+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Bediüzzaman Lider mi? Talebe mi?

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart Bediüzzaman Lider mi? Talebe mi?

    Lider ve mürşid

    Niceliğin niteliğe, rakamın harfe, sayıların kelimelere galebe çaldığı bir dönemdir modern zamanlar...

    O yüzden olsa gerek, modern dönemlerin en gözde uzmanlık alanları bilim ve teknoloji; en gözde meslekler mühendislik ve tıp; en gözde dersler ise matematik ve fen bilgisi olmuştur.


    Bizim gençliğimizde liselerde sosyal bilimlere eğilimli bile olsa belli bir not ortalamasının üstündeki öğrencilerin birinci yılın ardından sırasıyla ‘fen’ ve ‘matematik’ bölümlerini seçmeye mecbur hissetmeleri, bunun bir göstergesi.


    Lisenin ‘matematik’ bölümünden mezun olarak Siyasal Bilgiler’in birinci sınıfında okurken bize ‘siyaset sosyolojisi’ öğreten bir öğretim üyesinin sınıfta ‘matematik’ bölümü mezunlarının sayısını öğrenince yaşadığı şaşkınlığı hiç unutamam.


    Birkaç edebiyat bölümü mezununa karşılık, ağırlığın ‘matematik’ bölümü mezunlarında olduğunu öğrenince, sormuştu bize: “Bu bölümü seçecek idiyseniz, neden lisede Matematik bölümünde okudunuz. Matematik bölümünde okuduysanız, niye Siyasal Bilgiler’i tercih ettiniz?”


    Ortak cevabımız daha da şaşırtmıştı öğretim üyesini: “Bu bölümü kazanabilmek için Matematik bölümünde okuduk.”

    Oysa hayatımın ilerleyen yıllarında edindiğim tecrübeler gösteriyor ki, evet matematik önemli; çünkü matematiğin özü mantığa dayanıyor. Ama dil ve edebiyat matematikten de önemli; çünkü, matematikte soyut şekillerde açıklanabilen mantığın dile gelmesi; düşüncenin herkesçe anlaşılır bir şekilde ifade giyip herkesin onu görebileceği bir kıyafete bürünmesi ancak dil ile oluyor.

    Aksi halde, iyi düşünen ama iyi ifade edemeyen, deyim yerindeyse ‘kekeme’ bir nesil çıkıyor karşımıza.


    O yüzden, iyi bir eğitim müfredatının dile ve edebiyata, okumaya ve yazmaya ağırlık veren bir müfredat olduğunu düşünmüşümdür.

    Sosyal bilimlerin, dil ve edebiyatın mühendislik bilimleri kadar önemli hale gelip gelmediği ise, benim nazarımda, bir toplumun modern paradigmayı aşıp aşamadığının bir göstergesidir.

    Bunca girizgâhtan sonra, asıl meramımıza gelecek olursak; Longman’la işbirliği içinde hazırlanmış, benim görebildiğim kadarıyla en kapsamlı Türkçe-İngilizce lügatte yakın, hatta eş-anlamlı gördüğümüz iki kelime arasındaki nüansı resimlerin yardımıyla açıklayan bir madde, dilin taşıdığı derinliğe, ifade kabiliyetinin mantığa muhakkak eşlik etmesi gerektiğine dair bir nümune teşkil eder benim için.


    İki dediğime bakmayın, bir üçüncü kelimeyi dahi göstermektedir ilgili madde.


    Üçü de birbirine yakın yahut eşanlamlı gözüken üç fiil: to lead, to guide, to direct. Yani, sırasıyla, önderlik etmek, rehberlik etmek, yönetmek. Diğer bir ifadeyle ise; yol açmak, yol göstermek, yönlendirmek.


    Bu üç fiil arasındaki farka dair resmin gösterdiğine göre, ‘to lead’ fiilini gerçekleştiren kişi, yani lider, sizden önde yürür, siz onu takip edersiniz. ‘To guide’ fiilini gerçekleştiren kişi, yani mürşid, sizinle yanyana yürür ama yolu o bilmektedir ve yanıbaşınızda size yol gösterir. Lider de, mürşid de yürümektedir; ama biri sizin önünüzde, diğeri sizinle birlikte. ‘To direct’ fiilini gerçekleştiren kişi, yani yönetici yahut müdür ise, aynı şekilde yol gösterir, sizi bir yöne sevkeder; ama siz o yönde hareket ederken o kendi yerinde durmaktadır.

    Bu üç fiil, özellikle ilk ikisi arasındaki fark, ilgili sözlükte aralarındaki nüansı ilgili resim yardımıyla gördüğüm andan itibaren, beni ziyadesiyle etkilemiştir.

    Ve ruhuma bakmışımdır: ‘Lider’e de, ‘direktör’e de pek de ısınamayan ruhumun mürşide ise hemencecik kanı kaynamıştır. Kendisi durup başkasını bir yöne sevkeden direktörler, kendisi de yürüyen ama bir adım önce yürüyüp ‘beni seven arkamdan gelsin’ diyen liderlere bedel; bu yolda bir tecrübesi, müktesebatı, daha önce bu yollardan gelip geçmişliği olmasına rağmen bizimle yan yana yürüyerek bize yol gösterici olan tevazu timsali mürşidlere...


    Dönüp gerçek hayata bakıyorum da, Risale-i Nur müellifine bu derece muhabbetimin bir sebebinin, onun “Said de bir talebedir” ifadesiyle de ifşa ettiği bu yol gösterici tavrıdır. Bir lider olarak ortaya çıkmaya müsait bir karizması varken, Bediüzzaman bir ‘hareketin lideri’ olmayı değil, bir cadde-i kübranın ‘mürşidi’ olmayı tercih etmiş; tevazu, hikmet ve rahmet bileşimi bu tercihiyle de, yaşadığı zamanda da, vefatının üzerinden geçen yarım yüzyıl içinde de nice kalblere ve akıllara tesir etmiştir.


    Dönüp gerçek hayata bakıyorum da, Risale-i Nur müellifine bu derece muhabbetime bedel Risale câmiası içinde bir şekilde ‘lider’ edasıyla temayüz edenlerle ruhumun imtizaç kuramaması; hele oturduğu yerden başkalarını yönetmeye kalkışanlara ruhumun hiç ısınamaması da boşuna değil.


    Öyle bir yol ki bu yol, mürşidleri iktiza etmekle birlikte, ‘lider’liği ve ‘direktör’lüğü kaldırmıyor, hazmedemiyor...


