+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Said'i Aramak

  1. #1
    Yasaklı Üye hasandemir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    458

    Standart

    1998 y?l?n?n bahar?nda, Said Nursî’nin—bir anlamda coğrafî ve fani, diğer anlamda mecazî ve manevî—yolunun izini sürmek üzere, Urfa’daki boş mezara uzanan bir seyahate başlad?m.
    Orta Doğuya yapt?ğ?m her seyahatimde, Anadolu’nun bozk?rlar? boyunca uzanan ve gelişmemiş köyler ile güzel manzaral? kasabalarda mola veren bir otobüs yolculuğu yapmay? hayal ederdim. Manevî âlemin bir kaşifi olarak sahip olduğum titizliğe binaen, bu gizemli şahs?n izlerini araşt?r?rken, kendi kendine yeten ve kendi kendini aç?klayan evrenin mikrokozmosu gibi olan Türkiye’deki bu ?slâmî hareketin merkezine helezonik bir ilerleme ile ulaşt?m. ?ki konuda yan?ld?m. Birincisi, böyle bir araşt?rmada ilerlemenin—eğer ilerleme denilebilirse—basit ve doğrusal olacağ?n? varsayd?m. Oysa her seferinde, bir tereddütle, başlad?ğ?m yere geri döndüm. ?kincisi, bu ?slâmî hareketin yekpare, tan?mlanabilir belirli bir ak?m olduğunu varsayd?m. Oysa çok geçmeden siyasî, kültürel veya manevî meşruiyetin tan?m? noktas?nda çok keskin bölünmeler sergileyen seküler rejimin karş?s?nda, meşruiyet mücadelesi noktas?na kilitlenen ve farkl?l?klar? ile biraraya gelen birçok ak?m?n varl?ğ?n? farkettim.
    *

    B?R AKŞAM ÜSTÜ, KEND?M? soluk yeşil bir binan?n önünde bekler halde buldum. Durduğum yer birkaç ay önce uğrad?ğ?m? hat?rlad?ğ?m, ?stanbul’un bat?s?nda, varoşlar bölgesi Yenibosna idi. Yenibosna, büyükşehrin plans?z aş?r? büyümesinden nasibini alm?ş, yamaçlar? boyunca bir gecede inşa edilen gecekondular?n, birçok hikâyesi olan apartman bloklar?n?n, dar ticarî sokaklar?n, koyunlar?n otland?ğ? boş arsalar?n, bürolar?n, küçük sanayi bina ve atölyelerinin olduğu bir manzaraya sahipti.
    Kap? üstündeki levhada “?stanbul ?lim ve Kültür Vakf?” yaz?l?yd?. Kap?c?, temiz, koyu renk tak?m elbiseleri ve olgun tav?rlar?yla dikkatimi çeken bir grup insan?n beklediği üst kata gitmem için yol gösterdi.
    Ömür boyu güvendiğim sezgisel duyumun tecrübesine dayanarak, hakk?nda çok az şey bildiğim bu toplant?n?n, kurulu saatin zil sesiyle uykudaki birini uyand?rmas? gibi, benim dünyamda farkl? bir etki oluşturacağ?n? hissetmiştim. Beklenmedik olaylar?n gizli bir el gibi yönlendirmesi ve merakl? tan?şmalar?n yol göstermesi ile, kendimi, kendilerini Bediüzzaman Said Nursî’nin fikirlerini yaymaya adam?ş, halk aras?nda Arapça ve Türkçe bir kelime olan ve ‘?ş?k’ anlam?na gelen ‘Nur’un takipçileri’ mânâs?nda Nurcular (ki baz?lar? bu lakab? küçük düşürücü olarak da kullan?r) olarak tan?nan hareketin göbeğinde buldum.
