+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Bir Model Olarak Medresetüzzehra Projesi

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Bir Model Olarak Medresetüzzehra Projesi

    Kuruluşlar? IX. asra kadar giden medreseler, Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk (ö.1092) taraf?ndan sistemli hale getirilmiş ve daha sonra kurulan medreselere model olmuştu.

    F?k?h, Kelam, Tefsir, Hadis, Astronomi, Matematik, Fizik gibi ilimlerin beraber okutulduğu medreselerde, bilhassa yüksek k?s?mlar?nda XV. yüzy?la kadar, alanlara göre ihtisaslaşma da gerçekleşti-rilmişti.

    ?slam dünyas?nda, ilk mektepler d?ş?ndaki bütün kademeleri içine alan örgün öğretim kurumu olan medreseler, gittikçe dar bir alana yönelerek, özellikle yüksek k?s?mlarda ?slam hukukunun öğretildiği meslek okullar?na dönüşmüştür.
    Avrupa'n?n XVI. yüzy?ldan itibaren fikir, fen ve teknoloji alan?nda h?zl? gelişme göstermesi doğunun zaafiyetini su yüzüne ç?karm?şt?r.
    Bu dönemde klasik medreselere karş? tav?r, bölgeler itibar?yla farkl?l?k göstermeye başlam?şt?r.

    Rusya'n?n işgalindeki bölgelerde Kazan'dan başlamak üzere, XVII. yüzy?l?n ikinci yar?s?ndan itibaren, medreselerin aynen korunmas? ile yenilikler yap?lmas? konular?nda tart?şmalar başlam?ş ve yenilikçiler taraf?ndan usul-? cedid tarz?nda medreseler aç?lmaya başlam?şt?r.

    Bu hareket, ?slam dünyas?nda tart?ş?larak yay?l?rken üçüncü bir yol olarak da -II. Meşrutiyet dönemindeki hareketi hariç- Osmanl? Devleti'nde uygulanan Avrupaî mektebler aç?larak medreselerin kendi hallerine b?rak?lmas? tarz? ortaya ç?km?şt?r.
    Osmanl? Devleti'nde XVII. yüzy?l?n sonlar?nda Avrupaî askeri okullar?n aç?lmas?yla başlayan süreç Rüştiye (orta), idadi/sultani (lise) ve Yüksek Okul ile Darülfünun (Üniversite) 'un kurulmas?yla Avrupaî manada örgün eğitim sitemi tamamlanm?şt?r.
    Buna karş?l?k medreselerde ciddi bir yenilik teşebbüsü, 1914 tarihinde gerçekleştirilene kadar ortaya ç?kmam?şt?.

    Mekteb-Medrese, fünun-ulûm tart?şmalar?n?n alevlendiği Osmanl? Devletinde, ?slam dünyas? ve bütün doğun?n, Bat?l? sömürgeci devletlerce tehdit edildiği bir s?rada Osmanl?larda Bediüzzaman Said Nursi, Medresetüzzehra ad?yla bir proje ortaya koymuş ve gerçekleştirmek için çal?şmalara başlam?şt?
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:36 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  2. #2
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra Fikrinin Ortaya Ç?k?ş?
    XIX. Yüzy?l?n sonlar?nda ?slam dünyas?n?n büyük k?sm?n?n doğrudan, kalan bölümünün de dolayl? olarak sömürge haline düştüğü bir s?rada, emperyalist bat? devletleri konumlar?n? güçlendirmek, ileriye yönelik tedbirler almak için çareler aramaktayd?lar.
    Bir gazetenin haberine göre, o dönemde en büyük sömürgeci devlet olan ?ngiltere'nin Müstemleket Bakan? ?slamlara hakiki hâkim olmak ve tahakkümleri alt?nda tutabilmek için iki yol teklif etmişti.

