+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 22 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 219

Konu: Molla Muhammedin Üç Mehdi İddiasına Cevap

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Molla Muhammedin Üç Mehdi İddiasına Cevap

    ÜÇ MEHD? ?DD?ASI


    (Baz? yerlerde parantez içinde dikkat çeken yaz?lar, kitaba dahil değildir)

    ?ttihad ?lmi Araşt?rma Heyeti

    Taraf?ndan Haz?rlanm?şt?r

    Mart/2003

    ?nternete kadar sokulan, gazetelerle yay?lmaya çal?ş?lan garib bir iddia. Yani üç mehdi varm?ş. Bunun birincisi iman Mehdisi Bediüzzaman olduğu kasdedilerek bir as?rl?k devresi bitti; ikinci Mehdi, üçüncü Mehdi devresi gelecekmiş, hayat Mehdisi, şeriat Mehdisi vesaire...

    Bu iddian?n Risale-i Nura dayanan hiçbir delili olmay?p belli bir maksad? hedefleyen bir zihniyetin tekellüflü bir te’vilidir.

    Halbuki Risale-i Nur eserlerinde bu iddian?n çürüklüğü apaç?kt?r. Çünkü:

    ?man, hayat ve şeri'at olarak tabir edilen üç mesele, Risale-i Nurda aç?kça beyan edilmiştir. Şöyle ki:

    “Çok defa mektublar?mda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-? manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk k?yamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan ç?kmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağ?n? rahmet-i ?lahiyeden bekliyoruz. Ve onun (yani Mehdi-i Âl-i Resulün) üç büyük vazifesi olacak: (Yani mehdiyet cereyan?n? temsil edecek. Vazifeyi, vazifedarlar heyetleri yürütecek.)

    Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda iman? kurtarmakt?r. Ehl-i iman? dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi b?rakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi'nin (temsil ettiği) o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünki hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanat?, (yani ?slâm dünyas?n? idare etmek hâkimiyeti) onun ile (yani tahkiki iman? keşif ile) iştigale vakit b?rakm?yor. Herhalde o vazifeyi (tahkiki iman?n keşfini) ondan evvel (siyasî mehdiyet hareketinden önce) bir taife bir cihette görecek. (?man hizmeti heyeti dar dairede te’lif ve neşredecek.) O zât, o taifenin uzun tedkikat? ile yazd?klar? eseri kendine haz?r bir proğram yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapm?ş olacak. (Yani geniş dairede tebliğ ve tedris yapt?racak) Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yaln?z ihlas ve sadakat ve tesanüd s?fatlar?na tam sahib olan bir k?s?m şakirdlerdir. (Haslar dairesidir.) Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve k?ymetli say?l?rlar.”

    (Bu parağrafta aç?kça görülüyor ki, mehdiyetin hakikat? ve asliyeti olan birinci iman hizmeti ve heyeti, o geniş hâkimiyet devresinde de bulunuyor ve iddia edildiği gibi biri bitip, biri başl?yor değildir. Yani birbirinin devam?d?r.)

    (Malum üç vazifeyi vazifedarlariyle beraber temsil eden geniş dairede gelecek Zat’?n)

    “?kinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) (Yani ?slâm milletlerinin idare merkezi hâkimiyeti yani hilâfet-i ?slâmiye) ünvan? ile şeair-i ?slâmiyeyi ihya etmektir. (Yani bid’atlar? izale edip ?slâm cemiyetini meydana getirmektir.) Âlem-i ?slâm?n vahdetini nokta-i istinad edip (Yani ?slâm birliğinin kuvvetine dayanarak) beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-? ?lahîden kurtarmakt?r. Bu vazifenin, nokta-i istinad? ve hâdimleri, milyonlarla efrad? bulunan ordular lâz?md?r.

    Üçüncü Vazifesi: ?nk?labat-? zamaniye ile (geniş dairede ve zamanla ve beşerî anlay?şa dayanan değişikliklerle) çok ahkâm-? Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-? Muhammediyenin (A.S.M.) kanunlar? bir derece ta'tile uğramas?yla (yürürlükten kald?r?lmas? ile) o zât,

    (1) bütün ehl-i iman?n manevî yard?mlar?yla ve

    (2) ittihad-? ?slâm?n muavenetiyle ve

    (3) bütün ülema ve

    (4) evliyan?n ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden her as?rda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar

    (5) fedakâr seyyidlerin iltihaklar?yla o vazife-i uzmay? yapmağa çal?ş?r.” (Emirdağ Lahikas?-l sh: 266)

    R?SALE-? NUR’UN HAK?M?YET DEVRES?

    Keza Üstad Bediüzzaman Risale-i Nurun bu asr? ve gelecek as?rlar? tenvir edeceğini aç?kça beyan ederken Nurun vazifesine hatime çekmek veya nazarlar? başka noktalara kayd?rmak, en az?ndan Risale-i Nuru me’haz tutmamak veya Nurlara sathî bak?p hayalden yürümektir.

    Risale-i Nurdaki o kat’î beyanlardan baz?lar? şöyledir:

    “Üstad, Nurlar?n yaz?lmas?na, teksirine çok ehemmiyet verirdi. "Risale-i Nur, bu asr? ve gelecek as?rlar? tenvir edecek olan bir mucize-i Kur'âniyedir." deyip, Nur'a ait hizmeti, zaman?n en büyük meselesi olarak kabul eder, bu ehemmiyetle davran?rd?.” (Tarihçe-i Hayat? sh: 463)

    “Lillahilhamd Risalet-in Nur, bu asr? belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mu'cize-i Kur'aniye olduğunu çok tecrübeler ve vak?alar ile körlere de göstermiş.” (Kastamonu Lahikas? sh: 6)

    “Nihayet öyle eserler vücuda geliyor ki; bu as?r ve gelecek as?rlar?n bütün insanlar?n?n imanî, ?slâmî, fikrî, ruhî, kalbî, aklî ihtiyaçlar?na tam cevab verecek ve kâfi gelecek Kur'anî hakikatlar ihsan ediliyor.” (Tarihçe-i Hayat? sh: 161)

    “Evet dinin, şeriat?n ve Kur'an'?n yüzden ziyade t?ls?mlar?n?, muammalar?n? hall ve keşfeden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve Mi'rac ve haşr-i cismanî gibi s?rf ak?ldan çok uzak zannedilen Kur'an hakikatlar?n? en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve z?nd?klara karş? güneş gibi isbat eden ve onlar?n bir k?sm?n? imana getiren Risale-i Nur eczalar?, elbette Küre-i Arz ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asr? ve istikbali kendi ile meşgul edecek bir hakikat-? Kur'aniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas k?l?nçt?r.” (Emirdağ Lahikas?-l sh: 47)

    “Bu zaman?n ve gelecek as?rlar?n Müslümanlar? ve bizler, Kur'an-? Azîmüşşan'?n tefsiri olan öyle bir rehbere muhtac?z ki; tahkikî iman dersleriyle, iman mertebelerinde terakki ve teâli ettirsin.” (Sözler sh: 766)

    “Şimdi bir nida-y? nuranî ile hitab ederek: Art?k ihtilaf yok, ittihad var. Cans?zlar ve camidler devri geçmek üzeredir. Canl?lar ve cazibler asr? geliyor. Susunuz, dinleyiniz! Şimdi Nur devridir ve Nur hâkimdir. Zulmette boğulan şu asr? ve gelecek as?rlar?, Kur'andan ald?ğ?m nurumla reyyan edeceğim diyor.” (Konferans sh: 88)

    “Bediüzzaman?n azami ihlas, azami sadakat ve azami fedakarl?k manas?n? ihtiva eden, gösteren ve işaret eden mesleğini nazara vermek laz?m gelmektedir. Tâ ki, hizmet-i Nuriyede bulunacak Kur’an şakirdleri k?yamete kadar bu düstular muvacahesinde hareket etsinler.” (Hizmet Rehberi baş k?sm?)

    “Benim ehemmiyetsiz şahs?m?n kusurlar?yla beni çürütmek ve ihanetlerle nazar-? âmmeden düşürmek; Risale-i Nur'a zarar vermez, belki bir cihette kuvvet verir. Çünki benim bir fâni dilime bedel Risale-i Nur'un yüzbin nüshalar?n?n bâki dilleri susmaz, konuşur. Ve hâlis talebeleri, binler kuvvetli lisanlar ile o kudsî ve küllî vazife-i Nuriyeyi şimdiye kadar olduğu gibi, inşâallah k?yamete kadar devam ettirecekler.” (Şualar sh: 377)

    “Risale-i Nur şahs-? mânevîsi itibariyle bütün hakaikde "üstad-? küll" hükmüne getirmiş ve topyekûn ?slâmiyet hakikatlar?n?n bir aks-i nurunu ve tecellisini Risale-i Nur şahs-? mânevîsinde dercederek, ehl-i hakikat ve kemali hayretle bakt?rm?ş ve böylece, Risalet-i Ahmediye ve hakikat-? Muhammediyenin câmi bir âyinesi olan Risale-i Nur ile Said Nursî, bir Said olarak çürümüş, erimiş; fakat mânen bütün âlem-i ?slâm olarak tevellüd etmiş, beka bulmuştur. Ve tâ k?yamete kadar Risale-i Nur bâki kalacak ve daima tekemmül edecektir.” (Tarihçe-i Hayat? sh: 168)

    “...ehl-i imana hücum eden ehl-i dalalet, -bu as?r cemaat zaman? olduğu cihetiyle- cem'iyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-? manevî ve bir ruh-u habis olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-? umumî ve kalb-i küllîyi (Müslümanlar?n kalbindeki manevî hisleri) bozuyor. Ve avam?n taklidî olan itikadlar?n? himaye eden ?slâmî perde-i ulviyeyi (utanma gibi dinî hayat?n temelini) y?rt?yor ve hayat-? imaniyeyi yaşatan, an'ane ile gelen hissiyat-? mütevâriseyi (?slâm cemiyetinde yaşanan faziletleri) yand?r?yor. Herbir müslüman tek baş?yla bu dehşetli yang?ndan kurtulmaya me'yusane çabalarken, Risale-i Nur H?z?r gibi imdada yetişti. Kâinat? ihata eden son ordusunu (*) gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, manevî imdad getirmek hizmetinde hârika bir emirber nefer olarak Âyet-ül Kübra Risalesi'ni ?mam-? Ali (R.A.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.” (Kastamonu Lahikas? sh: 55)

    Hz. Üstad?n;

    “Envâr-? Muhammediyeyi (A.S.M.) ve maarif-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ve füyuzat-? şem'-i ?lahîyi en müşa'şa' bir şekilde parlatmas?

    ve Kur'anî ve hadîsî olan işarat-? riyaziyenin kendisinde müntehî olmas?

    ve hitabat-? Nebeviyeyi (A.S.M.) ifade eden âyât-? celilenin riyazî beyanlar?n?n kendi üzerinde toplanmas? delaletleriyle,

    O zât hizmet-i imaniye noktas?nda risaletin bir mir'at-? mücellas?,

    · ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri

    · ve lisan-? risaletin irsiyet noktas?nda son dehan-? hakikat?