    Modern Türkiye’deki ?slâmî dinamizmin merkezinde yer alan bu hareket hakk?nda hiçbir bilgim yoktu. Müslüman din adamlar?n?n yönetimi ellerinde tuttuğu ?ran’daki dinî hareketlerden farkl? olarak, seküler sistemin kat? bir şekilde uyguland?ğ? Türkiye’de, Nurcular tedbirli hareket etme konusunda ustal?k kazanm?şlard?. Kendilerinin belli etmemelerine rağmen, kimi insanlar onlar?n say?s?n? toplumun yüzde onuna tekabül eden alt? milyonla ifade ediyorlar. Hoşgörüsüz öğrenciler ve radikal solcular, onlar?n askerlerle ve sağ partilerle işbirliği yapt?ğ?n? iddia ediyorlar. Antropologlar, siyaset bilimcileri ve siyasal ?slâm taraftarlar?, onlar?n pasif ve mistik özellikleriyle yaln?zca rejimi kuvvetlendirdiklerini söylüyorlar. ?stanbul’un en çok satan gazetesinde yazan bir uzman ateist, onlar?n yeni ve modern k?l?fl? bir tarikat olduğunu söylüyor. Onlar?n ölmüş liderlerini, gericiliğin yeniden canlanmas? ile eş tutan militan (ve çoğu zaman askerî) seküleristler, onlar? Türkiye gemisini artan dinî dalgalarla bat?r?p rejimi ele geçirmeye çal?şan tehlikeli fundamentalistler olarak görüyorlar.
    Bu farkl? yorumlara rağmen, kafamda birşey büyük bir netliğe ulaşm?şt?.
    Eğer bu ifadeler Doğuyla Bat? aras?nda s?k?şm?ş bir ülkeye dair basmakal?p sözler değil, Bat?l?laşm?ş, çağdaş Türkiye imaj? taraf?ndan gizlenmiş bir ülkenin gerçek gizemi ise, onu araşt?rmak ve ayd?nl?ğa kavuşturmak benim bir amac?m olacakt?.

    * * *

    ?STANBUL, ÇOK YOĞUN B?R Yak?n Doğu mega-kenti olarak, Bat?l? görünmek için çok çaba sarfediyor ve çoklukla da bunu başar?yordu. Bu şehir, Bat?l? ve Kuzey Amerikal? akranlar?ndan pek ay?rd edilemeyen, düzgün traş olmuş, parlak yüzlü, cep telefonlar? ve el çantalar? ile dolaşan insanlarla dolu, camekanl? çok katl? binalar?yla gurur duyuyor. Orada, gerekli uluslararas? ticaret caddeleri, uluslararas? lüks oteller ve her yerde bulunan evrensel markalar?n sergilendiği uluslar-üstü dev ticaret merkezleri dikkat çeker. Günümüzde bas?n, çok kalabal?k Eminönü’ndeki eskimiş bürolardan, Yenibosna’n?n ötesine kadar uzanan, Çevre Yoluna nâz?r, aynal? şirket merkezlerinin olduğu alana kadar yay?lan ve birkaç istisna d?ş?nda çok büyük saraylara dönüşen bir yap? ile, dördüncü kuvvet olmaktan ç?k?p birinciliğe yükselmiştir.
    Ziyaretçi bir yazar için bunlar, güven vermekten hayli uzak alâmetler. Cesaret k?r?c? başka şeyler de var. Türk medyas?ndaki kişiler, kaprisli ve, örnek ald?klar? Bat?l? meslektaşlar?n? and?racak tarzda, egolar? kabar?k bir kişiliğe sahipler. Ayd?nlar ajandalar?nda randevular, gazete köşe yaz?lar? ve talk showlara çokça yer verdiğinden, bizim yapt?ğ?m?z araşt?rmalara yer bulam?yorlard?. Akademisyenler, diş ipliğinden inşa edilmiş kompleks terazi modelini and?ran belirli jargonlar?n kullan?ld?ğ? şişkin makalelerle, korkarak ilerleyen ve fakültelerindeki yoğunluk içine gömülen bir güruhu and?r?yordu.