    "Ya Kur'an sukut ettirilmeli veyahut ta Müslümanlar Kur'ân'dan soğutulmal?d?r. “Müslümanlar?n dinî kaynağ?yla irtibat?n? ortadan kald?rmak isteyen bu cereyana karş?, Bediüzzaman hemen harekete geçmiş ve bir "?slam Darülfünûnu" tesisini tasavvur ile fedakar ve masum milletin "ahiretini ve onun bir faydas? olarak dünya hayat?n?" kurtarmak için çal?şmaya başlam?şt?r. (Nursi, 1997, 439)

    Ayn? y?l, Bediüzzaman, "Alem-i ?slam medresesi" ve "Mübarek medrese" diye vas?fland?rd?ğ? M?s?r'daki Câmiü'l-Ezher'e gidip ders almaya "niyet" etmişse de "k?smet" olmam?şt?. Ezher'in Afrika'da "bir umumi medrese" olduğunu kabul etmesine rağmen, Asya'n?n Afrika'dan daha büyük olduğuna dikkat çekerek, Ezher'den daha büyük bir Darülfünun'un yani ?slam Üniversitesi'nin Asya'da aç?lmas? gerektiği kanaat?na varm?şt?r. (Nursi, 1997, 439)
    Bediüzzaman'?n Ezher'i bir umumi medrese olarak kabul etmesine rağmen, başka bir ?slam Üniversitesi açma istikametinde çal?şmaya başlamas?n?, Ezher'in mevcud halini beğenmeme veya daha iyi ve ondan daha farkl? unsurlarla techiz edilecek bir müessesenin tesisi düşüncesinin bir ürünü olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bediüzzaman, Ezher'i doğrudan tenkit yerine, olmas?n? arzulad?ğ?, Medresetüzzehrâ'y? anlatarak Ezheri tenkit etmektedir.
    Bediüzzaman, "Alem-i ?slam medresesi" olarak kabul ettiği Ezher'e ders almaya gitmemesini sadece "k?smet" kelimesi ile ifadesi yeterli bir aç?klama değildir.
    Ancak, Bediüzzaman'dan ilk defa ?slam Darülfünunu fikrinin ortaya ç?kmas?na etken olan unsurlardan en önemlisinin Müslümanlar? daimi tahakküm alt?nda tutmak için ya Kur'an'?n ortadan kald?r?lmas? veyahut Müslümanlar? Kur'an'dan uzaklaşt?rma cereyan?n?n ?ngiltere merkezli olmas? ve ?ngiltere'nin Ezher'in bulunduğu M?s?r'? işgal ederek Sömürge ?mparatorluğunun önemli merkezlerden biri haline getirmesi dolay?s?yla, belli ölçülerde hala Alem-i ?slam medresesi say?lmas?na rağmen, Bediüzzaman'?n Ezher'e gitmesi art?k mümkün olamazd?.

    Zira, mücadele edeceği cereyan?n tahakkümü alt?ndaki bir merkeze gitmesi, Araplar? ?ngiltere lehine olmak üzere Osmanl? Devleti'ne karş? kullanmak isteyen ?ngilizlerin kontrol ve yönlendirmesine aç?k olan Ezher'in de bulunmas? zaten imkans?zd?. Bediüzzaman'?n Ezher'e gitmemesi; Ezher'in gelecek için yetersizliği ve ?ngiliz işgali dolay?s?yla ortaya ç?kan konumu dolay?s?yla, şuurlu bir tercihle gerçekleşmemiş, Bediüzzaman'?n ifadesiyle "k?smet" olmam?şt?.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra ?çin Örnek Al?nan Kurum
    Bediüzzaman, bir ?slam Darülfünunu fikrini tasavvur ettiğinde, bunun Ezher'den "daha büyük bir darülfünun" olmas?n? istemişti. (1997, 439)
    Medresetüzzehra ismi ile sistematik hale getirdiği projesinde ise kurulacak müessesenin "Câmiü'l-Ezher'in k?z kardeşi" olmas? gerektiğini belirtmişti.
    1996, 125)

    Bu iki ifade de de, hangi noktalarda Ezher'in örnek olduğu anlaş?lmamas?na karş?l?k, Emirdağ'da yaz?lan ve bu hususa daha fazla aç?kl?k getirerek Doğu Anadolu'da kurulacak üniversitenin kendi istediği istikamette teşekkülü için "Medresetüzzehra manas?nda Câmiü'l-Ez-her üslübunda" olmas? gerektiğini belirtmişti. (1997, 439-440)

