+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24

Konu: Mantık İlmi ve Risale-i Nur

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Mantık ve Risale-i Nur

    Müellif: La-edrî


    Mantık, bilinenden bilinmeyenin elde edilmesine vasıta olan ilimdir (1). Kâinattaki muazzam nizam, mantıklı düşünceyi doğurmuştur; zirâ âlemde abesiyete yer yoktur.
    İslâm dini aklı kullanmayı, tefekkür ve tetebbuyu teşvik etmiştir (2). Fakat mantık, insanın yaratılış gâyesi olan ubudiyeti netice veren "Mari-fetullah"a visâl yolunda bir vasıtadır, yegâne sebeb değildir. Çünkü akıl, hislerin topladığı bilgiler yardımıyla bir hükme varabilir. Hisler ise sınırlıdır. Bu yüzden "hakikat"ı, bulmada akıl veya mantık, tek başına yetersiz kalmakta, kendi üstündeki "vahy"in rehberliğine ihtiyaç duymaktadır. Bir bakıma bundan dolayı İslâm'da teslime gerektiren aklı aşan hükümler vardır; ama akla zıt hükümler yoktur.
    Bu yazıda, çok geniş olan mantık konusunun sadece iki vechesine dikkat çekeceğiz:

    Birincisi, en çok yapılan mantık hatalarına misâller;
    ikincisi de, "Tevhid" nokta-i nazarında, meşhur mantık kaideleriyle, Kur'ân'ın bu asra bakan bir mânevi tefsiri olan Risâle-i Nur'da gözler önüne serilen bürhanlar.

    1. Ahmet Cevdet, "Miyar-ı Sedad,. s. 11.
    2. Bakara, 219; Nisa, 82; Rum, 50; Yunus, 101; Bakara, 164; A'raf, 185; Kaf, 6.


    (((not: arkadaşlar kırmızı renkli yazılar Risale-iNur' dan alıntılardır.)))
    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:25 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    MANTIK HATALARI

    1- S?n?rs?z genelleme
    (Dicto simpliciter):

    "Bütün", "her", "asla", "daima", "her zaman", "hiç bir zaman" gibi kelime ve tâbirlerin geçtiği hükümlerin yanl?ş olduklar?, birkaç istisnâ göstererek ispatlanabileceği için bunlar? kullan?rken çok dikkatli olmak gerekir.
    Misal;
    --"Bütün kuşlar uçar"
    --"Avukatlar asla gerçeği söylemez."


    Yeri gelmişken, bir hükmü isbatlaman?n, inkâr etmekten daha kolay olduğundan bahsedelim.
    Bir hükmü inkâr etmek için, o hükümle ilgili bütün noktalar? ihâta eden bir ilminiz olmas? gerekir. Başka bir ifadeyle, "yok" diyebilmek için, bu "yok" ile alâkal? bütün "var"lar? bilmeniz gereklidir.

    Meselâ, bir kitap içinde herhangi bir cümlenin olmad?ğ?n? iddia ediyorsan?z, bu iddian?z? isbatlamak için, kitaptaki herbir cümleyi bilmeniz gerekmektedir.

    Bu yüzden, "bir mesele hakk?nda isbat edenin sözü, nefyedenin sözüne müreccehtir." (3) Ayr?ca, "Nefs'ül-emirde nefiy isbat edilemez, çünkü ihâta lâz?md?r." (4) "Hususi olmayan ve has bir yere bakmayan bir nefy isbat edilmez" meşhur bir düsturdur.

    Meselâ, bir şeyi "dünyâda var diye" biri isbat etse, bir başkas? da "dünyâda yok" dese, ilkinin bir işâretiyle kolayca isbat edilebilen o şeyin, ikincisinin nefyini, yani ademini isbat etmesi için, bütün dünyây? aramak ve taramak ve göstermek, belki geçmiş zamanlar?n her taraf?n? dahi görmek laz?m geliyor. Sonra "yoktur","vukû bulmam?şt?r" diyebilir.

    Bu sebeble, "dünyaya ve kâinata ve ahirete ve as?rlara bakan imânî ve kudsî ve umûmi ve muhit olan meselelerin nefy ve inkârlar? ("melekler yoktur", "ahiret yoktur" gibi) hiç bir cihetle isbat edilemez. Belki kâinat? ihâta edecek ve ahireti görecek ve hadsiz zaman?n her taraf?n? temaşa edecek bir nazar lâz?md?r, tâ o gibi nefiyler isbat edilebilsin.(5).