    Doğrusu, bu aksiliklere bir tane daha eklemek gerekiyor. Dr. Necmettin Erbakan’?n baş?nda olduğu Refah Partisi’nin 1994 belediye seçimlerinde ve 1996 genel seçimlerde elde ettiği güçlü, hatta şaş?rt?c? sonuçlardan sonra, Türkiye eski ?slâmî siyasî kal?nt?lar?n yeniden yükselmesine karş? zay?f durumda olduğunu anlad?. Erbakan’?n bu başar?s?n?n yaln?zca rejimi şaş?rtt?ğ?n? sanmay?n. Asl?nda, tan?m gereği bütün sağlam rejimler kördür. Yabanc? gazeteciler, yazarlar, akademisyenler—casuslar ile gizli servis ajanlar?n? ve silah tüccarlar?ndan sarf-? nazar edersek—ülkeye ak?n edip, bir uzman gibi, Dünya Düzenine ve Serbest Piyasa Güçlerine karş? yeni bir tehdit olan ?slâmî irtica öcüsünü el yordam?yla aray?p, seküler z?rh?n çatlaklar?n? keşfe çal?şt?lar. Acaba Türkiye ikinci bir ?ran m? olacakt?, M?s?r’daki olaylar?n bir tekrar? m? yaşanacakt?, veya başka bir Sudan m? olacakt?, yoksa korkunun en yeni versiyonu olan Cezayir’e mi benzeyecekti? Acaba bak?şlar? dehşet saçan sakall? Talibanlar birden sokaklarda dolaş?p ac?mas?zca insanlar? m? cezaland?racakt?? Yirminci yüzy?l?n sonuna yaklaş?ld?ğ? bir zamanda, bir kere daha, Bat?y? ve onun değerlerini, çağa ters düşmeksizin, kim savunacakt??
    Halk tabakas?ndan, yabanc? dil bilen az say?daki insan?n, araşt?rmac?lar?n sorular? karş?s?nda, sab?rlar?n? kaybetmeleri veya hiç konuşmamay? tercih etmeleri hoşgörülebilir. Onlar?n nazar?nda Türkiye yeterince araşt?r?ld?, analiz edildi ve aç?kland?.
    ?stanbul ?lim ve Kültür Vakf?’nda tan?şt?ğ?m insanlar, geleneksel ?slâmî kavramlar? kullanmalar?, zengin ve edebî bir konuşmaya sahip olmalar?yla, farkl? bir kesiti temsil ediyorlard?. Onlar, sosyal bilimlerin gevezelik yapan sahte bilginlerine benzemiyorlard?. ?şaadam? olmalar?na rağmen, benimle konuşmak için yeterince vakitleri olduğu izlenimi edindim.
    K?sa bir girişten sonra, güzel kokulu çay servisi yap?ld? ve sohbet başlad?.
    ?stanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, gözlüklü Profesör R., haz?r bir tebessüm ve güzel ?ngilizce’si ile duyarl? ve zoraki bir ricada bulundu. “Lütfen ismimi yazmay?n” dedi, ben not defterimi ç?kar?rken. “Bu ricam yetkililerden korktuğum için değil. Onlar bizi zaten biliyorlar. Ancak, söyleyeceklerim ve yapacaklar?m s?rf Allah r?zas? için olacağ?ndan, ismimi ifşa etmek istemiyorum.”
    Prof. R.’nin söylediği sadece k?smî bir yorumdan ibaret olamazd?. Onun bu metodu, sonradan edindiğim bilgilere göre, üç ay önce yine bu bölgede karş?laşt?ğ?m ve hakk?nda kitab?n ilerleyen k?s?mlar?nda daha çok şeyler duyacağ?n?z, baş?nda karizmatik lider Fethullah Gülen’in bulunduğu, üstü kapal? bir otoriter yön bar?nd?ran ve anaak?m Nurcularla yar?ş halindeki bir topluluk ile Nurcular aras?ndaki önemli bir fark? yans?t?yordu.
    “Said Nursî’nin görüşlerini ve düşüncelerini yüz yüze anlatmak oldukça zor” diyordu Prof. R. As?rlarca süren, ?slâmî eski bir gelenek olan dinî bilgilerin sözlü anlat?mla hocadan talebeye aktar?lmas?na muhalif olarak, Said Nursî ?slâm dünyas?nda yeni bir müeseseleşme kültürü inşa etmişti. “Onun keşfettiği metodu tatbik etmek için bir organizasyona ihtiyaç olduğundan dolay? biz var?z. Bizim vakf?m?z yay?n, bas?m ve radyo istasyonu ile hizmet ediyor.”