    Bu ifadeden Bediüzzaman'?n Ezher'i üslup bak?m?ndan tasvip ederken mana bak?m?ndan kendi çizdiği çerçeveyi esas ald?ğ? ortaya ç?kmaktad?r. Zaten, Bediüzzaman'?n Medretüz-zehra'ya yüklediği fonksiyonlara bak?ld?ğ?nda mana bak?m?ndan Ezher'in neden model olamayacağ? tezahür etmektedir.
    Başlang?ç tarihi X. yüzy?la kadar giden Ezher, doğuda Moğal istilas?, bat?da ise Endülüs'ün y?k?lmas? gibi önemli olaylara rağmen, en az?ndan eğitim müessesesi olarak istikrarl? bir şekilde varl?ğ?n? korumuş, burada hakim olan devletlerde bu müessesenin gelişmesine katk?da bulunmuşlard?.
    Ezher; ?slam dünyas?n?n her taraf?ndan gelen talebelerin yemek ve bar?nma ihtiyaçlar?ni bizzat kendi imkanlar?yla karş?l?yordu. Buraya tahsile gelen öğrenci-ler, milliyet, mezhep veya bölgeler için ayr?lan Revak (rivak)larda kalabilirlerdi. Talebe bak?m?ndan bütün ?slam Dünyas?na aç?k olmas?na karş?l?k, öğretim metodu ve seviyesi, ya eski dönemi aşamam?ş yada alan daralmas? dolay?s?yla daha ziyade genel bir medrese yerine hassasiyetini ?slam hukuku alan?na kayd?ran bir kurum haline gelmişti. Tasavvuf erbab? ile de problemler yaşayan Ezher, XIX. yüzy?lda özellikle fen bilimlerinin gelişmesine paralel Avrupaî tesirler medrese üzerinde görülmeye başlam?şt?.
    15 Aral?k 1890'de yap?lan düzenleme ile dört mezhep temsilcilerinin bulunduğu bir heyet oluşturulmuş, talebelerin pansiyon ve tahsis dağ?t?m?na ehemmiyet verilmiş, tatil müddeti k?salt?lm?ş ve Avrupa'n?n tesiriyle yeni dersler konulmuştu. Ancak, Ezher'de yenileşme çal?şmalar? ilkokul seviyesinden ihtisas k?sm?na kadar pek çok yeni düzenlemelere XX. yüzy?lda devam edilmiştir. Ezher'in, M?s?r'?n ?ngiliz hakimiyeti alt?na girmesi yan?nda belli ölçülerde de olsa Arab milliyetçiliği tezahürlerinin görüldüğünün belirtilmesi gerekmektedir. (Vollers, 1977, 433-442)
    Ezher modelinde Bediüzzaman'?n "üslub", yani tarz ve yol olarak benimsediği hususlar; Ezher'in bütün ?slam dünyas?na aç?k olmas?, maddiyat engeline tak?lmadan bütün talep edenlerin buraya devam edebilmesi ve eğitim öğretimin bütün kademelerinin birbirinin devam? olarak ayn? müessesede görülebilmesi tarz?d?r. Mana, mahiyet ve ruh bak?m?ndan ise Ezher, Medresetüzzehra'ya model değildir.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra Düşüncesinin Ortaya Ç?k?ş Tarihi
    Bediüzzaman'?n Doğu Anadolu'da bir "Darülfünun-u ?slamiye" kurma tasavvuru, kendisinin Van'da Tahir Paşa konağ?nda kald?ğ? s?rada ortaya ç?km?şt?.
    Zaten bunu Emirdağ'da iken yazd?ğ? bir mektupda, "65 y?l evvel" diyerek tasrih etmektedir. (1997,439)

    Ancak, Medresetüzzehra ad?yla tam olarak sistematik tarza getirdiği projesinin tarihi, ?slam Darülfünun'u fikrinin ortaya konuşundan 10 y?l sonra olmuştur.

    Zira, Bediüzzaman, Medresetüzzehra için çal?şmaya başlamas? için "tam ellibeş sene" çal?şm?şt?r.