    · ve şem'-i ?lahînin hizmet-i imaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şübhe yoktur.” (Şualar sh: 671)

    Yani mezkür beyanlar, gelecek zat dahi Bediüzzaman Hazretlerine bağl? kalacağ?ndan Bediüzzaman?n ve Risale-i Nurun manevî riyaseti dairesinde, temsilen icra ettiği müceddidiyet cereyan?ndan başkas? aranmaz diye ifade ediyor.

    Keza Hz. ?mam-? Alinin şu niyaz? da ayn? meselemize bakar:

    “Kaside-i Celcelutiye'sinde sarahata yak?n


    f?kras?yla, o cereyan?n karş?s?nda vücudu ziyas?yla anlaş?lan ve zulmetin pek şiddetli ve sisli, yak?c? dehşetine karş? sönmeyen ve gittikçe zulmeti yararak dünyay? ziyaland?rmaya çal?şan Risale-i Nur'a ve müellifine hususî iltifat?n?


    deyip, âhirzamana kadar Risale-i Nur'un bedi' bir surette ?ş?k vermesini ve yanmas?n? dua ve niyaz eden...” (Lem’alar sh: 447)

    ?şte k?smen tesbit edilen mezkür sarih beyanlar ve kat’î hükümler karş?s?nda yine te’vile sapmak, te’vil değil tahrif olur.

    ÜÇ MÜCEDD?D

    Yaln?z Kastamonu Lahikas?nda üç mehdi değil, üç müceddidden bahis var. Fakat herbir müceddid dahi tek şah?s değil bir şahs-? manevîdir. Şöyle ki:

    “Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-? içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i ?slâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktas?nda tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-? içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kal?yor.

    Rivayat-? hadîsiyede, tecdid-i din hakk?nda ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir.” (Kastamonu Lahikas? sh: 189)

    ?şte bu beyanatta aç?kça görüldüğü üzere:

    1- “iman ve din için;

    2- hayat-? içtimaiye ve şeriat için;

    3- hukuk-u âmme ve siyaset-i ?slâmiye

    için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister.”

    diyerek üç vazife sahas?n? belirlemiştir.

    Yani birincisi iman hizmeti ki yukar?da aç?k ifadelerle bildirildiği üzere k?yamete kadar devam edecek olan Nurun haslar dairesi olup bu daire o vazifeyi yap?yor.

    ?kincisi ise, ictimaî hayatta bid’alar?n izalesiyle şeairin ihyas? vazifesine bakacak olan ictimaiyyun heyeti ve mümessili gerekiyor.

    Üçüncüsü dahi, hukukî ve siyasî sahada teşri’ ve tanzim yapacak olan hukuk?yyun ve siyasiyyun heyeti ve mümessili lâz?md?r. Bu son iki vazifenin tahakkuku, ittihad-? ?slâm?n varl?ğ?na bağl?d?r.

    Bu üç vazifenin her biri müstakil birer mehdi olmay?p üçü birden mehdiyet cereyan?n? teşkil eder. Çünkü zaman cemaat ve şahs-? manevî zaman?d?r. Evet, Hz. Üstad diyor ki:

    “Her as?rda dine ve imana tam hizmet eden müceddidler geldikleri gibi, bu acib ve komitecilik ve şahs-? manevî-i dalaletin tecavüzü zaman?nda bir şahs-? manevî müceddid olmak lâz?m gelir. Eski zamana benzemez. Şah?s ne kadar da hârika olsa, şahs-? manevîye karş? mağlub olmak kabildir. Risale-i Nur'un o cihette bir nevi müceddid olmas? kaviyyen muhtemel olduğundan o s?fatlar, hâşâ benim haddim değil; belki mükerrer yazd?ğ?m gibi, benim hayat?m Risale-i Nur'a bir nevi çekirdek olabilir. Kur'an?n feyziyle Cenab-? Hakk'?n ihsan?yla o çekirdekten Risale-i Nur'un meyvedar, k?ymetdar bir ağaç hükmüne icad-? ?lahî ile geçmesidir.” (Emirdağ Lahikas?-ll sh: 152)

    Netice:

    Risale-i Nur ve iman hizmeti k?yamete kadar devam edecektir.



    --------------------------------------------------------------------------------

    * Kâinat? dağ?tamayan bir kuvvet onu bozamaz.

    http://www.ittihad.com.tr/uc%20mehdi%20iddiasi.htm
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ÜÇ MEHD? ?DD?ASI VE ?SA (AS) NÜZULU

    Abdülkadir Bad?ll?’n?n

    ?fhamname adl?

    kitab?ndaki Mehdi ve ?sa (as) ile

    alakal? k?s?mlardan derlenmiştir

    www.ittihad.com.tr

    Muşlu bir Molla ve avanelerinin beş-on senedenberi yapt?klar? neşriyatlar?yla ve şimdilerde de onlarla ayn? paralelde baz? şah?slar, dergi ve kitaplar?ndaki fikriyatlar?n?n özeti olarak, Mehdilik meselesinde ön plana ç?karak bir çeşit huruçlar?n?n özet ve mahiyeti ise şöyledir ki:

    Hazret-i Üstad Bediüzzaman bir hadis-i şerifin ebcedî işaretleri ile gösterdiği k?yamet hadi­sesinin H.1546 da (Allahü a’lem) diyerek vukubulacağ?n?……

    Ve yine Hazret-i Üstad?n;


    ebcedî hesabiyle ve şeddeli lamlar birer ve şeddeli mim as?l kelimeden olduğundan iki mim say?lmak cihetiyle 1324 eder. Eğer şeddeli lamlar ve mim ikişer say?lmazsa, 1284 eder ki Hazret-i Mevlana Halid ve Tale­belerine işaret eder. Eğer şeddeli lamlar ve mim ikişer sa­y?lsa “ye” say?lmazsa 1411 eder ki; bundan bir as?r sonra Mehdinin Şakirdleri ([1]) olabilir diye yazmas?na…..

    Ve ayr?ca kendileri Duhan Sûresinden bir ayet cümlesinin ebcedi değeri ayn? rakam? göstermesine dayanarak; kendiliklerin­den baz? taksimatlar yapm?şlard?r.

    Bu taksimatlar? da özetle şöyledir: “As?l Mehdî olan ikinci Mehdî 1414 de vazifeye başlam?şt?r. Ve 1422 de vazifesinin yönü değiş­miştir.. Ve H.1432 de zahirî hurucu olacakt?r. Bu büyük Mehdî’nin vazifesi k?rk sene devam edecektir. Sonra ?sa (A.S.) nüzul edecek, bir müddet sonra da bu ikinci Mehdi vefat edecek ve sonra üçüncü bir Mehdî meydana ç?ka­cakt?r. Onun ömrü de k?rk sene olacakt?r…”

    Ve hakeza safsatal? hayalatlar?!..

    ?şte, tüm yaz?lar?n? bu hesap üzerine ayarlayarak uy­durmuşlard?r. Ve bu yolda bir sürü hadis nam? alt?nda şeni’ iftiral? mevzular? da eklemişlerdir. Ve bu gaye ve maksad?n haz?rl?ğ? ve tahakkuku için de Cihad nam?n? verdikleri ve hiç münasabeti olmayan mukaddes Kur’an ayetlerini ve baz? ehadis-i şerifeyi de k?rarak, k?rparak an­lay?ş ve görüşlerine destek yapm?şlard?r.

    ?şte bizim cevabî yaz?m?z?n hedefi ise, bu fâsid ve indî ve gayb ilmi ceplerinde imiş gibi bir sürü münasebetsiz te’villerleri uydurarak sarih hükümler tarz?nda aleme ilan etmelerinin yanl?şl?ğ?n? ortaya koymak ve müskit cevablarla karş? koymakt?r.

    · · ·

    ÜSTAD BED?ÜZZAMANDAN SONRA GELENLER DAHA YÜKSEK MAKAMLARA MAHZAR OLAB?L?RLER M??
    Evvela, bu meselede delilsizce konuşmak ve hayalî bir tak?m mülahazalarla hükme varmak, hikmet ehli kimsele­rin kâr? değildir. Zira fazilet, yüksek makam, Allah’?n ya­n?nda âlî dereceler; ancak din-i ?slâma hizmet derecesi ile ölçülür. Misal için; Aşere-i Mübeşerenin dünyada iken Cennetle tebşir edilmelerinin ve dünyada bulunduklar? müddetce beşeriyet icab? kendilerinden sudur edebilecek bütün günahlar? da af olmuş olduğunun sebebi ise; UHUD harbinde Resulullah?n etraf?nda halka tutup, düşman?n ölüm oklar?na karş? feda-i can edip metanetle ve sebatla durmalar? değil midir? Yine Bedir, Hendek ve Uhud sa­vaşlar?na kat?lm?ş sahabelerin, sonra Biat-i R?dvanda Resulullaha ahd ve vaad vermiş zatlar?n derecelerine diğer sahabelerin yetişememeleri; din-i ?slâma en çetin şartlarda hizmet etmelerinden değil midir? Hem dört halifenin sair sahabelere karş? üstünlüklerinin sebebi, Resulullaha ve din-i ?slama samimiyetin en son derecesi ile bağl?l?klar? ve en üst seviyede sadakat, fedakârl?k ve samimiyetleri değil midir?

    Demek, yüksek makamlar, faziletli âlî dereceler ancak ve ancak din-i ?slâma hizmet derecesine göre tahakkuk eyler. Yoksa hayalin ve aş?r? hüsn-ü zann?n kuruntular? ile: “Falankes kutb-u azamd?r, büyük gavsd?r, ya da mehdidir, ya da Bediüzamandan ona miras geçmiştir” şeklinde söz etmeleri ise, hakikat kitab?nda yeri yok, değeri yoktur.

