Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 47

Konu: Zaman Tarikat Zamanı Değil Hakikat Zamani

  1. #1
    Yasaklı Üye TURKUAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    628

    Standart Zaman Tarikat Zamanı Değil Hakikat Zamani

    EM?RDAĞ LÂH?KASI’NIN, BED?ÜZZAMAN Said Nursî’nin talebeleriyle 1950’li y?llarda yapt?ğ? yaz?şmalar? içeren ikinci cildinde, nedense pek dikkatleri çekmemiş bir mektup vard?r. “Mahkeme-i kübraya şekva ve müdafaat?n bir haşiyesi olan parçan?n hülasas?d?r” başl?kl? bahisten sonra gelen bu mektupta, Bediüzzaman, daha önceki bir dizi mektubunda dile getirdiği bir söze şerh koyar. Bu söz, ‘Risale-i Nur ve tarikat’ deyince ak?llara gelen ilk söz olarak, “Bu zaman tarikat zaman? değil, iman? kurtarmak zaman?d?r” sözüdür.

    Bu söze getirilen şerh, şu şekildedir: “... Şimdiye kadar ben yaln?z iman hakikat?n? düşünüp ‘Tarikat zaman? değil, bid’alar mani oluyor’ dedim. Fakat şimdi, sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikat?n hülâsas? olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli kendi tarikat? dairesi gibi görüp girmek lâz?m ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikat?n en günahkâr? dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olam?yor...”

    ?lgili mektupta, bu cümlelerin önünde ve sonunda yer alan ve buraya aktarmad?ğ?m?z cümleler de dikkat gerektiren unsurlar bar?nd?r?r; ama ald?ğ?m?z bu k?s?m, Bediüzzaman’?n ehl-i tarikat ile Risale-i Nur müntesipleri aras?nda bir soğukluk sebebi olagelmiş o sözündeki kasd?, o sözü söylediği zaman ve zemin dahilinde, yeterince aç?klar durumdad?r.

    Bu sözden anlaş?ld?ğ? üzere, bir vakit Bediüzzaman’?n ‘tarikat zaman? değil’ demesine sebebiyet veren iki unsurdan ilki ‘yaln?z iman hakikatini düşünmesi,’ ikincisi ise ‘bid’alar’d?r. Ki, Sünnet-i Seniyye Risalesi’nde, yani “Onbirinci Söz”de Bediüzzaman’?n ‘bid’a’ tabirine getirdiği aç?klamay? hat?rlarsak; “ahkâm-? ubudiyette yeni icadlar, bid’att?r.” ?şte, Bediüzzaman’?n ‘Zaman tarikat zaman? değil’ sözünü söylediği zaman, ‘ahkâm-? ubudiyet’in en birincisi olarak tevhid ve risalete, dolay?s?yla bir bütün olarak iman esaslar?na; ve hepsi de kökünü iman esaslar?nda bulan ve ondan beslenen ?slâmî esas ve ölçülere topyekün bir hücumun sözkonusu olduğu bir zamand?r. Bu zaman?n en etkili kişisince söylenen “Biz ilham?m?z? gökten ve gaipten alm?yoruz” gibi, “Filhakika insan tabiat?n mahlukudur. Natür insanlar? türetti, onlar? kendine tapt?rd?” gibi sözler; bu sözler ekseninde oluşturulmuş devlet ve özellikle de eğitim politikalar?; ve bu çizgide, ‘ahkâm-? ubudiyette yeni icadlar’?n bu çizgide dayat?lmak istenmesi; bu dayatma dahilinde, b?rak?n başka şeyleri, Kur’ân harflerine dahi tahammül edilmemesi... o sözün söylendiği dönemin keyfiyetini aç?klamak için yeterlidir.

