Mu’cizeli (tevafuklu) Kur’ân Mısır’da da basıldı

İKİ sene arayla Mısır’a iki seyahat yapmıştık. Bunların ilkinde; El Ezher hocalarından Prof. Muhammed Ebu Leyla ve Ayn-şems Üniversitesi hocalarından Prof. Safsafi ile röportaj yapmıştık. Bilâhare Türkiye’ye gelince bu röportajlar gazetemiz Yeni Asya’da yayınlanmıştı.
Kategori : Risale-i Nur Yorum Sayısı : 2 Okunma : 228 Tarih : 14 Ocak 2010, 08:41
Bu yaz yaptığımız son seyahatimizde ise Sözler Neşriyat Müdürü Abdülkerim Baybara ile bir röportaj yaptık. Kahire’ye her iki gelişimizde de, Risâle-i Nur hizmetleriyle alâkalı Sözler Neşriyattaki arkadaşlarla irtibatımız oldu. Onlarla beraber, Arapça ve Türkçe yapılan Nur sohbetlerinde beraber bulunduk. Arkadaşlarımız sağ olsunlar orada güzel hizmetlerde bulunuyorlar. Talebelerin kaldığı evlerde; Türkiye, Mısır, Azerbaycan, Malezya, Endonezya, Afrika kıt'asının bazı devletleri olmak üzere bir çok yerden oraya tahsil için gelen gençler gördük. Ayrıca, bizim bulunamadığımız, Endonezya ve Malezya lisanlarıyla da sohbetler yapılıyordu. Orada çoğu, hem El Ezher'de tahsil yapıp, hem de Sözler Neşriyat merkezinde Risâle-i Nur hizmetleriyle meşgul oluyorlar. Hele, o Afrika’nın tam siyahî bölgelerinden gelen gençler bir acaipti. Fildişi Cumhuriyetinden oraya, Risâle-i Nurları öğrenip, memleketlerinde insanlara anlatmak için gelmişlerdi. Bunlardan; Ali ve Zekeriya ile de beraber sohbet ettik.
Tabiî, asıl sohbeti de, (yukarıda da bahsettiğim gibi) Sözler Neşriyatın oradaki müdürü Abdülkerim Baybara ile yaptık. Abdülkerim kardeşimiz bize çok güzel şeyler anlattı, biz de not ettik. En güzel şey de, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin tensibi ve tarif ettiği ölçüler içinde yazılan tevafuklu Kur’ân-ı Kerim’in Kahire’de basılması oldu. Epey zamandır uğraşılan bu güzel hadise biz oradayken neticelendi ve hatta belki de, basılan o Kur’ân’ı, Türkiye’den ilk defa görmek bize nasib oldu.
Abdülkerim Baybara ile yaptığımız sohbetimizi sizlere de takdim ediyoruz:
Yeni Asya gazetesi vasıtasıyla, Risâle-i Nur Talebelerine, Mısır’daki hizmetlerin geçmişini anlatır mısınız?
Mısır’daki Risâle-i Nur hizmeti ve neşriyatı çok uzun senelere dayanıyor. Üstad Hazretleri 1949’da, Emirdağlı Hacı Ali Kılıncalp Ağabey vasıtasıyla Risâle-i Nurları o zamanki El-Ezher doktorlarından (şeyhlerinden) Hüseyin Hıdır’a gönderiyor. Böylece Risâle-i Nurlar, bu Hacı Ali Ağabey vasıtasıyla Mısır’a ilk defa girmiş oluyor. Ezher’in kütüphanesine de Risâleler ilk o zaman konuluyor. Sudan’da bir imama Risâle-i Nurlardan söz edilince, “Bende 1955’ten beri ‘Asa-yı Musa’ var. O günden bugüne okurum” diyor. O yıllarda Yemen’e yerleşmiş Diyarbakırlı bir zat, “Bende Üstadın gönderdiği Asa-yı Musa bulunuyor” diye cevap veriyor.