    Nurcular, kendi kurucular? gibi, organizasyon disiplininden kaç?nd?lar. Kişisel ilişkilerin büyük öneme sahip olduğu sufî gruplar? ile, yap? ve hiyerarşinin esas teşkil ettiği Refah Partisi ve onun devam? Fazilet Partisi’nin aksine, Nurcular?n gayesi, Kur’ân’?n bir tefsiri ve Kur’ân’a dair devam edip giden bir tefekkür olan Risale-i Nur Külliyat?yla doğrudan, arac?s?z bir irtibat kurmakt?r. Bu anlamda, inananlar Külliyattan istediği şekilde istifade etmekte serbesttirler.
    Prof. R., “Bediüzzaman herhangi bir alimin veya tarikatin takipçisi değildi. O, ‘Zaman hakikat zaman?d?r, tarikat zaman? değil’ der” diyordu bana. “Onun yapt?ğ?, eğer isimlendirmek gerekirse, şuurlu iman? elde etmek için daha k?sa bir yol bulmak veya Kur’ân’a giden doğru bir çizgi açmakt?r. Bediüzzaman, bilim asr? olan yirminci yüzy?lda, sorulan her türlü suale Kur’ân’da cevap bulunduğunu ispatlar.”
    Ben, bir yolunu bulup, sohbeti, o zamanlar benim araşt?rma konum olan, bir siyasî hareketle temsil edilen ?slâm ve onun baş düşman? seküler devlet aras?nda, eskiden gizlice (şimde aç?kça) yaşanan mücadeleye getirmek istedim. Ancak zamanla, bana ev sahipliği yapanlar?n ve onlar gibi düşünen milyonlar?n bu gerçeği farkl? biçimde gördüklerini anlad?m. Onlar, kendilerini iman ile küfür aras?nda çok eskilere dayanan savaş?n devam? olarak gördükleri bir mücadelede vazifedar biliyorlar. Silahlar? ise, feragat, sab?r ve sebat.
    Serin bir Mart gününde ağ?r bir siyasî hava her taraf? kaplam?şt?. Bir y?ldan biraz uzun bir süre önce, 28 Şubat 1997 tarihinde, Türkiye’nin gölge hükûmeti—yani, gerçek gücü elinde bulunduran orga—olan Millî Güvenlik Kurulu, devletin bütünlüğüne karş? birinci tehdit olarak, on y?l? aşk?n bir süredir devam eden ve Abdullah Öcalan’?n yakalanmas?ndan bile daha önce zay?flama trendine giren Güneydoğudaki Kürt isyan?n?n ak?tt?ğ? kanlar yerine ‘siyasal ?slâm’? gösterdi. Kuvvet komutanlar?, Cumhurbaşkan?, Başbakan ve baz? bakanlardan oluşan Kurul, Dr. Erbakan’?n baş?nda bulunduğu koalisyon hükûmetini k?s?tlamay? amaçlayan ‘tavsiye kararlar?’ ald?.
    Bu tedbirler, dinî eğitim veren ?mam Hatip okullar?n? da kaps?yordu. Başörtülü han?mlar üniversitelerden ve kamu kuruluşlar?ndan uzaklaşt?r?ld?.
    Birkaç hafta önce, Ramazan’?n son Cuma gecesinde, ?slâm’?n üçüncü kutsal şehri olan Kudüs’ün siyonist ?srail devleti taraf?ndan işgalini hat?rlamak üzere tertiplenen Kudüs gecesi kutlamas?ndan sonra, Sincan sokaklar?nda tanklar dolaşt?r?lm?şt?. Dr. Erbakan, Washington’?n emri gereği, generaller taraf?ndan ?srail ile stratejik işbirliği yapmaya zorlanarak rencide edildikten sonra istifa etti ve Refah partisi ‘illegal’ ilan edildi. Bu işbirliğinin ustalar?ndan biri olan Daniel Pipes, askerlerin tepkisinin iki ülke aras?ndaki askerî işbirliği anlaşmas?n?n bir fonksiyonu olduğunu aç?kça beyan etti.