    "Mâdem elli beş sene bu mese-leye hayat?n? sarf etmiş" gibi ifadelerini yine ayn? metubla kullanm?şt?r. Medresetüzzehra projesinin bir kitab?nda neşr etmesi ise, 1911 tarihinde Münazarat isimli eseriyle olacakt?r.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra'n?n Aç?lacağ? Yer
    ?slam Darülfünunun, Afrika'n?n Ezher'ine karş?l?k Asya'da aç?lmas?n? teklif eden (1997, 349)
    Bediüzzaman, 1911 tarihinde Medresetüzzehra'n?n Bitlis merkezli olarak aç?lmas?n? iki "refikas?"n?n da doğu ve bat? cenah?ndaki Van ve Diyarbak?r'da aç?lmas?n? istemektedir. (1996a, 125)

    Cumhuriyet döneminde talebeleri taraf?ndan yaz?lan ve Bediüzzaman taraf?ndan gözden geçirilen Tarihçi Hayat'ta Medresetüzzehra'n?n yeri hususunda farkl? ifadeler kullanmaktad?r.

    Bir yerde Bitlis ve Van (1996b, 41) diğer bir yerde "ya Van yahut Diyarbak?r (1996b, 44) başka bir yerde de sadece "şarki Anadolu'da" (1996b, 89) ifadelerine yer verilmektedir.

    DP döneminde, Doğu üniversiteleri kuruluşunu desteklerken Medresetüzzehra'n?n yerini "Vilâyât-? Şarkiye'nin merkezinde", Hindistan, Arabistan, ?ran, Kafkas, Türkistan ortas?nda olarak (1997, 439) düşündüğünü görüyoruz.
    Bediüzzaman, Medresetüzzehra'n?n kurulacağ? yer olarak Bitlis, Van, Diyarbak?r veya Doğu Anadolu'daki herhangi bir merkezin olmas?nda sak?nca görmemektedir. Diğer bir hususta önce Osmanl? daha sonra Cumhuriyet idaresinde olmak üzere mutlaka Türkiye'de aç?lmas? fikrindedir.
    Projesinin ortaya at?ld?ğ? dönemde; Medresetüzzenra'n?n hitap edeceği alan Arabistan, ?ran, Hindistan, Türkistan, Kafkas ve tabii ki Bosna'ya kadar uzanan Osmanl? topraklar? idi. Bu noktadan bak?ld?ğ?nda Doğu Anadolu bu coğrafyan?n merkezi konumundad?r.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  6. #6
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra'ya Medrese Ad?n?n Veriliş Sebebi
    Projeye "mederese" ad?n? koyan Bediüzzaman, bunun gerekçelerini medrese ismine ünsiyet edildiği, al?ş?k bulunulduğu, cazibeder olduğu, şevketengiz itibar?n?n olduğu şeklinde aç?klar.
    Ayr?ca, Bediüzzaman medrese isminin "büyük bir hakikati tazammun ettiği" ve " mübarek medrese" isminin büyük rağbet uyand?rd?ğ?n? belirtmektedir. (1996a, 125)

    Bediüzzaman, medrese ad?n? kullanarak toplumlar?n rağbetini celbetmeye, medre-senin şöhretinden miras?ndan "hakikatinden" faydalanmak istemektedir.