    Bu hakikate binaen; Bediüzzaman?n hizmetine, eserleri olan Risale-i Nuruna ve onun mualla ve şerif zat?na binden ziyade gaybî işaretler, îmalar ve remizlerin bakmas? ve onu âhirzaman sahibi olarak göstermeleri yan?nda Hazret-i Üstad?n eliyle tashih edilmiş otuzüç hadisten yirmisekizinci hadisteki yani: “Tek baş?yla bir ümmet’’ kelimesinin Üstad taraf?ndan bu hadise eklenmesi ile mezkur mevzua parmak basar. Ayr?ca bunun yan?nda beş alt? kadar işaretlerde, yine Hazret-i Üstad?n güneşinden münakis olup yans?yarak H.14. asra bakmas? da vard?r ve bu doğrudur. Ve bu işaretler de biiznillah normal ve f?trî seyri ile gerçekleşecektir.

    Demek ki; manevi makamlar, faziletler ve Allah ka­t?nda şerefli rütbeler kendi kendine ve sebepsiz oluşmaz­lar. Din hizmeti yolunda çekilen cefalar, s?k?nt?lar, hapis­ler, sürgünler ve bir çok defalar su-i kas?tlara maruz ol­malarla tahakkuk ederler. Bu meselenin hakikat?n? izah ederken, Hazret-i Bediüzzaman, Risale-i Nurun iman hiz­meti ana merkez ve temel esas olduğunu ve geniş daire­lerde hizmet görecek kimselere de bu eserler program ola­cağ?n? ve Risale-i Nurun hizmetleri müteakib yap?lacak hizmetler ikinci ve üçüncü derecede olduğunu ve olacağ?n? Risale-i Nurun lahika mektuplar?nda defalarca söylemiş ve bildirmiştir

    Buna göre, elbette ve hiç şüphesiz Bediüzzaman?n şah­siyet-i maneviyesi ve Kur’an?n hakiki nurlu tefsiri olan Risale-i Nuru sahib-i ahirzamand?r. (Sonra gelecek ve za­hirde ve avam halka göre parlak hizmetler icra edecek zatlar ancak ve ancak Bediüzzaman Hazretlerinin bi­rer talebeleri ve Risale-i Nurun çizgisinde ve istikame­tinde birer tatbikatç?lar? olan şakirdleri olabilecektir. Eğer değil ise, hiç değillerdir. Dolay?s?yla Bediüzzaman Hazretlerinin eli ile ve vas?tas? ile programlanm?ş hizmet safhalar? hep Nura ve Nur Cemaat?na ait ola­cakt?r, biznillah.)

    Tafsilat isteyenler -Envar Neşriyat- Emirdağ Lâhikas?-l sh: 266 ya ve bu mevzu’da yaz?lm?ş sair mektublara baka­bilirler.

    Bu hale göre; baz?lar?, Hazret-i Bediüzzamandan sonra gelecek ve onun birer şakirdi olacak olan zatlar için: “?kinci mehdi daha büyüktür ve hadislerde mehdi ile ala­kadar olarak gelen bütün haberler bu ikinci mehdiye aittir” ve saire gibi kafadan at?lan laflar ancak birer safsata ola­bilir.

    Evet, zahir halde Hazret-i Ebubekir ve Ömerin (R.A.) fütûhat-? ?slâmiye noktas?ndaki muvaffakiyetlerine nispe­ten, Peygamberimizin kendi zaman?nda muvaffak olduğu futuhatlar hayli azd?r. Acaba bu zahir hale bakarak; Haz­reti Ebubekir ve Ömer, Peygamberden (A.S.M.) daha bü­yük makama sahiptir denilir mi?. Asla!.. Çünki bu iki ha­life-i Resulullah?n ?slâm hizmetindeki muvaffakiyetleri ise, ancak Hazret-i Peygamberin programlam?ş olduğu hatt-? hareketi üzere ve tam onun izinde gittikleri için ol­muştur. Aynen bunun gibi...

    Saniyen: As?rlar ve seneler gösterilerek gelen gaybî işaretler, herhalde o işarete mutab?k ve muvaf?k ve halin muktezas?na uygun olan kimseler olmal?d?r. Yoksa, me­sela o işaretler bir mareşale işaret ederlerken, basit ve adî bir neferi o büyük işaretlerle alakadar zannetmek ve hayali kuruntularla onu şişirerek sanmak, elbette hakikat ehline yak?şan bir hal olamaz. Nas?l ki darb-? meselde; “büyük ve y?ğ?n y?ğ?n karlar ancak yüksek dağlar?n baş?nda yağar” denilmiştir.

    Hülasa: Biz eğer Risale-i Nur talebeleri isek; amiyane tasavvufî hallere ve hayalî kuruntulara kap?lmamal?y?z. Aksi halde büyük yanl?şl?klar eder, yan?lg?lara düşmüş olur, ink?sar-? hayallere uğram?ş oluruz.

    ***

    Münazarat kitab?na şerh diye esere ilave ettikleri şeyler, bir sürü yanl?ş ve fuzulî gevezeliklerden başka bir şey değildir. Evet, fuzulî ve israf-? kelamd?r. Bu şerhteki hatalar yüzlercedir. Hatta baştan sona kadar hatalarla doludur diyebiliriz. Biz bun­lardan sadece ibret için birkaç nümune arz etmek istiyoruz. ?şte:

    l- Bu cihan-baha eserin baş?na koymuş olduklar? mukaddemede yine mehdilik ve yine üç tane mehdi ve bunlara zamanlar? taksim eyleme vesaire gibi bir tak?m boş-boğazl?klar.. ve eserin metni ve murad? ile alakas? olm?yan bir sürü fuzulîlikler. .

    2- Ayn? mukaddeme sahife 5’de “…Mehd-i ahirzaman denildiği zaman ikinci mehdî kasdedilmektedir. (Yani bi­çare heyulaî, hülyaya kap?lm?ş Muşlu Molla) zaten Münazarat isimli eserin as?l muhatab? da bu ikinci mehdî ve nuranî cemaat?d?r. Eserin ders verildiği Kürt Aşiretleri ve o günkü Osmanl? Devleti zahiri muhatapt?r. Birinci mehdinin tecdid-i iman vazifesi gören eserleri ve ciddî okuyucular? ise, işarî muhatapt?r.” diye herzelemişlerdir.

    Burada şu mütehamm?k adam?n ve adamlar?n?n şarlatanl? bu herzelemelerine karş? ilim mülayemeti hududunu aşmak durumunda kal?yoruz. Evet, Hazret-i Bediüzzaman?n kurduğu ve teşkil eylediği Risale-i Nurlar ve onun nuranî hakikî talebeleri ve nurlu cemaat­leri için işarî muhataplarm?ş!.. As?l muhatap ise, mehdi imiş, yani kendileriymiş.(!) Ayr?ca, Münazarat eserinin ders verildiği Kürt Aşiretleri ve o gün ki Osmanl? Devleti zahirî muhatapm?ş diye hayalî kuruntular hevas?yla Risale-i Nurun mesleğini ve Nur Talebelerinin hizmetini bir nevi boş, vahî ve sadece işarî bir mana imiş diyerek; binden zi­yade gaybî işaretlere mahzar olan Hazret-i Bediüzzaman ve Risale-i Nur Cemaatini ve Nur Hizmetini hiçe saymaya yeltenmeleri, ahmakl?klar? yan?nda, bence şeytanî bir ves­veseden ve belki de menfi bir parmakla alakal? bir gizli te­şebbüsten gayri bir şey değildir san?yoruz.

    3- Yine ayn? mukaddeme sahife 6’da, bak?n?z ne kadar tecavüzkarane ve ayn? zamanda eblahane bir tarzda Nur Cemaatine dil uzat?yorlar görünüz. ?şte: “…Müslümanla­r?n maruz b?rak?ld?ğ? dehşetli din tahribat? sebebiyle, zi­hinler ?slâm?n esaslar?na yabanc? kald?ğ? için (yani bunla­r?n kafas?z kafalar?n?n fehmettikleri tarz ile: kitap, sünnet, icma-? ümmet ve k?yas-? fukahaya karş? yabanc? kalmak) bu zat?n (Bediüzzaman?n) eserleri de, dünyevî efkar?n te’siriyle yorumlanarak murad edilen mana-i maksudun d?ş?nda ruh-u şeriattan uzak olarak anlaş?lm?şt?r.”

    *****

    Davetnamenin 19. sahifesinde aynen şöyle yazm?şlar: “Bu hadis meallerinden anlaş?l?yor ki: Hazret-i Mehdi ile Hazret-i ?sa’n?n (A.S.) toplam hizmet süreleri 85 y?ld?r. Bunun 7 veya 9 y?l? Hazret-i ?sa ile ikinci Mehdi beraber hizmet ettikleri için, bu 7 veya 9 y?l? toplam hizmet süre­leri olan 85 y?ldan ç?kar?rsak, 78 veya 76 y?l kal?r. Bu süre 1411 ile 1506 ([2]) y?llar? aras?nda din-i ?slâm?n bütün ci­handa hâkim olacağ? sürenin toplam?d?r. Şimdi hicri 1411 y?l?nday?z 1506’ya ([3]) kadar toplam 95 y?l var. Bu 95 y?l­dan ?slâm hakimiyetinin toplam süresi olan 78 veya 76 y?l? ç?kar?rsak l7 veya 19 y?l gibi bir boşluk süresi ortaya ç?kar. Bu 17 veya 19 y?l?n da, 1411 y?l? müteakib mi, yoksa 1506 dan evvel mi olacağ? şüphelidir”

    Kalemşörleri olan M. K. ise, Vakit Gazete­sinde daha aç?k, serbest ve kesin bir dil kullanarak ayn? mevzuda gayb-âşinal?k taslan?yor, şöyle diyor: “Büyük Mehdi... o zat-? nurani H.1414, miladi 1993 senesinde ça­l?şmalar?na başl?yacakt?r. H.1422-23 (M.2001-2) sene­sinde çal?şmalar?n?n yönü değişecektir. H.1432 (M.2010-ll) tarihinde zuhur hadisesi olacak. Yani ?slâm devleti ku­rularak, o Muhammed Mehdi (A.S.) herkes taraf?ndan gö­rülüp bilinecektir.”

