+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Bediüzzaman’ın Üç Hedefi

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Bediüzzaman’ın Üç Hedefi

    Bediüzzaman’ın üç hedefi



    Hedefi olmayan hedef olmaya mahkûmdur” sözü güzel bir söz. Hedef, emeldir. Varılmak istenen gayedir. Asıl maksattır. Biz de asrın sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin üç hedefi üzerinde durmaya çalışacağız.

    Bediüzzaman birinci hedefi: Yıl; 1900, yer; Van. İşte bu tarihte Bediüzzaman daha önce 1897 yılında Van Valisinin dâveti üzerine Van’a gitmiş ve Valinin konağında kalmaya başlamıştır. Müsbet ilimlerle meşgul olarak hârikulâde bilgi sahibi olmuştur. Bu zamana kadar hıfzına aldığı 80-90 cild kitabı, üç ayda bir ezberden devretmiştir. İşte bu yıllar içerisinde Bediüzzaman’ın ruhunda fırtınalar estiren bir hadise yaşanmıştır. Yaşanan hadise şudur: İngiliz Müstemlekât Nazırının İngiliz Meclis-i Meb’usanında elinde Kur’ân’ı göstererek, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözü üzerine, ruhunda bir feveran ve nihayetsiz bir gayret uyanan Bediüzzaman, “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” der. Kur’ân’ın bir mu'cize olduğunu ispat ederek her tarafa neşretmek ve kâfirleri tam susturmak ister, buna kat’î karar verir. Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi, âlem-i İslâmın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.

    Bediüzzaman’ın birinci hedefi: “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manev'î bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” demesidir. Bu hedefini telif ettiği Risâle-i Nur Külliyatı ile bütün dünyaya ispat etmiştir. Çünkü onun eserleri kırkın üzerinde dünya diline çevrilmiş ve dünyada Kur’ân’dan sonra en fazla satılan kitap unvanına kavuşmuştur. Milyonlarla insan bu Kur’ân tefsirini okuyarak imanını kurtarıyor ve İngiliz Müstemlekât Nazırının “Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözünü Bediüzzaman’ın "Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” sözü ile hedefine ulaşamadığını bu gün net olarak yaşıyoruz ve Bediüzzaman’ın ise hedefine ulaştığını müşahede ediyoruz.

    Bediüzzaman’ın ikinci hedefi: Medresetü’z-Zehra namında doğuda Van, Bitlis ve Diyarbekir illerinde fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzem olan şarkta üç üniversite açılması. Bediüzzaman bu mânâda şu izahı yapmıştır
    : "Hem 55 seneden beri, Medresetü’z-Zehra namında Şark Üniversitesinin tesisine çalışmak ve o üniversiteyi biri Van’da, biri Diyarbakır’da, biri de Bitlis’te olmak üzere üç tane veya hiç olmazsa bir tane Van’da tesis etmek için, Hürriyetten evvel İstanbul’a geldim. Hürriyet çıktı, o mesele de geri kaldı. Sonra İttihatçılar zamanında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle Kosova’ya gittim. O vakit Kosova’da büyük bir İslâmî darülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad’a dedim ki: ‘Şark böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslâmın merkezi hükmündedir.’

    O vakit bana vaad ettiler. Sonra Balkan Harbi çıktı. O medrese yeri istilâ edildi. Ben de dedim ki: ‘Öyleyse o 20 bin altın lirayı Şark Darülfünununa veriniz.’ Kabul ettiler. Ben de Van’a gittim. Ve bin lira ile Van Gölü kenarında Artemit’te temelini attıktan sonra Harb-i Umumî çıktı. Tekrar geri kaldı.

    Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: “Bütün hayatımda bu darülfünunu takip ediyorum. Sultan Reşad ve İttihatçılar 20 bin altın lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.” Onlar 150 bin banknot vermeye karar verdiler. Ben dedim: “Bunu mebuslar imza etmelidirler.”

    Bazı mebuslar dediler: “Yalnız sen medrese usulüyle sırf İslâmiyet noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garplılara benzemek lâzım.”

    Dedim: “O vilâyat-ı şarkiye âlem-i İslâmın bir nev'î merkezi hükmünde, fünun-u cedide yanında ulûm-u diniye de lâzım ve elzemdir.” (Emirdağ Lâhikası, s: 276)

    Bediüzzaman zahirde maddî olarak belki bu üniversiteleri tam istediği mânâda açtıramamış ancak manevî Medresetü’z-Zehra namında dünyanın her tarafında Risâle-i Nur hizmetleri ile fünun-u cedide yanında ulûm-u diniyeyi birlikte ders veren medreseleri açtırmış ve halen bu manevî üniversiteler hizmete devam etmektedir.