Başka bir zâtın Üstadın 1950’li yıllarda gönderdiği, kardeşi Abdülmecid Nursî tarafından tercüme edilen “Zülfikâr”ı getirip gösterdiğini söylüyor. Risâle-i Nurlar İslâm dünyasında büyük bir revaçla tanınmaya başladı. Yıllar önce atılan Nur tohumları meyvelerini vermekte, bir bir ortaya çıkmaktadır.
22 Mayıs 2001’de Mehmet Fırıncı Ağabeyle Risâle-i Nurların âlem-i İslâmda gelişmesini görüştüğümüzde, 1955’te Üstad Isparta’da iken, İşârâtü’l-İ’câz’la, İnebolu’da teksir makinesiyle çoğaltılmış Mesnevî-i Nûriye’leri, Amerika dahil 44 İslâm ülkesine gönderdiğini söylemişti. 1958’de de Abdullah Yeğin Ağabey Urfa’dayken yine Üstadın emriyle Risâleler Salih Özcan vasıtasıyla İslâm ülkelerine ve Şam’a postalanmış.
Risâle-i Nurlar İslâm ülkelerinde bugünlerde daha bir parlamaya başladı. Mısır’da, Cezayir’de, Libya’da Risâle-i Nurlarla ilgili 20 kadarı Mısır’da olmak üzere 30’a yakın doktora tezi hazırlanmakta, Ezher'de İşârâtü’l-İ’câz yüksek lisans öğrencilerine ders kitabı olarak okutulmaktadır.
Mısır’da hizmetlerin daha suhûletle icrası için “Türk Kültür Cemiyeti” adında bir vakıf kurduk. Bu vesile ile, yabancılarla yerlilerin, birlikte hizmet faaliyetlerine de kanunen imkân verilmiş olacak. Kur’ân basılması meselesine gelince; Re’fet Ağabeyin hatt-ı Kur’ân’ı, altı yıldır devam eden Arap imlâsına göre hazırlık çalışması tamamlandı. Resmî izinler alındı. Arap dünyası için bu tevafuklu Kur’ân ilk defa basıldı.
Külliyatın yeni baskısı ve yeni kapak dizaynıyla yedinci baskısı yapıldı. Dünya dillerine yapılan tercümelerin çoğunluğunda Arapça’dan faydalanılıyor.
Fuar:
Sözler Yayınevinin katıldığı fuar, çok geniş bir sahada kurulmuş stantta, hemen her dilden tercümeler teşhir edildi. Ağabeyler ilgiden memnun olduklarını söylediler. Şu anda; Riyad, Kahire, İskenderiye ve Sarıka Fuarlarına hazırlanıyoruz. Mutad olarak da; Suriye, Yemen, Umman, Sudan ve Ürdün kitap fuarlarına vekâleten iştirak ediliyor.
Fildişi’nden talebeler:
Yirmi milyon Müslüman’ın bulunduğu Fildişi dinî idare yetkilileri dört hafız kardeşimizi Kahire dershanesine göndermiş ve “Bunları yetiştirin sonra burada (yani Fildişi’nde) arsa da verelim, Nur hizmeti tesis edin” demişler.
Şu anda dershanemizde Çinli kardeşler de kalmaya başladı. Haftada iki gün Çinli kardeşlerle ders yapıyoruz Fildişi ve Burkına Fasıo ve Endonezya dersleri devam etmektedir. Hafta içinde, Türkçe, Arapça, Malay dilinde dersler yapılmaktadır. Derslerimize Ezher hocaları da iştirak etmekte, bazen de biz onların evlerine derse gitmekteyiz. Önceki gelişinizde sizinle de gitmiştik hatırlarsanız.
Yirmi beş sene önce Yeni Asya ekolü kanalıyla Mısır'a gelen Risâle-i Nur hizmetleri, ciddî mânâda sıçrama yapmış.
İhsan Kasım’ın, bütün Külliyatı Arapça’ya çevirmesi çok isabetli olmuş. Beliğ bir Arapça’yla tercüme edilmiş olması, Ezher Ulemasının yanında, Arap âlemindeki bütün ilim adamlarına tam bir rehber olmuş.
