isale Haber yazarlarından Salih Sevgican'ın bugün ki köşesinden yayımladığı 'Üstad'a Benzer Bir Veli; Seyda Ubeydullah' başlıklı yazısı..."Evliyâ, bütün gizliliğine ve tanınmamasına rağmen bir lamba gibidir. Etrafını aydınlatır. İnsanlar, kendilerine gelen birçok faydalı şeyin onun sebebi ve hürmetine geldiğini anlayamazlar. Bunun böyle olduğunu, çoğu zaman velînin kendisi bile bilmez.""Kendisinden ilim ve edeb öğrendiğin üstâda hizmet, babaya hizmetten önce gelir. Çünkü baba, senin, bu birkaç günlük keder ve sıkıntı âlemine gelmene vesîle oldu. O kıymetli üstâd ise, seni safâ âlemine, yüce âleme yükseltmekte, ebedî saâdetine vesîle olmaktadır.""Allahü teâlânin, kullarına ihsân ettiği nîmetlerin en büyüklerinden birisi, aralarında irfân sâhibi velî bir zâti bulundurmasıdır. İsterse insanlar onu tanımasınlar ve bilmesinler." Davud-i İskenderi (Rh)Günümüzün Allah Dostlarından, Seyda Şeyh Ubeydullah Hazretleri, 1938 yılının Ekim ayında Elazığ/Karakoçan ilçesine bağlı Yücekonak (Kavuman) köyünde dünyayı şereflendirdi. Babası Molla Abdullah, Diyarbakır/Lice ilçesine bağlı Dörtyol (Sisi) köyünden olup, aynı zamanda Seyda Şeyh Mustafa Sisi Hz.’nin de amcazadesidir. Babası Abdullah Efendi, askerlik çağına geldiğinde askere gider, İsmet Paşa ile birlikte Yunan muharebesine katılır, ayağından yara alır ve Kurtuluş Savaşı'ndan gazi olarak Kavuman köyüne döner. Annesi Asiye Hanımefendi, Karakoçan/Kavuman köyünde ikamet eden Çetan ailesinin ileri gelenlerinden Molla İbrahim’in kızı olup; ağabeyi Molla Şükrü Hoca Efendi’den ilim tahsili yapmış, takva sahibi âlime ve saliha bir hanımefendidir. Asiye Hanımefendi, yakın çevresinde ilim tahsili almak isteyen hanımlara Kur’an, Fıkıh ve Akaid dersleri verir, onların yetişmesine yardımcı olurdu. Seyda Ubeydullah hazretlerine, 31 Temmuz 1992 tarihinde Şeyh İzzeddin El Haznevi Hz.‘nin darü’l-bekaya rıhlet (vefat) etmesiyle, altı ay önceden beş büyük âlimin şahitliğinde yazıp ve her birisine birer nüsha vermiş olduğu vasiyetnamesi okunmuştur. Bu vasiyetnamede, Seyda Ubeydullah Hz.’nin de aralarında bulunduğu beş kişiye hilafet verildiği yazılmaktadır.(1)Elazığ Karakoçan ilçesine çok yakın bir mevkiide aynı zamanda da Bingöl merkeze de yakın bir muhitte aram etmiş ve gönül otağını kurmuş bir Allah dostu Şeyda Ubeydullah. Oraları gezerken ismini duyar duymaz ziyaretine niyetlenmiş ve huzuruna gitmiştim. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, bulunduğumuz yerlerde yaşayan veya vefat etmiş Allah dostlarını ziyaret etmemizi ve dualarını almamızı isteyen dileğini yerine getirmenin hazzıyla yola koyuldum. Kavuman köyünün içerisinden, köy yolunda ilerleyip Kur'an kursu ve yurda vasıl oldum. Dünya'dan bir manada tecrid edilmiş ve son derece insanın kendisini özgür hissettiği şark topraklarıydı buralar. Geniş bahçesinde birçok talebe arasından Kur'an kursu ve yurda yaklaşırken hissettiğim şey tarifi namümkün idi. Vızır vızır talebeler heryerde ezber yapıyorlardı. İlkin yurt müdürünün odasında çayımı yudumluyorum. Öğrenci yurdunun 250'ye varan talebe potansiyeli olduğunu öğrendim. Afyon'dan Muş'a kadar her şehirden talebe vardı. Kendi ekmek fırınlarını bile orada inşa etmişler. Kur'an kürsünün yetkilileri, bu güzide yeri şöyle tarif ediyorlar :" Resmi Kur'an kursu hocalarının eğitim verdiği bu kursta, diyanetin