    Osmanl? d?ş?ndaki toplumlara da hitap ettiğinden ortak bir isimle buluşmak istemekte olduğu söylenebilir. Ayr?ca mektep ad?na karş? olas? tepkinin ortadan kald?r?lmas? için de halka s?cak gelen medrese ad?n?n kullan?ld?ğ?n? düşünmek yerinde olmal?d?r. Zira esas hedef geniş Müslüman kitlesidir.
    Projesinin ad? hususunda dönemlere göre farkl? isimler kulland?ğ?n? da görü-yoruz. Van'daki ikameti s?ras?nda, Bat?'daki Üniversite karş?l?ğ? olarak Tanzimat döneminde kullan?lmaya başlanan "Darülfünun" kavram?na paralel "Darülfünun-u ?slamiye" ad?n? kullan?rken, daha sonra projesine Medresetüzzehra ismini verdiğini, ve hatta Medresetüzzehra'y? "Darülfünun" olarak vas?fland?rd?ğ?n? görüyoruz. (1996a, 127)
    Cumhuriyet döneminde de, Medresetüz-zehra manas?nda Camiü'l-Ezher üslubunda bir darülfünun, hem mektep hem medrese olan bir üniversite (1997, 440) diyerek, içeriği kendisinin dediği gibi olduktan sonra, ismin dönemin anlay?ş?na göre değişebileceğini belirmektedir. Ayr?ca, üniversite seviyesini belirtmek için "Medresetüzzehra nam?nda bir Darülfünun" ifadeleri de Bediüzzaman'?n talebeleri taraf?ndan kullan?lm?şt?r. (1996b, 41,44,89)
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:38 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  7. #7
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra'n?n Seviyesi Ne Olacakt??
    Medresetüzzehra'n?n öğretim seviyesi üniversite düzeyinde olduğu Bediüzzaman taraf?ndan müteaddid defalar ifade edilmekle birlikte, sadece bu fonksiyonuyle düşünülmediği de anlaş?lmaktad?r.
    Zira, Bediüzzaman, "Darülfünun-u mutazamm?n" Medresetüzzehra nam?yla "pek âli bir medresenin" aç?lmas?ndan bahsetmektedir. (1996a, 125)

    Tabiidir ki bu ifadeden Medresetüzzehra kavram? içerisine yani üniversitelerden başka eğitim mües-seselerinin de girdiği anlaş?lmaktad?r.
    Bediüzzaman'?n "mahreç bulmak" (1996a, 127) olarak belirttiği, fakat, izah etmediği hususu, Ezher uslubunu dikkate alarak değerlendirdiğimizde, bir sonraki kademeye kendisi istediği k?staslarda öğrenci yetiştirmek olarak tarif edebilir.
    Bu yap?y?, Bediüzzaman'?n tasvip ettiğini söylemek yerinde olacakt?r. Zira, fünun, ulum ve tasavvufun birliştirileceği bir üniversiteye de, bu müfradata intibak edecek öğrencinin ilke olarak ayn? istikette tedris, görecek en az?ndan orta ve lise tahsilini yine Medresetüzzehra'da görmesi gerekecektir. Çünkü, ancak böyle bir mahreçten, kaynaktan gelen öğrenciler, Medresetüzzehra'da başar?l? olabilirler veya kuranlar hedeflerine ulaşabilirlerdi.
    Medresetüzzehra'da "taksimü'l-a'mal kaidesi"ne göre şubeler olacakt?r. Çünkü mütehass?slerin ç?kabilmesi için şube usulü zaruridir. (1996a, 127)
    Üniversite tedrisat?n?n esas? olan ihtisaslaşma, yani bir alanda vukufiyet kesbetme tarz?ndaki anlay?ş?n Medresetüzzehra projesinde mevcudiyetini görmekteyiz. Burada ifade edilen "şube" günümüz anlay?ş?na göre bölüm veya k?s?m değil birer fakülte olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Çünkü 1913-14'lere kadar ?stanbul Darülfünunundaki fakülteler de "şube" olarak an?lmaktad?r.
    Medresetüzzehra'n?n "mekâtib-i âliye-yi resmiyeye müsavî" tutulmas? ve imtihanlar?n?nda onlar?n imtihanlar? gibi neticelendirilmesini ve "akîm" b?rak?lmamas? istenmektedir. (1996a, 127)
    Üniversite seviyesinde kurulmas? düşünülmesine rağmen resmi yüksek okullara denk kabul edilmek istenmesi 1900'de daimi olarak kurulan ve ancak II. Meşrutiyet döneminde iyi bir gelişme kaydedebilen ?stanbul Darülfünunu yerine daha şöhretli Mülkiye, T?bbiye gibi yüksekokullarla müsavi tutulmas?n?n istenmesi, Osmanl?'da itibar ve şöhret bak?m?ndan daha isabetli bir düşüncedir.
    Müsavi tutulmay? sadece seviye olarak değil, s?navlar?n? resmi yüksek okullar s?nav usullerine göre, devletin denetiminde yap?lmas? ve mezuniyetin hakiki ölçülerle gerçekleştirilmesi istenmektedir.
    Bediüzzaman'?n "âli" değil de "pek ali bir medrese" kurmak şeklindeki aç?klamas? dikkate şayand?r.
    Bu ifadenin rastgele seçilmediğini de anlamaktay?z. Çünkü, Bediüzzaman, "Şubelerin birbirine medhal ve mahreç" olabileceğini belirtmektedir. (1996a, 127)

