+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Müslümanlar, Kürtler ve deprem

  1. #1
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart Müslümanlar, Kürtler ve deprem

    Müslümanlar, Kürtler ve deprem
    26 Ekim 2011 Çarşamba 07:24
    İki kavmin arasına ayrılık sokacak hiç bir meseleye ‘evet’ diyemem, diyemiyorum. Birileri desin ki ‘ilkokulda ayrı bir lisan ile eğitim vermek, ayrılık getirmez’, ona da ‘tamam’ diyeyim.
    Son zamanlarda yeni bir moda başladı, ‘İslamcılar Kürt meselesine sahip çıkmıyor’ diye. Bu meselede beni de kınayanlar oldu!
    Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben İslamcı değilim, Müslümanım. İkincisi evet, ben bir Türkmen’im. Ve Müslüman Türk milletinin bekası ve îlâsı daima beni heyecanlandırmıştır. Çünkü tıpkı ‘Üstadım’ dediğim Bediuzzaman gibi ben de istikbalde yeniden hükümferma olacak Kur'an’a, Türk milletinin en ciddi şekilde hizmet edeceğine inanmışım. (Benim ‘Türk Milleti’ ifademin içinde diğer kavimlerle birlikte Kürtler de giriyor). Esasında Risale-i Nur gibi Kuran’ın bu çağa bakan tefsirinin Türkçe ile yazılmış olması dahi buna bir işarettir.
    Amma hiçbir zaman ölçüm ‘kavmiyetçilik’ olmamıştır, olmaz da inşallah! Kuran “üstünlük takva iledir” derken hangi Müslüman, ‘bir diğerini yutmakla beslenmek olan ırkçılığı’ serişte edebilir ki? Öyle biri ya ahmaktır ya da İslamiyetlinde araz vardır!
    Tabii ki herkesin hakkı olduğu gibi benim de kavmimi sevmem hakımdır. Ve dahi Kürt, Çerkez ve Arab’ın da hakkıdır ki kavmini sevsin! Kendi kavmini seviyor diye herhangi bir Kürde de antipatim olmadı hiç bir dönemde… Yeter ki o İslam’a antipati duymuyor olsun!
    Nasıl olabilir ki, ben Kürtlerin içinde doğdum. Nenem Kürt’tü. Kürtçeyi Türkçe ile birlikte konuştum. İlkokul’da, hocamızın, (Köy Enstitüleri’nden mezun bir öğretmendi, ismini vermeyeyim) evde niçin Kürtçe konuşuyorsunuz diye çocukları nasıl sıra dayağından geçirildiğini bizzat görmüş bir insanım. Dolayısıyla Kürtlerin ıstırabına bigâne kalmam imkânsızdır.
    İkincisi; bir mümin ve Müslüman olarak, İslam’a dâhil olduktan itibaren daima İslam’ın ‘makul olan ana aksı’ etrafında hareket etmeyi bilmiş, sadakatle İslam’a hizmet etmiş, İslam’ın aslî halklarından biri olan Kürtlere karşı hakikaten her daim Müslümanlığımdan kaynaklanan bilinçli bir muhabbetim olmuştur. Emevilerin siyasi takibatından kaçan Ehli Beyt’in büyük ekseriyetine onlar kucak açtı. Abbasilerden itibaren daima İslam hilafetinin ve birlikteliğin yanında yer aldılar. Müslümanlar arasında bugüne kadar onların sebebiyet verdikleri bir niza çıkmamıştır. Bugün dahi, eğer bir İslam birlikteliği olacaksa en çok onların hizmet edeceğine inanmışım (Çünkü her ülkede varlar).
    Selçuklu döneminde, Selçuklular ile birlikte hareket ettiler. Osmanlılara bağlılıklarını bildirmeleri Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar. Safevilerin Osmanlıyı arkadan sarıp çökertmeyi ön gören Şii kuşatmasına karşı, Osmanlı’nın yanında yer aldılar. 25 Kürt beyinden 24’ü ehli sünnet çerçevesinde Osmanlı ile birlikte hareket ettiler. O tarihten sonra da Ermeniler ve Süryaniler gibi onlar da hiçbir zaman ihanete yönelmediler. (Ermeniler, Rusya’nın kışkırtmasıyla ayaklanmaya ve Osmanlıyı içinden vurmaya kalkıştıkları zamanlarda bile Türk devleti adına mağdur olanlar Kürtlerdi.)