    Böylesi bir zamanda, imanlar elden giderken, seyr-i sülûk içinde şahsî terakkî ve kemalat için çal?şmak, Bediüzzaman’a zaid görünmüştür. Böyle bir zamanda, yap?lmas? gereken, şahsî terakkiyat?ndan feragat edip, umumun iman?n?n selâmetine çal?şmakt?r. Nitekim, ilgili sözüyle, Bediüzzaman, bütün himmetin buna sarfedilmesi gereğine dikkat çekmektedir.

    ?şte böyle bir zamanda böyle bir keyfiyetle söylenen “Zaman tarikat zaman? değildir” sözünün hikmetini ve zeminini anlama noktas?nda dikkat etmemiz gereken ikinci bir husus, sözkonusu zamanda bu icraatlar? yürüten yönetim mekanizmas?n?n en etkili üç isminden birinin, şahsen bir tarikata mensubiyeti olan bir kişi olmas?d?r. Bediüzzaman’?n her üç lâhikas?ndan bu vesileyle tarad?ğ?m mektuplardan anlad?ğ?m kadar?yla, ‘mareşal’ ünvan? taş?yan bu kişinin şahsen ‘tasavvuf mesleği’ne intisab? olmakla birlikte böylesi bir icraat?n—’seyircisi’ bile değil—’icrac?s?’ olmas?; dahas? başka baz? tasavvufî kümelenmelerin de bu icraata müdahil ve seyirci bir konumda bulunmas?, Bediüzzaman’?n ilgili sözü söylemesinde son derece müessirdir. Bediüzzaman, tasavvufun ‘bât?nî’ yorumlara müsait taraf?n?n ve ehl-i tasavvufun ‘muhabbet,’ ‘müsamaha’ ve ‘itaat’ gibi cemalî vas?flarla mücehhez oluşunun hakim güçlerce suiistimal edileceği; ‘bid’alar?n’ bu yoldan ehl-i ?slâm içine gireceği endişesi taş?maktad?r. Mektuplar?nda geçen, “yirmi beş seneden beri ehl-i ilmi, ehl-i tarikat? ezen; ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist k?sm?...” gibi, “seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid’alar zaman?nda çok müşkilât bulunduğundan...” gibi ifadeler bu aç?dan dikkat çekicidir. Nitekim, en başta zikrettiğimiz mektubunda da Bediüzzaman, vaktiyle niye öyle dediğini “Tarikat zaman? değil, bid’alar mani oluyor” ifadesiyle dile getirmektedir.

    Yaz?m?z?n en baş?nda dile getirdiğimiz bu mektup, diğer taraftan, şartlar?n? bir parça dile getirdiğimiz sözkonusu zeminde söylenmiş bu sözü yumuşat?r bir mahiyettedir. Zira, bir kere, bu sözün söylendiği 1950’li y?llar, ‘tesadüf, şirk ve tabiat?n âlem-i ?slâm’dan nefiy ve ihrac?na Risale-i Nur’ca verilen karar?n infaz edildiği’ y?llard?r. Yani, bundan böyle, getirilen küfrî yorumlar ve üflenen şüpheler mü’min ak?llarda bir cevap, mü’min kalblerde bir mukavemet bulacak; iç dünyalara hakim olamayacakt?r. ?kincisi, ‘bid’alar’ galebe edememiş; Kur’ân’?n ve sünnetin esaslar?na karş? ‘ahkâm-? ubudiyette yeni icadlar’ kendilerine bir zemin, bir menfez bulamam?şt?r. Üçüncüsü, bu zaman zarf?nda, ehl-i tarikat?n kâhir ekseriyeti, bid’alara mağlup olmam?şt?r. Yaşanan tecrübe, Bediüzzaman’a, “Ehl-i tarikat?n en günahkâr? dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olam?yor” dedirten bir tecrübedir.

