+ Konu Cevaplama Paneli
20. Sayfa - Toplam 24 Sayfa var BirinciBirinci ... 10 18 19 20 21 22 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 191 ile 200 ve 233
Like Tree23Beğeni

Konu: Risale-i Nurlar'ın Âyet ve Hadîs Meâlleri

  1. #191
    Ehil Üye Ahmet.Ramazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2017
    Mesajlar
    1.255

    Standart

    İşârât-ül İ'caz

    (Türkçe Tercümesi)
    Mütercimi Abdülmecid Nursi

    İşarat-ül İ'caz Risalesi 1914-1916 tarihinde Arapça olarak te'lif edilmiş ve 1918 yılında Arapça olarak neşredilmiştir. 1950 yılından sonra da Abdülmecid Ağabeyin Türkçeye tercümesiyle yayınlanmıştır.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 5)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

    ﻭَ ﺑِﻪِ ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yalnızca ondan yardım dileriz.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 7)

    ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ

    O'nun (Allah'ın) adıyla! O (Allah) her türlü noksanlıktan münezzehtir, uzaktır.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 12)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

    ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦُ ٭ ﻋَﻠَّﻢَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ٭ ﺧَﻠَﻖَ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ٭ ﻋَﻠَّﻤَﻪُ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥَ

    O Rahmân ki Kur'ân'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona anlamayı ve anlatmayı öğretti. (Rahmân Sûresi, 55:1-4)

    ﻓَﻨَﺤْﻤَﺪُﻩُ ﻣُﺼَﻠِّﻴﻦَ ﻋَﻠٰﻰ ﻧَﺒِﻴِّﻪِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍَﺭْﺳَﻠَﻪُ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ ﻭَ ﺟَﻌَﻞَ ﻣُﻌْﺠِﺰَﺗَﻪُ ﺍﻟْﻜُﺒْﺮَﻯ ﺍﻟْﺠَﺎﻣِﻌَﺔَ ﺑِﺮُﻣُﻮﺯِﻫَﺎ ﻭَ ﺍِﺷَﺎﺭَﺍﺗِﻬَﺎ ﻟِﺤَﻘَﺎﺋِﻖِ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﺑَﺎﻗِﻴَﺔً ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺮِّ ﺍﻟﺪُّﻫُﻮﺭِ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﻋَﺎﻣَّﺔً ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﻛَﺎﻓَّﺔً

    Biz dahi, kâinat hakaikine dair rumuz ve işârâtıyla câmi ve aradan geçen asırlara rağmen kıyamete kadar bâki kalacak mu'cize-i kübrâsı olan Kur'ân ile âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm ederek o Rahmân'a hamd ederiz.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 13)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Allah'ın adıyla.

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ

    Hamd Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    ﻗُﻞْ

    De. Söyle.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 14)

    ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦ

    Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    ﺍَﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ

    Hamd Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    ﺭَﺏُّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

    Bütün âlemlerin Rabbi; Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    ﻣَﺎﻟِﻚِ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ

    Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:4)

    ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﻨَﺎﻙَ ﺍﻟْﻜَﻮْﺛَﺮَ

    (Yâ Muhammed) Biz sana kevseri verdik. (Kevser Sûresi, 108:1)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Allah'ın adıyla.

    ﺍَﺳْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yardım diliyorum.

    ﺍَﺗَﻴَﻤَّﻦُ

    Uğurlu, bereketli sayarım, teberrük ederim.

    ﻗُﻞْ

    De, söyle

    ﺍِﻗْﺮَﺍْ

    Oku

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Allah'ın adıyla.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 15)

    ﺍِﺳْﻢ

    İsim, ad..

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Allah'ın ismiyle.

    ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    O Rahman'dır, Rahim'dir.

    ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦ

    Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 16)

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ

    Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 17)

    ﻭَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘْﺖُ ﺍﻟْﺠِﻦَّ ﻭَ ﺍْﻟﺎِﻧْﺲَ ﺍِﻟﺎَّ ﻟِﻴَﻌْﺒُﺪُﻭﻥِ

    Cinleri ve insanları ancak Bana îman ve ibadet etsinler diye yarattım. (Zâriyat Sûresi, 51:56)

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ

    Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah'a mahsustur. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    ﻛُﻨْﺖُ ﻛَﻨْﺰًﺍ ﻣَﺨْﻔِﻴًّﺎ ﻓَﺨَﻠَﻘْﺖُ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖَ ﻟِﻴَﻌْﺮِﻓُﻮﻧِﻰ

    Ben gizli bir hazine idim. Bilineyim diye mahlukatı yarattım. (Süyûti, ed-Dürerü'l-Müntesire, s. 125; Ali el-Kàrî, el-Esrârü'l-Merfûa', s. 213)

    ﻟِﻠّٰﻪِ

    Allah'a has olan.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 18)

    ﺭَﺏِّ

    Rabb, varlıkları terbiye eden, ihtiyaçlarını veren.

    ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

    Âlemler, varlık âlemleri.

    ﻋِﺸْﺮِﻳﻦَ ﺛَﻠﺎَﺛِﻴﻦَ

    Yirmi, otuz.

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻛَﻢْ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﻓَﻠَﻚٍ ٭ ﺗَﺠْﺮِﻯ ﺍﻟﻨُّﺠُﻮﻡُ ﺑِﻪِ ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻭَ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ

    Hamd olsun Allah'a ki Onun tayin ettiği nice yörüngeler vardır ki, yıldızlar, güneş ve ay o yörüngelerde akıp gider.

