+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Risale-i Nur’dan bahsetmek suç değil

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart Risale-i Nur’dan bahsetmek suç değil

    Risale-i Nur’dan bahsetmek suç değil
    08.12.2011
    Birgün adlı gazetenin "Dersimiz Said-i Nursi" manşeti hakkında CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce'nin bir soru önergesi vermesiyle Said Nursî Meclis gündemine taşındı. Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından cevaplanması istenen soru önergesinde Said Nursî'nin görüşlerinin gizlice okullarda öğretildiği iddia ediliyor.
    HABER BAŞTAN AŞAĞI YANLIŞLARLA DOLU Önergeye dayanak teşkil eden Birgün gazetesinin haberinde, bir MEB görevlisinin ağzından okullarda gösterilmek üzere hazırlanan eğitim materyallerinde Risale-i Nur eserlerinden metinlere ve Said Nursî'nin görüş ve fikirlerine yer verildiği ve bunun için cemaatlerden destek istendiği ifade ediliyor.

    CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Birgün Gazetesi'nin iddialarını bir soru önergesiyle Meclis'e taşıdı.

    Said Nursî, Meclis gündeminde

    Bİrgün gazetesi 2 Aralık tarihli manşetinde “Dersimiz Saidi Nursî” başlığı altında, “Said Nursî’nin Kur’ân tefsiri ile ayetlere getirmiş olduğu kişisel yorumlarından oluşan ve adına Risâle-i Nur denen öğretileri okullardaki derslerde kullanılmaya başlandı” ifadeleriyle çeşitli iddiaları gündeme getirmişti. Gazetenin bu iddiaları ve manşet haberi üzerine CHP Gurp Başkanvekili Muharrem İnce de sözkonusu haberi delil göstererek, Meclis Genel Kurulu’nda bir soru önergesi verdi. Önceki gün Meclise sunulan önergede bir Milli Eğitim Bakanlığı görevlisinin Risale-i Nur adlı eserleri eğitim aracı olarak kullanıp kullanmadığı soruldu. Bunun yanısıra Bakanlık görevlisi olduğu belirtilen İ. D. adlı şahsın, “Risalei Nur metinlerinin yakın zamanda ders kitaplarına gireceğinden” bahsettiği ifade edilerek, Bakanlığın böyle bir çalışması olup olmadığı da soruldu. Birgün Gazetesi’nin sözkonusu haberi, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün televizyon bölümünde üç yıl önce göreve başlamış olduğu iddia edilen İ. D. adlı şahsın, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın 29 Haziran 2011’de düzenlediği “Bediüzzaman Ne Yapmak İstemiştir” sempozyumuna sunduğu “Risâle-i Nur’da Görsellik ve Sinema” konulu tebliğde dile getirdiği görüşlere dayandırdığı belirtiliyor.
    Birgün Gazetesi’nin haberinde ayrıca Risâle-i Nur eserlerinden bashedilirken, “Said Nursî’nin Kur’ân tefsiri ve âyetlere getirmiş olduğu kişisel yorumlarının tümüne verilen addır. Said Nursî’nin Kur’ân yorumuna ve öğretilerine bağlı olan Sünnî İslâm grubuna ise Nurcular denmektedir. Nur Cemaati, İslami esaslara (şeriat) dayalı bir devlet düzenini savunmaktadır.” şeklindeki tartışmalı bazı iddialara da yer verildi.
    Konuyu Meclis gündemine getiren CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin danışmanı tarafından gazetemize de iletilen soru önergesinde, gazetenin iddialarını temel alarak, konuyu Meclis gündemine taşıdığı görülüyor. İnce, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından cevaplanmasını istediği önergede Millî Eğitim Bakanlığı’nın Alevilikle ilgili olarak hazırlayacağı ve okullarda gösterilecek filmlerde Risâle-i Nur’dan metinlere yer verileceğine dair iddiaların doğru olup olmadığını da sorması dikkatleri çekiyor. Ayrıca İnce, “Eğitim amacıyla hazırlanan filmlerin senaryolarının dinî cemaatlerden mail yoluyla istendiği doğru mudur?” şeklindeki soruyla da, cemaatlerden materyal desteği alınıp alınmadığı da soruyor. Önergenin bir başka maddesinde ise, “Bakanlık görevlisi İ. D, “Risâle-i Nur” adlı metinlerin yakın zamanda ders kitaplarına gireceğinden söz etmektedir? Bakanlığın böyle bir çalışması bulunmakta mıdır?” deniliyor.
    Sözkonusu önergenin hali hazırda beklediği ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından henüz konuyla ilgili herhangi bir cevap verilmediği ifade ediliyor.


    Ankara / Umut Yavuz

    Risale-i Nur Ders kitabı olmalı- Faruk Çakır'ın yazısı için tıklayınız...