    Osmanlı idarecileri nezdinde ‘necip millet’ diye saygı gören Araplar bile İngilizlerin oyununa gelip Osmanlıya ihanet etmelerine rağmen, Kürtler, siyasi kaderlerini Türklerle beraberliğe bağladılar. Lozan’da Kürtlerin ‘azınlık’ statüsü içine sokulmasına karşı çıktılar. Ondan önce de Bediuzzaman, Türklerden bağımsız hareket etmeyi gündeme getiren bir iki aşiret reisine “Emin olunuz biz Kürtler başkalarına benzemiyoruz. Yakinen biliyoruz ki, içtimai hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder.” diyerek onların taleplerini geri çevirmiştir. (Münazarat)
    Dolayısıyla bu güzel insanların ıstırabına bigâne kalmak imkânsızdır. Ancak, şu meselenin bir takım ateistlerin ve dine lakayt kimselerin eline geçmiş olmasından dolayı, Müslümanlar işe nereden müdahil olunacağı konusunda tereddütler yaşadılar.
    Üçüncüsü de esasında Kürtlerin ıstırap çektiği aynı zamanlarda, onlara sahip çıkabilecek Müslüman Türk unsur da kendi derdine düşmüştü. Istırapta ve acıda eşit durumda idik! Dolayısıyla Müslümanların Kürtlerin ıstırabına kayıtsız kaldığı büyük bir iftiradır. Tıpkı, devlet tarafından yapılmış bir kısım yanlışlıkların Türk milletinin boynuna atılması gibi bir iftira!
    Şimdi de meseleye çözüm arayanlar yine Müslümanlardır. Daha yakında Risale Akademi, “Münazarat Ekseninde Milliyet ve Demokrasi” konulu bir konferans düzenledi ve ön görülen tedbirler hükümete sunuldu. Bugüne kadar tüm İslamcı yazarlar meseleye dair çözümler sundular ama hükümetler onları kale almadığı gibi fikirlerini de sormadı. Çünkü şu meselede fikir söyleme hakkı, bugüne kadar hep ‘Beyaz Türkler’in uhdesinde idi. Onların da çözüm önerileri; Müslümanları dizgin altına almak, Kürt meselesini de silahla çözmek yönünde idi. Yani zaten Müslümanları dinleyen de yoktu!
    Kendi özelime gelince… Bana yöneltebilecekleri tek eleştiri, eğitim konusundaki bir “istisna”m sebebiyle olabilir. O da İlkokul seviyesinde ayrı lisanlarda ‘eğitim’ verilmesine karşı olmamdır. ‘Kürtçe öğretilmesin!’ demiyorum, ‘okullar açılmasın’ demiyorum. ‘Kürtçe televizyon, üniversite hatta gerekiyorsa kendi milli hassasiyetleri çerçevesine farklı bir yönetimleri olmasın’ da demiyorum. Sadece diyorum ki “İlkokulda eğitim dili Türkçe olsun!”. Sonra ne yapıyorsanız yapın! Irki kaygılarla da söylemiyorum. Bana diyorlar ki ‘Fransızca ve İngilizce öğretiliyor da Kürtçe niye olmasın?’
    Bu tamamen batıl bir kıyastır. Akıl sahibi herkes bunun boyutlarını bilir. Burada İngilizce öğreterek bir ‘ayrılık’ var edemezsiniz ama Kürtçe eğitim verirseniz, en fazla bir iki nesil sonra bu topraklar ayrışmaya başlar ve beyliklere bölünür. Değil bir Türk, samimi bir Kürt dahi bunu istemez sanıyorum.
    Bu konudaki hassasiyetim de yine İslam ittihadı içindir. Şu iki kavim birbirine düşse, diğer kavimlerin bizi toplayabilme kabiliyeti yoktur. Dolayısıyla bu iki kavmin arasına ayrılık sokacak hiç bir meseleye ‘evet’ diyemem diyemiyorum. Birileri –mesela Bediüzzaman'ın has talebeleri- desin ki ‘ilkokulda ayrı bir lisan ile eğitim vermek, ayrılık getirmez’, ona da ‘tamam’ diyeyim. Ama mümkün değil!
    DEPREM
    Zilzal (Deprem) Suresi gösteriyor ki yer küre, asla tesadüfen ve ilahi iradenin haricinde hareket etmiyor. Aksine, hareket ve zelzelesinde vahy ve ilhama mazhar olarak tamamen emir tahtında depreniyor. Bâzan da titriyor. Yani, fay hatlarının nerede ne zaman depreşeceği, nerede ne zaman kırılacağı izn-i ilahi iledir.
    Elbette her fiziki hadisenin fiziken izah edilebilecek sayısız sebepleri vardır. Ama bu, o hadiseyi, Allah’ın iradesi haricine çıkarmaz! Biz tam anmasak da Cenab-ı Hakkın adil-i mutlak olduğuna inanan Müslümanlar olarak başımıza gelenleri birer ‘hak ediş’ biliriz. Bu hak ediş de ya maddi ihmalkârlıklarımızdan veya ahlaki erozyonumuzdan dolayıdır! Çünkü biliyoruz ki umumî belalar umumî hatalara terettüp eder.