    ﺭَﺍَﻳْﺘُﻬُﻢْ ﻟِﻰ ﺳَﺎﺟِﺪِﻳﻦَ

    Bana secde ettiklerini gördüm. (Yûsuf Sûresi, 12:4)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 19)

    ﺍَﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    O Rahman'dır, Rahim'dir. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    ﻣَﺎﻟِﻚِ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ

    Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:4)

    ﻳَﻮْﻡ

    Gün.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 20)

    ﺩِﻳﻦ

    Din, hakâik-i diniyye, ceza.

    ﺍِﻳَّﺎﻙَ ﻧَﻌْﺒُﺪُ

    Yalnızca Sana ibadet ederiz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 21)

    ﺍُﻋْﺒُﺪْ ﺭَﺑَّﻚَ ﻛَﺎَﻧَّﻚَ ﺗَﺮَﺍﻩُ

    Rabbine, sanki Onu görüyormuş gibi ibadet et. (Hadis-i bilmânâdır. Buhari, Tefsîru Sûre 31:2, İmân: 31; Müslim, İmân: 1,5,1; Ebu Dâvud, Sünne: 16; Tirmizî, İmân: 4; İbni Mâce, Mukaddime: 9; Neseî, İmân: 5, 6; Müsned, 1:27, 51, 53, 319, 2:107, 462, 4:129, 164)

    ﻧَﻌْﺒُﺪُ


    İbadet ederiz.

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ

    Hamd, övgü.

    ﻣَﺎﻟِﻚِ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ

    Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:4)

    ﺍِﻳَّﺎﻙَ

    (Yalnızca) Sana.

    ﻭَ ﺍِﻳَّﺎﻙَ ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Ve yalnızca senden yardım dileriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    "Bizim vücudumuzun zerratı veya ehl-i tevhid cemaatı veyahut kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehem olan ibadetimize, Senden iane ve tevfik istiyoruz."

    ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yardım dileriz.

    ﻧَﻌْﺒُﺪُ

    İbadet ederiz.

    ﺍِﻳَّﺎﻙَ

    Senden, sana.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 22)

    ﺍِﻫْﺪِﻧَﺎ

    Bizi hidayete ulaştır. (Fâtiha Sûresi, 1:6)

    ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yardım dileriz.

    ﻭَ ﺧَﻠَﻖَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَ ﻫَﺪٰﻯ

    Her şeyi yarattı ve ona doğru yolu gösterdi.

    ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﺭِﻧَﺎ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺣَﻘًّﺎ ﻭَ ﺍﺭْﺯُﻗْﻨَﺎ ﺍِﺗِّﺒَﺎﻋَﻪُ ﻭَ ﺍَﺭِﻧَﺎ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞَ ﺑَﺎﻃِﻠﺎً ﻭَ ﺍﺭْﺯُﻗْﻨَﺎ ﺍِﺟْﺘِﻨَﺎﺑَﻪُ ﺍٰﻣِﻴﻦَ

    Allah'ım bize hakkı hak olarak gösterip onun ittibâıyla, bâtılı da batıl olarak gösterip onun içtinabıyla rızıklandır. Âmin, Allah'ım, duamı kabul buyur!

    (İşarat-ül İ'caz sh: 23)

    ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢَ

    En doğru ve istikametli yol. (Fâtiha Sûresi, 1:6)

    ﻭَ ﻣَﻦْ ﻳُﺆْﺕَ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ﻓَﻘَﺪْ ﺍُﻭﺗِﻰَ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ

    Kime hikmet verilmişse işte ona pek çok hayır verilmiştir. (Bakara Sûresi, 2:269)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 24)

    ﺻِﺮَﺍﻁَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ

    Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna... (Fâtiha Sûresi, 1:7)

    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ

    Hamd ve övgü Allah'a mahsustur." Fâtiha Sûresi, 1:2

    ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

    Bütün âlemlerin Rabbidir. (Fâtiha Sûresi, 1:2)

    ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:3)

    ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ

    O kimseler ki.

    ﻣَﺎﻟِﻚِ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ

    Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah. (Fâtiha Sûresi, 1:4)

    ﻧَﻌْﺒُﺪُ

    İbadet ederiz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yardım dileriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 25)

    ﺍِﻫْﺪِﻧَﺎ

    Bizi hidayet yoluna ulaştır. (Fâtiha Sûresi, 1:6)

    ﺻِﺮَﺍﻁَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢَ

    En doğru ve istikametli yol.

    ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ

    O kimseler ki.

    ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ

    Nimet verdin.

    ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ

    Onların üzerine.

    ﻋَﻠٰﻰ

    Üzerine

    (İşarat-ül İ'caz sh: 26)

    ﻓَﺎُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻣَﻊَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻧْﻌَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴِّﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟﺼِّﺪِّﻳﻘِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟﺸُّﻬَﺪَٓﺍﺀِ ﻭَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ

    İşte onlar, Allah'ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler. (Nisâ Sûresi, 4:69)

    ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ

    Nimet ve lütfuna mazhar ettiğin kimseler... (Fâtiha Sûresi, 1:7)

    ﻏَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤَﻐْﻀُﻮﺏِ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ

    Gazaba uğramışların yoluna değil. (Fâtiha Sûresi, 1:7)

    ﻧَﻌْﺒُﺪُ

    İbadet ederiz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    ﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻦُ

    Yardım dileriz. (Fâtiha Sûresi, 1:5)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 27)

    ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺗُﻌْﺮَﻑُ ﺍْﻟﺎَﺷْﻴَﺎﺀُ ﺑِﺎَﺿْﺪَﺍﺩِﻫَﺎ

    Her şey zıtlarıyla bilinir.

    ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ

    Nimet verdin.