    Bir şubenin diğer bir şubeye mahreç olmas? disiplinler aras?nda işbirliğini art?racağ? ve daha verimli sonuçlar al?nmas?na yard?mc? olacağ? zahirdir. Bir fakültenin diğer bir fakülteye mahreç olmas? halinde ise, bu, devam edilecek ikinci fakülte lisans üstü bir kademe olacakt?r. Normal bir ifade de, ancak, bir üst kademe için bir alt kademe mahreç olabilir. Bu aç?dan Medresetüzzehra'da bir de ihtisas k?sm?n?n düşünüldüğü söylenebilir.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:38 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  8. #8
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra Sadece Bir Tane mi Olacak?
    Bediüzzaman'?n ilkini kurmay? hedef-lediği Medresetüzzehra için Doğu Anadolu'yu teklif etmesi ve bu istikamette çal?şmas?, genellikle Medresetüzzehra'n?n da sadece Doğu Anadolu'da kurulacak tek bir müesseseden ibaretmiş intiba?na yol açm?şt?r. Ancak, Bediüzzaman'?n ilk ve zaruri olan?n Doğu Anadolu'da aç?lmas?n? teklif ettiği Medresetüzzehra'n?n "Câmiü'l-Ezher'in k?zkardeşi" olarak vas?fland?rmas? önemlidir. Zira, Bediüzzaman, kardeş kelimesini değil çoğalman?n, doğurganl?ğ?n bir işareti olarak "k?zkardeş" ifadesini kullanmaktad?r.
    Bu hususta, Medresetüzzehra ve Câmiü'l-Ezher kelimelerindeki "Ezher" ve "Zehra" s?fatlar?n?n ikisinin da Arapça, "çiçek" anlam?na geldiğine ve bu kelimelerin ayn? kökten gelmesine dikkat çeken Fethullah Gülen, müzekker bir kelime ile s?fatland?r?lm?ş Ezher'in doğurganl?ğ?n? kaybetmesi veya k?s?rlaşm?ş bir erkek haline gelmesinden dolay?, Bediüzzaman'?n kendi kurmay? planlad?ğ? müesseseyi "veludiyetine remzen dişi bir kelimeyle s?fatland?rarak" Medresetüzzehra şeklinde isimlendirdiğini belirtmektedir. (Video, 27-a)
    Zaten, ilkini Doğu Anadolu'da kurmaya çal?şt?ğ? bir dönemde başka yerde de medresesini açma düşüncesinde, olduğunu tespit edebiliyoruz. Daha Van'daki medresesinin temelleri bile at?lmadan önce, 1910 tarihinde Tiflis'te, Rus polisi ile yapt?ğ? konuşmada "Medresemin plan?n? yap?-yorum" "Bitlis, Tiflis kardeştir" ifadesini kullanmas?, onun Medresetüzzehra's?n? sadece Doğu Anadolu'ya has tek bir mües-sese olarak düşünmediğini ortaya koymaktad?r.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:38 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #9
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Medresetüzzehra'n?n Dili
    Projenin hitap ettiği alan, Arabistan, ?ran, Hindistan, Türkistan, Kafkasya ve Bosna'ya kadar Osmanl? topraklar? olduğu için, eğitim-öğretim de kullan?lacak dil veya dillerin de, bu alana mutab?k olmas? zarureti vard?r. Bu noktadan bakt?ğ?m?zda, Doğu Anadolu'daki Medresetüzzehra için, üç dilin birden tedrisatta kullan?larak başar?n?n temin edilmesinin hedeflendiğini görüyoruz. Bediüzzaman, "Arabî vacib, Kürdî caiz, Türkî laz?m" (1996a, 125) diye bu dilleri formülleştirmiştir.