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Said Nursî, M. Kemal ve icraatı için neler söyledi?
    08.12.2011
    BEDİÜZZAMAN'IN M. KEMAL HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ NELERDİ? SAİD NURSÎ, M. KEMAL VE İCRAATI İÇİN NELER SÖYLEDİ, NELER YAZDI? SAİD NURSÎ'NİN ESERLERİNDEN, BU CEVAPLARI İHTİVA EDEN BAHİSLERİ ANA HATLARIYLA DERLEYİP SUNMAYA ÇALIŞALIM.

    İman ve tefekkür adamı Bediüzzaman Said Nursî, çok farklı maksatlara hizmet eden Mustafa Kemal hakkında ne düşünüyordu?
    Bediüzzaman Said Nursî, Cumhuriyet Türkiye’sinde fikir hayatımıza mührünü vurmuş bir inanç, tefekkür ve mücadele adamı. “İman kurtarma” mihveri etrafında yazılan 130 eserin sahibi. M. Kemal ise, aynı dönemin önde gelen devlet adamı. Cumhuriyet devrinin ilk cumhurbaşkanı, inkılâpların mimarı ve Bediüzzaman’ın inançlarına tamamen zıt bir dünya görüşünün temsilcisi, tatbikatçısı.
    Acaba bu iki tarihî şahsiyet arasındaki münasebetler nasıl cereyan etti? Bediüzzaman’ın M. Kemal hakkındaki düşünceleri nelerdi? Said Nursî, M. Kemal ve icraatı için neler söyledi, neler yazdı?
    Said Nursî’nin eserlerinden, bu cevapları ihtiva eden bahisleri ana hatlarıyla derleyip sunmaya çalışalım.

    “BU KAHRAMAN HOCA BİZE LÂZIMDIR”
    Bediüzzaman’la M. Kemal’in ilk buluşması, Ankara’da Büyük Millet Meclisinde 1922 sonunda gerçekleşir. Daha öncesinde Said Nursî İstanbul’dadır ve işgal kuvvetlerine karşı neşrettiği Hutuvat-ı Sitte isimli broşürün işgalciler tarafından yürütülen propagandaları boşa çıkarması ve büyük akisler uyandırıp Anadolu’daki millî kurtuluş hareketine önemli bir moral kaynağı olması üzerine, M. Kemal tarafından ısrarla Ankara’ya dâvet edilmektedir. Bediüzzaman bu hadiseyi bir mektubunda şöyle anlatır:
    “Harekât-ı milliyede İstanbul’da İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvat-ı Sitte eserimi tab ve neşr ile belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemal şifre ile iki defa beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’” 1
    Başlangıçta bu ısrarlı dâvetlere “Ben tehlikeli yerde mücahede etmek istiyorum. Siper arkasında mücadele etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu’dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum” diyerek icabet etmeyen Said Nursî, sonunda, eski Van Valisi olan dostu meb’us Tahsin Beyin araya girmesi üzerine Ankara’ya gelir ve Mecliste kendisi için özel bir “hoşamedî” merasimi tertiplenir. Ne var ki, Ankara’da ümit ettiği havayı bulamaz Bediüzzaman. Milletvekilleri arasında gördüğü dine lâkaytlık onu üzer. Batılılaşma adı altında İslâm şeairine karşı soğuk bir tavır takınıldığına şahit olur. Bunun üzerine, önce Meclis Başkanı M. Kemal’e bir mektup yazar, ama beklediği cevabı alamayınca bu mektubu Meclis üyelerine seslenen on maddelik bir beyanname hâline getirerek dağıtır. Bu beyannamede milletvekillerini İslâm şeâirine sahip çıkmaya çağırır.2

    BEDİÜZZAMAN - M. KEMAL TARTIŞMASI
    Bu beyanname M. Kemal’e Kâzım Karabekir tarafından okunur. Ve akabinde, elli-altmış meb’usun bulunduğu bir mecliste, Said Nursî ile M. Kemal arasında şiddetli bir münakaşa cereyan eder. M. Kemal Bediüzzaman’a şöyle der:
    “Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır. Sizi, yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilâf verdiniz.”
    Bu sözlere cevap veren Said Nursî, konuşmasının bitiminde, hiddetle iki parmağını uzatarak şunları söyler:
    “Paşa, paşa! İslâmiyette, imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur.” 3
    Bu tartışma, Bediüzzaman’ın tabiriyle, “dehşetli kumandanın bir nevi tarziye verip [özür dileyip] hiddetini geri alması” 4 ile neticelenir.
    Sonraki günlerde Said Nursî ve M. Kemal, Meclisin riyaset odasında bir araya gelerek iki saat kadar konuşurlar. Bediüzzaman, İslâm düşmanlarının arasında nam kazanmak emeliyle İslâm şeairini tahrip etmenin bu millet ve vatan ve âlem-i İslâm hakkında büyük zararlar doğuracağını; eğer bir inkılâp yapmak gerekiyorsa, doğrudan doğruya İslâma yönelip Kur’ân’dan ilham almak icab ettiğini anlatır M. Kemal’e. Medar-ı şeref tanıdığı bütün ecdadını ve medar-ı iftihar bildiği bütün geçmişlerini ve ruhen nokta-i istinad telâkki ettiği selef-i salihînin cadde-i nuranîlerini terk edip, heveskârane, hevaperestane, riyakârane, şöhretperverane, bid’akârane işlerde ve harekâtta bulunmamasını ihtar eder.5