öngördüğü müfredat takip edilmektedir. Bu Kur'an kursu, çevre düzeni, spor tesisleri, düzenli çalışma sınıfları, etüt odaları, ezber odaları, yemekhanesi, yatakhanesi, reviri, çamaşırhanesi, misafirhanesi, bilgisayarlı eğitimi ve zengin bir kütüphanesi ile çağın gerektirdiği modern ve hijyenik bir görüntüye sahiptir. Uygun ve modern olan bu ortamda kaliteli bir eğitim sunmak tek amaçtır. Kur'an kürsünün tüm giderleri Şeyda Hz.’nin şahsı tarafından karşılanmaktadır. Okulların kapanmasıyla yoğun bir taleple karşı karşıya kalan bu Kur'an kursunda kapasite ölçüsünde öğrenci alınıp, diyanet müfredatı doğrultusunda 2,5 - 3 aylık süre zarfında Kur'an-ı Kerim ve diğer temel dini bilgiler verilmektedir"Civar iller ve köyler burayı gayet iyi biliyorlar. Tam bir arı kovanı… Nurani çehreler, ahlak abidesi birçok genç. İşte Terörü bitirecek şey diyorum içimden. Bölge halkının üzerine titrediği bir yer burası. Seyda hazretlerinin birçok şeyi kendi ailesinden kalma imkanlarıyla üstlendiğini öğreniyorum. Kimseden gidilip bir şey istenmiyor. Bilenler biliyor. Hayır yapmak isterse gelip yapabiliyor. Ama kimsenin peşinden gidilip veya köy köy dolaşılıp bir talepte bulunulmuyor. Tam da Bediüzzaman Hazretlerinin dediği " ... Cendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de "Hizmetimin ücretidir" denilmez." düsturunu şiar edinmişler.Seyda hazretlerinin çok hasta olduğu ve ziyaretçi kabul etmemesine rağmen huzura kabul edildim. Çok heyecanlıydım. Hediyelik çikolata ile Risale-i Nur'lardan Mesnevi-i Nuriye'yi yanımda hediye olarak getirmiştim. Yakın hizmetlerine bakan talebesi bana Seyda'nın odasına kadar eşlik etti. İçeriye selam verip girdiğimde, yatağında yatmakta olup çok hasta vaziyette olduğunu gördüm. Rahatsız ettim diye çok üzüldüm. Başında sarığı ve aksakalı ve hastalıktan mütevellid buram buram terler içerisinde idi. Yer yatağında bir şekilde doğruldu. Selamımı aldı. Çikolatayı bir kenara koydum. Kendimi tanıttım. Elimde hediye olarak getirdiğim Mesnevi-i Nuriye'yi takdim ettim. Yurtdışı hizmetlerimiz için dua istedim. Yazının başlığında da ifade ettiğim üzere, Bediüzzaman hazretlerine benzeyen bazı ef'alini müşahede ettim. Getirdiğim hediyeye mukabil kendisi de bir hediye verdi. Elini öpmek için eğildiğimde, hasta haliyle çok çevik bir hareketle buna fırsat vermedi. En ilginci ise hediye olarak getirdiğim Risaleyi açıp okuması idi. Misafirini el üstünde tutar tavrı vardı. Yanılmıyorsam Mesnevi-i Nuriye'nin "min nuri ma'rifetillahi celle celalühü " ile başlayan Nokta risalesinin ilk sayfalarını tane tane okudu. Evlad-ı Resüle ait bir yapısı vardı. Duasını aldıktan sonra müsaade isteyecektim. Görevli olan talebesini odasına çağırdı. O'na birşeyler dedi. "Beli Seyda! " diyen genç hemen odadan ayrıldı ve biraz sonra elinde 2 kitapla çıkageldi. Risale olarak getirdiğim hediyeye mukabil 2 adet özel ciltlenmiş, Fethullah Gülen Hocaefendiye ait Sonsuz Nur kitabıydı bunlar. Hafif gülümsemeyle bana verdiler. Anlaşılan o ki manevi alemde, kalben irtibatlılardı. Bu ilk görüşmemizden bu yana 3 sene ard arda ziyarette bulundum. Yer yatağının başucunda ki rahlede aynen getirdiğim Risale duruyordu. Avamdan insanların okumasından ziyade bu tarz bir veli kulun Risale-i Nurları okuması beni çok sevindirmişti. Onların gönül dünyasından elde edilecek