    Buna binaen, Bediüzzaman, ilgili sözüne şerh düşerek, bu sözü belli bir zamanda belli şartlar dahilinde söylediğini dile getirmektedir. Bu sözle, ehl-i tarikat ve tasavvufa karş? bir husumet, bir düşmanl?k ve rekabet kasd? olmad?ğ?n? aç?kça gösteren kelimelerle... Onun bu mektubunda kulland?ğ? ‘sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikat?n hülâsas? olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi’ ifadesi son derece manidard?r. Bu ifade, bid’alara müsait ve müsaadekâr olmayan; bilakis ‘sünnet-i Peygamberi dairesinde’ yer alan anaak?m tasavvuf çizgisine Bediüzzaman’?n kalbinin ve ruhunun sonuna kadar aç?k olduğunun nişanesidir. Onun bu ifadenin devam?nda, Risâle-i Nur’u sünnet-i seniyye dairesi içindeki ‘bütün on iki büyük tarikat?n hülâsas?’ olarak tarif etmesi ise, Risale mesleği ile tasavvuf mesleğinin özü itibar?yla ‘yoldaş’ ve ‘kardeş’ olduğunu ima ve ihsas etmektedir. Rakipler ve has?mlar değil; yoldaşlar ve kardeşler...

    Sözün k?sas?, Risale-i Nur ve tasavvuf, Bediüzzaman’?n düştüğü şerhin aç?kça gösterdiği üzere, iki has?m ve iki rakip değildir; ayn? yolun, komşu iki şerididir.

    Bu noktada “Hangi şeritte daha h?zl? yol al?n?r?” gibi sorular da akla gelebilir. Ne var ki, öncelikli mesele, son tahlilde, ‘ayn? yolun yolcusu’ olduğumuzun taraflarca anlaş?lmas? meselesidir.

    Aradaki buzlar eriyip kalbler yumuşad?ktan sonra, her iki çizgideki mü’minler birbirlerinin kazan?mlar?ndan istifadeyi pekâlâ becereceklerdir
    Konu elff tarafından (07.06.07 Saat 00:49 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gayyur betül fatma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    ayvalık
    Mesajlar
    53

    Standart

    Sen Isparta vilâyetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede—Allah rahmet eylesin—mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zât, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur’un elli altmış şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yalnız birtek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur’un yüksek, kıymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.

    O şakirtlerin gayet keskin kalb basireti şöyle bir hakikati anlamış ki: Risale-i Nur’la hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velâyet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mü’mini velâyet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü’mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velâyet ise, mü’minin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.

    İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler.

    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, “Seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım” dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.

    kastamolu lahikası

  3. #3
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    198

    Standart

    Alıntı betül fatma Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, “Seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım” dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.

    kastamolu lahikası
    ısparta kahramanlarının özelliği nedir....vahiyle cennetlemi müjdelendilerde onların arkadaşlığı evliyalıktan yani Allahın dostluğundan daha kıymetli olsun.....velayet yaratılış gayemizin zirvesidir.yani kulluğun zirvesidir....."veli kullarıma korku yoktur, onlar mahsun olmazlar" ayetinde Allahın açıkça velilerle alakalı sözünden daha kıymetli ne özelliği var ki ısparta kahramanlarının....haklarında ayetmi var.......Kimin üstün olduğu ayetlerle ortadadır...hakkında ayet olan meselelerde hiç bir kulun sözü değer ifade etmez....turuncu cümleyi hayatına tatbik eden bir nur talebesi imanının etkisiyle velileri sevse dahi onlardan uzak durmaya çalışır,onlardan faydalanarak risalelerdeki itikadi sözlerden istifade edemezmi? pekala edebilir...hemde ala olur.....mesele Allaha kulluktur....Bizi Allaha yaklaştıracak her nimetten faydalanmalıyız.....

  4. #4
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Ve Bihi Nesteinu

    Herhangi bir mesleğe müntesib olanlar bilirlerki her mesleğin intisablıları evvela kendi mesleklerinin talimlerini yapmalıdırlar.

    Bediüzzaman r.a hakim esmasına mazhar bir bediüzzaman olduğu dikkate alınırsa Risale-i Nur Külliyatında geçen herbir kelam tam yerinde ve aynı hikmetle konmuş olduğuda anlaşılır.