    3. Mesnevi-i Nuriye, Hubab, s. 77.
    4. Lem'alar, 17. Lem'a, 6. Nota, s. 121.
    5. Şualar, 7. Şua, Mukaddime, s. 101, 103.
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:25 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    2- Aceleci, düşüncesiz genelleme (Hasty generalization):

    Bir kümenin sadece birkaç eleman?na ait delillerden hareket ederek küme genelinde hükümlere varmak, mant?ks?z neticeler doğurabilir.

    "Şu okulda üç kişiyi sigara içerken gördüm, demek ki okuldaki herkes sigara içiyor."


    3- Peşin fikirlere dayal? hatalar (Ad Hominem):

    "Ben görmediğime inanmam!"


    4- Ac?nd?rmak (Ad Misericordiam):

    Hisleri istismar etmekten doğan hatalard?r.
    "Şu adam başkan olsun, çünkü annesi yaşl?d?r, kar?s?n? da yeni kaybetti."


    5- Hakikata z?t Faraziye (Hypothesis Contraiy to fact):

    "Adama gösterilen ilgiye, hürmete bak; kimbilir ne kadar zengindir."


    6- Yanl?ş sebep-netice ilişkisi (Post Hock):

    "Ne zaman şemsiyemi unutsam yağmur yağ?yor; demek yağmurun yağmas?na şemsiyemi unutmam sebep oluyor."


    7- Yanl?ş k?yas -K?yas-? maalfarik- (False Analogy):

    "Birbirine benzemeyen şeyler aras?nda yap?lan k?yas yani, doğru olmayan ve hakikate uymayan mukayese"(6).
    "?slâmiyet: Hristiyan dinine k?yas etmek, k?yas-? maalfar?kt?r, o k?yas yanl?şt?r. Çünkü, Avrupa dinine mutaass?p olduğu zaman medeni değildir; taassubu terketti, medenileşti."(7).
    "Vacibü'l-vücûdu mümkinata k?yas etmek, k?yas-? maalfar?kt?r."(8).



    6. Osmanl?ca Türkçe Ansk. Büyük Lugat s. 540.
    7. Mektubat, 26. Mektup, 3. Mebhas, 5. Mes'ele, s. 325.
    8. Muhakemat, 3. Makale, 1. Maksad, Vehim ve Tenbih, s. 117.


    ( Arkadaşlar inşallah Mant?k ve Risale-i Nur başl?kl? paylaş?mlara kald?ğ?m?z yerden devam edeceğiz ...)
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:25 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  4. #4
    Gayyur rihireyhan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu yer
    Ordu
    Mesajlar
    99

    Standart

    inşallah kardeş devam et yaln?z akl?ma tak?ld?...

    "6- Yanl?ş sebep-netice ilişkisi (Post Hock):
    "Ne zaman şemsiyemi unutsam yağmur yağ?yor; demek yağmurun yağmas?na şemsiyemi unutmam sebep oluyor"
    b?z bunu s?kca yap?yoruz fark?nda olmadan d?l?m?ze dolanm?ş,yan? ne zaman şoyle yapsam boyle olur g?b? genellemler yapab?l?yoruz..acaba bu farak?nda olmadan dua hukmune m? gec?yor sonrada aynen ded?g?m?z oluyor.
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:25 ) değiştirilmiştir.
    'HİZMET KURANİYEDE BULUNANA,YA DÜNYA ,ONA KÜSMELİ VEYA O DÜNYAYA KÜSMELİ.TA İHLASLA,CİDDİYETLE HİZMET-İ KURANİYEDE BULUNSUN'

  5. #5
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Kardeş burdasan?r?m daha çok sebep sonuç ilişkisini kurma hengam?ndayap?lan '' mant?k '' hatalar?na dikkat çekilmek istenmiş , yani gerçekten mant?k düzeyinde , rahmetin nüzulune sebep , evde unuttuğumuz şemsiye olamaz çok mant?ks?z , her defas?nda da bu böyle olsa yani biz her defas?nda da şemsiyemizi unutsak ve her unuttuğumuzda da rahmet yağd?r?lsa bu '' süreklilik'' bir delil teşkil edemez zira mant?ksal hiç bir örtüşme yoktur. Bilemiyorum ifade edebildimmi ?
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:26 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  6. #6
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Bu başlıkla ilgili diğer iki kıyas da şunlardır:

    A) Kıyas-ı Akim:
    Neticesiz veya doğru netice vermeyen kıyas.(9) "... tabiatı mistar iken masdar tahayyül etmek, lazım-ı eamm'ın vücuduyla, melzum-u ehass'ın vücudunu intâca çalışan akim bir kıyasın neticesidir."(10).