    Ancak, bu böyledir diye, şu ıstıraba bigane kalmamız düşünülemez. Zira bu bir hak ediş olsa bile musibet gelip çatı mı insan kefaretini ödemiş olur ve masum hale geçer. Deprem böyle bir musibettir. Öyle olduğu için de depremde ölenler şehid sayılmıştır. Allah cümlesininrahmet eylesin. Rabbim mağduriyetlerini iki cihan saadetiyle telafi etsin.
    Peygamberimiz (SAV), bir Hadisinde ‘Eş-şehîdu hamsun: El-Harîku, el-Garîku, El-Mabtunu, El-Mat’ûnu ve sahibu’l-hedm’ diye buyuruyor. (Manen şehid olanlar beş sınıftır: Yanarak ölenler, suda boğularak ölenler, karın hastalıklarından ölenler, bulaşıcı hastalıklarla ölenler ve depremde ölenler…) Dolayısıyla şu afette hayatını kaybedenler, bir Müslüman nazarında en yüksek makama çıkmışlardır ki, eğer inanıyorlarsa sorgu sual görmeden cennete gireceklerdir. Cennet-cehennem kaygısı olmayanlar için dahi şu sonuç bir merhamettir ki belki onları cehennem-i ebediden kurtaracaktır.
    Bu tür musibetlerin, o afette hayatını kaybedenler için nasıl bir rahmet olabileceğini, inançsızlar akılarına sığdıramadıkları için, şu hadiseleri ‘acımasız, adaletsiz’ bir kıyım gibi görüyorlar ve sonra da dönüp sitem oklarını Rabbi Rahim’e yöneltiyorlar. Onun içindeki rahmeti göremiyorlar.
    Yine bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz (SAV) “Yeryüzünden ilk kaldırılacak rahmet taun, ilk kaldırılacak nimet baldır’ buyurmuş. Taunu, ‘bulaşıcı hastalığı) rahmet diye anmış. Çünkü öyle takat yetirilemeyen hadiselerde hayatını kaybedenlere büyük mükâfat vardır. Ahret kazancından bi haber olanlar bunu nasıl anlasın?
    Elbette işini yanlış yapanlar, çürük binaları inşa edenler, onlara sağlam raporu verenler, üç kattan ziyade olmaması gereken yerlere rüşvet karşılığı 5-6 kat izni verenler, müstahak oldukları cezaya çarptırılacaklar. Hem sanmasınlar ki bu cezaları sadece ahrette verilecek. Burada dahi, insanların hayatıyla oynayanlar, insanların hakkına tecavüz edenler muhakkak belalarını görecekler ve haklarıdır ki görsünler.
    En küçük bir depremde bile sayısız evlerimizin yıkılması, bilhassa devlet onayını almış yurt, hastane ve okulların her şeyden önce yıkılması siyasi ve sosyal ahlakımızı göstermesi bakımından dikkatle tespit edilmesi gerekir. Ben bu hali İslamiyet ve Kuran ümmetine yakıştıramıyorum.
    Japonların şehirleri 9 şiddetindeki depremlere bile dayanıyorken, Müslümanların evlerinin en küçük sarsıntıda yıkılıyor olması, asıl utanmamız gereken, kendimizi sorgulamamız gereken husustur!
    Neden sağlamlığı vurgulamak için ‘Müslüman işi’ demeyiz de ‘gavur işi’ gibi sağlam deriz. Müslüman’ın daha sağlam iş yapması gerekmez mi?
    Acaba her depremde altta kalan -inşallah Allah can kayıplarını cennetle telafi eder- masumlara mı yanmak gerekiyor, yoksa her seferinde İslam’ın ve Kuran’ın şerefini, itibarını, izzetini ayaklar altına düşüren, düşmesine sebep olan idarecilerimize mi yanmak gerekiyor?
    Bu nasıl bir zihniyet ki, deprem arazisi üstüne o çürük binaların yapılmasına izin veriyor? Bu nasıl bir şehircilik anlayışı ki, her depremde bizi âleme rüsvay ediyor?
    Bu nasıl bir adalettir ki, ona sebebiyet verenlerin yakasına yapışmıyor?
    Bu nasıl bir siyasi iradedir ki, depreme hazırlık deyince sadece enkaz altında kalanları kurtarmayı marifet sanıyor. Beni kahreden asıl meseleler bunlar.
    Böyle çarık çürük zihniyetlerle, ufuksuz siyasetlerle, temelsiz kişiliklerle, Kuran’a yakışmayan İslamiyetlerle nereye varacağız ve nasıl yeniden bir medeniyet inşa edeceğiz bilmiyorum!
    Haber7