Sözler Yayınevi’nin Kahire şubesince, on seneden fazla bir zaman dilimi içerisinde Risâle-i Nur Külliyatının tamamının, yedi ayrı baskı yapıldığını da bu arada duyuralım. Risâle-i Nur hizmetleri, başta Kahire olmak üzere, Mısır’ın diğer şehirlerinde de devam ediyor. Çoğunluğu El-Ezher'de okumak için gelip, dershanelerde kalan; Endonezyalı, Fildişili, Cezayir, Filistin, Fas ve diğer ülkelerden gelen kardeşler, çok hoş ve meseleleri kavramışlar.
Dershane açılışı ve sempozyum sebebiyle dışarıdan (başta Türkiye olmak üzere) 105 kişi iştirak etmişti. Bunların içerisinde; Türkiye’den Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin ve Mehmet Kırkıncı, İhsan Kasım ve Yeni Asya gazetesi yazarlarından İslâm Yaşar ile Arap ve İslâm dünyasında vazife alan birçok hizmet ehli vakıf temsilcileri vardı.
Hizmet için, Afrika’nın diğer devletlerine, hatta Arap âlemine de uzanıyorsunuz. Bunlarla alâkalı bilgi ve enteresan gördüğünüz şeyleri anlatabilir misiniz?
Türkiye’nin Davos çıkışından sonra, şu anki harici siyasetin müsbet mânâdaki değişimini çok yakından takip ediyorlar ve belki de bizden çok daha fazla seviniyorlar .
Biz onlara; Üstadımızdan, Risâle-i Nur hizmetlerinden bahsedince, Türkiye’de büyük bir âlimin varlığını öğrendiklerinde, Said Nursî’nin Türkiye’de milyonlarca talebeleri olduğunu duyduklarında, bu sayede milyonlarca kişinin imanının kurtulduğunu işittiklerinde aynen şunları söylüyorlar: “Demek ki; bayrak düştüğü yerden kalkacak. Bir zamanlar İstanbul hilâfetin merkeziydi. Demek ki bu bayrak yine oradan dalgalanacak.” Zaten Üstad’ın şu cümlesi çok dikkate şayandır: “Türkiye âlem-i İslâma karşı mefahir-i tarihiyyesini, Risâle-i Nur’u ibraz ederek gösterecektir.” (Evet orada biz de buna çok şahid olduk. Türklerin Müslüman olduklarını dahi bilmeyen bazı Mısırlılara karşı, bizim alnımızı ak eden Bediüzzaman ve Risâle-i Nurlar olmuştur. Müslüman olduğumuzu şüpheyle karşılayanlara konuyu anlattığımızda, bizi çok büyük senayla karşılamışlardı. O.Z)

Ben buradayken bir tevafuk oldu, bahsetmiştiniz. Tevafuklu (mu’cizeli) Kur’ân da basıldı nihayet. Arap âleminde bizim resmî imlâ ile yazılan Kur’ân’a pek sıcak bakmıyorlardı değil mi? Bunun serencamını da anlatır mısınız?
Evet, çünkü âlem-i İslâmda en yaygın imlâ resmî Osmanî imlâsıdır. Allah ebediyyen razı olsun Refet Ağabey, Hazreti Üstadımızın arzu ettiği vech ile resmî Osmanî tarzında, bütün âlem-i İslâmın kabul ettiği imlâ ile, tevafuklu Kur’ân’ı yazmaya muvaffak oldu. Zannedersem, sadece yazısı 6 veya 7 sene sürdü. Ezher’den muvafakat alınması ise; 5 sene tashihten sonra, basım muvafakatı çıktı. Bir sene sonra da, tedavül muvafakatı alındı.
Bununla alâkalı olarak Türkiye’deki “Dost TV”nin aşağıdaki haberini de dikkatlerinize havale ediyorum:
“Bediüzzaman Said Nursî’nin, Emirdağ Lâhikası’nda bahsi geçen bir hayali gerçekleşti: Kur’ân’ın nakş-ı hurufundaki mu'cizeyi gösteren Tevafuklu Kur’ân, tecvitli olarak Mısır’da basıldı. Mısır’da basılan Kur’ân; tecvitli-tevafuklu resmî Osmanî ile yazılan ilk Kur’ân-ı Kerim olma özelliğini taşıyor.