    B) Kıyas-ı Hadi:
    Aldatıcı kıyas (11).
    "Sizin bu istis'abınız ve şu mes'elenin tasavvurundaki istiğrabınız bir kıyas-ı hadi'in netice-i vehimesidir. Zira icad ve ibda-i ilâhiyi, abdin san'at ve kisbine kıyas edersiniz... bu kıyas aldatıcıdır. İnsan kendini ondan kurtaramıyor."(12).

    "...maziyi müstakbale kıyas etmek, bir kıyas-ı hadi'-i müşebbittir.(13).



    8- Sadece iki ihtimal üzerine kurulu hükümler (Either-or):
    "A, B'den ya büyüktür veya küçüktür" (Eşit de olabilir.).



    9. Büyük Lugat, s. 529.
    10. Muhakemat, 3. Makale, 1. Maksad, İşaret, s. 116.
    11. Büyük Lugat, s. 529.
    12. Muhakemat, 3. Makale, 1. Maksad, İşaret, s. 118.
    13. Muhâkemat, 3. Makale,4.Meslek, İşâret ve İrşât ve Tenbih , s. 143


    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:25 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  7. #7
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    HÜKÜM VE ÖNERME

    Burada sadece iki çeşit önerme üzerinde duracağız:

    1- Şartlı Önermeler:
    Bitişik şartlı önermelerin lüzumiye olan kısmında "mukaddeme" ile "tali" arasında bir illiyet mevcuttur.

    Meselâ;
    "... sebeb maddi ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor."(14).
    "Bir mevcûdun vahdeti varsa, elbette bir vahidden, bir elden sûdur edebilir."(15).
    "...müteaddit eller bir işe karışsa, o iş karışır."(16).
    "... kesret vahdete isnad edilmediği takdirde, vahdeti kesrete isnad etmek mecburiyeti hasıl olur "(17)

    "Ayrık şartlı önermelerin "hakikiye" kısmında, eğer iki önermeden biri doğru ise, diğeri yanlıştır. İkisi birden doğru veya ikisi birden yanlış olamaz." (18).
    Misal:

    "Sayı ya tek olur veya çift olur."
    Bu tür hükümlerin grisi olmaz:

    Meselâ, birşey ya vardır veya yoktur, ortası olmaz. Tıpkı vücut ve adem gibi, "Kur'ân-ı Kerim'in, bir beşer kelâmı veya Allah'ın kelâmı olması" meselesi de böyledir. Bu meselenin ortası yoktur.
    Kur'ân'ın hem bir beşer kelâmı, hem de Kelâmullah olması düşünülemediği gibi, ne bir beşer kelâmı ne de (haşa) Kelâmullah olmaması düşünelemez. Çünkü, bu kadar kıymetli bir mal ne ortada, sahipsiz kalabilir, ne de aynı anda, birbirinden çok farklı iki sahibin ortak malı olabilir, zira "hâkimiyetin şe'ni, müdahaleyi reddetmektir "(19).
    Kur'ân'a bir beşer kelâmı diyenler, eğer "O'nun Kelâmullah olduğuna dair bütün bürhanları birer birer çürütse, elini O'na uzatabilir yoksa uzatamaz... Binler kat'i bürhanların mıhlarıyla Arş-ı A'zama çakılan bu muazzam pırlantayı hangi el bütün o mıhları söküp, o direkleri kesip, O'nu düşürebilir? "(20).



    14. Lem'alar, 23. Lem'a, s. 179.
    15. Lem'alar, 23. Lem'a, s. 179.
    16.Lem'alar, 30. Lem'a, 3. Nükte, 2. Nokta, 2. Mes'ele, s. 312.
    17. Mesnevi-i Nuriye, Lem'alar, 10 Lem'a, s. 16.
    18. Rifat, "Vesilet'ül-İkan ve Mantık Tercümesi, s. 71.
    19. Lem'alar, 23. Lem'a, s. 188.
    20. Mektubat, 26. Mektup, 1. Mebhas, s. 310.
    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:26 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  8. #8
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Bu tür önermelere verilebilecek diğer birkaç misal de şöyledir:

    "Kâinatın envaını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hacatına kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak bilbedâhe iki haletten birisidir: Ya kâinatın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor. Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhalatı intâç ediyor. İnsan gibi bir aciz-i mutlakta en kuvvetli bir Sultan-ı Mutlak'ın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadir-i Mutlak'ın ilmi ile bu muavenet oluyor. Demek kâinatın enva-ı insanı tanıyor değil, belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zat'ın tanımasının ve bilmesinin delilleridir."(21).