    Ordu yetkililerinin Amerikal? ak?l hocalar?n?n düşüncelerine karş? duyarl? olduğu şekilde, siyasîler ve halk?n ordunun isteklerine karş? duyarl? olduğu Türkiye’de, 28 Şubat olaylar? bir darbe olarak alg?land?. Generaller, perde arkas?nda, Refah Partisi tehlikesini ve onun devam? olan Fazilet Partisi’nin yükselişini durdurmak için, geleneksel sağ ve sol partilerin koalisyonundan oluşan az?nl?k hükûmeti ile ülkeyi yöneterek, ak?ll? insanlar taraf?ndan ‘postmodern darbe’ diye adland?r?lan, önceki darbelerden farkl? bir metod takip ettiler.
    Acaba, uzun dönemi kapsayan siyasal, dinsel ve ideolojik kat? tedbirlerden oluşan 28 Şubat kararlar? Nurcular? nas?l etkilemişti? Bunu öğrenmek istiyordum. Sohbet ettiğim kişiler, kendi aralar?nda Türkçe görüş al?şverişinde bulunduktan sonra, bu etkinin olumsuz olduğunu beyan ettiler. Aç?kcas?, bu tehlikeli soruyu soran yabanc? bir gazeteciye nas?l bir cevap verilmesi gerektiği konusunda grup aras?nda net bir fikir yoktu.
    “Günümüzde baz?lar? ?slâm’? kullanarak iktidar? elde etmeye çal?ş?yor; biz bunlara karş?y?z” dedi Prof R., Refah Partisini ve onun halefini kastederek. “Ancak diğerleri de, [burada askerleri ve onlar?n uysal takipçilerini ima ederek] bu bahane ile samimi dindarlara bask? yap?yor.”
    “Samimiyeti ölçen birşey var m??” diye sordum.
    Prof. R., “Şu resme bak!” dedi, kitapl?ğa yürüyerek çerçeveli bir fotoğraf? al?p bana uzat?rken. Bakt?ğ?m, ondokuzuncu asra ait siyah-beyaz resimde, bir grup Türk askerî yetkili bir kahvehanede sandalyeler üzerinde otururken, koyu tenli, köylü k?l?ğ?nda insanlar etraflar?nda yere çömelmiş halde görünüyordu. “Bak!” dedi, “Askerler ayak ayak üstüne at?p otururken, halk ise yerde oturmuş. Bu, [eskiden beri] askerlerin halka karş? süregelen bir tavr?n? sembolize ediyor.”
    Bu cevap hoşuma gitmişti.
    “Günümüzde baz?lar?, anti demokratik seçenekleri araşt?rarak, resmî ideolojinin tasvip etmediği insanlar üzerinde bask? kurmak istiyorlar. Onlar?n bu maksatlar?na ulaş?p ulaşmayacağ? belli değil. Şunu hat?rlamak gerekir ki, Türkiye insan haklar? ile ilgili birçok uluslararas? dökümana imza atm?şt?r. Eğer bugün yap?lmak istenenlerde ?srar edilirse Avrupa’dan izole edileceğiz. Öte yandan, göründüğü kadar?yla, ABD asker seçeneğini tercih ediyor.”
    1923 tarihinde, Atatürk’ün bilinen bir kalem darbesiyle Osmanl?’n?n bir zamanlar?n kudretli Sünnî din-eksenli düzenini—ve bütün sufî gruplar?n?n tamam?n?—alaşağ? etmesinden beri, Türkiye’de ortodoksiyi sekülerizm temsil etmektedir. Sekülerizm, selefine meşruiyet kazand?ran ilâhî kaynaktan mahrum olmakla beraber, kendi takipçilerinin elinde, k?s?r, skolastik, dar görüşlü, kendi değerlerini koruyan, ve tart?şmal? çok noktalar bar?nd?ran bir dinsel fundamentalizm haline gelmiştir.