    Risale-i Nur'ların tamamına vakıf olmayan bir kardeşin veya Risale-i nur dairesine girmemiş fakat istifade için okuyan birinin Risale-i nurdan herhangi bir ibareyi alıp ona kendi anladığı manayı sanki orda o anlatılmış gibi ifade edip vede bir şeyler inşaa etmesi doğru değildir.

    Kutbu azam r.a da bir meslek sahibidirki o mesleğin tatbiki ile etbasını makamı velayete sevk eder.

    İmam Rabbani r.a Bin yılın tecdid vazifelisi olup o dahi ISRAR İLE: TEVHİDİ KIBLE ET.YANİ: YALNIZ BİR ÜSTADIN PEŞİNDEN GİT demiştir bunu her manevi meslek sahibi dahi demiştir ve demektedir ve diyecektir.
    Bunu BEDİÜZZAMAN DAHİ O TALEBELESİNE DEMİŞTİR.
    Yani: her meslek ehlinin mesleğini tatbik ederken en FAZLA İSTİFADE EDECEĞİ YOLLAR VE USULLER BELLİDİR. Aceminin istifade edecem değip bir başka tarafa bakması istifadesinide artırıcıda değildir.Bunu tüm meslek sahibleride bilirler.

    Ehli tarikat ve ehli hakikatce müttefekunaleyh bir hakikat vardırki nefs mutmainne olduğunda iman daha selbedilemez.

    Risale-i Nur mesleği ve talebeleri makamı velayettedirler,Velayet makamı ilede iş bitmişte değildir.Bir nefsin CENNETLE MÜJDELENMESİ İÇİN makamı MUTMAİNNEDE olması gereklidir.

    Risale-i nur talebeleri acz hatvesinde kalbin tasfiyesi ile fakr hatvesinde nefsin tezkiyesi ile MUTMAİNNEYE ulaşırlar.
    Mutmainneye varmak için GAYRET VE CABA KULA GEREKLİDİR. Burdan ilerisi ise çalışmakla değildir VERİLİR.

    Risale-i Nur un
    VARİS TALEBELERİ
    ERKAN TALEBELERİ
    HASLARIN HASI OLAN TALEBELERİ
    HAS TALEBELERİ
    TALEBELERİ makamı velayettedirler ve mutmainneye ve dahada ilerisine gidenleride mevcuddur.

    Hem TAİFEYİ EBRAR vardırki CENNETLE MÜJDELENİRLER.Risale-i nur dairesinde bunlar dahi mevcuddur.


    Hem Risale-i Nur talebeleri ehli tasavvufu hem ehli velayeti hem ehli imanı severler burdada bir sorunlarıda yoktur.

    Risale-i Nurlarda her hangi bir yeri Kur'an ve Sünnet MİHENGİNDE tartıpta bir haşa bir hata olduğunu idda eden kendi idrakinde ve anlayışında hataya düşmüştür.Gidip o mes'eleyi ehlinden sorsa aslını ögrenince kendi yanılgısını anlar inşaallah.

    Konu aczmendi reşha tarafından (29.08.09 Saat 15:54 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  5. #5
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu

    Bu konu hakkınra bu forumda fazlası ile yazı mevcuddur biz yinede yazalım.

    Bediüzzaman r.a camilerin kapalı ezan okumanın yasak olduğu ,islam adına ne varsa kıyıma tabi tutulduğu zaman diliminde ''zaman tarikat zamanı değil imanı kurtarmak zamanıdır'' diye zamanla mukayyed bir ifade demiştir.
    Bu ifade MAHKEMEDE KULLANILMIŞTIR. Kendisine sen Tarikat(tasavvuf) mesleğini tatbik edip ders veriyormuşsun nevinden sorulan suale cevabdır.hemde O an mahkeme anıdır tarikat dersi ve meselesi anıda değildir manasınadır.
    Hemde bu HUSUSİ BİR İFADEDİR VE RİSALE-İ NUR TALEBELERİNE DENMİŞTİRKİ bizim mesleğimiz TASAVVUF DEĞİL HAKİKATTİR.
    iKİSİDE tarikattır(YOL)
    Allaha vasıl olmak için gidilen yolda kullanılan ilimler farklıdır
    biri tasavvuf ilmini tarikatte kullanır
    biri hakikat ilmini tarikatte kullanır.

