Said Nursi ömür boyu kendi siyasetini izledi
10 Eylül 2011 / 07:27
Yazar Cemil Paslı, 'Bediüzzaman Said Nursî, İttihad-ı İslâmı savundu' dedi

Konya Aydınlar Ocağında Bediüzzamanın Siyasi Mücadelesini anlatan yazar Cemil Paslı, 'Bediüzzaman Said Nursî, İttihad-ı İslâmı savundu' dedi
Konya Aydınlar Ocağı’nın Salı Sohbetleri’nde, Bediüzzaman Said Nursî’nin Siyasi Mücadelesi anlatıldı. Sille Kültür Evi’nde gerçekleştirilen sohbete konuşmacı olarak katılan araştırmacı-yazar Cemil Paslı, “Bediüzzaman ömrü boyunca kendi siyasetini izleyerek devamlı sivil inisiyatifin yanında yer almıştır. Resmi hareketin yanında bulunmamıştır” dedi.
Bediüzzaman Said Nursî'nin, tarihçiler tarafından “93 Harbi” olarak adlandırılan 1878 Osmanlı-Rus Savaşının olduğu yılda Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünde doğduğunu ve ilk eğitimini ağabeyi Molla Abdullah’tan aldığını söyleyen yazar Cemil Paslı, “Tağ köyündeki medresede öğretim hayatına küçük yaşta başladı. Tahsil hayatı boyunca, birçok medresede kısa sürelerde bulunarak ders aldı. Bu süre zarfında medrese eğitiminin temeli olan sarf ve nahiv kitaplarını “İzhar"a kadar okudu. Sonunda, Doğubayazıt'ta bulunan Şeyh Mehmet Celâlî'nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördü” dedi.
Said Nursî'nin genç yaşta ulaştığı ilim seviyesinin herkesi hayrete düşürdüğünü ve zeki olması, anlaşılması en zor konuları bile kolaylıkla kavraması itibariyle şarktaki âlimler tarafından kendisine “Bediüzzaman (zamanın eşsizi)” dediklerini ifade eden Paslı, Bediüzzaman’ın fikir ve düşünce hayatı ile mücadelesini yaptığı hedefleri arasında “İman, İttihad-ı İslam, Medresetüzzehra ve Müsbet Hareket” olduğuna dikkati çekti.
Van’da on yıl kalan Bediüzzaman’ın 29 yaşında iken hayatında en büyük değişikliğin gazetelerin birinde, İngiltere'nin Sömürgeler Bakanı Gladstone'un Avam Kamarasında yaptığı konuşmayı okuduğunda yaşandığını kaydeden Paslı, konuyu şu sözlerle dile getirdi: “Gladstone, elinde bir Kur'ân-ı Kerîm'le kürsüye gelerek, “Bu Kur'ân Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur'ân'ı sukut ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” diyordu.
Bu söz Said Nursî'nin dünyasında fırtınalar kopardı. Belki de, hayatının en önemli kararını vermesine yol açtı. Gladstone'un sözüne karşılık, “Ben de Kur'ân'ın sönmez ve söndürülemez ebedî bir güneş gibi mu'cize olduğunu dünyaya ilân edeceğim” diyen Bediüzzaman, hayatının diğer bir gayesi olarak, “Kur'ân'ın bu asra bakan manevî mu'cizesini insanlara ispat ederek gösterme kararı"nı aldı.”
Bediüzzaman’ın 1907’de İstanbul’a geldiğini ve Fatih’teki Şekerci Han’da kaldığı odasının kapısına, “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz” diye bir levha astığını belirten Paslı, ikinsi Said döneminin böylece başladığını ifade etti. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edildiğini ve Said Nursî’nin bunu ilk zamanlar desteklediğini ve İttihat Terakki’yle aralarının açılmasıyla birlikte siyasi mücadelesinde önemli değişiklikler görüldüğünü kaydeden Paslı, “Bediüzzaman Said Nursî, İstanbul'da çok hareketli bir siyasî hayat yaşıyor, cemiyetlere üye oluyor, gazetelere makale yazıyor, konferanslara ve toplantılara katılıyor, kendisine yakın bulduğu topluluklara nasihat ediyordu” dedi.
Said Nursî’nin eğitimde en büyük hedefi olan Medresetüzzehra’nın temelinin, 1913 yılının yaz aylarında Van Valisi Tahir Paşa ve diğer resmî görevlilerin katıldığı bir merasimle Van Gölü kıyısındaki Artemit'te atıldını, ancak I. Dünya Savaşının başlaması sebebiyle projenin ertelenmesine sebep olduğuna değinen Paslı, Said Nursî’nin de talebeleriyle birlikte Doğu Milis Teşkilâtını kurduğunu ve Van-Bitlis cephesinde gönüllü alay komutanı olarak Ermeniler ve Ruslara karşı savaştığını kaydetti.
Ankara’ya 42 yaşında gelen Bediüzzaman’ın 10 maddelik bir beyanname yayınladığını bunu Meclis Kürsüsünden okuduğunu belirten yazar Paslı, sürgün ve hapishane hayatlarından sonra Bediüzzaman Said Nursî’nin siyasete bakış açısını “Eüzübilla şeytane siyase” sözüyle ortaya koyduğunu ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: Bediüzzaman, ömrü boyunca politikadan uzaklaşarak kendi siyasetini izlemiştir. Maddi ve manevi hiçbir ücreti kabul etmemiştir. Kur’an ve tevhidi İslam direğinin ana temeli olarak kabul ederek o temel üzerine bina kurmak için çaba göstermiştir. Bediüzzaman devamlı sivil inisiyatifin yanında yer alarak resmi hareketin yanında bulunmamıştır.”
Merhaba Haber