    ?lk önce belirtmekte yarar vard?r ki, kuruluş dönemlerinden itibaren medrese-lerdeki tedrisat dili, XIX. yüzy?lda değiş-meye başlamas?na rağmen, esas olarak Arapça idi. Burada Bediüzzaman yeni bir ad?m atarak tedrisat dilini birden üçe ç?karm?şt?r. Bu üç dili özellikleri aç?s?ndan tahlil ettiğimizde; ?slam dünyas?nda farkl? diller konuşan insanlar?n ilim ve iletişim dili olarak Arapça'y? kabul etmekteydiler. Bu isabetlidir; zira Bosna'dan Hindistan'a Tataristan'dan Yemen'e kadar uleman?n anlaşabildiği dil o anda hala Arapça'd?r. ?lim ve iletişim dilinin mahalli s?n?rlar? ve devlet hudutlar?n? aşt?ğ?, çok geniş bir bölge insan?na hitab ettiği için Medresetüzzeh-ra'da vacib olarak kabul edilen dil de Arabça'd?r.
    XX. yüzy?l başlar?nda bat?n?nda tesiri ile oluşmaya başlayan, Avrupaî dillerin ilim ve iletişim dili olarak Osmanl?ya girmesine rağmen, Bediüzzaman'?n bu dilleri, en az?ndan eğitim dili olarak kabul etmemesi son derece önemlidir. Belki de, bat?l? dillerin bile doğunun kültürel kayb? ve kimlik kaymas?nda rolü olduğu gerekçesiyle reddi, yani emperyalizmin dilini bile tasvib etmemenin tezahürü olsa gerektir.
    Günümüzde, ilim ve iletişim dili olarak Arapça'n?n yüz y?l önceye göre büyük kay?p içerisinde olduğunu görmekteyiz. SSCB'den ayr?lan yeni Müslüman cumhuriyetler ile halen Rusya federasyonu içerisindeki federal Müslüman kimlikli cumhuriyetlerin veya topluluklar?n Rusça'y? ilim ve iletişim dili olarak kulland?klar?; Bat?l? devletlerin çeşitli şekillerde egemenlik veya nüfuzunda kalan Türk, Hint, Fars ve Arab vs. bölgelerinin ise ?ngilizce, Frans?zca gibi Avrupaî dilleri geniş mikyasta ilim ve iletişim dili olarak kullanmaya başlad?klar?; hatta, ?slam Konferans? Teşkilat?n?n toplant?lar?nda bile ?ngilizce'nin ortak dil olarak yerini ald?ğ?n?n tesbiti zor değildir.
    Bu gelişmeyi nazara alarak Bediüzzaman'?n düşüncesi değerlendirdiğinde, Müslümanlar aras?nda bile ilim ve iletişim dili olarak sadece Arapça'y? kabul etmek art?k mümkün değildir. O zaman, ilim ve iletişim dilinin say?s?nda bir art?ş olmas? gerekir. ?slamî ilimler ile kültürel değerlerde Arapça'y? yine ortak dil kabul edilirken, ilim ve iletişim için zaruri olarak bat?l? da olsa, ikinci bir dile ihtiyaç duyulmamas? mümkün değildir.
    Doğu Anadolu'ya "maarifi, medrese kap?s?yla sokmak" isteyen (1996a, 130) Bediüzzaman, cehaletin önlenmesi ve özellikle ?rkç?l?kla Doğu Anadolu'daki insanlar?n ifsad edilmemesi için (1997, 139) insanlar?n anlayacağ? dille onlara hitab edilmesini, Medresetüzzehra'da mahalli dil olarak Kürtçe'nin caiz olmas?n? teklif etmektedir.
    Ana lisan? ile öğrenilenlerin taş üzerine kaz?lan nak?ş gibi olduğunu belirten (1990, 95) Bediüzzaman, bu teklifi ile, ayn? zamanda insanlar?n birbirini anlamalar? için, Osmanl? son döneminde uygulanmaya çal?ş?lan her öğrencinin, Avrupaî bir dil yan?nda, kendi bölgesinde kullan?lan, ikinci bir yerli dili öğrenmesi metodunu da hat?rlatmaktad?r. Kürtçe'yi mahalli dil, Arapça'y? ilim ve iletişim dili, Türkçe'yi de resmi ve siyasî dil olarak görüyordu. Eğer, Bediüzzaman'?n, her bölge insan?n? kendi ana dilini kullanarak irfan sahibi yap?lmas? düşüncesinden hareket edilirse, başka dillerin konuşulduğu bölgelerde kurulacak Medresetüzzehra'lar?n mahalli dillerinin de o bölgeye mutab?k olmas? gerektiğini kabul etmek gerekir.