    ﻣَﻐْﻀُﻮﺏِ

    Gazaba ve öfkeye maruz kalanlar.

    ﺿَٓﺎﻟِّﻴﻦَ

    Hak yoldan sapanlar.

    ﻭَﻟﺎَ ﺿَّﺎﻟِّﻴﻦَ

    Ve sapmışların yoluna değil. (Fâtiha Sûresi, 1:7)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 29)

    ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴُّﻮﺭَﺓِ ﺍﺟْﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁِ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢِ ﺍٰﻣِﻴﻦَ

    Allah'ım, bizi bu sûrenin hürmetine sırât-ı müstakim ehlinden eyle. Âmin. (İşarat-ül İ'caz sh: 30)
    Ararad bunu beğendi.

  2. #192
    Ehil Üye Ahmet.Ramazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2017
    Mesajlar
    1.255

    Standart

    Sure-i Bakara

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻟﺎَٓﺀِ ﺭَﺑِّﻜُﻤَﺎ

    Rabbinizin nimetlerinden hangi birini.. (Rahmân Sûresi, 55:13)

    ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﺍﻟﺦ

    O gün yalanlayanların (peygamberi ve âhireti) vay haline! (Mürselât Sûresi, 11:15)

    ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻤِﺴْﻚُ ﻣَﺎ ﻛَﺮَّﺭْﺗَﻪُ ﻳَﺘَﻀَﻮَّﻉُ

    O misk gibidir, karıştırıldıkça kokususu yayılır, parlar.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 31)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

    ﻭَ ﺍُﺗُﻮﺍ ﺑِﻪِ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ

    (Cennet ehline) Rızıkları birbirine benzer şekilde kendilerine sunulur. (Bakara Sûresi, 2:25)

    ﺍﻟٓﻢٓ

    Hurûf-u mukattaa. Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 32)

    ﺍﻟٓﻢٓ

    "Sûrelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlâhî bir şifredir; has abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o Abd-i Hastadır, hem Onun veresesindedir."

    (İşarat-ül İ'caz sh: 33)

    ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍْﻟﺎَﺯَﻟِﻰِّ

    Bu Ezelî olan, Allah'ın kelâmıdır.

    ﻧَﺰَﻝَ ﺑِﻪِ ﺟِﺒْﺮِﻳﻞُ

    Onu Cebrâil (a.s.) getirmiştir.

    ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻉ.ﺹ.ﻡ.

    Muhammed'e (a.s.m.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 34)

    ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Bu Allah'ın kelâmıdır.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 35)

    ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Bunun Allah'ın kelâmı olduğuna şehadet ederim.

    ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2)

    ﻭَ ﻟَﺌِﻦْ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢْ ﻧَﻔْﺤَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺭَﺑِّﻚَ

    Rabbinin azâbından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa... (Enbiyâ Sûresi, 21:46)

    ﺍِﻥْ

    Eğer.

    ﻧَﻔْﺤَﺔٌ

    Küçük bir esinti. (Enbiya Sûresi, 21:46)

    ﻣَﺲَّ

    Dokunma, temas etme. (Enbiya Sûresi, 21:46)

    ﻣِﻦْ

    ... den. (Enbiya Sûresi, 21:46)

    ﻧَﻜَﺎﻝْ

    Ağır azap, ağır ceza.

    ﻋَﺬَﺍﺏِ

    Hafif azap, ceza. (Enbiya Sûresi, 21:46)

    ﺭَﺏّ

    Terbiye eden, gözetip büyüten, sevk ve idare eden.

    ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘّٰﻰ ﻭَ ﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَ ﻛُﻞٌّ ﺍِﻟٰﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸِﻴﺮُ

    Yani, "İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar."

    (İşarat-ül İ'caz sh: 36)

    ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Elif, Lâm, Mîm. İşte bu kitapta hiç şüpheye yer yoktur; takvâ sahipleri için bir hidâyet kaynağıdır. (Bakara Sûresi, 2:1-2)

    ﺍﻟٓﻢٓ، ﺫٰﻟِﻚَ، ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ، ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ

    Elif, lâm, mim. * Bu [kitap] * Kitap [Kur'ân] * Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:1-2.)

    ﺍﻟٓﻢٓ

    Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.)

    ﺫٰﻟِﻚَ

    Bu [kitap] (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ

    Kitap [Kur'ân] (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﺍﻝ

    Belirli yapma edatı. İsimlerin başına gelir, onları muayyen yapar.

    ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ

    Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 37)

    ﻟﺎَ

    "Hayır" Olumsuzluk edatı.

    ﻭَ ﻛَﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَٓﺎﺋِﺐٍ ﻗَﻮْﻟﺎً ﺻَﺤِﻴﺤًﺎ ﻭَ ﺍٰﻓَﺘُﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﻬْﻢِ ﺍﻟﺴَّﻘِﻴﻢِ

    Yani: Kur'anda ta'yib edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur'an gibi sahih kavilleri ta'yib etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor." (El-Mütenebbî, Divan, 4:246.)

    ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Elif, lâm, mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:1-2.)

    ﺍﻟٓﻢٓ

    Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.)

    ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ

    Şu yüce kitap ki... (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ

    Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 38)

    ﺍﻟٓﻢٓ

    Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.)

    ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ

    Şu yüce kitap ki... (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2)

    ﻫَﺎﺩِﻯ

    Hidayet eden, doğru yolu gösteren.

    ﻫُﺪًﻯ

    Hidayet, doğru yol. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 39)
    Ararad bunu beğendi.

  3. #193
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    ﻣُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar, müttakiler. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 40)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ

    Onlar ki gayba inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki... (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﻣُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar, müttakiler. (Bakara Sûresi, 2:2.)

    ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ

    Tathir etmek ve temizlemektir.

    ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ

    Tezyin etmek ve süslendirmek manasınadır.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 41)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ

    O takva sahipleri ki, görmedikleri hâlde Allah'a ve Onun bildirdiklerine iman ederler. (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﺍَﻟْﻤُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnananlar, iman edenler.

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki... (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﻣُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnananlar, mü'minler.

    ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    O takva sahipleri ki... (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﻣُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnananlar, mü'minler.

    ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ

    Görmedikleri hâlde. (Bakara Sûresi, 2:3)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 42)

    ﻭَ ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ

    Namazı dos doğru kılarlar. (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ

    Dosdoğru kılarlar.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 43)

    ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ

    Namaz kılarlar.

    ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ

    Namazı dosdoğru kılarlar. (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ

    Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden muhtaçların ihtiyaçlarını giderirler. (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﻋِﻤَﺎﺩُ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ

    [Namaz] dinin direğidir. (Tirmizî, İman: 8; İbni Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 231; Hâkim, Müstedrek, 2:76.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 44)

    ﻳُﺰَﻛُّﻮﻥَ

    Tezkiye ederler; bir şeyi temizlerler.

    ﻳَﺘَﺼَﺪَّﻗُﻮﻥَ

    Sadaka verirler.

    ﻳُﺆْﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ

    Zekatlarını verirler.

    ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ

    Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden muhtaçların ihtiyaçlarını giderirler. (Bakara Sûresi, 2:3)

    ﻣِﻦْ

    ...den. (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﻣِﻤَّﺎ

    Kendilerine verdiklerimizden. (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ

    [Kendilerine verdiğimiz] rızıklarından. (Bakara Sûresi, 2:3.)

    ﻧَﺎ

    Biz, bize.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 45)

    ﺍَﻟﺰَّﻛٰﻮﺓُ ﻗَﻨْﻄَﺮَﺓُ ﺍْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻡِ

    Zekât, İslâmın köprüsüdür. (el-Münzirî, et-Terğîb ve't-Terhîb, 1:517)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 47)

    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﻭَﺑِﺎْﻟﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ

    Onlar sana indirilen Kur'ân'a da, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, âhirete de kesin olarak iman etmiş kimselerdir. (Bakara Sûresi, 2:4)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Öyle ki..

    ﻣُﺘَّﻘِﻴﻦَ

    Allah'tan korkanlar; takvâ sahipleri.

    ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ

    Gayba inanırlar.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 48)

    ﻭَﺍﻟْﻤُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ

    Kur'ân'a iman edenler.

    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ

    Onlar Sana indirilen Kur'ân'a inanırlar.

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki..

    ﻣُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    Mü'minler, Allah'a inananlar.

    ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnanırlar.

    ﻣَﺎ

    Onlar, o şeyler.

    ﺍُﻧْﺰِﻝَ

    İndirildi.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 49)
    elzem ve *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #194
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    ﻋَﻠَﻴْﻚَ

    Senin üzerine.

    ﺍِﻟَﻴْﻚَ

    Sana.

    ﻋَﻠٰﻰ

    Üzerine.

    ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ

    Senden önceki peygamberlere indirilen kitaplar... (Bakara Sûresi, 2:4)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 50)

    ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ

    Senden önce (ki peygamberler.) (Bakara Sûresi, 2:4)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 51)

    ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ

    Senden önce (ki peygamberler.) (Bakara Sûresi, 2:4)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 52)

    ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ

    Senden önce.

    ﻣِﻦْ

    ...den, ...dan

    ﻭَ ﺑِﺎْﻟﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ

    Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:4)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 53)

    ﻭَ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻮَﺍﺭًﺍ

    Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır. (Nuh Sûresi, 11:14)

    ﻭَ ﻣَﺎ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﻈَﻠﺎَّﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒِﻴﺪِ

    Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Sûresi, 41:46)

    ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘْﺖَ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﺎﻃِﻠﺎً

    (Rabbimiz) Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Bunu (kâinatı ve içindeki varlıkları) boşuna yaratmadın. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:191)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 56)

    ﻟﺎَ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪِ

    Vallahi hâyır!..

    ﻭَ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻮَﺍﺭًﺍ

    Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır. (Nuh Sûresi, 11:14)

    ﻭَ ﻣَﺎ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﻈَﻠﺎَّﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒِﻴﺪِ

    Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Sûresi, 41:46)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 58)

    ﻭَ ﺑِﺎْﻟﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ

    Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:4)

    ﺑِﺎْﻟﺎٰﺧِﺮَﺓِ

    Ahirete.

    ﻟَﻦْ ﺗَﻤَﺴَّﻨَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺭُ ﺍِﻟﺎَّٓ ﺍَﻳَّﺎﻣًﺎ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺓً

    "Cehennem ateşi, bizi daima yakacak değil ya! Ancak birkaç gün yakacaktır" (Bakara Sûresi, 2:80)

    ﺍَﻝْ

    İsimleri, eşyayı belirli, muayyen kılan edat.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 59)

    ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnanırlar, iman ederler.

    ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ

    Kesin olarak iman ederler. (Bakara Sûresi, 2:4.)

    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻋَﻠٰﻰ ﻫُﺪًﻯ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ

    İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler. (Bakara Sûresi, 2:5)

    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ

    İşte onlar.

    ﻋَﻠٰﻰ

    ...üzere, ... üzerinde.

    ﻫُﺪًﻯ

    Hidayet, doğru yol.

    ﻣِﻦْ

    ...den.