  2. #2
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Said Nursi gizli bölmeden Risaleleri ulaştırdı
    26 Ekim 2011 / 06:21
    Bu zulme karşı Üstad’ın kahraman talebeleri, Allah’ın izniyle zekice bir çare buldular

    Ömer Özcan’ın haberi:
    RİSALEHABER-Hasan Hüseyin Ateş, Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ’da kaldığı evin dükkân komşusudur. 1929 senesinde Emirdağ’da doğmuş olup, 20 Ekim 2006 tarihinde yine Emirdağ’da vefat etmiştir. Hasan Hüseyin Ateş ağabeyimizi vefatının 5. Yılında rahmetle anıyoruz…
    BEDİÜZZAMAN'IN TALEBELERİNDEN ZEKİCE BİR ÇARE BULDU
    Son Şahitlerden Hasan Hüseyin Ateş anlatıyor:
    Emirdağ’da, çok ağır baskılarla, tek başına tecrit altında bırakılan Bediüzzaman Hazretlerinin kapısı, içerden ve dışarıdan kilitlidir.
    Kapısının önünde de devamlı olarak sivil polisler beklemektedir. Bu bekleme hâdisesi Emirdağ Lâhikasında da geçer. “sabaha kadar bir bekçi o bedbahtın emriyle kapımı bekliyordu.” (Emirdağ L. 264)
    Böylece, Bediüzzaman’ın, resmen, sevgili talebeleriyle ve hayatımın gayesi dediği Risaleleri ile irtibatının kesilmesi istenmektedir. Görünüşte de bu başarılmıştır…
    Fakat heyhat!
    Bunlar boşuna ve faydasız inzibatî tertiplerdir, çünkü Allah onunla beraberdir… Hz. Üstad’ın kahraman talebeleri, Allah’ın izniyle zekice bir çare bulmuşlardır bu zulme karşı.
    Şöyle ki; ağabeylerin tedbiriyle, Hz. Üstad’ın üst kattaki evinin merdineni ile dükkân arasındaki duvardan birkaç ker*** çekilerek bu iş halledilmiştir… Yoldan üste ahşap merdivenle inilip çıkılırdı. Dükkânda yapağı yani yün boyama işi yapılmaktadır. Görünüşte yün dolu heybelerinde, yazdıkları risaleleri de getiren ağabeyler, Hz. Üstad’ın tashihinden birkaç gün sonra aynı delikten geri alıp heybeleriyle dışarı çıkarmaktadırlar.
    (Said Nursi'nin Emirdağ'da gözetim altında kaldığı evin 1969 tarihindeki resmi.)
    Karanlığa gömdük, dört duvar arasına hapsettik dedikleri Bediüzzaman, eserlerini o delikten dünyaya neşretmeye devam etmiştir… (Ömer Özcan Ağabeyler Anlatıyor–5/Yayına hazırlanıyor)