İlk tecvitli- tevafuklu Kur’ân-ı Kerim’in hikâyesi Refet Kavukçunun 1990’lı yılların başlarında birkaç sahifeyi Ezher-i Şerif’e göndermesiyle başlıyor.
Ezher-i Şerif, Kur’ân’ın tamamının yazılmasını isteyince Refet Kavukçu, 1995-96 yıllarında başlayıp, 2002 yılında tamamını ikmal etmeye muvaffak oluyor. Tamamlanan tecvitli-tevafuklu Kur’ân’ı, Bediüzzaman’ın talebelerinden Mehmed Fırıncı, bizzat kendisi Ezher-i Şerif’e takdimi için Türkiye’den Mısır’a geliyor. Ve ilk tecvitli tevafuklu Kur’ân, 2002 yılının Eylül ayında Ezher'de, ‘Mushafları İnceleme Heyet’ine takdim ediliyor.
Tecvitli- tevafuklu Kur’ân’ın tashihi, beş sene sürüyor ve tashih sürecinde tam 12 defa Türkiye’ye gönderiliyor, tashihi yapılıp tekrar takdim ediliyor. Ve ilk basım izni 2007 yılının Mayıs ayında veriliyor. Özel maket baskı yapıldıktan sonra dağıtım izni için tekrar Ezher-i Şerif Mushafları İnceleme Heyeti’ne takdim edilen ilk tecvitli-tevafuklu Kur’ân’ın dağıtım izni de, basım izninden bir yıl sonra, 2008 yılının Mayıs ayında veriliyor. Dağıtım izninden bir yıl sonra da, 2009 yılının Nisan ayında, teknik olarak grafik tarama ve dizayn tezhip ve klişe çalışmaları bitip, baskıya hazır hâle geliyor. Mayıs ayında Mısır’ın Kur’ân-ı Kerim basan en iyi matbaasında baskıya ve cilde giriyor ve üç ayların başında ilk baskı tirajı 10 bin adet olarak gerçekleştiriliyor. (Belki de bahsi geçen tevafuklu Kur’ân’lardan, Türkiye’den ilk defa alanlardan biri de biz olduk. O. Z)
Türkiye’deki Nur Talebelerine söyleyeceğiniz bir şey var mı?
Acizane diyeceğim, Üstad Hazretlerinin telif ettiği İhlâs ve Uhuvvet Risâlelerini, ahirette uygulamak için yazmadığına göre, dünyada bu ölçüler dahilinde her imanî hizmeti kucaklayıp bağrımıza basmaktır.
"Ruhamau beynehum" (kendi aralarında çok merhametlidirler) sırrına mazhar olmaktır.
"İnnemel mü'minûne ıhvetun" (Muhakkak mü’minler kardeştir) kaziyesiyle “Kûnû lillah” (Allah için) düsturuyla hareket etmektir.
Yeni Asya gazetesini internetten de olsa okuyabiliyorsunuz her halde. Malûmunuz, dünyanın neresinde bir Nur haberi olsa, gazetemiz onu hemen neşredip ilân ediyor. Bu konudaki fikirlerinizi de öğrenebilir miyiz?
Elhamdülillah, şu an ki Yeni Asya’nın vazıyeti takdire şayandır. Dünyanın neresinde olursa olsun Nur Talebesi olma muktezasınca, hizmetleri kendi malı gibi kabul edip, neşretmek ve onunla iftihar etmek bizi cidden mesrur ediyor ve iftihar ediyoruz.
Ve inşaallah Hafız Ali Ağabeyin, “Üstadımızın bahsettiği bu ruh, çok hizmet edecek” sırrına mazhar olanlardan oluruz.
Burada bütün ağabey ve kardeşlerin selâmları ile beraber, şevk ve gayretlerinizi tebrik eder, hizmet-i imaniye ve Kur’ân’iyede muvaffakıyyetlerinize duâ eder, duâlarınızı bekleriz.
Biz de, bilmukabele sizlere aynısını söylüyoruz. Allah razı olsun, teşekkür ederiz.