    ?şte bak?n?z, şu gayb-âşinal?k ve kehanet furuşluklara ki; gayb ilmi kendi ceplerinde ve ellerinde, mallar? imiş gibi, kesin hükümlere var?p tarihler bildiriyorlar. Bu dav­ran?ş ise, Cenab-? Hakk?n “La yalem-ül gaybe illallah” ya­sağ?na karş? bir su-i edeptir, bir sayg?s?zl?kt?r ve ayn? za­manda bir cehl-i mürekkeptir. Cenab-? Allah?n meşiet ve hâkimiyeti her bir meselede ve her bir işte hükümran ve hüküm sahibi olduğu için; şu verilen o tarihler kat’î ve şüphesiz bildirilip aynen olsalar dahi, gayb ilminin hik­metli s?rlar? için ve meşietin hâkimiyetini muhafaza nokta­s?ndan onlar? herhalde Allam-ül Guyub değiştirecektir. Çünki şimdiye kadar hiçbir veli böyle istikbalî şeylerde ve umuma göre gayb perdesi alt?nda olan şeyleri aç?k tarzda bildirememiş ve kesin olarak konuşmam?şlard?r, konuşa­mazlar. Anlaş?lan odur ki; bu adamlar Hazret-i Bediüzzaman?n S?rr-? ?nna A’tayna’s?n?n arkas?ndaki aki­deye dair parçay? ve Emirdağ-2 deki istikbale bakan, izah eden mektubunu okumam?şlard?r. Okumuşlarsa da ehem­miyete almam?şlard?r. Zaten bu adamlar?n Bediüzzamana karş? –merciiyet meftunu, makam ve şöhret zebunu olan Muşlu Mollan?n yüzünden– sayg?lar?n? yitirmişler, tesli­miyetleri kalmam?şt?r. Çünki bunlara göre Bediüzzaman?n vazifesi bitmiştir.. art?k büyük mehdinin (M.Muşînin) za­man?d?r. Fetva ve kumanda art?k onundur.

    Evet, bu basit adam ad?na konuşan M. K. bak?n?z bir makalesinde ne diyor: “Hayreddin Gümüşer’in “Beklenen Mehdi” adl? kitab?nda Naim bin Hammad’dan naklen “Dördüncü fitne 18 y?l devam edecektir” diye ya­z?l?… Bediüzzaman Hazretlerinin Beşinci Şua’?nda da “dördüncü gün ve devresi adileşir, bir şey yapmaz, yaln?z vaziyeti muhafazaya çal?ş?r…” denmiştir.

    M. K. devam ediyor: “?ki kitaptaki bilgiyi yan yana getirince, bu dördüncü devrenin 18 sene olacağ?n? anl?yoruz” dedikten sonra, devam ediyor “Hazret-i Mehdi Şakirtleri ile beraber küfre karş? mücadaleye başlad?ğ? H.1414 senesinde ortaya ç?k?yor. (Allah Allah! acaba bu adam kimdir, nas?ld?r ve nerededir yahu.?!) 18 sene devam edincede H.1432 de sona eriyor” diyor. Yani kendilerine göre bu tarihte Hazret-i Mehdi art?k büyük ?slâm devleti­nin baş?ndad?r.. ve o da, şu şu diye tarihlerini verdikleri ve ilan ettikleri bîçare Mollalar?d?r.

    M. K. şu pervas?z ve gaybe karş? perdesiz gibi tavr? doğrusu bana endişe vermektedir. Çünki daha önceleri de türbedar-? Nebevî şeyh Ahmedin vasiyeti tar­z?nda girişimi gibi bu işe gizlice parmak kar?ştran bir menfî elin işin içinde rol oynad?ğ?na şüpheleniyorum. Evet masum ve safdil Müslümanlar? böyle tantanal? sözlerle ak?beti meçhul ve meşkûk macerelara sürükleyebilecek olan gaybî ve perde-i gaybde ve Allam-ul Guyubun il­minde perdeli ve örtülü vaziyetleri, siyaset lisan? olan bir gazetede ilan etmesi hakikaten düşündürücü bir durumdur.

    M. K. yaz?s?n?n son cümleleri de şöyledir: “Korkmay?n be kardeşler, gelecek zat?n en büyük müceddid olmas?, Üstad?m?z Hazretlerinin Allah indindeki mualla makam?n? aşağ?ya düşürmez. Sizin hayalî Ziyaeddin sevginiz ise, kaderin hükmünü değiştirmez.”

    ?şte burada bu şahs?n bala-pervazane ve tepeden bakan pervazs?z sözlerinin ufac?k bir mukayesesini yapmak istiyorum. Kendisinin kaderin manevî levhalar?na hâkim ve naz?rm?ş gibi “Sizin Üstad? hayalice büyük tan?y?p sevmeniz, kaderin hükmünü değiştirmez” diye şaklabanl?k yap?yor. Bundan başka az üstteki yaz?s?nda: “O zat-? nu­ranî H.1414 (M.1993) senesinde çal?şmalar?na başl?yacakt?r” demiş. Bununda sebebi aşağ?daki yaz?s?nda, yani üstteki yaz?s?n?n aşağ?ki k?sm?, Deccaliyetin dör­düncü devresinin Naim bin Hammad?n bir sözüne dayan­d?rarak –ki o söz, ahirzaman?n umumi fitnelerinin dördün­cüsü demektir.- 18 sene süreceğini, (bu 18 senenin başlan­g?c? için de H.1414’ü göstermiş) ve bu 18 senenin biti­minde Hazret-i Mehdinin zuhur tarihidir diye dünyaya ilan etmiştir.

    Bu adam?n Mehdi ile alakadar tüm yaz?lar? şu H.1414 den sonra yaz?ld?klar? halde; adam kalk?yor, maziyi müs­takbelin içine koyarak orada dikiyor ve öylede konuşuyor. Bunlarla M. K. acaba birilerini kand?racağ?n? m? sa­n?yor? Hay?r hay?r, hiç sanmas?n.. Onun ne dedikleri apa­ç?k görünmektedir. Çünki gaybî olan işleri madem baz? ta­rihlere bindirerek aleme ilan ediyor ve bu tarihler hak­k?nda kesin konuşuyor. Bu tarihleri kat’î bildiğine göre, herhalde mehdisinin ismini de kat’î biliyordur. Eğer zahirî mertlikler, pervas?zl?klar gösteren hakikatta ilm-i gabya karş? sayg?s?zl?klar içeren yaz?lar? alenî olarak aleme ilan ettiği tarihler gibi mehdiciğini de göstermezse, yani isim ve ünvan?n? izhar etmezse, mertlik davas? sukut eder. Evet, mehdinin ç?k?ş tarihlerini madem bu kadar kesin biliyor, (hatta Esrarnamede Filistinde kurulacak olan ?slâm Devle­tinin baş?na geçeceğini de bildiriyor) o halde kendilerince mütehayyal mehdilerini bilmiyorlar olmaz.

    Yaz?s?n?n son cümlelerinde tahayyül ettikleri mehdile­rinin (yani M.-? Muşînin) en büyük mehdi olacağ?n? söylüyor. Oysa haliyle Hazret-i Bediüzzamandan çok daha üstün bir şahsiyet olduğunu gösteriyor. Yaz?s?n?n deva­m?nda ise: “Sizin hayali Ziyaeddin sevginiz kaderin hük­münü değiştirmez.” diye kendileri gibi hayalperestane bir tarzda düşünmiyen umum Nur Talebelerini Hazret-i Bediüzzamana karş? sevgilerinde, müsellem makam? ve binden fazla işarat-? gaybiyenin müntehi bulunduğu ve gösterdiği delilleriyle; ve din-i ?slâma Hazret-i Peygam­berden sonra en büyük hizmet ettiğini düşünmede bir ha­yali Ziyaeddinlik olarak kabul ediyor. Evet hayallere ka­p?lan bu adam bunu böyle kabul edebilir. Çünki hadis-i şe­rifin hükmiyle: “Mü’minler ayinedirler başkalar? kendile­rini o ayinede görürler.” Bu zamanda Nur Talebeleri ise en halis mü’minlerdir. Başkalar? ve (Muşlu Molla ve M. K. gibi) ancak kendilerini ve vaziyet ve hallerini onda gördükleri için, Nur Talebelerini hayalperestlikle ittiham ediyor.

    ****

    Evet, sahih hadislerde mehdinin zuhur hadisesi vard?r. Öncesinde ve sonras?nda olacağ? ihtilafl? olan “CEHCAH” isminde bir zat olacakt?r. Ve sonra KAHTAN? diye tes­miye edilmiş bir zat vard?r. Muhyiddin-i Arabinin (K.S.) gösterdiği remiz ile bu iki zat Mehdinin vezirleridir. ([4]) Amma zaif olan hadislerin baz?lar?nda ise; Mehdiden sonra “Mensur ve Muk’id” isimlerinde iki zat gelecek diye yaz?l?d?r. Bu rivayet şekilleri d?ş?nda herhangi bir ifade, bir kelam mevcut değildir

    Hazret-i Üstad?n ifadelerinde ise; Mehdiyetin ikinci ve üçüncü safhalar?, birinci safhas?ndan daha parlak ve şa’şaal? olmakla birlikte, birinci safhaya göre ikinci ve üçücüncü derecededir diye sarihan ifade etmektedir.

    Malumdur ki; Mehdinin zuhuru ve onun tarifi hak­k?nda gelmiş, hadis şümulune dahil sahih hadisler, zaif ha­disler ve bunlar?n rivayet şekilleri ve muhaddislerin istinbatl? sözleri yüzlercedir. Hem ayr? ayr? ve muhtelif manalardad?r. Her bir as?r ve zaman?n birer Deccal? ve bi­rer Mehdisi olduğu için, hadislerde bütün bu deccal ve mehdilere de işaretler vard?r. Birde ahir zamanda gelecek son müceddid olan Mehd-i A’zama bakan işarî tarifler ve manalar vard?r. Mutlak mehdi hakk?nda gelmiş olan bütün hadis ve rivayetleri dinliyen insanlar, çoğu kez bütün on­lar? toplay?p ahirzaman mehdisi üzerine y?ğd?klar? görülür. ?ş böyle olunca, mesele müşkil bir mesele halinde kal?r. ?şte bu meseleyi hall ve fasleden ve birbirinden ay?ran ?mam-? Rabbanînin tabiriyle, ([5]) bir arif-i tamm-ül marifet laz?md?r ki, o da son Mehdî’dir. ?şte zaman göstermiştir ki; o marifet-i tamme sahibi Hazret-i Üstad Bediüzzamand?r. Öyle ise, bu meselede Bediüzzamana müracaat edip kulak vermek mecburiyeti vard?r ki; haysa beysadan kurtulal?m. ?şte dinliyoruz.