  3. #3
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    İnsanlar musibette benimle teselli olacak
    26 Ekim 2011 / 05:38
    Günün Hadis-i Şerifi...

    Bismillahirrahmanirrahim
    Sehl bin Sâd (r.a.) rivayet ediyor. Resulullah (sav) buyurdular ki:
    Benden sonra insanlar başlarına bir musibet geldiğinde, birbirlerini, benim dünyadan ayrılışımla teselli edecekler.
    Camiussağir [4:126, Hadîs No: 4764]

  4. #4
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Rabbimiz bize katından rahmet bahşet
    26 Ekim 2011 / 05:01
    Günün Ayet-i Kerime meali...

    Bismillahirrahmanirrahim
    Cenab-ı Hak (c.c), Âl-i İmran Sûresi 8. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
    "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."

  5. #5
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Her olay ya bizzat ya neticesi ile güzeldir
    26 Ekim 2011 / 00:01
    Günlük Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    اَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُ (1 âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:
    Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki herşey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. Ezcümle:
    Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış.
    Ve güz mevsiminin haşin tahribatı, hazin firak perdeleri arkasında, tecelliyât-ı celâliye-i Sübhâniyenin mazharı olan kış hadiselerinin tazyikinden ve tâzibinden muhafaza etmek için, nazdar çiçeklerin dostları olan nazenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nazenin, taze, güzel bir bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşvünemasız kalan birçok istidat çekirdekleri, zahiri çirkin görünen hadiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılâplar ve küllî tahavvüller birer mânevî yağmurdur.
    Fakat insan, hem zahirperest, hem hodgâm olduğundan, zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle, yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki, eşyanın insana ait gayesi bir ise, Sâniinin esmâsına ait binlerdir. Meselâ, kudret-i fâtıranın büyük mu’cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, mânâsız telâkki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar. Meselâ, atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki, serçe kuşunun istidadı, o taslitle inkişaf eder. Meselâ, “kar“ı pek bâridâne ve tatsız telâkki ederler. Halbuki, o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez.
    Hem insan, hodgâmlık ve zahirperestliğiyle beraber, herşeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme ettiğinden, pek çok mahz-ı edebî olan şeyleri hilâf-ı edep zanneder. Meselâ, alet-i tenasül-ü insan, insan nazarında bahsi hacâlet-âverdir. Fakat şu perde-i hacâlet, insana bakan yüzdedir. Yoksa, hilkate, san’ata ve gayât-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edeptir, hacâlet ona hiç temas etmez.
    İşte, menba-ı edep olan Kur’ân-ı Hakîmin bazı tâbirâtı bu yüzler ve perdelere göredir. Nasıl ki, bize görünen çirkin mahlûkların ve hadiselerin zahirî yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san’at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâniine bakar; ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar; ve pek çok zahirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitabet-i kudsiyedir. (Sözler, On Sekizinci Söz)
    (1) “O [Allah] herşeyi en güzel şekilde yarattı.” Secde Sûresi, 32:7.