    MUSTAFA KEMAL’İN TEKLİFLERİ
    Bu görüşme sırasında M. Kemal, Bediüzzaman’a meb’usluk ve şark umumî vaizliği ile beraber, Diyanet İşleri Başkanlığında, eski Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyedeki vazifesine benzer bir vazife verme teklifinde bulunur. Ancak Said Nursî bu teklifleri kabul etmez.6
    Öte yandan, yine aynı günlerde, Bediüzzaman, uzun zamandır peşinde koştuğu şark üniversitesi projesini yine gündeme getirir. Medresetüzzehra adını verdiği bu projeyi daha önce Sultan Reşad’a açmış ve onun verdiği tahsisat ile, Van Gölü kıyısında üniversite binasının temelini atmıştır. Ancak, Birinci Dünya Harbinin patlak vermesi üzerine, çalışmalar inkıtaa uğramıştır. Projesini bu defa Ankara’daki meb’uslara açan Said Nursî, 200 meb’ustan 163’ünün desteğini sağlamış ve 150 bin liralık tahsisat almıştır. Bu 163 kişi içinde M. Kemal de vardır.7 Ne var ki, kısa süre sonra Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılıp bütün medreselerin kapatılması üzerine, bu tahsisat kararı da kadük hale gelir.
    Ve hadiselerin gidişatını gören Bediüzzaman, Ankara’da kalıp yeni rejimle müşterek çalışmak istemez. Çünkü kurulan yeni devletin idarecileri, çok farklı bir havadadırlar. “Dünyayı din için seven” ve “İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası” düşüncesinde olan Said Nursî’nin aradığı hava bu değildir. Ayrıca, “ahirzaman”la ilgili hadislerin haber verdiği “dehşetli şahıslar”ın ortaya çıktığını görür. Ve rivayetlerden anlaşılan “O zamana yetiştiğinizde, siyaset canibiyle onlara mukabele edilmez; ancak manevî kılınç hükmünde i’caz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele edilebilir” tavsiyesine uyarak, Ankara’dan ayrılıp Van’a gider.8

    SON GÖRÜŞME
    Avukat Hulûsi Bitlisî Aktürk’ün belirttiğine göre, Bediüzzaman Ankara’dan ayrılmadan önce M. Kemal’le son bir görüşmesi daha olmuştur. Trene binmek üzere Ankara Garına geldiğinde dostlarıyla vedalaşırken, istasyondaki evinde kalan M. Kemal yanına gider ve ayaküstü konuşurlar. M. Kemal Said Nursî’ye heykeller hakkındaki kanaatini sorar. Bediüzzaman ise şu cevabı verir:
    “Büyük Kur’ân’ımızın bütün hücumu heykelleredir. Müslümanların heykelleri ise hastahaneler, mektepler, mabedler, yollar gibi âbideler olmalıdır.” 9

    ŞEYH SAİD’E YAZILAN MEKTUP
    Said Nursî Ankara’dan ayrıldıktan sonra, kendisini tamamen “iman hizmeti”ne vakfeder. O yıllarda Ankara hükümetine karşı yapılan şark isyanlarının hiçbirine karışmadığı gibi, bunları tasvip de etmez. Meselâ, Zübeyir Gündüzalp’in notlarında belirtildiğine göre, kendisinden yardım isteyen Şeyh Said’e şu cevabı gönderir: “Türk milleti asırlardan beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına silâh çekilmez. Biz Müslümanız, onlarla kardaşız. Kardaşı kardaşla çarpıştıramayız. Bu, şer’an caiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’ân ve iman hakikatleriyle tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır. Birkaç cani yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir.” 10
    “DEHA-YI ASKERΔ
    Bediüzzaman, isyanların M. Kemal rejimini nasıl etkilediğini, 1935’te çıkarıldığı Eskişehir Mahkemesindeki müdafaalarında şöyle anlatmaktadır:
    “Bundan on iki sene evvel Ankara reisleri, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte namındaki mücahedâtımı takdir edip, beni oraya istediler. Gittim. Gidişatları, benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi. ‘Bizimle çalış’ dediler. Dedim: ‘Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor, sizinle çalışamaz; fakat size de ilişmez.’ Evet, ilişmedim ve ilişenlere de iştirak etmedim. Çünkü an’anat-ı İslâmiye lehinde istimal edilebilir bir deha-yı askerîyi, an’ane aleyhine çevirmeye maatteessüf bir vesile oldu. Evet, ben Ankara reislerinde, hususan reisicumhurda bir deha hissettim ve dedim: Bu dehayı, kuşkulandırmakla an’anat aleyhine çevirmek caiz değildir. Onun için, ne kadar elimden gelmişse, dünyalarından çekindim, karışmadım.” 11