    Hazret-i Üstad bu meseleyi evvela Onbeşinci Mek­tupta kül halinde ve fezlekeli bir şekilde, lakin onu kökten tam faslederek şöyle yazm?şt?r: “…Şöyle ki o hadisin (yani bunun az üsttünde sual edilmiş olan hadisinin) “Yer­yüzünde Allah Allah diyen bulundukça k?yamet kopmaz” deyip meselenin şemas?n? çizmiştir. ve süfyan ve mehdi hakk?ndaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki ….ilh.” diyerek, nuranî izahat vermektedir.

    Daha sonra ise, ayn? bu meseleyi 29. Mektubun Ye­dinci K?sm?n?n sonundaki ikinci sualin birinci ve ikinci işaretlerinde biraz daha açarak izah eylemiştir. Birinci ?şa­rette Mehdinin âlemi ?slah etmesinin imkan?n? hem Kud­ret-i ?lahiye noktas?ndan, hem esbab dairesi ve Hikmet-i Rabbaniye aç?s?ndan ispat ettikten sonra, ikinci işarette: “Hazret-i Mehdinin cem’iyet-i nuraniyesi süfyan komi­tesinin tahribatç? rejim-i bid’atkaranesini tamir edip, sünnet-i seniyyeyi ihya edecek. Yani Alem-i ?slâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle Şeriat-? Ahmediyenin tahribine çal?şan Süfyan Komitesi Haz­ret-i Mehdi Cemiyetinin mu’cizekar k?l?nc?yla öldürü­lecek ve dağ?t?lacak…”

    Bunun devam?nda da, Hazret-i ?sa’n?n (A.S.) yapacağ? hizmet ve vazifelerini şerh eylemiştir.

    ?şte dikkat edilirse; Hazret-i Üstad Onbeşinci Mek­tupta: “Süfyan?n Risalet-i Muhammediyeyi inkar ile Şeriat-? ?slâmiyeyi tahrib etmeye çal?şmas?na karş? âl-i beyt-i Nebeviyenin silsile-i nuraniyesine bağlanan ehl-i velayet ve ehl-i kemalin baş?na geçecek âl-i beytten Muhammed mehdi isminde bir zat-? nuranî o süfyan?n şahs-? manviyesi olan cereyan-? münaf?kaneyi öldürüp dağ?tacakt?r.” diyor

    Şeriat-? ?slâmiyenin tahribine çal?şan süfyan ve komi­tesini kim ispat etmiş, ortaya koymuş ve göstermiş ise; ve onun müthiş ve komiteli tahribat?n? gün yüzüne ç?kar­m?şsa, Kur’an?n en keskin elmas k?l?nçl? bürhanlar?yla din-i ?slâm?n esasat?n? ve iman?n erkan?n? delail-i akliye ve hadsiyat-? vicdaniye ile ispat edip tamir etmiş ise; ahirzaman?n sahibi odur. Ve o ise hiç şüphesiz Hazret-i Bediüzzamandan başka kimse değildir ve bu noktada onun eşi ve benzeri alemde görülmüyor.

    Demek beklenen Mehdi-i A’zam mutlaka O dur ve onun teşkil eylediği Risale-i Nur cemiyeti ve cemaat?d?r ki biiznillah k?yamete kadar devam edecek ve Mehdinin va­risleri olarak bütün hizmetleri yerine getireceklerdir inşal­lah.

    Amma “Muhammed Mehdi” şeklinde isim ve unvan belirtmesi ise, hadislerin zahirleri itibariyledir. Ancak ha­dis rivayetlerinde Mehdinin ismi Muhammed mi, Ahmed mi olacak ihtilafl?d?r. Çünki sahih hadiste: “Onun ismi be­nim ismime, babas?n?n ismi babam?n ismine tavatu’ ede­cek” yani tevafuk edecek demekle, Peygamberimizin MUHAMMED isminden sonra en büyük bir ismi de Ahmed’dir. Bununla beraber, istikbale bakan hadislerin ifadelerinde mutlaka zahirlerine göre hüküm edilmez, edilse, yanl?şl?klar ve boşuna beklemeler olur. Hem mehdi kelimesi, “El ?şa’a” gibi kitaplarda ([6]) Mehdinin şahsiyet-i nuraniyesi hidayet abidesi olduğu için ona unvan olmuş­tur denilmiş. Aksi halde hadisin zahirî metnine göre, Meh­diyi isim ve ünvaniyle bekleme mecburiyeti olsa; babas?­n?n da ismi Abdullah olmas? ve bununla beraber isim ve ünvanlar tam tutsa da, makam?n muktezas? ve o şahsiyetin hali makam ile münasebeti gerekecektir. Buna göre Haz­ret-i Muhyiddin-i Arabînin dediği gibi; Mehdinin ismi Abdullah olacak. Oysaki bu, bütün Abdullahlar?n ismidir. Amma onun hâs ismi ise, onda i’rab izhar edilmez, ?’rab?n san’at?ndan da munsariftir… Babas? da tan?nan bir kimse olm?yacakt?r. ([7]) diyor. Hülasa: Hz. Üstad?n şu yukar?daki yaz?s?nda ve Onbeşinci Mektup ve Yirmidokuzuncu Mektuptan naklettigimiz parçalar da; Süfyan?n bid’atkar rejimini dağ?tacak olan ehl-i velayet ve ehl-i kemalin ba­ş?na geçecek Mehdiden ve onun cem’iyet-i nuraniyesinden bahsediyor. Acaba bu nurani cemiyet nas?ld?r? Şekli ve bi­çimi neye benzer? Süfyanilerin bid’atkar rejimini hakikat meydan?nda tar-ü mar eden kimler olabilir? Bence az bir ferasete sahip olan kimseler Mehdi ve cemiyeti nas?l ve kimler olduğu hakk?nda hemen intikal etmelidir.

    Burada, can damar? pek mühim olan husus şudur ki; şu zahir ve bahir olan Hazret-i Mehdi ve onun Nuranî Cemi­yeti, acaba asr? ve müddeti sona erince, vazifesi ve hizmetide mi sona erecek? Ve bu Mehdiden sonra (M.-? Muşînin zu’m ettiği gibi) bir ikinci ve en büyük mehdi mi gelecek?

    Bunun cevab?n? başka yerde değil, Hazret-i Üstad?n şuradaki tespit ve teşhisleri içinde hemen aray?p bulabili­riz. Evet, Hazret-i Üstad?n Onbeşinci Mektupta hem Yirmidokuzuncu Mektupta kat-î ve nass olarak verdiği şu: “Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-? nuranî o süfyan?n şahs-? manevisi olan cereyan-? münaf?kaneyi öldürüp dağ?takt?r.” Ve Yirmidokuzuncu Mektupta ayr?ca “Hazret-i Mehdinin cemiyet-i nuraniyesi, süfyan komite­sinin tahribatç? rejim-i bid’atkaranesini tamir edecek, sün­net-i seniyeyi ihya edecek; yani alem-i ?slâmiyette Risalet-i Ahmediyeyi inkâr niyetiyle Şeriat-? Ahmediye tahribine çal?şan süfyan komitesi Hazret-i Mehdi cemiyetinin mu’cizekâr k?l?nc?yla öldürülecek ve dağ?t?lacak” diye olan hükümleri gösteriyor ki; kendisinden sonra onun kur­duğu nuranî cemiyeti ve onun zat-? şerifiyle Risale-i Nur ve Nur Talebeleri devam edecekler.. Bilahare lahika mektuplar?nda üç merhaleye ay?rd?ğ? Mehdiyetin icra ve tatbik vazifelerini de Nur Cemaati yapacaklar?n? bildiriyor. Üst tarafta mevzu’ içinde temas ettigimiz gibi; Mehd-i A’zam olan Hazreti Bediüzzamandan sonra gelecek ve büyük Nur cemaatinin ve ?slâm alemindeki seyyidler ce­maatinin mümessilliğini deruhte ederek şa’şal? büyük hizmetler başaracak olan zatlar da, Bediüzaman?n şu sarih ifadeleriyle şimdiki nur cemaatinin ifa eyledikleri vazife­den daha üstün ve büyük olam?yacağ? ve hatta Nur Hiz­metine göre ikinci ve üçüncü s?ralarda kalacağ? gibi; o zatlar Hazret-i Bediüzzamandan hiçbir zaman üstün ola­mayacağ? ve ileri geçemeyecegi anlaş?lmaktad?r.

    ?şte bütün bu bariz ve zahir hakikatler ortada iken; ve Hazret-i Üstad?n Kastamonu Lâhikas?nda Haf?z Ali (R.A.) mektubuna verdigi cevaptaki şu: “…Çoktan beri sukut-u ahlâka ve hayat-? dünyeviyeyi her cihetle hayat-? uhreviyeye tercih ettirmeye sevkeden dehşetli esbab al­t?nda Risale-i Nur'un şimdiye kadar fütûhat? ve z?n­d?klar?n ve dalaletlerin savletlerini k?rmas? ve yüzbinler bîçarelerin imanlar?n? kurtarmas? ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mü'min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sad?k'?n ihbar?n? ay­nen tasdik etmiş ve vukuat ile isbat etmiş ve inşâallah daha edecek.

    Hem öyle kökleşmiş ki, inşâallah hiçbir kuvvet, Anadolunun sinesinden onu ç?karamaz. Tâ âhir za­manda, hayat?n geniş dairesinde as?l sahibleri, yâni Mehdi ve şâkirdleri, Cenâb-? Hakk?n izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allaha şükrederiz.” (Osmanl?ca Kastamolu-1 sahife 204)

    Ve Emirdağ-2 sahife 112 de: “Eski Said'in o rü'ya-y? sad?ka gibi olan hiss-i kabl-el vuku' ile o dar daireyi bütün Osmanl? memleketini ihata edeceğini görmüş. Belki inşâallah o görüş, yüz sene sonra Nurlar?n ektiği tohumlar?n sünbüllenmesi ile, aynen o geniş daire Nur dairesi olacak, onun yanl?ş tabirini sahih gösterecek.”

    Ve daha Risale-i Nurun içinde benzeri işaretler çokça varken; bilmiyorum, acaba hangi ak?l ve fikir ile hiçbir hadis kitab?nda ve Hz. Üstad?n hiçbir eserinde bulunma­d?ğ? halde, kendi basit darac?k kafalar?yle Hazret-i Mehdi gibi umum ?slâm Âlemini, hatta bütün dünyay? alakadar eden dünyan?n şu en muazzam hadisesi olan bir meselede ileri geri konuşmak, tarihler ve taksimatlar düzmek; ve ins ve cinn’in kudumunu beklediği Hazret-i Bediüzzamana basitlerin basitinden birisini ve iktiza-i makamla hiçbir münasebet ve alakas? olmayan biçare bir şahs? ondan üstün ve yüksek telakki eylemek ise bence, ya beynin içine ka­dar yerleşmiş bir safdillik ve bir humuktur.. ya da kar?şt?­r?c? bir parmağ?n müdahalesidir. Allah ay?kl?k vere.