    Hem Risale-i Nur külliyatında TELVİHAT-I TİSSA denen mektubatta 29 mektubda gecen mektub TASAVVUF mesleğinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu ifade etmiştir.
    Tarih 1950 lerde ise bediüzzaman demiş:
    ''Ben şimdiye kadar yalnız iman hakikatlerinin düşünüp zaman tarikat zamanı değil derdim şimdi ise sünneti peygamberi dairesindeki 12 hak tarik TARİKATLERİN EN BÜYÜK DAİRESİ BULUNAN risale-i nur DAİRESİNİ kendi dairesi görüp,bilip girmeleri elzemdir.''

    Ehli tasavvuftan mühim kısmı risale-i nuru okuyor ve istifade ediyor ve risale-i nur dairesine girenlerde mevcuddur.Kalanlar ise Risale-i nurları yakın gelecekte okuyup dairesine girmelerinin elzem olduğunu görecekler.

    Sözün sahibi 3 ASRIN MÜCEDDİDİ BEDİÜZZAMANDIR r.a. Ne dediğini bilerek demiştir.O hazretin sözlerinden yana bir sorun ve sıkıntıda yoktur sorunların çıktığı yer bizim anlamalarımızı sanki o hazret demiş gibi o kelime kalıplarının içine bizlerin koyması iledir.

    Risale-i Nur Eserlerinde birbirine ter düşüp çakışan tek kelam yoktur.Tam aksine her ders ve ibare digerine destek olur ve kuvvet verir.

    Risale-i Nur külliyatında Kur'an ve Sünnete ve Ehl-i SÜNNET İTİKAD VE İLMİNE VE AMELLERİNE ters düşecek tek ibare olmadığı gibi tüm cihetleri ile Kur'anı SÜNNETLER İLE EHLİ SÜNNET İTİKADINDA VE İLMİNDE VE AMELİNDE VE İHLASINDA DERS VERİR.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  6. #6
    Pürheves evran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    198

    Standart

    ısparta kahramanlarının özelliği nedir....vahiyle cennetlemi müjdelendilerde onların arkadaşlığı evliyalıktan yani Allahın dostluğundan daha kıymetli olsun.....velayet yaratılış gayemizin zirvesidir.yani kulluğun zirvesidir....."veli kullarıma korku yoktur, onlar mahsun olmazlar" ayetinde Allahın açıkça velilerle alakalı sözünden daha kıymetli ne özelliği var ki ısparta kahramanlarının....haklarında ayetmi var.......Kimin üstün olduğu ayetlerle ortadadır...hakkında ayet olan meselelerde hiç bir kulun sözü değer ifade etmez... bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, “Seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım” dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.
    .turuncu cümleyi hayatına tatbik eden bir nur talebesi imanının etkisiyle velileri sevse dahi onlardan uzak durmaya çalışır,onlardan faydalanarak risalelerdeki itikadi sözlerden istifade edemezmi? pekala edebilir...hemde ala olur.....mesele Allaha kulluktur....Bizi Allaha yaklaştıracak her nimetten faydalanmalıyız....