    İMAN HİZMETİ
    Peki, Said Nursî bu tavrıyla yeni rejim karşısında tamamen teslimiyetçi bir tavır takınıp, kendi dünyasına çekilerek mücadelesini bırakmış mı oluyordu? Hayır. Aksine, en büyük ihtiyaç olan “imanları tahkim ve takviye” hizmetine ağırlık vermek suretiyle, muazzam bir fikir ve inanç mücadelesini başlatmıştı Bediüzzaman. Yazdığı her bir eser, yeni rejimle birlikte zihinlere örülmek istenen zincirin bir halkasını parçalıyor, imanları kurtarıyordu.
    Meselâ, “İslâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde” “içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için çalışan bir zındıka fikri”ne karşı, Allah’ın varlığını ispat eden Tabiat Risâlesi’ni 12; okullara konulan felsefe dersleriyle haşir inancını genç dimağlardan kazıma gayretlerine karşı Haşir Risâlesi’ni; 13 “Sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam”ın, “Namaz iyidir; fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur, bitmediğinden usanç veriyor” sözüne karşı, namazın lüzum ve ehemmiyetini izah eden “Yirmi Birinci Söz”ü; 14 “Biz hayatın her bir çeşit lezzet ve zevkini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma” 15 diye ortaya çıkan “sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı manevî”ye karşı Gençlik Rehberi’ni ve Meyve Risâlesi’ni; “mevcudat-ı âlemden birşeye Rab ve hakikî malik olmak” dâvâsında bulunan ve Allah’a inananları türlü şüphelerle tereddüde düşürmek isteyen “ehl-i dalâletin vekili”ne karşı “Otuz İkinci Söz”ün birinci ve ikinci mevkıflarını; 16 aynı mihraklardan kaynaklanan “Ben saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san’atı, kendimce, ahireti düşünmemekte ve Allah’ı tanımamakta ve hubb-u dünyada [dünya sevgisinde] ve hürriyette ve kendime güvenmekte gördüğüm için, insanın ekserisini bu yola şeytanın himmetiyle sevk ettim ve ediyorum” iddiasına karşı, aynı “söz”ün üçüncü mevkıfını; 17 Hz. Peygamber (asm) hakkında uyandırılmak istenen şüphelere karşı “On Dokuzuncu Söz”le 18 “On Dokuzuncu Mektub”u; 19 Kur’ân’ı inkâr eden fikirlere karşı “Yirmi Beşinci Söz”ü; 20 tesettürü hedef alan gayretlere karşı “Tesettür Risâlesi”ni; 21 kadın hakları adına dinimize yapılan hücumlara karşı İslâmın miras, taaddüd-i zevcat gibi konulardaki hükümlerini müdafaa eden bahisleri 22 kaleme aldı.
    Said Nursî’nin, eserlerinden söz ederken “Muhatabım, nefsimle beraber Avrupa feylesoflarıdır” 23 sözünde işaret ettiği gibi, yazdığı her bir risâle, felsefe kaynaklı şüphe ve tereddütlere cevap veriyor; bunalan ehl-i imana rahat bir nefes aldırıp, yeni nesillere pırıl pırıl bir yol gösteriyordu. “Küçük Sözler”den “Otuz Üçüncü Söz”e, “Yirmi Dördüncü Mektup”tan “Âyetü’l-Kübra”ya, “Hastalar Risâlesi”nden “İhtiyarlar Risâlesi”ne, “Yirmi Sekizinci Söz”deki “Cennet” bahsinden “Yirminci Mektup”taki derin tefekkürî bahislere kadar, bütün risâleler, Kur’ân’dan ilham alınarak, bu zamanın ihtiyaçlarına göre yazılmış birer manevî reçete mahiyetini taşıyordu.
    Vefatından önceki en son dersinde “Kırk sene evvel bir başkumandan beni bir parça dünyaya alıştırmak için bazı kumandanları, hattâ hocaları yanıma gönderdi” diyen ve onların getirdiği mesajı “Biz şimdi mecburuz. ‘Zaruretler haramı helâl edebilir’ kaidesiyle, Avrupa’nın bazı usûllerini, medeniyetin icaplarını taklide mecburuz” şeklinde aktaran Said Nursî, onlara verdiği cevaptaki “Çok aldanmışsınız. Zaruret su-i ihtiyardan (iradeyi kötüye kullanmaktan) gelse, kat’iyen doğru değildir, haramı helâl etmez. (...) Ekmek yemek, yaşamak gibi zarurî ihtiyaçlar haricinde başka hangi zaruret var? Su-i ihtiyardan, gayri meşrû meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd eden hareketler haramı helâl etmeye medar olamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerde tiryaki olmuşsa, mutlak zaruret olmadığı ve su-i ihtiyardan geldiği için, haramı helâl etmeye sebep olamaz” 24 ifadeleri ise, yeni dönemde yaygınlaştırılmak istenen hayat tarzı ve kültürüne yönelik önemli uyarılar içeriyordu.