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    alet-i tenasül-ü insan : insanın üreme organı
    ayn-ı edep : edebin tâ kendisi
    bârid : soğuk
    bâridâne : soğukça
    esmâ : isimler
    eşya : şeyler, varlıklar
    gayât-ı fıtrat : yaratılış gayeleri
    hacâlet : utanç
    hacâlet-âver : utanç verici
    hararetli : sıcak
    hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilâf-ı edep : edebe aykırı
    hilkat : yaratılış
    hodgâm : kendi keyfini düşünen, bencil
    ihzar : hazırlama
    inkılâp : değişim, dönüşüm
    inkişaf : açılma, gelişme
    intizamsızlık : düzensizlik
    istidat : kabiliyet, yetenek
    kitabet-i kudsiye : kutsal yazılımlar, yazılar
    kudret-i fâtıra : yaratıcı kudret
    Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    küllî : büyük, genel
    mahlûk : yaratık
    mahz-ı edebî : edebin tâ kendisi
    mânâsız : anlamsız
    mazhar : görünme yeri
    menba-ı edep : edep kaynağı
    muhakeme : değerlendirme
    muntazam : düzenli
    muzır : zararlı
    mücehhez : cihazlanmış, donanmış
    nazar : bakış, düşünce
    nazdar : nazlı, cilveli
    nazenin : ince, nazik, nazlı
    neşvünema : büyüyüp gelişme
    perde-i hacâlet : utanç perdesi
    rahmet : şefkat, merhamet
    Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    şer : kötü
    tâbirât : tabirler, ifadeler
    tahavvül : değişim, başkalaşma
    taslit : musallat olma, sataşma
    tâzib : azap, eziyet
    tazyik : baskı
    telâkki etmek : kabul etmek
    terhis : vazifeye son verme
    vazife-i hayat : hayat vazifesi
    zahir : dış görünüş
    zahiren : görünüş itibariyle
    zahiri : görünürde
    zahirperest : dış görünüşe önem veren
    zahirperestlik : dış görünüşe önem verme
    zelzele : deprem, sarsıntı

  6. #6
    Dost saideyn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2011
    Mesajlar
    31

    Standart

    na yiğido ? madem okadar ırkçılıktan kaçıyorsun,herbiri Allah'ın ayrı ayrı bir ayeti olan kavimlerden biri olan kürd kavmini nedan türk milleti içinde sayıyorsun hey iki yüzlü,hem kavmiyetçi değilim de hem biri demişti ya her erzurumlu turancıdır bende erzurumluyum...sende diyorsunki herkes gibi kavmimi sevmem benim hakkım,dilimle eğitim görmek hakkım ve türk milleti ,içinde kürdüde sayarsın,ilköğretimde anadilde eğitimi bir bölünme diye kuşkulanırsın ,o melun ingilizlerin sana çizdiği ve dayattığı kanunları canla başla kucaklarsın.... bu ne lahana bu ne perhiz turşusu.Akşama kadar alnını secdeden kaldırma sarığının kenarında fare leşi,elbisende domuz kanı (ırkçılık)varsa ibadetin battaldır. Cenab-ı Hak (cc) hepimizi bu tip hastalıklardan korusun bence doğru bir şekilde risale okumuyoruz.yada doğru bir risale okumuyoruz.slm.alkm.Allah hepimizi af etsin eğer gerçekten ırkı duygularımıza mağlup olursak hakka bakan göümüz körleşir vesselam.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Deprem korkusu
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.11, 10:02
  2. Ömer Bin Abduaziz Ve Deprem
    By Şahide in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.11.11, 19:10
  3. Deprem Anı
    By terennüm in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 25.10.09, 21:33
  4. İlahi ikaz Deprem
    By Beste-i Rana in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 03.09.08, 21:16
  5. Deprem Anında!!!
    By serab in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.09.07, 20:45

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0