    Tıpkı bir misyon taşıyanları iktiza edip, kendisine bir misyon yükleyenlere hazmedemeyişi gibi...


    Ne mutlu Bediüzzaman adlı o tevazu ve mahviyet timsali mürşidin hayatının ve eserinin izinde ‘ihlas’ sırrını devşirip iman kardeşlerine ‘yol arkadaşı’ olarak yol gösterebilenlere...


    Yazık şu ‘hıllet’ mesleği içinde kendisine bir ‘lider’ ve ‘direktör’ makamı biçenlere...


    Metin KARABAŞOĞLU

    31 Ağustos 2009
    http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6029
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    H. HÜSEYİN KEMAL

    SAİD NURSî ESERLERİYLE DİNİ İNŞÂ ETTİ
    Modern dansçı olan Rabia Chistine Brodbeck Newyork’ta kapısında “Varlık hiçlikte başlar” yazılı bir mescide girdiğinde hayatı değişir.
    Artık Müslüman olma yolunda büyük bir adım atmıştır. Kendi deyişiyle; oradaki imam efendi, yaşayan bir Kur’ân olarak Rabia Hanımı kendi özüne âşık etmiştir. İslâmı tanımadan önce Rabia Hanım İslâmı yaşayan bu insana hayran olmuştur. İlerleyen yıllarda Türkiye’ye yerleşen Rabia Hanım, dans performanslarını terk etmiş ve başka yollarla Allah’a hizmet etmenin yollarını bulmuştur. Artık kalemiyle, yaşadıklarını ve hissettiklerini insanlarla paylaşacaktır. Bu çalışmalardan en önemlisi Sufi Kitap’tan yayınladığı “Sonsuz Kulluk”tur.

    Hristiyanken neden Müslüman oldunuz? Başka bir din de seçebilirdiniz?

    İslâmla güzel ahlâk, yani Cemâl’i ve sonra da Kemâl sıfatlarını tanıdım. Namaz kılarak, oruç tutarak dinin içine girdim. Yaşanmadan din anlaşılamaz. Din yaşama biçimidir, kitaptan öğrenilmez. Hocadan dinleyerek öğrenilemez. Yaşadıktan sonra gördüm ki, yaratılışımız bir mu'cize. Bu mu'cizeyi tefekkür ettim. Keşfetmeye çalıştığımda Cemâl ve Kemâl sıfatıyla karşılaştım. Bu karşılaşmada ifade edilemez güzelliklerle karşılaştım. İslâm diniyle tanışırken bir hoca efendiyle karşılaştım ve içinde büyük bir mücevver taşıdığını gördüm. Bana dini anlattı. “Ne kadar güçlü, ne kadar akıllı, ne kadar dolu, ne kadar zengin, ne kadar güzel insan” dedim. İçi ve dışı birdi. Münafıklık ve iki yüzlülük yoktu. Anlattıklarını yaşıyordu. Bunlardan çok etkilendim. Bütün hayatım boyunca aradığım insanı buldum. Tekrar tekrar o hocanın vaazlarını dinledim. Bunun yanında ortamın atmosferi de beni etkiledi. Şimdi sokak cehennem gibi, bu cehennemden cami gibi sakin huzurlu bir atmosfere giriyoruz. Güzel insanların bulunduğu mekân mübarek oluyor. Camideki Kur’ân, ilâhî, sohbetlere Cemâl yansıyor.

    İslâma girerken hiç tereddütünüz olmadı mı? En yoğun soru işaretleri nelerdi?


    Tam tersi oldu. Bütün sorularıma, tereddütlerime cevap buldum. Endişelerim gitti. Kafamdaki karışıklık gitti. Elhamdülillah. Kafamdaki cehalet, karanlık, anlamsız hayat ebedî zenginlikle yer değiştirdi ve mutmain oldum. Mutlak güven, mutlak huzur ve mutluluğu yakaladım. Ebedî mutluluk buldum. Kalpler ancak Allah’la mutmain oluyor. İslâm dini insana tam bir özgürlük veriyor. Bir güven veriyor. Doğru insanla karşılaşmak lâzım. Çok ihtida edenler var. Onlar “Etrafımdaki Müslümanlara bakarak hiç Müslüman olmayacaktım” diyorlar. Doğru insan, ahlâk-ı Muhammedîyi (asm) miras edinmiş insandır. Çok şanslı biri olarak ben böyle biriyle karşılaştım. Ben aşka düştüm. “Ne kadar güzel bir insan” dedim. İslâmı düşünmedim. Ben o insana hayran oldum. Hz. Aişe, Peygamberimiz (asm) için “Yaşayan Kur’ân” demiştir. Siz yaşayan Kur’ân’la karşılaşmadan birşey anlayamaz, lezzet alamazsınız. Benimki büyük bir nasipti ve yaşayan Kur’ân’ı temsil eden biriyle karşılaştım.

    Ahmet Altan, insanların 'Allah’ı cezalandıran biri olarak anlattılar ve beni dinden uzaklaştırdılar' diyor. Katılıyor musunuz?

    Öyle şeyler çok var. Etrafımda görüyorum. Bazen insanların İslâm’daki güzellikleri neden görmediklerini hayretle izliyorum. Şaşıyorum.

    İnsanlar ilhama mazhar olamıyor diyorsunuz...

    Bir İlâhî çekim gücü var. Bu cazibe gücünü bir mü'min olarak hissetmeliyiz. Allah’ın çekim gücünü hissetmiyorsak bir yanlışlık var demektir. Biz Allah’ı özlemiyoruz. Ayrılık acısı duymuyoruz. Hz. Âdem cennetten dünyaya geldi ve senelerce ağladı. Yani pişmanlık ve ayrılık acısı duydu ve geri gitmek istedi. Bir insan olarak aynı şeyi yaşamamız gerekir. Biz de kalu beladan dünyaya ayrıldık. Eğer Allah’a özlem duymuyorsak, biz büyük bir gaflet içine düşmüşüz demektir. Ruh özlem duyuyor, ancak öyle katı perdeler var ki bu duygularımızı hissetmiyoruz. Eğer fıtratımıza uygun yaşarsak ruhumuz susuzluk duyar. Su da soruyor “Beni içecek yok mu?”. Bu bir diyalog, muhabbet, İlâhî sohbet. Biz susuzluk duyacağız ki, Allah bize cevap verecek. O İlâhî çekim gücünü hissedeceğiz. Bunun neticesinde bir muhabbet oluyor. Bu ilişki seven ve sevilen arasında. Yoksa insan ve Rab birbirinden ayrı değiller. Bu sevgi işi... Bu sevgi yoksa kuru yaşamış oluruz.