    Dipnotlar:
    1- Şualar, s. 839; 2- Tarihçe-i Hayat, s. 219 v.d; 3- Age., s. 226; 4- A.g.e.; 5- A.g.e., s. 230 v.d.; 6- A.g.e., s. 226; 7- Emirdağ Lahikası, s. 843; 8- Tarihçe-i Hayat, s. 233; 9- Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraftarıyla B. Said Nursî, s. 250; 10- A.g.e., s. 254; 11- Tarihçe-i Hayat, s. 341-2; 12- Lem’alar, s. 420 v.d.; 13- Sözler, s. 82 v.d.; 14- A.g.e., s. 424 v.d.; 15- Asa-yı Musa, s. 29; 16- Sözler, s. 962 v.d.; 17- A.g.e., s. 1020 v.d; 18- A.g.e., s. 370 v.d; 19- Mektubat, s. 153; 20- Sözler, s. 586 v.d.; 21- Lem’alar, s. 453 v.d.; 22- Sözler, s. 662-3; 23- Tarihçe-i Hayat, s. 390; 24- Emirdağ Lâhikası, s. 872-3;
    DEVAM EDECEK


    Kâzım Güleçyüz
    irtibat @yeniasya.com.tr

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  3. #3
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    ‘M. Kemal’e dost olmadığım için hücum ediyorlar’
    09.12.2011
    Said Nursî: Bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal'e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir.
    “M. Kemal’e dost olmadığım için bana hücum ediyorlar” ELLE ÇOĞALTILAN 600 BİN ESER
    Böylece, “ilerleme” adına dine cephe alan yeni rejimin idarecilerinin, dinin hayatımızdaki tesirlerini tamamen silme gayretlerinin bütün hızıyla devam ettiği bir zamanda, Bediüzzaman’ın eserleri gerçek bir ihtiyaca cevap verdi. Ve onun “sürgün”e gönderildiği beldelerden başlayarak, kısa zamanda bütün yurda yayıldı. Harf inkılâbının yapıldığı bir Türkiye’de, Osmanlıca harflerle yazılan eserler elle çoğaltılarak, 600 bin gibi inanılmaz bir tiraja ulaştı.
    Eserlerin böylesine sür’atle ve yaygın bir şekilde benimsenmesi, rejimin hesaplarına hiç de uymayan bir “dinî canlanış” vakıasını ortaya çıkarınca, “tedbir” cihetine gidilmek istendi. M. Kemal’in sağlığında açılan Eskişehir mahkemesi, ardından Said Nursî’nin Kastamonu’da mecburî ikamete tâbi tutulması ve peşi sıra 1944’te açılan Denizli Mahkemesi, bu tedbirler cümlesindendi. Başlangıçta “gizli cemiyetçilik, rejimin temel nizamlarını değiştirmeye teşebbüs, tarikatçılık, dini siyasete âlet etmek” gibi ithamlarla işe girildi. Ama mahkemelerde bu iddiaların hiçbiri ispatlanamadı.

    “BEŞİNCİ ŞU”
    Ve Denizli Mahkemesine gelindiğinde, bu ithamlara, Bediüzzaman’ın “Beşinci Şu┠isimli eserinde M. Kemal için “deccal, süfyan, din yıkıcısı” dediği ve bunu “hadislerle ispatladığı” iddiası eklendi. “Beşinci Şuâ”nın hiçbir yerinde M. Kemal’in ismi geçmiyordu ve bu eser tamamen, “ahirzaman”la ilgili hadislerin izahından ibaretti. Üstelik eser, yeni Cumhuriyet rejimi kurulmazdan çok önce kaleme alınmıştı. Ama “Beşinci Şuâ”da yapılan bazı yorumlar rejimin tatbikatına tam tamına uygun düştüğü için, “işgüzar” savcılar hemen “isimlendirme”yi yapmış; eserdeki izahlarla rejimin tatbikatı arasındaki paralelliklere dikkat çekerek, iddianamelerini ona göre tanzim etmişlerdi.

