BÜYÜK İSKENDER bir gün filozof Diyojen’e ‘Hayata yeniden gelseydim Diyojen olmak isterdim’ der. Diyojen dönüp; ‘Neden şimdi olmuyorsun da, ikinci kez dünyaya gelmeyi bekliyorsun?’ diye sorunca, İskender: ‘Ama benim daha fethedecek ülkelerim var’ diye cevap verir.


Kariyer ve ekonomik özgürlük kandırmacası altındaki günümüz insanı için dünyevî kariyer planları çok küçük yaşta başlıyor artık. Kariyer kelimesi, Latince yarışmak anlamına gelen ‘carrera’dan türeyen bir kelime. Günümüz kariyer dünyası sürekli yarışmaktan dinlenmeye vakit bırakmıyor insana. İş dünyası, araç olmaktan çıkıp amaç olmaya doğru yol aldıkça, insanlığın uhrevî meseleleri tefekkür etme, ruhunu tatile çıkarma imkânı kalmıyor maalesef.


Yakın zamanda Barla Kabristanı’nı ziyaret etme imkânım oldu. Ebedî gençliğin taht kurduğu mezarlıklarda dünyanın ayrılık estiğini hissediyorsunuz. Dünyevî kariyer hikâyelerinin anlamsızlığı daha bir çarpıyor gözünüze. İnsan ölümünden sonra, farklı mânâlarla yaşamaya devam ediyor aslında. İşte Barla Kabristanı'ndaki Isparta kahramanları... Fani hayatları sona erse de, hizmetleriyle hâlâ hayattarlar. Zira onlar dünyevî kariyeri değil, uhrevî kariyeri yani Allah’ın rızasını kazanmayı tercih ettiler. Dünyalarının sıkıntıya girmesi pahasına, uhrevî olan hizmetler için koşuşturdular. Risâlelerin ilk telif edildiği mekânlarda, o zor zamanlarda Bediüzzaman’ın yanında yer alıp, kıyamete kadar devam edecek olan hizmetin ilk bayraktarları oldular.


Onlar vazifelerini en güzel şekilde tamamlayıp bu dünyadan göçtüler. Şimdi birçoğu, sonsuz bir sükûn ve huzur içerisinde Barla Kabristanı'nda birbirlerine komşu halde mahşer sabahını beklemekteler. İşte Muhacir Hafız Ahmed, Marangoz Mustafa Çavuş, Sıddık Süleyman, Şamlı Hafız Tevfik, Şem’i Güneş, Bayram Yüksel ve daha nice kahramanlar...


Barla Kabristanı'ndan dönüşte, 3-5 kasadan müteşekkil, üzerinde manav yazan bir yer ilişiyor gözüme. Başında 9-10 yaşlarında bir çocuk. Sebze meyvelerin fiyatını öğrenip, ‘Pahalı satıyorsun ama’ diye takılıyorum. Aldığım cevap Üstad’a Çam Dağı'nda misafir iken ikram-ı İlâhî olarak gönderilen ekmek için ‘Acaba helâl midir?’ diyen ve bu sözü üzerine adı Mübarek Süleyman’a çıkan zatı hatırlatıyor: ‘İleride ağacın altında daha ucuza veriyorlar ağabey’. Demek ki Mübarek Süleyman’ın torunları hâlâ Barla’da aynı safiyetle varlar. Sürekli kazanmak ve hırs üzerine kurulan, ‘cin gibi’ olmanın ‘melek gibi’ olmaya tercih edildiği hayat anlayışının aksine, tevekkül içinde saf ve mütevazî hayatlarından memnun, vicdanları bozulmamış, tertemiz yaşıyorlar.

Düşünüyorum da, bizler de kendisini kandıran Büyük İskender gibi miyiz acaba? Nefis hep dünyaya çağırırken, dünyevî kariyer peşinde koşturup dururken, kalbimizin bir tarafında, Isparta kahramanlarına arkadaş olma arzusu duyuyoruz belki. Ama bizim daha fethedecek çok dünyevî meselelerimiz var. Şu evi bir alayım, şu arabanın da borcu bitsin, hele çocuklar da büyüsün, hele bir emekli olalım da, vs... Günün birinde, belki vakit kalırsa uhrevî kariyer için de çok uğraşacağızdır.


Oysa o vakit hiç gelmeyecektir. Şeytanın yarınları bitmez. Günün birinde bir ayrılık rüzgârı eser. Üstünde gezdiğimiz toprağın altında buluruz kendimizi. Ve o zaman kim bilir planladığımız hangi işlerimiz yarım kalır?

Isparta kahramanlarına arkadaş olmak istiyorsak, ihlâsa, uhuvvete, iktisada, kanaate, tevekküle riayet etmeliyiz. Yani dünyevî kariyer yerine uhrevî kariyeri, dünyevîleşme yerine uhrevîleşmeyi tercih etmeliyiz.
İkinci kez dünyaya gelme şansımız yok... Kabir bizi çağırıyor.


Ve Isparta kahramanlarına arkadaş olma fırsatı bizi bekliyor.


Hasan YÜKSELTEN