    ﺭَﺑِّﻬِﻢْ

    Rablerinden. (Bakara Sûresi, 2:5.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 60)

    ﻭَ ﺑِﺎْﻟﺎٰﺧِﺮَﺓِ

    Ahirete de... (Bakara Sûresi, 2:4.)

    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ

    İşte onlar.

    ﻋَﻠٰﻰ

    ...üzere, ... üzerinde.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 61)

    ﺑَﺎﺭَﺯَ

    Savaştı, mübareze yaptı.

    ﺛَﻤَﺮَّﺓﻙ

    Meyve.

    ﻋَﻠٰﻰ

    ... üzere, ... üzerine.

    ﻫُﺪًﻯ

    Hidayet, doğru yol.

    ﻣِﻦْ

    ...den.

    ﺭَﺏِّ

    Rabb, terbiye eden ihtiyaçlarını gören, gideren.

    ﻭَ ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ

    Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler de onlardır. (Bakara Sûresi, 2:5)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 62)

    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ

    İşte onlar. (Bakara Sûresi, 2:5.)

    ﻫُﻢْ

    Onlar.

    ﻣُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ

    Dünya ve ahirette saadet ve kurtuluşa erenler. (Bakara Sûresi, 2:5.)

    "Birinci
    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ saadet-i âcile ﻋَﺎﺟِﻠَﻪ olan hidayet semeresine işarettir.

    İkinci
    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ hidayetin semere-i âcilesine ﺁﺟﻠﻪ işarettir.

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki...

    ﻫُﻢْ

    Onlar.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 63)

    ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ

    İşte onlar. (Bakara Sûresi, 2:5)

    ﻫُﻢْ

    Onlar. (Bakara Sûresi, 2:5.)

    ﺍَﻟْﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥ

    Dünya ve ahirette saadet ve kurtuluşa erenler. (Bakara Sûresi, 2:5.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 64)

    ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺀَﺍَﻧْﺬَﺭْﺗَﻬُﻢْ ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İnkâr edenlere gelince, sen onları inkârlarının âkıbetinden sakındırsan da birdir, sakındırmasan da... (Bakara Sûresi, 2:6)

    ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ

    Güzel özellikle süslemek, donatmak, tezyin etmek.

    ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ

    Noksanlıklardan uzak tutmak, tenzih etmek, boşaltmak.

    ﺍِﻥَّ ﺍْﻟﺎَﺑْﺮَﺍﺭَ ﻟَﻔِﻰ ﻧَﻌِﻴﻢٍ ٭ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻔُﺠَّﺎﺭَ ﻟَﻔِﻰ ﺟَﺤِﻴﻢٍ

    İhlas ile kulluk edenler, nimetlerle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir. (İnfitar Sûresi, 82:13-14)

    ﺍِﻥَّ

    Muhakkak ki. (Bakara Sûresi, 2:6.)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 65)
    elzem bunu beğendi.

  5. #195
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    ﺍِﻥَّ

    Muhakkak ki.

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 66)

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ

    Onlar ki.

    ﻫٰﺬَﺍ

    Bu.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 67)

    ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İman etmezler. (Bakara Sûresi, 2:6.)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 68)

    ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ

    Birdir, aynıdır, müsavidir. (Bakara Sûresi, 2:6.)

    ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ

    Onlar üzerinde. (Bakara Sûresi, 2:6.)

    ﻋَﻠٰﻰ


    Üzerinde.

    ﺀَﺍَﻧْﺬَﺭْﺗَﻬُﻢْ ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ

    "O inkar edenleri korkutarak ikaz etsen de, etmesen de..." (Bakara Sûresi, 2:6)

    ﺍَﻡْ

    Müsavatı ifade eder; yoksa, yâhut..

    (İşarat-ül İ'caz sh: 69)

    ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ

    İnzar etmesen de, korkutmasan da...

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ

    Onlar için çok büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    ﻟَﻢْ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﺍ

    İmân etmediler.

    ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ

    Onlar Allah'ı inkâr ettiler, kâfir oldular.

    ﻟﺎَ ﻳَﺘْﺮُﻛُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮَ

    Küfrü terk etmezler.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 70)

    ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İman etmezler.

    ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ

    Allah onların kalpleri üzerine mühür vurmuştur. (Bakara Sûresi, 2:7)

    ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ

    Kulakları üzerine de.

    ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ

    Gözlerinde de bir çeşit perde vardır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 71)

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ

    Onlar için çok büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İman etmezler.

    ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ

    Eşittir.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 72)

    ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ

    İnkârlarında ısrar ettikleri için Allah onların kalblerini de, kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de, hakkı görmelerine mâni bir perde vardır. Âhirette ise onların hakkı pek büyük bir azaptır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    (İşarat-ül İ'caz sh: 76)


    ﺧَﺘَﻢَ

    Mühürledi.

    ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İman etmezler.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 77)

    ﺍَﻟﻠّٰﻪُ

    Allah.

    ﻟﺎَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ

    İman etmezler. (Bakara Sûresi, 2:6)

    ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ

    Allah'a.

    ﻋَﻠَﻰ

    Üzerine, üzerinde. (Bakara Sûresi, 2:7.)

    ﺧَﺘَﻢَ

    Mühür vurdu, mühürledi.. (Bakara Sûresi, 2:7.)

    ﻋَﻠَﻰ

    Üzerine

    (İşarat-ül İ'caz sh: 78)

    ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ

    Kulaklarına da [mühür vurdu.]. (Bakara Sûresi, 2:7.)

    ﻋَﻠَﻰ

    Üzerine

    ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ

    Gözlerinde de bir çeşit perde vardır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    ﺧَﺘَﻢَ

    Mühürledi.

    ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ

    Perde.

    ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ

    Allah mühürledi.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 79)

    ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ

    Perde.

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ

    Onlar için büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7)

    ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻋِﻘَﺎﺏٌ ﺷَﺪِﻳﺪٌ

    (Ahirette) ise onları şiddetli bir ceza kuşatacaktır.

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ

    Ve onlar için, onlara.

    ﻋَﺬَﺍﺏٌ

    Bir azap.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 80)

    ﻋَﻈِﻴﻢٌ

    Çok büyük.

    ﻋَﺬَﺍﺏٌ

    Bir azap.

    (İşarat-ül İ'caz sh: 82)

    ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ

    Söylemiş oldukları yalanlar, Allah'ı, Kur'an'ı ahiret gününü yalanlamaları sebebiyle.. (Bakara Sûresi, 2:10)
    elzem bunu beğendi.

  6. #196
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    Münafıklar Bahsi

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 105)

    8. Âyet

    ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍٓﻣَﻨَّﺎ ﺑِﺎﻟﻠّﻪِ ﻭَ ﺑِﺎﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍْﻟﺎٓﺧِﺮِ ﻭَ ﻣَﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻮﺋْﻤِﻨِﻴﻦَ

    İnsanlardan bir kısmı da, mü'min olmadıkları halde, 'Allah'a ve âhiret gününe inandık' derler; fakat onlar inanmamışlardır. (Bakara Sûresi, 2:8)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 106)

    ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ

    İnsanlardan...

    ﻣَﻦْ

    Kimse, o kimse.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 107)

    ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱ

    İnsanlardan...

    ﻣَﻦْ

    Kimse, o kimse.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 108)

    ﻳَﻘُﻮﻝُ

    Diyor ki, derler ki...

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik derler.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 109)

    ﺑِﺎﻟﻠّﻪِ ﻭَﺑِﺎﻟْﻴَﻮْﻡِ ﺍْﻟﺎٓﺧِﺮِ

    Allah'a ve âhiret gününe.

    ﻭَﻣَﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻮﺋْﻤِﻨِﻴﻦَ

    Onlar mü'min değiller, inanmadılar. (Bakara Sûresi, 2:8)

    ﻭَﻣَﺎ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman etmediler.

    ﻭَﻣَﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻮﺋْﻤِﻨِﻴﻦَ

    Onlar mü'min değiller, inanmadılar. (Bakara Sûresi, 2:8)

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    ﻭَﻣَﺎ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman etmediler.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz sh: 110)

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﻮﺋْﻤِﻨُﻮﻥَ

    Biz mü'minleriz.

    ﻭَﻣَﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻮﺋْﻤِﻨِﻴﻦَ

    Onlar mü'min değiller, inanmadılar. (Bakara Sûresi, 2:8)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 111)
    elzem bunu beğendi.

  7. #197
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    9 ve 10. Âyetler

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻣَﺎﻳَﺨْﺪَﻋُﻮﻥَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ

    ﻓِﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻓَﺰَﺍﺩَ ﻫُﻢُ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻣَﺮَﺿًﺎ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟِﻴﻢٌ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ


    Allah'ı ve mü'minleri güya aldatmaktadırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Onların kalblerinde nifak hastalığı vardır. Kötülük işleyerek hastalıklarını tedavi etmeye çalıştıkları için Allah da onların o hastalıklarını arttırmıştır. Âyetlerimizi yalanlayıp durmaları yüzünden onlara pek acı bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:9-10)

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ

    Aldatırlar, hile ederler.

    ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ

    Yalan söylerler.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 113)

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ ﺍﻟﻠّﻪَ

    "Hile ile Allah'ı kandırmak istiyorlar."

    ﻭَﻣَﺎﻳَﺨْﺪَﻋُﻮﻥَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ

    "Onlar ancak nefislerine hile yapıyorlar."

    ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ

    "Nef' ve zararı tefrik edecek bir hisse malik değillerdir."

    ﻓِﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ

    ("Nifak ve hasetten) kalblerinde, ruhlarında öyle bir maraz vardır ki, (o maraz, hakkı bâtıl, hakikati hurafe telâkki etmeye sebeptir..")

    ﻓَﺰَﺍﺩَﻫُﻢُ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻣَﺮَﺿًﺎ

    Allah da hastalıklarını arttırmıştır.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 114)

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟِﻴﻢٌ

    Onlar için pek elîm, çok acı bir azap vardır.

    ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ

    Yalanladıkları şeylerden dolayı: Allah'ı, ahireti, Kur'an'ı...

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ ﺍﻟﻠّﻪَ ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    Allah'ı ve O'na inananları, iman edenleri aldatmaya çalışırlar. (Bakara Sûresi, 2:9)

    ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ

    Nebî, Hz. Peygamber.

    ﺍﻟﻤُﻮﺋْﻤِﻨُﻮﻥ

    Mü'minler.

    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman edenler ki.

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ

    Onlar aldatırlar.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 115)

    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman edenler ki.

    ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺨْﺪَﻋُﻮﻥَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ

    Onlar ancak kendilerini aldatırlar. (Bakara Sûresi, 2:9)

    ﻳَﺨْﺪَﻋُﻮﻥَ

    Aldatırlar.

    ﻳَﻀُﺮُّﻭﻥَ

    Zarar verirler.

    ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ

    Kendilerine.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 116)

    ﻭَﻣَﺎﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ

    Farkına varmıyorlar. (Bakara Sûresi, 2:9)

    ﻓِﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ

    Onların kalplerinde hastalık vardır. (Bakara Sûresi, 2:10)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 117)

    ﻓِﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ

    Onların kalplerinde... (Bakara Sûresi, 2:10)

    ﻣَﺮَﺽٌ

    Hastalık

    ﻓَﺰَﺍﺩَﻫُﻢُ ﺍﻟﻠّﻪُ ﻣَﺮَﺿًﺎ

    Allah onların hastalıklarını artırdı. (Bakara Sûresi, 2:10)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 118)

    ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟِﻴﻢٌ

    Onlar için çok acı bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:10)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 119)

    ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ

    Söylemiş oldukları yalanlar; yalanladıkları şeyler: Allah,âhiret, Kur'an sebebiyle.. (Bakara Sûresi, 2:10)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 121)
    elzem bunu beğendi.

  8. #198
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    11.12. Âyetler

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﻟﺎَﺗُﻔْﺴِﺪُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺼْﻠِﺤُﻮﻥَ

    ﺍَﻟﺎَ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻭَﻟﻜِﻦْ ﻟﺎَﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ


    Onlara 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' dendiği zaman, 'Biz ancak ıslah ediciyiz' derler. Dikkat edin, asıl bozguncular onlardır; fakat farkında değildirler. (Bakara Sûresi, 2:11-12)

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ

    Denildiği zaman..

    ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻦْ ﻳَﻘُﻮﻝُ

    İnsanlardan bazıları şöyle der.

    ﻳَﻘُﻮﻝُ

    Der, söyler.

    ﻳُﺨَﺎﺩِﻋُﻮﻥَ

    Aldatırlar.

    ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ

    Yalan söylerler.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 123)

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ

    Onlara denildiği zaman. (Bakara Sûresi, 2:11)

    ﻟﺎَ ﺗُﻔْﺴِﺪُﻭﺍ

    Fesad çıkarmayın.

    ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ

    Yeryüzünde.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 124)

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺼْﻠِﺤُﻮﻥَ

    "Bizler ancak ıslah edici insanlarız' iddiasında bulundular."

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 125)

    ﻣُﺼْﻠِﺤُﻮﻥَ

    Islah ediciler.

    ﻧُﺼْﻠِﺢُ

    Islah ederiz.

    ﺍَﻟﺎَ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ ﻭَﻟﻜِﻦْ ﻟﺎَ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ

    Kesin olarak biliniz ki, onlar ancak kötülük yayan bozgunculardır. Fakat farkında değildirler. (Bakara Sûresi, 2:12)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 126)

    ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻟﺎَﻳَﺸﻌُﺮُﻭﻥَ

    Fakat farkında değildirler. (Bakara Sûresi, 2:12)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 127)
    elzem bunu beğendi.

  9. #199
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    13.Âyet

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍَﻧُﻮﺋْﻤِﻦُ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ ﺍَﻟﺎَ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻫُﻢُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ ﻭَﻟﻜِﻦْ ﻟﺎَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

    Yani, "İnsanların imana geldikleri gibi siz de imana geliniz, diye imana dâvet edildikleri zaman, 'Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?' diye cevapta bulunurlar. Fakat süfeha takımı ancak ve ancak onlardır; lâkin bilmiyorlar." (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ

    Onlara 'diğer insanlar gibi iman edin' denildiğinde. (Bakara Sûresi, 2:13)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 128)

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍَﻧُﻮﺋْﻤِﻦُ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ

    Beyinsizlerin; akılsız, kârını-zararını bilmeyenlerin inandıkları gibi mi inanalım? dediler. (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﺍَﻟﺎَ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻫُﻢُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ

    Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar, yalnızca kendileridir. (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﻭَﻟﻜِﻦْ ﻟَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

    Fakat bunu bilmezler. (Bakara Sûresi, 2:13)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 129)

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗِﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ

    Onlara "insanların iman ettikleri gibi siz de iman edin" denildiği vakit. (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﺍِﺧﻠَﺼُﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍِﻳﻤَﺎﻧِﻜُﻢْ

    İmanınızda ihlâslı olun.

    ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ

    İnsanların iman ettikleri gibi.

    ﻧَﺎﺱْ

    İnsanlar.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 130)

    ﻗَﺎﻟُﻮ ﺍَﻧُﻮﺋْﻤِﻦُ ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ

    Beyinsizlerin; akılsız, kârını-zararını bilmeyenlerin inandıkları gibi mi inanalım? dediler. (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ

    Dediler ki.

    ﺍَﻧُﻮﺋْﻤِﻦُ

    İnanacak mıyız?

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 131)

    ﻛَﻤَﺎ ﺍٓﻣَﻦَ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ

    Bu beyinsizlerin, akılsız ve ahmakların iman ettikleri gibi mi?

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz, sh: 132)

    ﺍَﻟﺎَ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻫُﻢُ ﺍﻟﺴُّﻔَﻬَﺎﺀُ

    Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnızca kendileridir. (Bakara Sûresi, 2:13)

    ﻭَﻟﻜِﻦْ ﻟﺎَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

    Ancak onlar bilmezler. (Bakara Sûresi, 2:12)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 133)

    ﻟﺎَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

    Bilmezler.

    ﺍَﻓَﻠﺎَ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ ٭ ﺍَﻓَﻠﺎَ ﻳَﺘَﺪَﺑَّﺮُﻭﻥَ ٭ ﺍَﻓَﻠﺎَ ﻳَﺘَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَ

    Akletmezler mi? Düşünmezler mi? Düşünmez misiniz?

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 134)
    elzem bunu beğendi.