    “DEHŞETLİ ADAMIN MUHABBETİ”
    Aslında Said Nursî, ahir zamanla ilgili hadisleri görüp de izahını yapamadıklarından şüpheye düşenlerin “imanını vikaye” için cumhuriyetten çok önce yazdığı bu eserini, cumhuriyet sonrasında uzun süre gizlemiş, kimseye vermemişti. Ancak ardı arkası kesilmeyen aramalar sırasında, “Beşinci Şuâ”da emniyetin eline geçmiş ve bilâhare, Bediüzzaman aleyhinde bir itham malzemesi olarak kullanılmak istenmişti. Bütün gizleme gayretlerine rağmen eserin ortaya çıkmış olmasını kader noktasından değerlendiren Said Nursî, talebelerine yazdığı mektuplardan birinde şöyle diyordu:
    “Risale-i Nur’un en mahrem parçaları, en nâmahremlerin ellerine geçmek ve en mütekebbirlerin başlarına vurmak ve en baştakilerin yanlışlarını göstermek için ‘Sırran tenevveret’ perdesinden çıktı. Şimdiye kadar mesele küçültülmek isteniyordu. Fakat nasılsa bildiler ki, mesele pek büyüktür ve ehemmiyetle celb-i dikkat ise Risale-i Nur’un parlak fütuhatına ve düşmanlarına da hayretle kendini okutmasına yol açar” 25
    Bir başka ilginç mektupta ise şu ifadeler vardı:
    “Bütün mekteplerde ve dairelerde ve halkta, o ölmüş dehşetli adamın muhabbeti telkin ediliyor. Bu hal ise, âlem-i İslâma ve istikbale pek elîm ve acı bir tesiri olacaktı. Şimdi ihtiyarımızın haricinde, onun mahiyeti ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine kat’î hüccetler gösteren ve ispat eden Risale-i Nur geçmesi, kemal-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hadisedir ki; bizler gibi binler adam hapse girse, hattâ idam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” 26

    “SEVMEMEK SUÇ MU?”
    Bediüzzaman, “Beşinci Şuâ”nın gündeme gelmesiyle beraber, M. Kemal’i ve icraatını mahkeme müdafaalarında açıkça tenkit etmeye başladı. Bilhassa Afyon Mahkemesindeki müdafaalarında bunun çokça misali vardır. İşte birkaç örnek:
    “Bir dehşetli kumandan deha ve zekâvetiyle, ordunun müsbet hasenelerini (iyiliklerini) kendine alıp ve kendinin menfî seyyielerini (kötülüklerini) o orduya vererek, o efrad adedince haseneleri, gazilikleri bire indirdiği ve seyyiesini o ordu efradına isnad ederek, onların adedince seyyieler hükmüne getirdiğinden, dehşetli bir zulüm ve hilâf-ı hakikat olmasından, ben kırk sene evvel beyan ettiğim, bir hadisin o şahsa vurduğu tokada binaen, sabık mahkemelerimizde bana hücum eden bir müddeiumumiye dedim: ‘Gerçi onu hadislerin ihbarıyla kırıyorum; fakat ordunun şerefini muhafaza ve büyük hatalardan vikaye ederim. Sen ise, bir tek dostun için, Kur’ân’ın bayraktarı ve âlem-i İslâmın kahraman bir kumandanı olan ordunun şerefini kırıyorsun ve hasenelerini hiçe indiriyorsun’ dedim. İnşaallah o müddeî insafa geldi, hatadan kurtuldu.” 27
    “Ayasofya’yı puthane ve Meşihatı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfî, kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen taraftar değiliz ve şahsımız itibarıyla amel etmiyoruz.” 28
    “Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının yadigârı olan Ayasofya Camiini puthaneye ve Meşihat Dairesini kızların lisesine çeviren bir adamı sevmemek bir suç olması imkânı var mı?” 29

    İNKILÂPLAR
    Güçlü bir hukuk temeline dayanan bu müdafaa ve tenkitlerin yanı sıra, Said Nursî, Halk Partisi ileri gelenlerini, inkılâpların meydana getirdiği tahribatı tamire dâvet etmekten de geri durmuyordu. CHP hükümetlerinde içişleri bakanlığı yapan Hilmi Uran’a, parti genel sekreterliği görevinde bulunduğu sırada ve tek parti rejiminin de sonunun yaklaştığı bir dönemde yazdığı bir mektupta şunları söylemişti:
    “Siz, şimdiye kadar gelen inkılâp kusurlarını üç-dört adamlara verip, şimdiye kadar umumî harp vesair inkılâpların icbarıyla yapılan tahribatları—hususan an’ane-i diniye hakkında—tamire çalışsanız, hem size istikbalde çok büyük bir şeref ve ahirette büyük kusurlarınıza keffaret olup, hem vatan ve millet hakkında menfaatli hizmet ederek, milliyetperver, hamiyetperver namına müstehak olursunuz.” 30
    Halk Partisi yöneticileri, bu dâvete ne yazık ki müsbet bir cevap vermediler. Aksine, “inkılâpların bekçiliği” görevini daha da hararetli bir şekilde üstlenip, tahribatlarına devam ettiler...