    Hazreti Üstad?n, ahirzaman?n Büyük Mehdisi oldu­ğunda, Risale-i Nur Talebelerinden ileri gelen zatlardan bir ikisi (hadislerin metn-i zahirilerine ve ya da Hazret-i Üstad?n hakikat-? s?rr-? imtihana göre bir derece setr-i gayb perdesine sararak yapt?ğ? te’vil mecalli izahlar?na te’vilsizce dayanarak) kabulünde tereddüt göstermişlerse de fakat Nur Talebelerinin kahir ve mutlak ekseriyeti de, binden ziyade olan gaybî işaretlere istinaden Hazret-i Bediüzzaman?n ahirzaman sahipliğini, yani Mehdi-i A’zaml?ğ?n? bila tereddüt ve kat’î bir itikat ile kabul et­mişler, kabul ediyorlar ve daima da böyle kabul edecek­lerdir.

    Bu mesele, Peygamberimizin mi’rac? ile alakadar; ru­hiyle beraber cismi de semavata uruç eylediğini tereddüt­süz kabul ve telakki eyleyen sahabeler topluluğunun ekse­riyet-i mutlakas? olduğu halde, Hazret-i Aişe (R.A.) gibi bir iki sahabîde Mi’rac? cisimsiz sadece ruh ile olduğunu telakkî etmişlerdir. ?şte Hazret-i Üstad için Mehdiliği me­selesinde de, diyelim Kastamonulu muhterem M.Feyzi Efendi ve Nurun ilk ve birinci talebesi Hac? Hulusi Bey gibi iki mühim ağabeyler kabulde tereddüt göstermiş ol­salar da, rey ve kabul ve hüküm, umum cemaatindir. Yani icma-? ümmetindir.

    Nas?l ki Hazret-i Üstad Sikke-i Gaybiyenin baş tara­f?nda kendisi hakk?nda mehdilik telakkisini taş?yan Nur talabelerine karş? yapt?ğ? hitab?nda, bak?n?z ne kadar latifane ve nazikane meseleyi gül yapraklar?na sararak anlatmaktad?r:

    “…On seneden beri kanaatlar?n? ta’dile çal?şt?ğ?m halde, o bahad?r kardeşler ileri gidiyorlar. Evet onlar Onsekizinci Mektuptaki iki ehl-i kalp çoban?n mace­ras? gibi hak bir hakikat? görmüşler. Fakat tabire muhtaçt?r…” Ve bunun devam?nda Mehdinin üç vazife­sini izah ile ifade ettikten sonra: “…?mam-? Ali ve Gavs-? A’zam ve Osman-? Halidî gibi zatlar bu nokta için (iman hizmetinin azameti için) o gelecek zat?n maka­m?n? Risale-i Nurun şahs-? manevisinde keşfen gör­müşler gibi işaret etmişler. Bazen o şahs-? maneviyi bir hadimine vermişler. O hadime mültefitane bakm?ş­lar… ilh.” (Sikke-i Tasdik sh: 9)

    ?şte Hazret-i Üstad?n bu tarz ile telakkî olunan ve ma­nay? latifane kabullenen latif ve zarif ifadeleri ve hem s?rr-? imtihana uygun beyanlar? yan?nda, Risale-i Nurun ehl-i kalb ve çok büyük veli bir talebesi olan Denizli kahraman? merhum Hasan Feyzi Efendinin yazd?ğ? bir kasidesinde bak?n?z diyor ki: “Vallahi ezelden bunu ben eyledim ez­ber, Risale-i Nurdur vallah o son müceddid-i ekber. Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret, eyler bu mu­kaddes koca davaya şehadet.” (Sikke-i Tasdik sh: 222)

    ?şte bu kasideyi de Hazret-i Üstad, içindeki manalar? kabul ederek neşretmiştir. Hem yine merhum Hasan Feyzi Efendi Sirac-ün Nurun arkas?nda neşrettirilen bir başka kasidesinde: “Kabe kavseynden al?p dersimi bildim ki ayan, o güzel nur-u bedi’ manevi sultan olacak.” (Osmanl?ca Sirac-ün Nur sh: 373)

    Evet, Nur Talebelerinin ekseriyet-i mutlakas?n?n kana­ati aynen merhum Hasan Feyzinin kanaat? gibidir. Ve mut­lak ekseriyetli Nur Talebelerinin kanaati ise, ([8]) bir icma-? azimi taş?maktad?r, Feteemmel !

    ****

    (HAZRET-? ?SA’NIN NÜZULU)
    Bu meseleyi de yine ancak sahib-i ahirzaman olan Bediüzzaman halletmiştir. Evet her müslüman?n Hazret-i ?sa’n?n nüzulune inanmas? mecburiyeti vard?r. Ve ?slâm akidesine göre bu vacibtir ve zaruridir. Lakin istikbalî olan diğer hadiselerde olduğu gibi, bunda da hadislerin zahirî metinleri ile değil, te’vil edilmiş tarz?yla kabul etmek mümkün olmaktad?r. Yoksa hadislerin zahir metinlerinde ve k?smen de ravilerin istinbatlar?nda görüldüğü üzere, gelen şekli ve özü ve hülalas? şöyledir: “Hazret-i ?sa (A.S) semavattan Dimeşk Şamda Emeviye Camisinin doğusunda bulunan beyaz minareye iki meleğin kanad? üzerinde, aln? terle olduğu halde gelip inecektir. O günü ikindi namaz?n?, Müslüman, H?ristiyan ve Yahudilerin topland?ğ? büyük bir cemaata imam olarak ([9]) k?lacak. Sonra Şam’dan Kudüs’e gidecek, orada Mescid-i Aksa’n?n “Lüdd” kap?s? önünde Deccal? yakalayacak ve öldürecektir. Ve orada Hazret-i Mehdi ile buluşacak ve sabah namaz?nda Mehdiyi imam­l?ğa buyur edecek, kendisi de Mehdiye tabi olarak namaz k?lacak. Daha sonra Medine’ye gidecek, evlenecek ve orada vefat edecek. Onun cenazesi Peygamberimizin kabri yan?nda halen boş bulunan yere defnedilecek ilh…”

    Evet Hazret-i ?sa’n?n nüzulu ve ifa ve icra edeceği hizmet ve vazifeleri hakk?nda gelen hadislerin zahirleri böyle gösteriyor, böyle haber veriyorlar. Şimdi acaba ha­dislerin, rivayetleri ve belki de hadislerden ç?kar?lm?ş istinbatlar?n zahirî metinlerinin ayn?n? beklemek mümkün olur mu? Ve ya da zahirlerindeki ifadeleri ayn?lar?n?n zu­huru, kainatta cari olan adetullah?n cereyan? içinde müm­kün müdür?

    Bence hay?r, mümkün olamaz. Zira hem Deccal hem Süfyan ve hem de Mehdi hakk?nda gelen hadis ve riva­yetlerin tamam?, yani öz ve zübdeleri Hazret-i Üstad tara­f?ndan tashih ve te’vil istihalesinden geçirildiği gibi; Haz­ret-i ?sa (a.s.) hakk?ndaki hadis ve rivayetlerin de k?smen ayn? te’villerin istihalesinden geçirilmiş ve makul ve münasib ve s?rr-? imtihana uygun tatbikatlar? yap?lm?şt?r.

    Nitekim büyük ?slam allemelerinden ?bn-i Haldun, Hüseyn-i Cisrî Molla Halil-i Siirdî ve ?bn-ül Hazem El-Endülisî gibi zatlar diyorlar ki: “Eğer ?slâm?n kitap ve sünnetinden gelen bir meselenin nass-? zahirisiyle hükmeylemenin imkan? yok ise, mutlaka onu te’vil edi­niz.”

    Misal için Hazret-i Bediüzzaman’?n Muhakemat ese­rinde ve onbeşinci mektup risalesinde “Bir zat-? muhakkik diye tavsif eylediği büyük allâme Molla Halil-i Siirdî (Nehc-ül Enam) adl? eserinde Kürtçe: [Nusûsey kü dall?n l?şolan muhal, Müevvelke mespeyre ehl-i dalal] (Eser sh:3)

    Kürtçe beytin manas? baz? işlere, hadiselere delalet eden nasslar, eğer zahirî alemde tatbikatlar? muhal ise, onu te’vil edip ehl-i dalalete b?rakma. Yani ehl-i dalaletin iti­razlar?na hedef olmalar?na terk eyleme.

    Nas?l ki, Bediüzzaman Hazretleri de, Beşinci Şua’ mukaddemesinin sonunda: […Hakikî te’villeri ispat ve izhar edilmekle, akide-i avam? kuvvetlendirmeye mü­him bir sebeb olmas?n? Rahmet-i Rabbanîden rica edip, hatiat?m? ve ğalatat?m? afv ve mağfiret alt?na al­mas?n? Rabb-i Rahimimden niyaz ederim] demiştir.

    Evet, istikbale ait hadiseleri haber veren ehadis-i şerifelerin çoğu müteşabihat nevinden olduğu için, mut­laka te’vile ihtiyaçlar? vard?r. Yani hakikatlar?n? insanlara anlatmak için ancak te’vil ile tefhim edilebilir. Amma bu te’vil işi rastgele herkesin kâr? değildir. ?limde rasih olan­lar ancak te’vil işini yapabilirler.

    Biz burada Üstad Hazretlerinin Beşinci Şua’ mukaddemesinin ahirindeki beyan?ndaki şu dersi de almal?y?zki: Te’vil işi her Arapça bilen insan?n yapacağ? bir iş olmad?ğ? gibi; te’vil yaparken de Hazret-i Bediüzzaman gibi her bir te’vilin ard?nda istiğfar eyleyip “La ya’lem-ül ğaybe illallah, vel ilm-ü indallah, vallah-ü a’lem-ü bissevab” gibi ifadelerle işin hakikat?n? yine Allaha tefviz eyleme öğüdünü öğrenmeliyiz

    Şimdi bu tahkikattan sonra, Risale-i Nur Talebeleri Hazret-i ?sa’n?n mutlak nüzulune bila-şek iman ederler ki, zaten bu iman akidece zarurîdir. Lâkin nüzul keyfiyetinin sair hadiseler gibi te’vile ihtiyac? olduğundan ve Hazret-i Üstad?n Nurun baz? yerlerinde k?saca, diğer baz? yerlerinde ise, tafsil vererek yapt?ğ? te’villerden sonra, beyan ettiği tarz ile olacağ?ndan; buna da ayn? şekilde ve şüphesizce iman ederiz. Gerçi Hazret-i ?sa cism-i beşerisiyle semavatta ikibin senedenberi yaşamas?yla ve yine Hazret-i Üstad?n tabiriyle bir cesed-i necmî (yani melekî bir cesed) vaziyetini kesbetmiş olmas?yla; onun nüzulu bir melek veya ruh tar­z?nda olacağ?n? da işaret buyurmuştur.