    İnsanlar ibadetlerle, güzel şeyler yapacak ilhama mı mazhar oluyor? Tıpkı yönlendirilen arılar gibi...

    Her şeyde İlâhî lezzet var. Önemli olan ibadetten, tesbihattan, Kur’ândan, namaz, oruç, hacdan yani itaatten lezzet alabilmek. İmandan coşku, neşe, lezzet almak önemli. Bizler gayrimeşrû hallere kendinimizi sokarak yaşayışımızın ilhamını kaybettik. Cuma mü’minin bayramı diyoruz. Şimdi de Ramazan, iftar, bayram. Müslümanız diye bir kutlama yapıyoruz. İslâm kalp, merhamet dini. Bizler Rahmetenlil Âlemin'in ümmetiyiz. Bunları tefekkür etmeliyiz. Ramazan benim için paylaşmak. Hiç başka birşey değil. On bir ay dünya işleriyle uğraşıyoruz, menfaat, menfaat... Ramazan geliyor tekrar birbirimize yaklaşıyoruz. Birbirimize kuvvet geliyor. Ruhumuz tekrar mutmain oluyor. Dünyaya hayır, ahirete evet! Bunu gerçekleştirmemiz lâzım. Basit, çok basit. Ramazanda arabamıza benzin koyuyoruz ve arabamız muhabbet, samimiyet, şefkat, aşk, ilham ve hayranlığa doğru yol alıyor. Meleklerin gıdası ibadettir. Onlar tesbihat, tefekkürle besleniyor. Aslında baktığımızda bütün kâinat namaz kılıyor.

    İtaatten zevk almak diyorsunuz. Belli bir şöhrete kavuşmuş insan için Allah’a yalvarmak zor mu geliyor?

    Tabiî zor geliyor. Kalp, on bir ay çöplük haline gelir. Putlar dolu, çöp dolu, toz dolu... Yalan, kibir gibi kötü hasletler ahlâken çöküşü beraberinde getirir. Kalbi bu pisliklerden temizlemedikten sonra zaten sen Allah’la, Peygamberlerle, evliyalarla ilişki kuramazsın. Çünkü kopuk yaşıyorsunuz. Manevî körlük içinde yaşıyorsunuz. İlk önce manevî olarak uyanış gerçekleşmesi lâzım. Biz manevî hastayız. Ramazan şifa ayı. Öncelikle kalplerimizdeki putları kırmamız gerekiyor. Bütün hastalıkların kökü dünyaya bağımlılıktır. Yanlış yaşadığımız için hasta oluyoruz. Kanser, baş ağrısı hepsi ondan. Çünkü biz Allah’tan ayrı yaşıyoruz.

    Benim kalbim temiz, ibadet etmeme ne gerek var deniyor...

    İnsanın özüyle ibadetler eşit. Allah bizi böyle yarattı. Bu ruhu beslemeyince hasta oluyoruz. İbadet ciddî bir görev. Bunu yapmayınca dengemizi kaybediyoruz. Ahlâkımızı kaybediyoruz.

    Tevhid inancımızı yitirdiğimiz için de sorunlar
    yaşadığımızı söylüyorsunuz. Bunu da biraz açar mısınız?

    Kelime-i Tevhid’i söylemek çok kolay birşey. Zaten Müslüman olarak dünyaya geliyoruz ve sonra sırat-ı müstakimden sapıyoruz. Öyle gaflete düşüyoruz ki... Tevdit; Allah ile vuslata ermektir. Buradaki Vahdet’ül vücud değil. Allah bizim için demin söylediğim gibi, “Su” gibi... “Beni içecek yok mu?” diyor. Bizim yaratılış sebebimiz aşktır. Allah, “Ben bir gizli hazineyim bilinmek istedim” diyor. Biz dünyaya sadece ve sadece itaat etmek, O’nu tanımak, O’na yaklaşmak için geldik, yani tevhid bu. İlâhî itaat en büyük bir lezzet. Ben hayatımda bunu yaşadım. Ne kadar çok itaat edersem, ufuklarım açılıyor ve o kadar çok lezzet alıyorum. Siz O’nu tanımaya çaba gösterdikçe hemen mükâfatını gönderiyor. Bizim hayatımız tekrar O’na dönmek yönünde olmalı. İnsan-ı kâmil olmak, köklere geri dönmek demektir. Biz özümüze döndükçe orada Allah’ı görürüz. Allah hiçbir yere sığmaz, mü’minin kalbine sığar. Kalbimizi tavaf edebilirsek, orada Allah’ı buluruz. Tevhid bu... Nefsimizden kurtulduğumuzda Allah’a kavuşabiliriz. Bu mertebeye ulaşmak da hiçlik olmak demek. İnsan-ı kâmil olmak, hiç olmak demektir. Modern insan, artık yalvarmak bilmiyor. Duygularını kaybetmişler. Uyanışı yeniden yaşamamız lâzım. İnsanın insan olması için kalbimizi temizlememiz lâzım.

    Haya duygusunu kaybettiğimizi söylüyorsunuz...

    Modern insanlar haya duygusunu, her şeyi kaybetmiş. En büyük ahlâkî değerlerden birisi tevazu. Peygamber Efendimiz (asm) öyle büyük bir tevazu sahibiydi ki; beni en çok etkileyen o oldu. Kendisi kâinatın efendisi, ancak sıradan insanların içinde “kim Peygamber” belli değil. Dinimiz hep tevazuyu emrediyor. Hz. Mevlânâ “Ben Kur’ân’ın kölesiyim” diyor. O muhabbet içinde eriyorsun ve bu utanç öyle birşey ki... Bazen canavar gibi dolaşıyoruz, canavar gibi konuşuyoruz. Siyasetçiler öyle çirkin, öyle hayvanlık yapıyorlar ki onlar insanları yiyorlar, tam katiller. Hz. Ebu Bekir “Vücudumu cehennemi kaplayacak şekilde büyüt ki başka insanlar orada yanmasın” diyor. Bu ne büyük bir şefkattir, mütevazılıktır, haya sahipliğidir.