    "Anâsırın herbir zerresi, herbir cism-i zîhayatta muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyanın intizâmatı ve kavanîn-i teşekkülâtı birbirine muhaliftir. Onların nizâmatı bilinmezse, işlenilmez işlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki: Yanlışsız yapılıyor.. Öyle ise hizmet eden zerreler, ya bir ilm-i muhît Sahibinin izin ve emriyle ve ilim ve irâdesiyle işliyorlar veyahut kendilerinde öyle bir muhît ilim ve kudret bulunmak lâzım geliyor" (22).


    21. Lem'alar, 14. Lem'anın 2. Makamı, 3 Sır, s. 198.
    22. Sözler, 30. Söz'ün 2. Maksadı, 2. Nokta, 1. Mebhas, s. 549



    inşallah devam edeceğiz ...
    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:27 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  9. #9
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Bu meyânda modern mantığın getirdiği iki alternatif üzerinde duralım:
    Klasik mantıkta, bir şey ya vardır veya yoktur. Üçüncü şık düşünülemez. Modern mantıkta ise, üçüncü bir şık olarak, "saçma" ve "ihtimal" mefhumları üretilmiştir. Kalkış noktaları da Heisenberg'in belirsizlik teorisidir. "Bilindiği gibi, bir atama bağlı bir elektronun aynı anda, hem yerini, hem de hızını tesbit edemiyoruz; çünkü mevcut araçlar bu tesbit için yetersiz kalıyor. Eğer, bir elektronun hızını biliyorsak, bu elektron sonsuz yerde bulunabilir" gibi bir hükme varıyoruz. Tabiiki, bu hüküm de elektronun "var" olup olmaması meselesini ortaya çıkarıyor.
    Oysa eşyânın hakikatı sabittir. Sofestailer de bahsimiz haricindedir. Bu yüzden, eğer elektron maddenin bir parçası ise, onun mevcudiyetinden şüphe edilemez. Sadece kullandığımız araçların yetersizliğine karşı dikkatli olmak gerekir. Kâinatta abesiyete yer olmadığı için "saçma" mefhûmuna da ehemmiyet vermeye değmez.

    Zirâ, "Rûy-i zeminde mevsim-be mevsim tazelenen mahlukatın îcad ve tedbirlerindeki ve tanzimat, bilbedâhe bir hikmet-i âmmeyi gösterir. Sıfat, mevsufsuz olmadığından; elbette o hikmet-i âmme, bizzarûre bir Hakîm'i gösterir" (23).

    Buradaki incelik "ihtimâl" mefhûmu üzerindedir. Ayrık şartlı önermelerin "lüzûmiye" kısmına ait yukarda verdiğimiz misâllerde, acaba muhalif tarafın doğruluğuna bir ihtimâl verilebilir mi? Yani, Kur'ân'ın bir beşer kelâmı, zerrelerin birer ilâh olması mümkün müdür? İlk plânda, insanın hayâli çok olduğu için, kendisine herşey mümkünmüş gibi gelir. Aslında, ilerde göreceğimiz gibi, bu şıkların doğru olması muhâldir, mümtenîdir.
    Meselâ,"...şerikler", "Mustağniyetin anhâ" ve "Mümteniatün Bizzat" Yani: Hiç onlara ihtiyaç olmadığı gibi, vücutları muhâl oldukları halde onları dâvâ etmek, sırf tahakkümîdir. Yani: Aklen, mantıken, fikren o dâvâyı ettirecek bir sebeb olmadığı için, mânâsız sözler hükmündedîr. İlm-i usulce "tahakkümî" tâbir edilir. Yani: Mânâsız dâvâ-ı mücerrettir ilm-i kelâm ve ilm-i usul'ün düsturlarındandır ki, denilir:

    "Bir delilden, bir emâreden neş'et etmeyen bir ihtimalin ehemmiyeti yok. Kat'i ilme şek katmaz. Yakin-i hükmüyü sarsmaz. Meselâ; zâtında Barla denizi (yani Eğridir gölü) imkân ve ihtimal var ki, pekmez olsun; yağa inkılab etmiş olsun. Fakat, madem bir emareden, o imkân ve ihtimal neş'et etmiyor, onun vücuduna ve su olduğuna, kat'i ilmimize te'sir etmez, şek ve vesveseye vermez.. Öyle ise; kâinatın mecudatında bir emâre yok ki, bir şirk ihtimali, ona bina edilsin. Demek, dava-yı şirk, sırf tahakkümî ve mânâsız söz ve dava-yı mücerret olduğundan, şirki iddia etmek, mahz-ı cehâlet, ayn-ı belâhettir." (24).