    Prof. R., “Bak?n, biz gerçek laikliği kabul ediyoruz” diye tercüme etti ?ngilizce bilmeyen arkadaşlar?n?n sözlerini. “Bize göre, bir insan?n inanç sistemi diğerini etkilememeli. Bizim sorumuz şudur: Niye bizim ?slâmî inançlar?m?z onlar?n sekülerist inançlar?ndan daha az bir değere sahip olsun ki?”
    Oradakilerden biri, k?rk küsur yaşlar?nda, nazik, güleryüzlü bir insan olan Safa Mürsel’di. Prof R., Safa Mürsel’in Said Nursî ve Devlet Felsefesi isimli kitab?n yazar? olduğunu söyledi. Kitap şu tezi savunuyor: Devlet, kişinin kendisine ve başkas?na zarar vermeyi yasaklayan bir hürriyet anlay?ş?, bir bar?ş ve dayan?şma düzeni üzerine bina edilmeli. ?nsan?n merkezde bulunduğu, insanl?ğ? yücelten ve refah üreten bir sisteme sahip olmal?. Böyle bir devlet, Say?n Mürsel’e göre, en gelişmiş şura şekli olan parlementer sisteme dayanmal?. Dengeyi ve adaleti temin etmek için, muhalefete önem verilmeli.
    “Her insan?n zay?f noktalar? bulunur” dedi Safa Mürsel. “Halife dahi olsa, insan üzerinde bu noksanl?klar? taş?r. Ancak, topluluk olma hali, bu noksanlar? asgariye indirir. Kuvvet değil, hak belirleyici unsur olmal?. Bediüzzaman’?n düşüncesi böyle.”
    Bu fikirler, bana, genelikle ‘siyasal ?slâm’ diye adland?rd?ğ?m?z, ?slâmî bir devlet oluşturma gayesini güden anlay?şa tamamen z?t gibi geldi. Siyasal ?slâmc?lar?n sunduğu yol şöyle özetlenebilir: Önce araç olarak siyasî iktidar? elde etmek, sonra hakk? hâkim k?lmak. Yirmi y?ll?k ?ran deneyimi eğer bir ders içeriyorsa, bu ders şudur: ?kincisini yapmak için birincisi hiçbir şekilde zorunlu olmad?ğ? halde, birincisi gittikçe geliştirilirken, ikincisi sürekli ertelendi, sonra da unutuldu. Beni ağ?rlayanlar?n bu fikre sahip olup olmad?klar? tart?şma götüren bir noktayd?. Ancak, onlar?n bana anlatt?ğ? Said Nursî, bu tarz bir düşüncenin amans?z bir düşman? olduğu aşikârd?.
    “Tabiî ki” diye devam etti Mürsel, “?slâm’da dinî bir devlet kurmak, yasak olmad?ğ? gibi, zorunlu da değil. Türkiye’de insanlar böyle bir değişim için haz?r değiller. Gerçek şu ki, Türkiye aşamal? olarak daha çok demokratik bir hale geldikçe ve bu anlamda Bat?ya yaklaşt?kça, insanlar laik devlete al?ş?yorlar.”
    Anadolu’nun doğusuna yapt?ğ?m seyahatte bu iddian?n geçerliliğini ölçecek ve, giderek artan oranda, istenen şeyin bu olduğunu anlayacakt?m.




    Fred A. Reed "Anadolu Kavşağ?" isimli kitab?
    Konu HakanBa tarafından (08.06.07 Saat 00:54 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Filistini Telefonla Aramak İstermisiniz...
    By **Muttakİ** in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 15.01.09, 10:11
  2. Gazzeyi Telefon ile Aramak İstermisiniz?
    By Gnbt44 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.01.09, 14:37
  3. Haricî Olan Mânâları Zihnî Mânâlarda Aramak
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 15.09.08, 01:48
  4. Aramak
    By MSAFK in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.09.08, 10:38
  5. Suçu Kendimizde Aramak
    By istiğna in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.08.08, 23:35

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0