  7. #7
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Alıntı evran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ısparta kahramanlarının özelliği nedir....vahiyle cennetlemi müjdelendilerde onların arkadaşlığı evliyalıktan yani Allahın dostluğundan daha kıymetli olsun.....velayet yaratılış gayemizin zirvesidir.yani kulluğun zirvesidir....."veli kullarıma korku yoktur, onlar mahsun olmazlar" ayetinde Allahın açıkça velilerle alakalı sözünden daha kıymetli ne özelliği var ki ısparta kahramanlarının....haklarında ayetmi var.......Kimin üstün olduğu ayetlerle ortadadır...hakkında ayet olan meselelerde hiç bir kulun sözü değer ifade etmez... bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, “Seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım” dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.
    .turuncu cümleyi hayatına tatbik eden bir nur talebesi imanının etkisiyle velileri sevse dahi onlardan uzak durmaya çalışır,onlardan faydalanarak risalelerdeki itikadi sözlerden istifade edemezmi? pekala edebilir...hemde ala olur.....mesele Allaha kulluktur....Bizi Allaha yaklaştıracak her nimetten faydalanmalıyız....
    Veli olmak sadece sizemi mahsus...Başkası olamazmı
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  8. #8
    Yasaklı Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Bulunduğu yer
    almanya
    Yaş
    60
    Mesajlar
    166

    Standart

    [quote=aczmendi reşha;394400]ve bihi nesteinu

    Bu konu hakkınra bu forumda fazlası ile yazı mevcuddur biz yinede yazalım.

    Bediüzzaman r.a camilerin kapalı ezan okumanın yasak olduğu ,islam adına ne varsa kıyıma tabi tutulduğu zaman diliminde ''zaman tarikat zamanı değil imanı kurtarmak zamanıdır'' diye zamanla mukayyed bir ifade demiştir.
    Bu ifade MAHKEMEDE KULLANILMIŞTIR. Kendisine sen Tarikat(tasavvuf) mesleğini tatbik edip ders veriyormuşsun nevinden sorulan suale cevabdır.hemde O an mahkeme anıdır tarikat dersi ve meselesi anıda değildir manasınadır.
    Hemde bu HUSUSİ BİR İFADEDİR VE RİSALE-İ NUR TALEBELERİNE DENMİŞTİRKİ bizim mesleğimiz TASAVVUF DEĞİL HAKİKATTİR.
    iKİSİDE tarikattır(YOL)
    Allaha vasıl olmak için gidilen yolda kullanılan ilimler farklıdır
    biri tasavvuf ilmini tarikatte kullanır
    biri hakikat ilmini tarikatte kullanır.

    Hem Risale-i Nur külliyatında TELVİHAT-I TİSSA denen mektubatta 29 mektubda gecen mektub TASAVVUF mesleğinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu ifade etmiştir.
    Tarih 1950 lerde ise bediüzzaman demiş:
    ''Ben şimdiye kadar yalnız iman hakikatlerinin düşünüp zaman tarikat zamanı değil derdim şimdi ise sünneti peygamberi dairesindeki 12 hak tarik TARİKATLERİN EN BÜYÜK DAİRESİ BULUNAN risale-i nur DAİRESİNİ kendi dairesi görüp,bilip girmeleri elzemdir.''

    Ehli tasavvuftan mühim kısmı risale-i nuru okuyor ve istifade ediyor ve risale-i nur dairesine girenlerde mevcuddur.Kalanlar ise Risale-i nurları yakın gelecekte okuyup dairesine girmelerinin elzem olduğunu görecekler.

    Sözün sahibi 3 ASRIN MÜCEDDİDİ BEDİÜZZAMANDIR r.a. Ne dediğini bilerek demiştir.O hazretin sözlerinden yana bir sorun ve sıkıntıda yoktur sorunların çıktığı yer bizim anlamalarımızı sanki o hazret demiş gibi o kelime kalıplarının içine bizlerin koyması iledir.

    Risale-i Nur Eserlerinde birbirine ter düşüp çakışan tek kelam yoktur.Tam aksine her ders ve ibare digerine destek olur ve kuvvet verir.

    Risale-i Nur külliyatında Kur'an ve Sünnete ve Ehl-i SÜNNET İTİKAD VE İLMİNE VE AMELLERİNE ters düşecek tek ibare olmadığı gibi tüm cihetleri ile Kur'anı SÜNNETLER İLE EHLİ SÜNNET İTİKADINDA VE İLMİNDE VE AMELİNDE VE İHLASINDA DERS VERİR.[/quote]

    bu konuda derin kuskularim var...

    bizzat, risale okuyanlarin kendi aralarinda itikat bozuklugu suclamalarini nereye koyacagiz... yazanlarla, okuyanlar arasinda anlama bakimindan fark gece ile gündüz gibi...

