberi olan bir zât? riyâkâr ve korkakl?kla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf alt?nda mümâşât etmekle, haks?zlara tebaiyeti kabul etmekle muttas?f görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a.) teberrî eder.

    ?şte, ehl-i hakk?n mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali'yi (r.a.) tenkis etmez, sû-i ahlâk ile itham etmez, öyle bir harika-i şecaate korkakl?k isnad etmez ve derler ki: "Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tan?maz ve itaat etmezdi. Demek ki, onlar? hakl? ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş."

    Elhas?l: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. ?stikamet ise, hadd-i vasatt?r ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi alt?na Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri k?smen girdiği gibi, siyaset meftunlar? ve bir k?s?m mülhidler, Hazret-i Ali'yi (r.a.) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. ?şte bunlar?n bu haks?z ithamlar?ndan, Alevîler Ehl-i Sünnete karş? küsmek vaziyetini al?yorlar. Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturlar? ve esas-? mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin ve mülhidlerin taraf?ndan gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali'nin (r.a.) taraftar?d?rlar. Bütün hutbelerinde, dualar?nda Hazret-i Ali'yi (r.a.) lây?k olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-? Velâyet biliyorlar. Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri b?rak?p ehl-i hakka karş? cephe almamal?d?rlar. Hattâ bir k?s?m Alevîler, Ehl-i Sünnetin inad?na sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü uleman?n beyninde ziyade medar-? bahis olmuştur.
    Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâs?z ve hakikatsiz, haks?z, zararl? olan nizâ? aran?zdan kald?r?n?z. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen z?nd?ka cereyan?, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de k?racak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihad? emreden yüzer esasl? rab?ta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirak? iktiza eden cüz'î meseleleri b?rakmak elzemdir.



    1 "Ben kimin efendisiysem, Ali de onun efendisidir." Tirmizî, Menâk?b: 19; ?bni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 1:84, 118, 119, 152, 331, 4:281, 368, 370, 382, 5:347, 366, 419; el-Kettânî, Nazmu'l-Mütenâsir fi'l-Ehâdîsi'l-Mütevâtir, s. 24; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 6:218; ?bni Hibbân, Sahih, 9:42; Hâkim, el-Müstedrek, 2:130, 3:134.
    2 Maksat Hz. Ali'ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer'e duyulan kindir

    -4.Lem’a 4.Nükte Syf:



    Vârid:Ulaşan,yetişen
    Mercii:Merkez
    Teselsül:Zincirleme
    Mükerreren:Tekrarl?
    Cerh:Yara/Sözle incitmek
    A’dâüşmanlar
    ?ntişarağ?lmak,yay?lmak
    Tafdil:Bir şeyi üstün k?lmak
    Şe’n:?ş,yeni olan hal
    Şeyheyn:Buhari-Müslim yerine kullan?lan bir kelime.
    Temessül:Benzeşmek
    Mümâşât:Birlikte hoş geçinmek
    ?stihkak:Kazan?lan şey
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hayırlı haftalar
    By Bîçare S.V. in forum Dualar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.05.12, 09:10
  2. Türkiye’de ve Alem-i İslam’da İttihad, Risale-i Nur’un Farz Vazifesidir
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.05.11, 10:11
  3. Risale-i Nur'da Muhabbet..
    By GüLmİSaL in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.11.07, 20:43

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0