marifet ve muhabbet balları insanlara şifa dağıtacaktı zira. İlme çok önem verdiğini öğreniyorum. Talebeler yemek yemeden kendisinin yemediğini ve talebelerden arta kalan yemekleri yediğini ve bunun şifa olduğunu söylediğini öğreniyorum. Şaşkınlığım gitgide artıyordu. Tevazuu ve mahviyeti inanılmazdı. Talebelerine bir sohbet esnasında : " Sadi Şirazi bir beytinde şöyle buyurur: “Bir parça çamur elime aldım. Baktım ki ondan gül kokusu geliyor. Sordum kendisine: “Ey toprak bu ne haldir?” Toprak lisan-ı hal ile şöyle der: “Evet ben bir gül değilim, fakat bir zamanlar gülün yanında kalmıştım. İşte o gülün kokusudur, bana sirayet etmiştir.” gibi nasihatlerde bulunduğunu öğreniyorum.Seyda Ubeydullah, 28 şubat zamanlarının ve çok eski zulüm devirlerini acı tecrübelerle yaşamış insanlardan. Ama Devletine karşı küskünlük yok onda. Bilakis yetiştirdiği talebelerini Anadolu'nun her yanına, Ahmed Yesevi gibi dağıtmış. İslamiyetin güzelliklerini temsil ve tebliğ eden ve vatanına bağlı ferdler yetiştirmiş. Türkiye'de bu zat-ı muhterem gibi kaç kişi var fakat erkan-ı devletin tam olarak onlara eğildiğini düşünmüyorum. Bu kanaat önderlerine her türlü destek verilse idi, terör belasından eser kalmayacaktı. Ama olmadı. 28 şubatta yurt ve vakıflarını bile zor kurtardılar. 28 şubat bir atmaca gibi sarmıştı, serçe-misal Müslümanları... Allah, serçenin kabiliyetlerini geliştirmesi için atmacayı musallat etmişti adeta.Hediyeye mukabil hediye vermesi, hediyeleri talebelere dağıtması, devrin şartlarına göre tebliğ ve hizmette bulunması, ilme çok önem vermesi, insanlara el açmadan hizmetleri deruhte etmesi, birleştirici rol oynaması, Devletine yardımcı olmaya matuf hizmetleri, Tamir ehli olması gibi hususiyetleri ile Üstad Bediüzzaman hazretlerini andırıyordu. Anlıyorum ki sarktan zuhur eden nice böyle nurani yıldızlar vardı. Bu yaşadığım güzel ziyareti, Eskişehir’de yaşayan ve yıllarca Hulusi abilerle beraber olmuş, aynı zamanda da Fethullah Gülen Hocaefendi'nin askerlik arkadaşı Mestüre Yaşar abi namında, muhlisundan abimize anlattığımda gözyaşlarını tutamayıp birden ağlamaya başlamıştı.Tekrar ifade etmekte fayda görüyorum, terör ve kargaşa ve tefrikayı, bu zatların hizmet alanlarının önünü açarak bertaraf edebiliriz. Hakiki manada bir sosyoloğun, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde ki otağını kurmuş bu gönül insanlarını konu edinen bir araştırma içerisine girmemiş olması ise üzüyor beni. Bir seferinde 40 yaşlarında sokaklarda ayyaş olarak dolaşan birisinin, bu gönül erlerinden birisinin huzurunda bulunması ile tamamen ve bir kerede değiştiğini görmüş ve hayranlığımı gizleyememiştim. Hangi modern ilim ve teknik bunu yapabilirdi ki? Bırakın entelektüel insanları (ki böyle bir sınıf yok zaten ) , aydın(!) insanların bile tek taraflı dünya gözlükleri ile dolaştığı ülkemizde, bazı şeylerin önemi çok sonraları anlaşılacak gibi. Birisinin dediği gibi "sen çok dünya yutmuşsun, tut elimden! " deyip ilkin aydın(!)larımızı, Nuh'un gemisine çekmek lazım.“Cevahir kadrini cevher-fürûsân olmayan bilmez.” diyor Alvarlı Muhammed Lütfî (rh). Hz. Mevlana ise : "Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez. Ne fark eder ki kör insan için, elmas da bir cam da. Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma" buyurur. Anlayana!1-) Seydam.seydam.org