    M. KEMAL’E DOST OLMADIĞIM İÇİN HÜCUM EDİYORLAR
    Bediüzzaman’ın, M. Kemal’le ilgili ilginç mektuplarından biri de, Emirdağ Lâhikası’nın birinci cildinin sonunda yer alıyor. Bu mektubunda şöyle diyor:
    “Bana hücum eden garazkârların en esaslı sebebi: Mustafa Kemal’in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkârlara derim ki: Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükümetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla ‘Kur’ân’a zararlı öyle bir adam çıkacak’ dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi.
    “Evet, çok emarelerle bildik ki, bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal’e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir.” 31

    LOZAN’DAKİ PAZARLIKLAR
    Büyük Doğu dergisinden iktibas edilerek Emirdağ Lâhikası’nın ikinci cildine alınan bir bölüm de, bu çerçevede ilginçtir. Said Nursî’nin, “Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik eden bir vesika” olarak değerlendirdiği bu iktibasta, Lozan’daki gizli anlaşmalarla ilgili bilgiler vardır. Buradan da birkaç paragraf alalım:
    “İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi: ‘Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur; biz de kendisine dilediğini veririz.’
    “Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren, devlet reisini [Mustafa Kemal’i] İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima başbaşa.
    “Lozan Konferansının ikinci sahifesi: Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin bundan böyle bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı, şüpheden varestedir.
    “Lozan muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında ‘Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?’ diye yükselen itirazlara Lord Gürzon’un verdiği cevap: ‘İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.’” 32

    VE RİSÂLE-İ NUR
    Bu kısa derlemeyi, Bediüzzaman’a sorulan bir soru ve onun bu soruya verdiği cevapla bitirelim.
    “Büyük memurlardan birkaç zat benden sordular ki, ‘Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistan’a ve vilâyat-ı şarkiyeye Şeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun...’
    “Ben de onlara cevaben dedim ki: ‘Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, her birisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi olmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi.’
    “Hattâ ben hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: ‘Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıp idam-ı ebedîden necat bulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh-u canımla helâl ederim...” 33
    İşte M. Kemal ve icraatı; işte Bediüzzaman Said Nursî...

    Ankara hükûmetine böyle poz vermişti
    Ankara Hükümeti, Bediüzzaman'ın Barla sürgünündeki hâlini ve vaziyetini merak edip Nahiye Müdüründen resimli bir rapor isteyince, Bediüzzaman fotoğrafçıya bu pozu vermişti. Fotoğrafın çekiliş hadisesini, bizzat fotoğrafı çeken H. Enver Tevfik Öztürk, hatıralarında şu sözleriyle anlatıyor: “Ankara hükûmeti Bediüzzaman’ın resmini istemişti. Mevsim kıştı. Sırtına bir yorgan alarak, her zamanki heybetli hâliyle makinanın karşısında durup poz verdi.” (Son Şahitler 1.Cild s. 417)






    Dipnotlar:
    25-Şuâlar, s. 513; 26- A.g.e., 534; 27- Tarihçe-i Hayat, s. 860; 28- Age., s. 869; 29- Şuâlar, s. 678-9; 30- Emirdağ Lâhikası, s. 376-7; 31- A.g.e., s. 487; 32- A.g.e., s. 537 v.d.; 33- A.g.e., s. 39.
    SAİD NURSî HAKLI ÇIKTI