    Galiba İslâm tarihindeki büyük zâtların hayatlarını okumalıyız...

    Onlar bizim için işkence gördüler. “Ehad, Ehad” dediği için Hz. Bilâl işkenceler gördü. Biz hâlâ dinimizden memnun değiliz. Hz. Bilâl, “Ben hiçbir şey yapmadım, hiçbir şey vermedim. Allah bana ebedî hayat verdi” diyor. Onları tefekkür etmeliyiz.

    Haya duygusunu nasıl kullanmamız gerekiyor...

    Çok çok ibadet et, tefekkür et, hemen sana haya duygusunu Allah veriyor. Çünkü bu Allah’tan gelen bir duygu. Ben de yeni öğrendim; Allah’ın bir sıfatı da haya duyması. Allah da haya duyuyor. Peygamber Efendimiz (asm) Allah haya duyduğu halde ümmetinin haya duymamasından dolayı çok ağlıyor.

    Bazı insanlar “Allah’tan niye korkalım” diyorlar...

    Dünyayı çok sevdiğimiz için kaybetmekten ve kazanmaktan korkuyoruz değil mi? Biz dünyaya çok bağlıyız. Bunu Allah’ın rızasını kaybetme korkusuyla değiştirmemiz gerekir. Allah’ı memnun etmemekten, Allah’ı kaybetmekten korkmak lâzım. İlâhî endişe içinde yaşamalıyız. Biz zayıfız, beceremiyoruz, ama niyet önemli.

    Din konusunda nazariye yapmayı da
    eleştiriyorsunuz değil mi?

    Felsefe yapmak kötü birşey. Biz aklımızı Peygamberimizin (asm) önünde kurban etmeliyiz. Kendi irademizle. Aklımız küllî bir akıl değil, onun için aklımızı küllî iradeye kurban etmeliyiz.

    Aklı devre dışı bırakmak anlaşılmamalı değil mi?

    Yok. Hep düşünmemiz gerekiyor. Âyetleri düşünmek, hadisleri düşünmek gerekir. Ben böyle düşünüyorum diye yorum yapmamamız gerekiyor. Biz âlimleri dinlemeliyiz, kitaplarını okumalıyız. Biz bu kitapları okumuyoruz, ondan sonra bir âyet hakkında yorum yapıyoruz. Felsefe tam bir şeytan...

    Camileri hayatın içine sokma konusunda tartışma var...

    Camilerden önce, insan kendini bulacak. Şu an insanlar kendi kendine yabancı. Bir hastayı tedavi etmek için önce içerisiyle ilgileniyorsun. Önce içeri girmek ve manevî hastalıkları kaldırmak lâzım. İnsanlar kendilerindeki hastalıkları hissetmezse, doktora gitmez. Önce kendimizi hasta hissetmemiz lâzım.

    Siz önce dansçıydınız. İbadeti, manevî olarak
    nasıl tasvir edersiniz?

    Öncelikle en küçük yapı taşından uzayın sonsuzluğuna kadar her şey hareket halinde. Biz buna İlâhî bir dans da diyebiliriz. San'at ve din çok yakın. Benim ruhum filizleniyor, ilham buluyor. San'at ilham demek. Ben artık bedenimi değil, kalemimi kullanıyorum. Bedenim kalem oldu, fark yok. İslâmla ilk tanıştığımda çok güzel kareografiler ortaya çıktı, ancak şu an dans etmiyorum. Allah için birşey yapmak önemli. Eğer bir meslek müsait değilse, bırakmak lâzım. Allah için hizmet etmenin birçok yolu var. Ancak insanları da kesin yargılarla yargılamamak lâzım.

    Said Nursî hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

    Said Nursî büyük bir eser bıraktı. Türkler dinden koparılmıştı. Şu an şizofrenik bir durum içindeler. Said Nursî dinin yaşanması konusunda yeni bir zemin kurdu. Büyük hizmet etti. Birçok insan ülkenin içinde bulunduğu manevî karışıklıktan dinini yaşama konusunda filiz buldu. Said Nursî dini yeniden inşa etti. Rabia Christine Brodbeck kimdir? Basel’de doğdu. 12 yaşında bale eğitimine başladı. 18 yıl Londra’da bale ve modern dans eğitimi gördü. 28 yaşında Basel’de mesleği ile ilgili ilk önemli performansını yaptı. 1986 yılında New York’ta İslâm ve tasavvufla tanıştı. 1987 yılında Müslüman oldu. 1992’den itibaren İstanbul’da yaşamaya başladı. Brodbeck, birçok televizyon kanalında farklı programlara ve konferanslara dâvet edilmiştir. Keşkül, Altınoluk, v.b. dergi ve gazetelerde makale ve röportajları yayınlanmıştır. Ayrıca yazarın hayatı; “Avrupa’da İslâm” isimli proje dahilinde, TRT’nin Avrupa Birliği için hazırladığı belgesel programa konu olmuştur. Halen, Hazreti Mevlânâ’nın öğretisi ile alâkalı bir eser hazırlamaktadır.

    H. HÜSEYİN KEMAL
    08.09.2009

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Gezi Notları-(8) Hâfız Taha Hocaefendi
    07 Eylül 2009 Pazartesi 06:48
    Geceyi Molla Burhan Hocaefendi’nin misafirhanesinde geçirdikten sonra, şafak vaktinde; bir hizmet insanını, bir gönül adamını, bir fâzıl insanı ziyaret ve arkasında sabah namazını kılmak üzere Memduh Sultan Camiine yöneliyoruz.
    Caminin önüne varmış, makberlerin karşısında Fatihalarımızı okumak üzere etrafı meraklı bakışlarımızla incelerken, karşı taraftan nûranî bir sîmanın bize doğru geldiğini ve maksudumuz olan zat olduğunu anlamamız üzerine, ihtiramla kendisine doğru mukabelede bulunarak tanışma şerefine nail olduk.
    Tam o esnâda Tillo semâlarında Ezân-ı Muhammedî, karanlıkları yararak, zulûmatları dağıtarak mele-i âla sakinlerini ihtizaza ve cûş-u hurûşa getiriyordu sanki…
    Hocaefendi elimizi tuttu ve camiye kadar da bırakmadı. Hemen Ali Ulvi’den okumaya başladı. İçten ve samîmî bir edâ ile coştukça coşuyor, coşuyor, okuyor ve yine coşuyordu…