    23. Sözler, 33. Söz, 16. Pencere, s. 664.
    24. Sözler, 32. Söz'ün 2. Mevkıfı, 1. Maksad, s. 607-608.


    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:27 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  10. #10
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Bir bakıma bu "ihtimal" mefhûmu, Hegel'ci "dialektik"in bir işgüzarlığının neticesidir. Zira, dialektik, birşeyin aynı anda hem A, hem de B olduğunu iddia eder. Oysa, "Hegel'in bu yeni mantık teşebbüsü hiç bir ilmin (tabiat, tarih ve insan ilimleri) gelişmesi ile teyid edilmemiştir.Hiçbir keşif, icad, hiç bir iş diyalektiğe göre cereyan etmiyor. Tabiattaki ve insanlardaki birçok sapmalar, duraklama ve geri gidişler, sıçramalar, araştırma ve hüküm çıkarma vasıtalarımız diyalektikten tamamen ilgisiz olarak işlemektedir." (25).
    Üstelik hakikatların zıtlarına inkılabı muhaldir, imkânsızdır.


    "Evet, inkılâb-ı hakaik ittifâken muhaldir ve inkılâb-ı hakaik içinde muhal ender-muhal, bir zıt kendi zıddına inkılabıdır ve bu inkılab-ı ezdad içinde bilbedahe bin derece muhal şudur ki: Zıt kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının ayni olsun. Meselâ: Nihayetsiz bir cemâl; hakiki cemâl iken, hakiki çirkinlik olsun. İşte şu misalimizde meshûd ve kat'iyyül-vücûd olan bir cemâl-i Rububiyet; Cemâl-i Rububiyet mahiyetinde daim iken, ayn-i çirkinlik olsun. İşte bu, dünyâda muhal ve batıl misâllerin en acîbidir." (26).

    Öte yandan bu "ihtimal mefhûmu, daha doğrusu "belirsizlik teorisi", sebeblere dayalı mutlak determinist anlayışını yıkmaktadır.

    Zirâ determinizm, "... hâdiselerin sebeblerinin tecrübe dışında ve aşkın olmadığını, ancak hâdiselerin kendisinde ve tabiatta mündemic (immanent) olduğunu ileri sürer. Bu anlayışı ile de tabiatın ve âlemin üstünde bir sebebin varlığını, Allah'ı kabul etmez. Determinizm tabii kanunların küllî oluşunu, değişmez ve düzenli oluşunu gösterir. Bundan dolayı imkân, tesadüf, mucize, muhtar irâde diye bir şey kabul etmez." (27).
    Peki, acaba niçin böyle bir "ihtimal" mefhûmu mevcutmuş gibi gözükmektedir?
    "

    Bu dünyâ bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir." (28).

    "Akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak" sırrı-ı teklif iktizâ ediyor (29).

    Zaten, "İman... aklın ihtiyariyledir." (30).
    Cehalet, kibir, inat gibi sebebler yüzünden, bu delilsiz ihtimale güvenerek, genellikle sırf bir adem-i kabul eseri olarak (pasif olarak kabul etmeyip, inkâr,ederek -zira kabul-u adem için yokluğun isbat edilmesi gerektiğini, bunun da muhal olduğunu gördük) bir ahmak-ül humâka, Kahhar-ü Zü'l-Celal'i inkâr edebilir.



    25. Bolay, Prof. Dr. S. Hayri, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, 1987 s.56.
    26. Sözler, Onuncu Söz, 5 Hakikat (Haşiye-2), s. 72.
    27. Bolay, a.g.e., s. 46.
    28. Sözler, 14. Söz'ün Zeyli, 4. Sual, s. 172.
    29. Sözler, 31. Söz'ün Zeyli, 3 Nokta, s. 587.
    30. Sözler, 31. Söz'ün Zeyli, 5. Nokta, s. 588.
    Konu gulsah tarafından (30.07.07 Saat 22:28 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Sadır İlmi Satır İlmi 3D E-kitap
    By kurt26 in forum Program İndirme
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.11.14, 04:18
  2. Risale-i Nur'da Hadis İlmi(Abdulkadir Badıllı)
    By Ene-Zerre in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 27
    Son Mesaj: 07.10.08, 21:02
  3. “Kızıl İ’caz” ve Bediüzzaman’a Göre Mantık İlmi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.09.08, 14:53
  4. Mantık ve Risale-i Nur
    By m_safiturk in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.07.07, 10:06

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0