    Buna göre, Hazret-i ?sa’n?n nüzul hikmetinin as?l ve birinci hedefi; Hr?stiyanlar? Müslümanlaşt?rmak olduğun­dan, büyük ihtimalle şimdi ruh hafifliğindeki onun cesed-i necmîsi, yeri semavat olsa da, yeryüzüne s?k s?k nüzul et­mekte olduğuna ve Hr?stiyanlar içinde başka suret ve şe­killerde görünerek hizmetinin mukaddemat?n? haz?rla­makla meşgul olabildiğine büyük ihtimal vard?r.

    Bu hususu te’kid bak?m?ndan merhum, ehl-i kalb ve velî insan doktor Sadullah Nutku’dan bizzat dinlediğim şu hat?ray? –mahrem iken– kaydediyorum. Demişti ki: “Ben Üstad?m?z? ziyaretimin birisinde, bir ara f?rsat bularak şöyle bir sual tevcih eyledim: “Efendim, Hazret-i ?sa nüzul etmiş midir? Hazret-i Üstad az bir düşündü ve sertçe: “Evet, inmiştir” dedi. Ben suali yeniledim: “Efendim şimdi acaba nerededir? ” Hazret-i Üstad yine biraz düşü­nür gibi yapt?ktan sonra, daha biraz sertçe: “Ya Avrupada ya Amerikadad?r” dedi.

    Bu münasebetle, Muşlu Mollaya gelip bir bakal?m, acaba bu meselede ne diyor? Evet adam broşürlerinde, kay­detmiş olduğu baz? hadis veya rivayetlerin manalar? ile hiçbir münasebeti olm?yan kafadan atma bir tak?m te’villerle yorumlar getirmiştir. Mesela Sahih-i Müslimde Temim-i Darî’nin gözü ile görüp, sonra Peygamberimize anlatt?ğ? hadise ki; “Bir adada zincirlerle bağlanm?ş Deccal? veya onun ruhunu müşahede ettiğini söylemiştir. Peygamberimizde bu hadiseyi sahabelerine önemle nak­letmiştir.” Muşlu Molla Efendi o hadisi sözde te’vil ediyor gibi; “O ?ngilizlerdir” diye söylemiş.

    Hem mesela: Hadislerdeki “Ashab-? Kehf, Mehdinin yard?mc?lar? olacaklar” ifadesini, Afganistanda mağara­larda saklan?p gerilla savaş?n? yapan Üsame bin Laden’e tatbik eylemiş.

    Hem mesela: Eski peygamberlerin kitaplar?nda “Babil şehrinden ve bir zaniyeden bahseden” ifadelerini, Amerika ile Washington ile, te’vil eylemiş. Ve daha bir çok benzeri te’vil örneklerini sergiledikleri halde, Hazret-i Üstada tebaiyyeti reddeder tarzda bir iki defa haricinde hiçbir va­kit (La ya’lem-ül gaybe illallah) gibi ilm-i Allam-ül Guyuba karş? bir edeb vaziyetini iktiza eden bir tavr? gös­terememiştir. Amma bu adam?n ayn? zamanda en acib ve tezatl? hali şudur ki: Hiç te’vil edilemiyecek rivayetleri de te’vil ederken; Hazret-i ?sa hakk?nda gelen hadisleri hiç te’vil etmeden metn-i zahirilerini ele alarak: Bunlar aynen ve olduğu gibi zuhur edecektir” diyor.. Ve bunlara böyle iman etmiyen küfre ve dalalete gider” diye eklemiştir. Eh ne diyelim adam?n kâr? böyle.. Kâh tezatlarla, kâh mevzu as?ls?z hadisleri nakletmekle ve kâh da fuzulî, alakas?z ve münasebetsiz te’villerle ömrü geçmektedir.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] M. Muşî burada Hz. Üstad?n “Mehdinin Şakirtleri olabilir” ibaresine z?mnen itirazvari bir eda ile karş? ç?km?ş; “Hay?r; Hz. Mehdi ve şakirtleri olacakt?r” demiş ve bir şeyler gevelemiştir. Evet, Hazret-i Üstad?n ibaresi der ki: H.14. as?rda gelip büyük hizmetler başaracak olan zatlarda Hz. Mehdinin, yani R. Nurun şakirtleri olacaklar. Kendi baş?na bir mehdi olmayacakt?r. Lakin Molla-i Muşi başka kuruntularda olduğu için; as?l büyük Mehdi olan zat mezkûr ç?kacakt?r diyor. Bu mesele yaz?m?z?n ileriki sayfalar?nda da ele al?nacakt?r.

    [2] l506 rakam? Hz. Üstad Bediüzzaman?n Kastamonu Lâhikas?nda ve Sikke-i Tasdik kitab?nda bir hadis-i şerifin son cümlesi olan nin ebcedi hesab?yla l506 ettiğini yazm?şt?r. Amma bunu yazarken onun yan?na birkaç kere “la yalem-ül gaybe illallah” diyerek bunun ancak bir işaret olabileceğini, kati nassl? bir hüküm olmad?ğ?n? da söylemiştir.

    [3] Bak. Davetname sahife 15

    [4] Anka u Mağrib, M.Arabî sahife 75 ve El ?şa, Berzencî sahife:109

    [5] Mektubat-? ?mam-? Rabbanî, 228’ci Mektup

    [6] El ?şaa li Eşrat-is Sa’a sh: 87

    [7] Anka-i Mağrib, Muhyidin-i Arabî sh: 75

    [8] Bütün Nur Talebeleri merhum Hasan Feyzi gibi ayn? kanaat? taş?d?klar?n?, lahikalarda Üstad taraf?ndan neşrettirilen f?kralar? ile sabittir. Haf?z Ali, Muğlal? Halil ?brahim ve Nurun manevî avukat? Ahmet Feyzi Kul, Tahirî Mutlu, Mustafa Sungur, Zübeyr Gündüzalp ve saireleri gibi büyük âlim ve ferasetli zatlar bu kanaatlar?n? çekinmeden hayat? boyunca izhar etmişlerdir. Hele merhum Ahmet Feyzi Kulun Maidet-ül Kur’an? bu kanaat? delilleriyle hem izhar hem ispat eylemiştir.

    Hakikatl? bir hat?ra: 1955 y?l? sonbahar?nda Isparta’da Üstad?m?z?n yan?nda birkaç gün kalm?şt?m.. Orada iken, birgün Ahmet Feyzi Kul Ağabey Üstad?m?z?n ziyaretine gelmişti. Beraberinde bir iki arkadaş? da vard?. Üstad?m?z?n odas?na ziyaret için girdiklerinde, yüksek sesle Üstad?m?za karş?: “Bütün dünya reddetse, hiçbir kimse kabul etmezse ve sizde hep inkâr etseniz; ben daima sizi ahirzaman?n Mehd-i A’zam? olarak bileceğim ve tan?yacağ?m” demesine karş?l?k, Hazret-i Üstad?n mübarek gülmelerinin sesi odas?n?n d?ş?nda işitiliyordu. Ben (Abdülkadir) bizzat bu hadiseye şahid oldum ve konuşmalar?n? aynen işittim. Elhamdülillah.

    [9] El- ?şaâ, Berzencî sh: 112

    http://www.ittihad.com.tr/üç%20mehdi...20isa%20as.mht
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Şu kadar yaz? var, tamam?nda Bad?ll?n?n tarzl? şu;

    Molla Muhammed şöyle demiş böyle z?rvalam?ş, yok bilmemne. Yak?ş?yormu Ustad?n talebesine? Guya Cevaben verdiklerinde kendi yorumlar?ndan başka ne var? Bana gösterin. Yaz?kt?r yahu. Bide tutmuş ben çok s?k?nt? çektim, sana nisbeten aşerei mübeşşere gibiyim, sen de kim oluyorsun bunlar? yay?nl?yorsun der gibi iki saat anlatm?ş.
    Bana bunlarla gelmeyin kardeşim, bu Bad?ll? abi anlad?mki kendini ön plana veriyor, ben Ustad?n talebesiyim, sende kimsin molla? diyor.
    Eger Molla buna cevap vermişse alim değildir. Bunu araşt?racam, ve kesin kanaatimi söyleyecem. Ayr?ca hep hatal?d?r dediği ama hata diye yazd?klar?nda hata göremediğim Münazarat şerhinide okuyacam. Onu bilmiyordum, yazd?ğ?n iyi oldu buraya.

    Önce şu 3 mehdi iddias? neymiş onu bi anlay?m, sonra cevap vereceğim.

    Yunusum, Bad?ll? abi zaman?nda Hulusi Beye çok hakaret etti, haberin vard?r. Daha Ustad?n hakiki varisini bile anlayamam?ş birinin yaz?lar?n? delil diy eburaya asm?ş olman garib!! Hemde çok garib!!
    Duymad?m hakaretlerini,


    hem münazarat şerhini okurken,bad?ll? abinin izahlar?n?da oku,


    ama risalei iyi bilen abinin yan?nda oku.


    bakal?m hangisi doğru olduğuna o abi hakem olsun,


    o abi güvendiğin kişi olsun,ama molla muhammed efendinin cematinden değil,


    yeniasya olabilir,meşveret olabilir,said özdemir abi olabilir.


    istersen dost tv sor,


    göreceksinki hepsi bad?ll? abi gibi düşünüyor,molla efendi gibi değil.


    hem bu aktar?lanlar? güzel oku,


    tenkitle okumuşsun,hemde molla muhammede muhabbet gözüyle,


    karar?n? sen verirsin,


    ama anlad?ğ?m kadar?yla kendini bad?ll? abiden daha alim görüyorsun ki,


    onun izahlar?n? küçümsüyorsun,


    haddini aşanlara birşey kolay kolay anlat?lmaz,


    Allah istikametten ay?rmas?n bizleri,
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:33 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Once onu bi oğren, delilin sağlam değil yani. Risalei nuru anlad?ğ?n? zannettiğin adam en başta Ustad?n varisini tan?mam?ş, ben bile kas?r fehmimle barla lahikas?n? okuyunca anlad?m, O okumad?m?? Elbet okudu ama itiraz etti, hizmeti bilmemekle itham etti. Sende diyorsunki Bad?ll? abiyi dikkatle oku. Okudum kardeşim, en başta ilmi bir reddiyede yuvarlak konuşulmaz, delille konuşulur. Bad?ll? diyorki sen daha talebe bile değilsin, bizler dersi Ustaddan ald?k, sana ne oluyor?
    Ustaddan ders alan adam Hulusi Beye hakaret etse ben ona ders alm?şm? derim?