    Bediüzzaman’ın önce M. Kemal’e yazdığı, sonra milletvekilleri ile komutanlara dağıttığı on maddelik beyannamede son derece önemli mesajlar yer alıyor.
    Tarihî bir dönemeçte kaleme alınan bu metinde namaza yapılan vurgu ve akabinde tartışmanın namazda odaklanması sıradan bir hadise değil. Bu konuda sergilenen tavırlar, çok önemli bir dönüm noktasının eşiğinde, geleceği şekillendirecek tercihleri aksettiriyor.
    Dolayısıyla, namaz tartışması, aynı zamanda derin bir zihniyet mücadelesini açığa çıkarıyor.
    Bu mücadelede M. Kemal’in kendisini konumlandırdığı yer, “Din bizi geri bıraktı” diyen anlayış iken, Said Nursî tam tersini savunuyor.
    Her fırsatta tekrarladığı “Peygamberlerin doğuda, filozofların batıda gelmesi kaderin bir işaretidir” tesbitini metnin 5. maddesinde de ifade eden Bediüzzaman, sözlerini şöyle sürdürüyor:
    “Şarkı (doğuyu) ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz (uyandırdınız), fıtratına muvafık (yaratılışına uygun) bir cereyan veriniz, yoksa sa’yiniz (emeğiniz) ya hebaen (boşa) gider, veya muvakkat, sathî (geçici ve yüzeysel) kalır.” (Tarihçe-i Hayat, s. 221)
    7. maddedeki şu tesbit de aynı paralelde:
    “Âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılâpvâri bir iş görmek, İslâmiyetin desatirine (prensiplerine) inkıyad (uymak) ile olabilir, başka olamaz, hem olmamış; olmuş ise, çabuk ölüp sönmüş.”
    8. maddedeki ifadeler ise, yine bu mânâları bir başka önemli boyutuyla dikkatlere sunuyor:
    “Zaaf-ı dine (dinde zayıflamaya) sebep olan Avrupa medeniyet-i sefihanesi (ahlâksız Avrupa medeniyeti) yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur’ân’ın zaman-ı zuhuru (ortaya çıkma zamanının) geldiği bir anda, lâkaydane ve ihmalkârane müsbet (olumlu) bir iş görülmez.”
    Ve beyannamedeki son paragrafın ilk cümlesi olan “Şu inkılâb-ı azîmin (büyük değişimin) temel taşları sağlam gerek” ifadesi, aktardığımız pasajlardaki mânâ ve mesajı iyice perçinliyor.
    Aslında her biri enine boyuna irdelenip detaylı şekilde tahlil edilmesi gereken cümlelerden oluşan tarihî bir metin bu. Çok önemli bir yol ayrımında yönelinmesi gerekli doğru istikameti gösteren uyarılarla dolu bir yol haritası.
    Dikkatle üzerinde durulması gereken pek çok önemli mesaj içeriyor. Meselâ onlardan biri, saltanatın kaldırılmasını tartışma konusu bile yapmayıp, bu işlevin Meclis tarafından üstlenilmesini bir vâkıa olarak kabul etmesi. Ki bu tavır, Said Nursî’nin ta İkinci Meşrûtiyetten itibaren ortaya koyduğu, “Artık tek şahsın değil, şahs-ı manevînin öne çıkıp belirleyici olduğu bir çağdayız, zaman cemaat zamanıdır” deyip, adalet, meşveret ve hukukun üstünlüğü gibi temel değerleri vurgulayan çizgiyle de örtüşüyor.
    Bediüzzaman’ın, aynı Meclise hilâfet mânâsını deruhte etmesi yönündeki çağrısı da son derece önemli. Ama bunun yönteminin “Artık hilâfeti ben devralıyorum” gibi bir ilânat yapmak değil, İslâm şeairinin gereklerini yerine getirmek şeklinde olması gerektiğini ifade ediyor.
    Hilâfetin kaldırılmasına dair kanunda, bu misyonun Meclise devredildiği yönünde bir maddeye yer verilmiş olması, bu uyarılara o gün için itibar edildiğinin bir işareti. Ancak sonrasındaki uygulamalar ne yazık ki tam tersi yönde gelişti.
    Said Nursî’nin, “Ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeairini tahrip ediyorlar. Öyle ise, zarurî vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir” çağrısı yaptığı kadrolar, bilâhare kendi elleriyle şeairi tahribe yöneldiler.
    Cumhuriyet adı altında kurdukları tek parti diktasında ezan, mabedler, din eğitimi ve tesettür gibi İslâm şeairini hedef alan yıkıcı tasarruflar, bu yönelişin en belirgin ve çarpıcı örnekleri.
    Ama 90 yıl sonra bakıyoruz ki, bunların çoğu kalıcı olmadı. “Yapacaklarınız geçici ve sathî olur, çabuk ölüp söner” diyen Said Nursî haklı çıktı.



    YARIN: BEDİÜZZAMAN'DAN M. KEMAL'E: “NAPOLYON'U DEĞİL, SELÂHADDİN EYYUBİ'Yİ ÖRNEK AL”

    Kâzım Güleçyüz
    gulecyuzk@yahoo.com


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Niye Kuran Değil de Risale?
    By nefsinkolesi in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 490
    Son Mesaj: Dün, 23:13
  2. Risâle-i Nur Kürtçe değil Türkçe yazıldı
    By Bîçare S.V. in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.12.11, 17:24
  3. Risale-i Nur Sahabe Mesleğidir..Tarikat Değil Hakikattir
    By Ahsen Nur in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 57
    Son Mesaj: 19.03.09, 18:32
  4. Risale-i Nur Dava Değil
    By AkledenKalb in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 07.07.08, 20:22
  5. Risale Aşılmayı Değil Açılmayı Bekliyor
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.11.06, 15:55

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0