    Gönüller Fatihi Büyük Üstada
    Nuruyla bütün gönlümü feth eyleyen üstad,
    Gönlüm seni, kudsî heyecanlarla eder yâd..
    İlhamıma can geldi beraet haberinle,
    Mü'minleri şâdeyleyen ulvî zaferinle..
    Sıyrıldı ufuklardan o kasvetli bulutlar,
    Göklerde melekler, bu büyük bayramı kutlar.
    Milyonların imanını kurtardı cihadın,
    Par-par yanar imanlı gönüllerdeki yâdın..
    Rehber sana zira 'Yüce Peygamberimiz'dir,
    Ölmez eserin: Gençliğe gösterdiğin izdir..
    Kur'an-ı Kerim'in ezelî feyzine erdin,
    İnsanlığa, iman ve kemal dersini verdin..
    İmanlı nesiller seni takib edecektir,
    Yıllarca, asırlarca peşinden gidecektir..
    Tarihi aşarken sen o iman dolu hızla,
    Milyonları aşmış bütün evlâdlarınızla..
    Ve başladı Hasan Feyzi Yüreğil abiden okumaya…
    Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Denizli hapsinden beraat ve tahliyeden sonra bir buçuk ay Şehir Palas Otelinde kalmıştı.
    3l Temmuz l944 Perşembe günü bir komiser refakatinde Denizli'den Afyon'a hareket etmişti. Bu hareket esnasında Hasan Feyzi Efendi, Üstad'ına: "Hazretinize buradan ayrılırken söylemiştim" başlığını taşıyan bir ayrılık şiirini takdım etmişti. Taha Hocaefendi işte o şiiriden mısralar okuyordu:
    Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak
    Yine fırkat, yine hasret, yine hüsran olacak
    Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm
    Çünkü hicran dolu kalbim yerine hicran olacak
    ***
    Hidayetin nuru çekilince, yine her taraf karanlık olacak, yine ayrılık, yine hasret, yine hüsran olacak.
    Ey ağlayan gözlerim, yaş yerine kan akıtarak ağla, çünkü, ayrılıklarla dolu olan kalbim yine ayrılıklarla dolacak.
    .................................................. ...............
    (Şiirin tamamını ezbere okuyor. Biz sadece bir mısrasını aldık)
    ***
    -Maşâallah, bârekallah...Ne hârika duygular, haykırışlar, övgü ve senâlar...
    RİSALE-İ NUR DÜNYADA MÂNEVÎ SALTANATINI KURMUŞTUR
    Şimdi Risale-i Nur mânevî saltnat makamındadır. Dünyada öyle saltanatını kurmuş ki, mânen sultandır. Yetmiş sene önce söylemiş Hasan Feyzi abi bunu... İleri görüşlü bir zat. Üstad’ın nazarı O’na değmiş, bahr-ı umman olmuş. Yine çok uzun kasideleri var...”Ahmed yaratılmış o büyük Nûr-u ahedden...”
    Ali Ulvi de öyle...1948’lerde ileriyi görmüşler...Hani Üstad’a demişler;”Sen söylüyorsun biz yazıyoruz. Üstadım bunları kim okuyacak?” diye...” Dünya okuyacak...” “Radyo lisanıyla okunacak “ diyordu Üstad. Dünya dillerine bunca tercüme edilmiş. Kur’ân ve ehâdîs-i şerifelerden başka hangi kitap bu kadar dile tercüme edilmiştir?
    Geçen sene Ankara’ya geldim, Said Özdemir abiye sordum, dedim ki; İhsan Kasım diyor ki, 54 dile tercüme edilmiş (bazıları bir kaç kitap, peyder peyder ediliyormuş), sende kaç tercüme var. Dedi ki, bende 39 tercümesi var. Yaa, maşâallah...
    -Kur’ân ve hadis-i şerifler dışında hangi kitap bu kadar okunuyor değil mi? Her akşam yüzlerce mekânda müzakere ve mutalaa ediliyor?
    Evet, Ankara ve İstanbul’da belki üçyüz yerde diyorlar...Bu ne feyiz, bu ne bereket!
    Maşâallah...Ağzınıza ve gönlünüze sağlık...
    Ve sallallahu alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve li rûh-i Üstadina ve tullabihî ve alâ âbâina ve ümmehâtina el fatiha maassalavât...

    TİLLO TOPRAĞINDA MEDFUN BİNLERCE VELİ VAR
    Ve caminin bahçesinde yer alan makberlere yöneliyoruz.
    Hazret-i Fakîrullah’ın (K.S) soyundan olan ve aynı zamanda İbrahim Hakkı (K.S) Hazretlerinin talebesi olan Şeyh Sultan Memduh’un (K.S) (1761-1847) merkadı önünde birlikte Fatihalarımızı okuyup sabah namazını eda etmek üzere camiye giriyoruz.