    Allah cumlemizi istikametten ay?rmas?n.

    seni molla muhammed efendiyle başbaşa b?rak?yorum,


    hizmeti git kendin için ondan öğren,


    sana başar?lar dilerim,


    taassup ehline birşey anlat?lmaz,
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:34 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Sen beni hala anlamad?n yunus kardeş, benim Ustad ve ondan sonra Hulusi beyden sonra kimseye muntesipliğim yoktur, taasup ehli değilim ki şerhleri okuyorum. Bak sen demiştin, abiler uzak duurn dedi diye. ?şte bu taasuptur. Sana dedimki varsa şeriate muhalif bir yer banada izah et. Ama sen daha adam ne diyor onu bile okumam?şs?n, direk itiraz ediyorsun.

    Benide avukat konumuna soktun ya helal olsun. Amma hakk?n hat?r? alidir, hiç bir hat?ra feda edilmez. Doğru bildiğimi aksi ispat edilene kadar savunurum.

    Kardeşim sözünüzün asl? edille-i şeriyye ve imani meselelerde Ustadda olduktan sonra boynum k?ldan incedir. Yok şahsi yorumlar var ise kusura bakmay?n?z, size aittir.
    Sen şeriat?n delillerini bilecek kadar ilim okumuşsan eğer,


    sana getirilir,


    hem risaleyi nuru şeri delillerle tartman için müçtehid olman laz?m usame,


    hadi müçtehid kadar ilmin var m??


    Yoksa ne diye delil diye tutturuyorsun,


    sen münazarat? eline al,anlad?ğ?n? anla ve yaz bir köşeye,


    sonra muhammed efendikilerle karş?laşt?r.


    dersinki buda nerden ç?kt? yahu...


    hele dene sonra konuş,,
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:34 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart



    Üstaddan ve hulusi abiden başkasını kabul etmiyen usame,


    risalei nur kimleri kabul etmiş,


    içinde kimler geçiyor haberin yok ya usame,


    kaç defa külliyatı okumuşsun?


    bilmek isterim usame,


    madem ki tartışmak istiyorsun,


    buyrun usame,,
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Diyorum zaten, gözüm aç?l?yor, benim bugune kadar akl?m nerdeydi de bunu böyle anlamad?m diyorum. Hay Allah raz? olsun diyorum. Çünkü bana abilerim aman bu adamdan uzak durun, şerhlerini okumay?n demediü deselrdi de okurdum. Çünkü önyarg?m yok, taasub sahibi değilim.
    Hem bak sen daha risalei nurun Kur'an?n bu asra bakan ve 200 kusur ayetini tefsir eden ve marifetullah ilmini ders veren imani bir tefsir olduğunu anlamam?şs?n ki bana risalei nuru şer-i delillerle tart diyorsun. Benim nurlarla bi s?k?nt?m yokki, neyini tartay?m. Ustad?m? anlamakt?r gayem.

    Delil diye tuttururum, sebebi şudur;


    "Ey bu Câmiü'l-Emevîdeki kardeşlerim gibi âlem-i ?slâm?n câmi-i kebirinde olan kardeşlerim! Siz de ibret al?n?z. Bu k?rk beş senedeki hâdisattan ibret al?n?z. Tam akl?n?z? baş?n?za al?n?z. Ey mütefekkir ve ak?l sahibi ve kendini münevver telâkki edenler! Hâs?l-? kelâm, biz Kur'ân şakirtleri olan Müslümanlar, bürhana tâbi oluyoruz, ak?l ve fikir ve kalbimizle hakaik-? imaniyeye giriyoruz. Başka dinlerin tâbileri gibi ruhban? taklit için bürhan? b?rakm?yoruz. Onun için ak?l ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-? aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'ân hükmedecek."


    O yuzden abiler şöyle dedi diye gelme, kitap, sunnet, icma-i sahabe ve k?yasla ve imani mevzularda Ustad?m?zla delil getirirsen işimiz çok kolay olur. RUHBANLARA BENZEMEY?Z.
    Bende diyorum ki,

    o abiler şeri delillerle konuşuyorlard?r,

    o abileri kurana ve sünnete göre hareket ettiklerinden şüphem olmad?ğ? için ,

    onlara tabi oluyorum.

    sen resullah?n bütün sözlerini kuranla tart?p ondan sonra m? ,ona inanacaks?n.

    aynen öylede abilerin,sözlerinide risalei nurla tart?p ondan sonram? inanacaks?n,

    sende o ilim var m??

    Yani sen abilerin sözlerini risale ile tartacak kadar,ilim sahibi misin?
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:35 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Seninki husni zan, sen san?yormusun ki mesela Molla Muhammedin şerhlerini okurken yazd?klar? mealleri, hadisleri ilgili kitaplardan bakm?yorum? Bakmasam direk itimad etsem benim koyundan ne fark?m kal?r? Molla Muhammed alm?ş eline değneği, beni nereye sürerse oraya giderim. ?şte bu olmaz. Sorgulayacaks?n. Hem bu zaman tehlikelidir, doğru ile yalan ayn? dükkanda sat?l?r, sat?c?n?n doğru olduğunu illaki teyid laz?md?r.
    Hem bu araşt?rmay? ilmi olmak gerektirir. ?lmi harekette bu zamanda "h?mm bu zat bunu söylediyse dorudur" denmez. Hadi yanl?şsa?
    Sen abileri Rasulullahla nas?l k?yas ediyorsun yahu? Bu ne menem bir haldir? Rasulullah Kur'an'?n en büyük müfessiridir. Hem zaten ilm-i hadiste; manas? Kur'anla çelişen hadis delil kabul edilmez.
    Abilerin sözlerini risale ile tartacak kadar okumuşluğumuz var elhamdulillah. Sen sordun diye soyluyorum, ovunmek için değil.
    Alıntı seyyah-? alem Nickli Üyeden Alıntı
    Alıntı usame Nickli Üyeden Alıntı
    Sen beni hala anlamad?n yunus kardeş, benim Ustad ve ondan sonra Hulusi beyden sonra kimseye muntesipliğim yoktur, taasup ehli değilim ki şerhleri okuyorum. Bak sen demiştin, abiler uzak duurn dedi diye. ?şte bu taasuptur. Sana dedimki varsa şeriate muhalif bir yer banada izah et. Ama sen daha adam ne diyor onu bile okumam?şs?n, direk itiraz ediyorsun.

    Benide avukat konumuna soktun ya helal olsun. Amma hakk?n hat?r? alidir, hiç bir hat?ra feda edilmez. Doğru bildiğimi aksi ispat edilene kadar savunurum.

    Kardeşim sözünüzün asl? edille-i şeriyye ve imani meselelerde Ustadda olduktan sonra boynum k?ldan incedir. Yok şahsi yorumlar var ise kusura bakmay?n?z, size aittir.
    Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yak?n?mda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-? hareketimi bilenler ve yak?ndan görenler içinde, dört beş adam? mutlak vekil yap?yorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karş? hizmetimin tarz?n? bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nur'un sat?lan nüshalar?n?n sermayesi, Risale-i Nur'un mal?d?r.
    buna ne cevap verceksin usame!!!!

    Abdulkadir bad?ll? abinin yanl?ş izah ettiğini ispatla usame?


    ispatla...
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:37 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı usame Nickli Üyeden Alıntı
    Sen beni hala anlamad?n yunus kardeş, benim Ustad ve ondan sonra Hulusi beyden sonra kimseye muntesipliğim yoktur
    Anlayamad?m buray?
    Sui zanda bulunmak, kesin hüküm vermek de istemem. Aç?klar m?s?n?z abi?
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:37 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  10. #10
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    yahu yunusum illaki tutturdu sen Molla Muhammedin müridisin diye. Ben risalelerden Ustad?m?n kendinden sonra Hulusi beye işaret ettiğini gordum. Daha ötesi henuz yok. Onu diyorum.

    Aziz kardeşlerim,bu mevzuyu ?hlas Risalesinden bir bölümle lütfen sonland?ral?m inşallah.Çünkü araya hisler ve duygular ve başka sebepler girebiliyor.?şte o bölüm:

    "Fenn-i âdâb ve ilm-i münazaran?n ulemas? mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu "Eğer bir meselenin münazaras?nda kendi sözünün hakl? ç?kt?ğ?na taraftar olup ve kendi hakl? ç?kt?ğ?na sevinse ve hasm?n?n haks?z ve yanl?ş olduğuna memnun olsa, insafs?zd?r." Hem zarar eder. Çünkü hakl? ç?kt?ğ? vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasm?n?n elinde ç?ksa, zarars?z, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insafl? hakperest, hakk?n hat?r? için nefsin hat?r?n? k?r?yor. Hasm?n?n elinde hakk? görse, yine r?za ile kabul edip taraftar ç?kar, memnun olur. ?şte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâs? kazan?rlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i haz?radan rahmet-i ?lâhiye ile kurtulurlar.(Yirminci Lema)


    ona cevap verdik kardeşim. Başka bir topicte. Sana bidaha yazay?m, tekrar oku.

    Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yak?n?mda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-? hareketimi bilenler ve yak?ndan görenler içinde, dört beş adam? mutlak vekil yap?yorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karş? hizmetimin tarz?n? bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nur'un sat?lan nüshalar?n?n sermayesi, Risale-i Nur'un mal?d?r.

    Ustelik bu vasiyet maddi metrukatla, matbaayla ve tay?nla ilgilidir. burayala alakas? yok yani. Oyle hemen celallenmeyin.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 23:39 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mu'cizat-ı Ahmediye: Hz.Muhammedin(asm) mucizeleri.
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 14.06.14, 14:19
  2. Kuranı Kerimdeki Matematik Yanlışı İddiasına Cevap
    By vertyucek in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.12.12, 02:36
  3. Hz Muhammedin (sav) Hayatı Sesli Kitap
    By mumi35 in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.11.08, 23:37
  4. Hz.Muhammedin(sav)Öğretim Metodları
    By ultrAslan in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.09.06, 20:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0