  9. #9
    Yasaklı Üye zxcvbn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    20

    Standart

    Alıntı aczmendi reşha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ''zaman tarikat zamanı değil imanı kurtarmak zamanıdır'' diye zamanla mukayyed bir ifade demiştir.
    Bu ifade MAHKEMEDE KULLANILMIŞTIR.
    Aziz, sıddık kardeşlerim,
    Manen maruz kaldığım iki şıklı bir sualin cevabıdır:
    ...

    ehl-i velâyetin
    • amel
    • ve ibadet
    • ve süluk
    • ve riyâzetle
    gördüğü hakikatler ve perdeler arkasında müşahede ettikleri

    hakaik-i imaniye,

    aynen onlar gibi, Risale-i Nur,
    • ibâdet yerinde,
    ilim içinde hakikate bir yol açmış;
    • sülûk ve evrad yerinde,
    mantıki bürhanlarla ilmi hüccetler içinde hakikatü l-hakaike yol açmış;
    • ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde,
    doğrudan doğruya ilm-i kelam içinde ve ilm-i akide ve usulü din içinde

    bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki,

    bu asrın hakikat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan

    felsefi dalâletlere galebe ediyor, meydandadır.

    Emirdağ Lâhikası


    Tarikat olmadığı, tasavvuf olmadığı halde, ne umuyorsunuz bu illa tarikatlaştırma özleminden anlamadık ki. Isparta kahramanları sizin gibimiydi? İmam Rabbani r.a. bile bugün gelse Isparta kahramanlarından olacakken, siz kalkmış postnişinlik hasretiyle kavruluyorsunuz. Varsa ukdenizde tasavvuf, tarikat hevesi gidin o kadar mübarek Zevat var, intisab edin, çıkıpda Risale-i Nur meslek ve meşrebinin asliyetini tebdil etmeyin bari. Tarikattan sonra Nurları tanımışlar sizin gibilerden daha çok kıymetini biliyorlar Nurların. Siz ve sizin gibiler de "derya içre mahiler".

  10. #10
    Yasaklı Üye zxcvbn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    20

    Standart

    Alıntı forumdayim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    bizzat, risale okuyanlarin kendi aralarinda itikat bozuklugu suclamalarini nereye koyacagiz... yazanlarla, okuyanlar arasinda anlama bakimindan fark gece ile gündüz gibi...
    Siz sadece o "yazanları" dinleyipde kalbinizi bozmayın müslüman mübarek. Onun bunun hakkında atıp tutanların sözü muteber değildir bu dinde. Siz daha iyi bilmeniz lazım. Sözlerinde 2 doğru var ise, 5 de yalan dolan var, nerden biliyorsunuz da, tarafları kefeye koyup tartıyorsunuz ki? "Size bir fasık..haber getirdiğinde.." diye devam eden ayet, sadece fasıklara dair değildir. Tek taraflı dinlenmiş her söz ve haber için geçerlidir.

    İtikadı bozuk diye size anlatılan gurubun da Nurculuk gibi bir iddiası yoktur zaten. Onları dara yapıp da Nurcuları tartamazsınız.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Neden Zaman Tarikat Değil Cemaat Zamanı?
    By vildan in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 209
    Son Mesaj: 31.08.09, 19:52
  2. Zaman Nedir? Hakikat-ı Zaman Ve Zamanı Genişletmek.
    By MuM in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.01.09, 11:56
  3. Şeriat - Hakikat - Tarikat
    By karuban in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 80
    Son Mesaj: 07.01.08, 20:46
  4. Şeriat-Tarikat-Hakikat
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 07.01.08, 17:31

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0