    Büyük bir huşû ve huzur içerisinde Hafız Taha Hocaefendi’nin arkasında eda edilen namazdan sonra, sohbete devam ediyoruz:
    -Hocam, biz Risle-i Nur merkezli yayın yapan bir siteyiz. RisaleHaber olarak bütün gaye ve hedefimiz Kur’ân nurlarını ve hakikatlerini elektronik ortamda bütün dünyaya neşretmek…Vazifemiz sadece tercümanlık ve ayna olabilmek…Ahir zaman Nebîsi’nin, ahir zaman vârisinin lisanıyla dünyaya verdiği Kur’ânî mesaja mikrofon tutuyoruz…Sizin de duygularınızı, bu içten ve samimî terennümlerinizi bütün dünyaya Sitemizden ilân edeceğiz inşâallah…
    Allah mübarek etsin…Maşâallah…O Müceddid-i ekberi yâd etmek ne güzel…Dünyanın kalbinde yer etmiş o muazzam Üstad. Âhir zaman minaresinin başında insanlığı kurtuluşa dâvet ediyor, Allah’a ve Resûlüne çağırıyor maşâallah…
    -Hizmetlerinizi işitiyor ve takdirle tebrik ediyoruz. Halen talebe okutmaya devam ediyor musunuz?
    Eskiden Arapça ve diğer ilimleri okutuyordum. Ama şimdi Risale-i Nur üzerinde duruyoruz elhamdülillah…
    -Üstad’ın verdiği müjdeler tahakkuk ediyor inşâallah değil mi?
    Madem O tebşir etmiş, hepsi tahakkuk edecek biiznillah…Ve ediyor da…
    ÇARE KUR’ÂNÎ REÇETEDE
    -Acaba sizce, ehl-i Hak, ehl-i diyanet, ehl-i tarikat, ehl-i ilim; Üstad’ın yüz sene önce ortaya koyduğu çözüm paketini bu gün anlama noktasına gelmişler midir?
    Evet, gelmişlerdir ve daha da geleceklerdir. Artık anlaşılmıştır ki, başka yol, başka çare kalmamıştır. Eskiden Risale-i Nurların hakikatı fazla bilinmiyordu. Sadece bir Türkçe kitap nazarıyla bakıyorlardı. Ama şimdi elhamdülillah hakikat anlaşılmış, Nurların nasıl bir umman denizi olduğu bu çevrelerce anlaşılmıştır. Artık O’nun bütün dünyada kabul gördüğünü, yayıldığnı biliyor ve kabul ediyorlar. Bütün dünya alimleri bunun farkında.. Keza Arap âlemi ve Mekke-i Mükerremedeki mübarek Seyyidler nesli…Seyyid Nebîl ve O’nun gibiler, Suudi Arabistanda bunun sevdalısı olmuş. Hayret içinde kalıyorlar.
    Meselâ, dün biz camide okuduk. Dördüncü Lem’a, ehl-i beyt hakkında. Hiçbir kitapta görülmemiş, duyulmamış tesbitler…Cenâb-ı Hak neler ilham etmiş neler, O da yazmış elhamdülillah…
    -Devlet ricali de, bu işin hem maddî tedbirler, hem de mânevî reçetelerle çözülebileceğini anlar, büyük kafalar büyük gaflet uykusundan uyanırlar da, çeyrek asırdır milletimizi kasıp kavuran bu terör belasından kurtulmuş...
    İnşâallah, öyle olacak, inşâallah…Başka çare yok artık. Bu perişaniyet onu takip etmemekten ileri geldi. Yüzlerce köy harap oldu, insanlar perişan ve darmadağın oldu. Bu mel’ûn ırkçılık fikri bu hale getirdi, yoksa bu hale düşülür müydü? Allah’ın inayetiyle gittikçe güzelleşecek. Talebeler, hocalar artık bunun şuurundadırlar. Fütûhat olacak inşâallah…Üstadımızın müjdelediği gibi, istikbal inkilâbâtı içinde en yüksek gür sedâ İslâm’ın sedâsı olacak. Allah’ın rahmetinden bekliyoruz, biz de bekliyoruz. Üstadın söylediği şeyleri biz tasdik ediyoruz ve inşâallah olacak…Çıkmadı mı elhamdülillah…Reis-i Cumhur, Başbakan, Valiler, hakimler, savcılar, şeyhler, âlimler, medreseler hep takdir ediyorlar…Hoş bir hava var.
    Üstad’ın makamı tam olarak takdir edilebilmiş midir sizce?
    Hayır, daha tam olarak değil, zaten burada da tam mânasıyla mümkün değil, kıyâmette, kıyâmette. Orada inşâallah tam bilinecek ve görülecek…Gayp perdesi orada açılacak.
    ESRARLI HÂTIRALAR
    Biraz da hâtıralarınızdan bahsedebilir misiniz?

    Üstad’ın Tillo ile alakası çok. Şeyh Cemil efendi, bir de şeyh Kâmil efendi Burdur’a nefyedildiklerinde, tabi Üstad da oraya nefyedilmiş. Üstadla bir odada kalmışlar. Bilahere onları İstanbul’a göndermişler. Üstad onlara demiş ki, “Ruhumuz ittihad etti, fakat cesetlerimiz ayrılıyor…” Bu Üstad’ın bir kerâmetidir, üçü de yıllar sonra aynı yıl (1960) vefat ettiler.
    Şeyh Tahsin vardı, ben de O’nu gördüm. O’nun babası Şeyh Tevfîk Kastamonu’ya nefyedilmiş, orada yine Üstadla buluşmuştu. Üstad Tillo’da Kubbe-i Hasiyede iken bu şeyh Tahsin amcamız, burada meşhur bir pilav vardır, küçük bir tencerede yaptırmış, Üstada götürmüş, Üstad, “keçeli o nedir?” demiş, “Hazret-i Fakîrullah’ın sana bir hediyesidir…” deyince, “ Vay keçeli, beni nereden yakalıyorsun, hele getir…” diye tebessüm etmiş, rafa koymuş, günlerce onu yemiş…
    Ben küçükken yaşlı bir zat vardı, onda okudum. Daha sonra Tillo’da meşhur Molla Halil vardı, herkes ondan ders almıştır, onda okumayan o zaman hemen hemen yoktur. Ben de O’nun yanında Kur’ânı ezberledim. Kitaplar okudum v.s. Sonra askerlik çağım gelince askere gittim. 1961’de Zübeyir abi ile görüştüm Hacı Bayram-ı Veli camiinde. Cemaat olduk, üçümüz; ben, Molla Burhan ve Zübeyir abi. Bana dediler sen imam olacaksın. Zübeyir abi dedi. Daha önce Üstad’n vefatından birkaç gün sonra Urfa’da görüşmüştük Zübeyir abi ile…Üstadın taziyesine gitmiştik. Abdullah Yeğin abi de vardı ve diğer ağabeylerden Tahiri abi, Sungur abi gibi…
    -Nurları ne zaman tanıdınız?
    1956 yılında Ankara’ya gitmiştim, Said Özdemir abinin yanında kaldım, o zaman. Kendisi bizim damadımız oluyor. Üzerinde resim olan küçük Tarhçe-i hayatı verdi, okudum, okudum, çok hoşuma gidiyordu, Türkçeyi de fazla bilmiyordum zaten.
    Ben sonra 1963’de Bandırmada asker iken Bursa’ya geldim, Sami Pala abi ile tanıştım, evinde misafir kaldım. Ali Çakmak abi vardı. Daha sonra İstanbul gittim, Kirazlı mescidinde Zübeyir abiyi ziyaret ettim. Bana dedi ki, istersen bu gece de bizde misafir kal, belki Said Özdemir de gelebilir. Orada kaldım, öyle bir çorba yaptılar ki, hayatımda hiç yemedim. Talebeler sanki meleklere benziyorlardı…(Duygulanıyor, tefekküre dalıyor)