    Bunun yan?nda yayg?n eğitim-iletişim vas?talar?n?n etkisinin artmas? dolay?s?yla resmi veya iletişim ve ilim/eğitim dilinin mahalli lisan?n tesirinin ve kapasitesinin çok üzerine ç?kt?ğ? ve mahalli insanlar?n bile diğer dilleri kendi dillerine tercih ettikleri bir ortamda da bu hususun yeniden değerlendirilmesinde zaruret vard?r. Zaten "caiz" in karş?l?ğ?, "mümkün, olabilir", "yap?lmas? mübah ve sahih olan fiil" ve "akit" olduğunun dikkate al?nmas? da gerekir.
    Osmanl?'da resmi dilin Türkçe olmas? dolay?s?yla, Türkçe'nin herkes taraf?ndan bilinmesinin zaruretine binaen "laz?m" kelimesi ile ifade eden Bediüzzaman, Anadolu'yu merkez olarak kabul ettikten sonra, Arabistan, Hindistan, ?ran, Türkistan ve Kafkasya'dan gelecek olanlar?n veya bu merkez ile irtibat kuracak şah?slar?n Türkçe bilmesinin zaruretini aç?klamak için de Türkçe'nin "laz?m" kelimesi ile ifade ettiğini söylemek mümkündür. Zaten, Osmanl? ülkesinde resmi dilin Türkçe olmas? yan?nda, ?ran, Türkistan, Kafkasya, ?dil-Ural ve ötesindeki bölgelerde Türkçe'nin Müslümanlar aras?nda en etkili dil olduğu da unutulmamal?d?r. Özellikle, XIX.yy.'dan itibaren ?stanbul Türkçesi esas al?narak, Rus ve Çin işgali bölgelerinde özellikle Gasp?ral? ?smail Bey gibi şah?slar?n çal?şmalar? ile Türkçe'nin bir iletişim ve kültür dili haline getirilmiş olmas? da Türkçe'nin resmi dil yan?nda geniş bir bölgede iletişim, siyasî ve kültür dili olarak işlev görmesinden Türkçe'yi "laz?m" konumuna getirmekteydi. Bugün de Türkçe'nin bu konumu pek değişmemiştir.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:39 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  10. #10
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Müderrislerin Özelliği
    Medresetüzzehra'da müderrisler "zülcenaheyn" yani zahiri ve bat?ni ilimlere sahib olacak, "Kürt ve Türklerin mutemedi olan Ekrad ulemas?ndan" veya mahalli lisana yani Kürtçe ile iletişim kurabilmesi için bu dile "aşina" olanlar?n müderris tayin edilmesi sağlanacakt?.(1996a, 126) Bu üç dilde birden tedrisat yap?lmas?n?n müderris aç?s?ndan ifadesidir. Başka bölgelerde kurulacak medreselerde ise o bölgedeki mahalli dili bilen veya aşina olanlar?n müderris olarak düşünüleceğine de işaret etmek gerekir.
    Konu elff tarafından (08.06.07 Saat 00:39 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Said Nursi'nin Abdulhamid'e verdiği MEDRESETÜZZEHRA tasarısı...
    By gamze-i_dilruzum in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.12.12, 19:38
  2. Medresetüzzehra’yı neden kuramadık?
    By PirMuhammed in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.06.12, 12:30
  3. TÜrk - kÜrt bİrlİktelİĞİ Çevresİnde medresetÜzzehra
    By YİĞİDO in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.10.11, 14:41
  4. Kürt Olarak Akşamladim, Arab Olarak Sabahladim
    By DERMAN25 in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.12.08, 02:12
  5. Genom Projesi
    By Selim Akif in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.02.08, 19:57

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0