  10. #200
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    14.15. Âyetler

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍٓﻣَﻨَّﺎ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺧَﻠَﻮْ ﺍِﻟَﻰ ﺷَﻴَﺎﻃِﻴﻨِﻬِﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺴْﺘَﻬْﺰِﺋُﻮﻥَ ٭ ﺍَﻟﻠّﻪُ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﺀُ ﺑِﻬِﻢْ ﻭَﻳَﻤُﺪُّﻫُﻢْ ﻓِﻰ ﻃُﻐْﻴَﺎﻧِﻬِﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮﻥَ

    İman edenlere rastladıklarında 'İnandık' derler. Şeytanlaşmış reisleri ve arkadaşlarıyla baş başa kalınca da, 'Aslında biz sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz' derler. Alaylarına karşılık Allah onları maskaraya çevirir. Ve onlara mühlet verip azgınlıkları içinde bırakır da, şaşkın şaşkın bocalayıp dururlar. (Bakara Sûresi, 2:14-15)

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 135)

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    "Mü'minlere rast geldikleri zaman, biz de imana geldik' diyorlar."

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺧَﻠَﻮْﺍ

    "Kaçıp halvetlere gittikleri zaman..."

    ﺍِﻟَﻰ ﺷَﻴَﺎﻃِﻴﻨِﻬِﻢْ

    "Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar."

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 136)

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ

    Yani, "Bizler sizinle beraberiz"

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺴْﺘَﻬْﺰِﺋُﻮﻥَ

    "Bizim mü'minlerle olan ihtilâtımız, onlarla istihza içindir. Aramızda samimiyet yoktur. Ancak yüzlerine gülüyoruz."

    ﺍَﻟﻠّﻪُ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﺀُ ﺑِﻬِﻢْ

    Allah onları maskaraya çevirir.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 137)

    ﻭَﻳَﻤُﺪُّﻫُﻢْ ﻓِﻰ ﻃُﻐْﻴَﺎﻧِﻬِﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮﻥَ

    Ve onlara mühlet verip azgınlıkları içinde bırakır da, şaşkın şaşkın bocalayıp dururlar.

    ﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman edenlerle karşılaştıkları zaman. (Bakara Sûresi, 2:14)

    ﻟَﻘُﻮﺍ

    Karşılaştılar.

    ﺍَﻟْﻤُﻮﺋْﻤِﻨِﻴﻦَ

    Mü'minler.

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ

    İman edenler.

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ

    Dediler.

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 138)

    ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman ettik.

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺧَﻠَﻮْﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺷَﻴَﺎﻃِﻴﻨِﻬِﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ

    Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında 'Biz sizinle beraberiz' derler. (Bakara Sûresi, 2:14)

    ﺧَﻠَﻮْﺍ

    Başbaşa kaldılar.

    ﻣَﻊَ

    ...inle beraber, birlikte.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 139)

    ﻣَﻊَ

    ...inle beraber, birlikte.

    ﺷَﻴﺎَﻃِﻴﻨِﻬِﻢْ

    Onların şeytanları.

    ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ

    'Sizinle beraberiz' dediler, derler

    ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘُﻮﺍ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٓﻣَﻨُﻮﺍ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍٓﻣَﻨَّﺎ

    İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de iman ettik" dediler. (Bakara Sûresi, 2:14)

    ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺴْﺘَﻬْﺰِﺋُﻮﻥَ

    "Bizler (mü'minlere karşı,) ancak istihza edici insanlarız."

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 140)

    ﺍِﻧَّﺎ ﻣَﻌَﻜُﻢْ

    Bizler muhakkak sizlerle beraberiz.

    ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺴْﺘَﻬْﺰِﺋُﻮﻥَ

    "Bizler (mü'minlere karşı,) ancak istihza edici insanlarız."

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 141)

    ﺍَﻟﻠّﻪُ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﺀُ ﺑِﻬِﻢْ

    Allah onlarla istihza eder, onları maskaraya çevirir.

    ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻣُﺴْﺘَﻬْﺰِﺋُﻮﻥَ

    "Bizler mü'minlere karşı, ancak istihza edici insanlarız."

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 142)

    ﺍَﻟﻠّﻪُ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﺀُ ﺑِﻬِﻢْ

    Allah onlarla istihza eder, onları maskaraya çevirir.

    ﻭَﻳَﻤُﺪُّﻫُﻢْ ﻓِﻰ ﻃُﻐْﻴَﺎﻧِﻬِﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮﻥَ

    Ve onlara mühlet verip azgınlıkları içinde bırakır da, şaşkın şaşkın bocalayıp dururlar.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 143)

    ﻳَﻤُﺪُّ

    Müddet verir.

    ﻳَﺴْﺘَﻤِﺪُ

    Müddet ister.

    ﻃُﻐْﻴَﺎﻥ

    Azgınlık, isyan.

    ﻫُﻢْ

    Onlar.

    ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮﻥَ

    Başıboş, âvâre dolaşırlar.

    (Osmanlıca İşarat-ül İ'caz , sh: 144)

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Her Gün Bir Ayet-Bir Hadis Ezberleyelim Varmisiniz
    By Ashab-i kehf in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 122
    Son Mesaj: 12.01.15, 01:59
  2. Bir Âyet Bir Hadis
    By Bîçare S.V. in forum Dualar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.01.12, 09:05
  3. Ihlas ile İlgili Ayet Hadis Araştirmam Lazim !
    By BED_RA_KA in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12.12.08, 16:40
  4. Memba (95 Konu Ayet, Hadis, Tefsir, Nükteler) Tek Link
    By OsmanYukselSerdengecti in forum Program İndirme
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 31.03.08, 18:23
  5. Bir Ayet ve Bir Hadis
    By yusufnurs in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.07.06, 14:51

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0