    Zübeyir abinin bir kerametini söyliyeceğim. Yukarıda bir odası vardı, orada kalıyordu. Odaya çıktım, ayrılmak üzere kendisinden hatır (müsaade) isteyecektim. “Abi müsaade ederseniz ben gideceğim” dedim. Bana dedi; (bana hiç sormamıştı ve bilmiyordu): “Siz şarklılar erken evleniyorsunuz. Şayet evli olmasaydın seni burada üç ay bırakacaktım, bize imamlık yapacaktın.”
    Bu son görüşmemiz oldu, ondan sonra görüşemedik.
    Oradan Ankara’ya geldim, Said abinin yanında biraz kaldım, oradan Adana’ya geldim, Abdullah Yeğin abi ile görüştüm.
    -Üstad’la hayatta iken müşerref olmak nasip olmadı değil mi?
    Ba’del irtihal görüşmeleriniz olmuştur inşâallah? (Gülüşüyoruz) Molla Burhan’ın medresesinde bir seyyit vardı takriben on yıl önce. O zat bir rüya görmüş…Üstad o zata iltifat etmiş, etmiş, sonra talebeler Üstad’ın yanına toplanmışlar. Üstad onlara demiş ki, “ Taha’yı ziyaret edip sonra tekrar geleceğim yanınıza .”
    Diyor ki, Üstad gitti, birkaç kişi de yanında vardı, biz bekliyoruz ki Üstad gelecek. Yukarda damdan bir uzun odaya girdi, müderrisler hep Üstadın yanına girdiler. Odaya kapanarak Üstad’a çok sorular sordular. Üstad da onlara cevaplar verdi.
    Ben bu rüyaya çok sevinmiştim.
    İkinci bir rüya daha vardı.
    -Bunlar rü’ya-yı sâdıkalar
    İnşaallah…Üstadı Fakîrullah Hazretlerinin yanında gördüm. Yanlarına gittim, beni görünce çok sevindi. Dedim; “ Üstadım, buyurun eve gideceğiz.” Dedi ki:” bu aşağıda benim bavulum var, onu alalım, ondan sonra gideriz.” Aşağıya doğru beraber bavulu almaya giderken yolda uyandım” (sevinç gülücükleri yükseliyor)
    -Hazret-i Fakîrullah (K.S) sizin kaçıncı dedeniz?
    Dokuzuncu dedemiz elhamdülillah..
    TİLLO’YU ZİYARET EDEN KUTLU MİSAFİRLER
    Daha sonraki yıllarda Sami Pala abi ailesiyle buraya geldi, evimizde birkaç saat misafirimiz oldu.
    Tam şurada Mehmet Kırkıncı hoca oturdu. Kendisiyle epeyce sohbet ettik. İbrahim Hakkı’dan (K.S) bazı beyitler okudum, çok hoşuna gitti. Bana dedi ki: “ Ben sohbetlerimde diyorum ki, Tillo Türkiye’nin kalbidir.”
    Evet, Arvâsîlerin ceddi Şeyh Kasım-ı Bağdâdî (r.a) bundan 700 sene önce demiş ki, “Tillo’da 12 bin evliya var.” Bu büyük bir Zat…Orhan Gazi O’nun elini öpmüş, tahtını göstererek, “ buyur burada otur, Padişahlık size lâyıktır ” demiş…O da istememiş,” Size mübarek olsun” diyerek dünya saltanatını reddetmiş…Elini kaldırıp o mübarek soya dua etmiş. O zat (matbu Arapça kitaplarda yazılıdır) ki; Bağdat, Musul, Diyarbakır, Hazro’dan… Şirvan mıntıkasına gelince (Tillo Şirvan mıntıkasına dahildir) demiş ki : “ Özellikle Tillo başta olmak üzere bu mıntıkada ölü veya diri on iki bin evliya gördüm.” Bunları nasıl saymış, nasıl bilmiş? Maşâallah…
    -Yani Üstad buraya boşuna gelmemiş
    Buraya gelenlerden birisi de Hulusi abi. Takriben kırk sene evvel buraya geldi birkaç kişi ile birlikte. Aşağıda bir medrese var, Salih Bey medresesi. Hazret-i Fakîrullah yaptırmış…Çok âlimler, mollalar da vardı. Hulusi abi oraya geldi, çok hürmet ettiler. Oturup çay içtiler, sonra ben Onunla birlikte Fakîrullah ‘ın (K.S) ziyaretine gittik. Çok ehl-i hal bir insan, mübarek bir insan. Ziyaretten sonra hatır isteyip gitti. Sonra Elazığ’dan beraber gelen Muhammed Orakçıoğlu vardı.
    -Elazığ İmam-Hatip Okulun’dan benim velimdir. Dün akşam Molla Burhan Hocaefendi de bahsetti
    Çok muhterem bir zat, hoş bir insan…Hulusi abinin mânevî evlâdıdır. Hemen hemen her zaman da gelir-gider. Kendisini seviyoruz. Hulusi abi demiş ki O’na:” Tillo’da Medine-i Münevverenin rûhaniyetini, esrâr ve envârını hissettim.”
    Biz sonraları Elazığ’a Hulusi abiyi ziyarete gittik. Ben ve amcaoğlu şeyh Muzaffer… Bana dedi ki,” sen imam olacaksın” Ben de; “ Siz olacaksınız, olmaz” dedim.
    “ İmam-ı A’zam’ın mezhebine göre seferi bir kimsenin kasr yapması vaciptir. Şafi’ide muhayyerdir. Ben seferiyim. Arkamda Hanefî cemaat var, iki kılsam bunların namazı olmaz” diyerek imametlikten içtinap etmek istedim.
    “ Yok, yok. Sen aynen seferî olarak iki rek’at kılacaksın, selam vereceksin, bunlar kalkıp iki rek’at daha kılıp selam verecekler. Böylece bir mes’ele-i fıkhiyeyi de öğrenmiş olacaklar..” buyurdu. Ve o şekilde namazımızı kıldık.
    Daha sonra Şeyh Muzaffer’in dediğine göre (ben hatırlamıyorum) demiş ki;” Sen kıyametin kopmasını mı istiyorsun”
    Tabi Hulusi abi, Üstad’ın çok mühim talebelerinden. Mektupların ekserisi O’na yazılmış.. Üstad diyor ya, “Hulusi’de başka bir ruh vardır.” Tevazu sahibi bir insan…
    Ben Said abi ile Kastamonu’ya Mehmet Fevzi abiyi ziyarete gittik. Ettim, etmedim imametliğe geçmedi. Halbuki âlim bir zattı. Hem de sâlih, fâzıl bir insandı. Ev sahibi idi, buna rağmen geçmedi.
    Sungur abi de çok defa buraya gelmiş, görüşmüşüz kendisiyle. Çok hâtıralarımız var.
    Bir defasında yine gelmişti, Kubbe-i Hasiye’yi ziyaret edecekti, karanlıktı. O zaman bir lüküs bulduk, onun ışığıyla ziyaretimizi yaptık…
    Tahir-i Mutlu abi ile Konyada beraber kalmışız. O velî olan Zat’la…Erkenden kalkıp birlikte sahur yapıyorduk. Recep veya Şaban ayı idi. Defterim vardı, dedim; “ abi bir şeyler yaz, hatıra olsun” O da yazdı :” Allahümme salli alâ seyyidina Mukammedin tıbbil kulûbi ve devâiha…..” Altına da yazmış ki, bu salâvat bir rivayete göre üç keresi on, bir rivayete göre otuz bin salavât-ı şerife bedeldir, sevabı vardır. Tıbbıl kulûb’dur.
    Rüyalar mahremdir. Bazan şevke medar olsun diye söylüyoruz.
    Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ın elini öptüm, dedim ki; “Ya Resûlallah, bu âhir zamanda, dehşetli asırda biz kendimizi nasıl muhafaza edeceğiz?”
    Emretti, dedi ki; “ Siz Risale-i Nur talebeleri korkmayınız…”
    Bu rüyadan bir hafta sonra Van’da mahkememiz vardı, Bekir abi gelmişti. Mahkeme ta’lik edildi. Biz sonra Bekir abi ile birlikte Çorevanis (Üstadın sık sık gittiği köy) köyüne gittik. Bu rüyayı anlattım, Bekir abi çok sevindi. Tabi rüya uzundu, başka müjdeler de vardı içinde. Zikirler yapılıyordu; Allah, Allah, Lâ ilâhe illallah…Biz O’na (S.A.V) bakıyorduk. Dedi ki; herkes kendi zikriyle meşgul olsun …v.s.
    Buraya, Tilloya da çok gelmiştir. Gece Kubbe-i Hassa’ya giderdik Molla Burhan, Molla Bedreddin ile beraber.. Diyordu ki, siz kal’ayı muhafaza edin, biz surda hizmet yapacağız. Buraya gelince çok seviniyordu. Bir seferinde gitmek istedi, araba yoktu, O’nu tutamadık, birlikte tâ yola kadar yürüdük. Gök yüzünden sesler gelince (Şimşek/yıldırım gibi), diyordu ki misvakınızı çıkartın. Allah makamını cennet eylesin, hizmetleri çok büyüktür. Üstadın iltifatı O’na çoktur. Fedakâr bir insan…Böyle bir insandı. Rahmetle anıyoruz.
    -Cenâb-ı Hak cümlemizi onlarla birlikte haşreylesin. RisaleHaber için dualarınızı istirham edebilir miyiz?
    Allah (C.C) sizleri ihlas dairesinde muvaffak eylesin. Hepimizi imâna, Kur’âna, İslâm’a ve Risale-i Nura hizmetkâr kılsın. Son nefesimize kadar bu hizmet-i Kur’âniyeden ayırmasın. Bu hizmet üzere ahirete gitmeyi, Efendimiz’e (A.S.M) ve Üstadımıza kavuşmayı nasip eylesin.
    Üstad Hazretlerini birkaç sene önce rüyada gördüm. Bir somya üzerinde, ben burada duruyordum, Said abi de buradaydı. Said abi dedi ki; Üstad evlenseydi, çocukları olsaydı…diye bir temennisini dile getirdi. Ben hemen müdahele ettim, dedim ki, “ Üstad’ın binlerce evlâdı vardır…” Üstad bana işaret ederek, “ Ne güzel söyledin…” diyerek beni tasdik etti. Ali Ulvi abinin dediği gibi; “ milyonları aşmış evlatlarınızla…” Bunu altmış sene önce diyor…Şimdi Allah bilir ne kadar olmuş…
    MÜBAREK VE KUTLU SOY AĞACI
    Bizim soyumuz da Hz.Abbas’a (r.a) dayanıyor. Şimdi diyorlar, sadece Sudan’da beş milyon Abbasî var. Efendimiz’in Abdullah bin Abbas’a çok duaları var. Hz.Abbas’ın on tane oğlu var. Abbasî’lerin % 90’ı Hz.Abdullah’tan geliyor. Ve şimdi onların sayılarını bilmek mümkün değil. Meselâ Hz.Fakîrullah, takriben 370 sene önce vefat etmiş, şimdi sayılamıyor. Bu kadar çoğalmış. Üç tane oğlu varmış; Şeyh Abdulkadir-i Sânî, Molla Abdullah, Hacı Salih, bir de kızı Hafsa… Bunların çocukları, torunları her tarafa yayılmış…Şeyh Abdulkadır’ın 12 oğlu varmış, onbirinin nesli devam ediyor, sadece birisini nesli yok…Bu kadar çok geniş bir şecere…Burada medfun bulunan Sultan Memduh’un (K.S) da nesli o kadar genişlemiş ki, saymak mümkün değil. Öyle kesretteler…
    -Hocam, bu mübareklerin yolunu takip edebiliyorlar mı?
    Hem de nasıl…Van’da on beş sene önce vefat eden Şeyh İhsan, bütün çocuklarını dizer, cemaatle namazlarını eda eder ve tesbihat yaptırırdı. Her birinin 8’er, 10’ar çocuğu var maşâallah. Hepsini çok güzel yetiştirdi…Şeyh İhsan, şeyh Sabri’nin oğlu, O, şeyh Sabri, O da Sultan Memduh’un oğludur. Üstad’ın buradaki tekkelerle, inziva hayatı yaşadığı yıllarda alakası olmuştur. Bir evde kalmış, daha sonra mâlum Kubbe-i Hasiye’ye çekilmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Lider, İstişare, Bağlılık ve Teslimiyet
    By SeRDeNGeCTi in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.04.09, 14:02
  2. Talebe miyiz?
    By aşk-ı ilahi in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 48
    Son Mesaj: 14.03.09, 21:59
  3. MİT'in Ergenekon Raporundaki Lider
    By selmanyildirim in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.07.08, 10:09
  4. Karizmatik Bir Lider...
    By dertas in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 14.01.08, 03:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0