    Böylece Bediüzzaman’ın bir ikinci hedefi olan din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı “Medresetü’z-Zehra” namındaki hedefi de hayata şamil olarak gerçekleşmiştir.

    Bediüzzaman’ın üçüncü hedefi: Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nda on senede elli talebe yetiştirip İslâmı dünyanın başına geçirmek ve dünyaya hâkim kılmak.

    Niçin elli talebe? Dünyaya elli talebe ile nasıl hâkim olunur?

    Bediüzzaman’ın, “Akdamar Adası’nda on senede elli talebe yetiştirsem, İslâmı dünyaya hakim kılarım” dediği bir hakikattir. Çünkü o kemiyet değil keyfiyet peşindedir."Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder” sözünü bu elli talebede makes bulacağına inanarak bu keyfiyet ile İslâmın prensipler yönünden hâkimiyetinin bu kaliteli genç nesillerle olacağını müjdelemiştir.

    Bu gün milyonlarca genç Bediüzzaman’ın yıllar önce Akdamar Adası’nda yetiştirmeye karar verdiği gençlerin bütün dünyada her bir kıt’anın başına İslâmı geçirdiği ve hâkim kılmaya başladığı hedefinin yaşandığı günlere şahit oluyoruz.

    Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan” Ne mutlu size!” sadâsını işiteceksiniz.” (Münâzarât, s: 214)

    Demek oluyor ki Bediüzzaman bu üç hedefine de ulaşmıştır. ALLAH ondan ebeden razı olsun. Cennet-âsâ baharı müjdeleyen Bediüzzaman, kabrinden bu baharı temaşa ediyor İnşâALLAH.
    bakicimic@hotmail.com

    BAKİ ÇİMİÇ

    22.07.2009
    http://www.yeniasya.com.tr/2009/07/22/lahika/default.htm


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Said Nursi'nin bir hayali gerçekleşti
    11 Ağustos 2009 / 10:31
    Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ Lahikası’nda geçen bir hayali gerçekleşti

    Kur’ân’ın nakş-ı hurufundaki mucizeyi gösteren Tevafuklu Kur’an tecvitli olarak Mısır’da basıldı.

    Mısır’da basılan Kur’an tecvitli tevafuklu resmi Osmani ile yazılan ilk Kur’an-ı Kerim özeliğini taşıyor.

    İlk tecvitli tevafuklu Kur’an-ı Kerim’in hikayesi Refet Kavukçu’nun 1990’lı yılların başlarında birkaç sahifeyi Ezher-i Şerif’e göndermesiyle başlıyor.

    Ezher-i Şerif Kur’an’ın tamamının yazılmasını isteyince Refet Kavukçu tam olarak 1995 - 96 yıllarında başlayıp 2002 yılında tümünü ikmal etmeye muvaffak oluyor. Tamamlanan tecvitli tevafuklu Kur’an’ı Bediüzzaman’ın talebelerinden Mehmet Fırıncı bizzat kendisi Ezher-i Şerif’e takdimi için Türkiye’den Mısır’a geliyor. Ve ilk tecvitli tevafuklu Kur’an 2002 yılının Eylül ayında Ezher’de Mushafları İnceleme Heyet’ine takdim ediliyor.

    Tecvitli tevafuklu Kur’an’ın tashihi beş sene sürüyor ve tashih sürecinde tam 12 defa Türkiye’ye gönderiliyor, tashihi yapılıp tekrar takdim ediliyor. Ve ilk basım izni 2007 yılının Mayıs ayında veriliyor. Özel maket baskı yapıldıktan sonra dağıtım izni için tekrar Ezher-i Şerif Mushafları İnceleme Heyeti’ne takdim edilen ilk tecvitli tevafuklu Kur’an’ın dağıtım izni de basım izninden bir yıl sonra 2008 yılının mayıs ayında veriliyor. Dağıtım izninden bir yıl sonra da 2009 yılının Nisan ayında teknik olarak grafik tarama ve dizayn tezhip ve klişe çalışmaları bitip baskıya hazır hale geliyor. Mayıs ayında Mısır’ın Kur’an-ı Kerim basan en iyi matbaasında baskıya ve cilde giriyor ve üç ayların başında ilk baskı trajı 10 bin adet olarak gerçekleştiriliyor.
    Dost TV

    İşte Bediüzzaman'ın konuyla ilgili düşünceleri:

    Aziz, sıddık kardeşlerimiz,
    Evvelâ: Kur'ân'ın nakş-ı hurufundaki bir nevi mucizesini gözlere dahi gösterecek bir tarzda yazdırılan ve bu zamanda izhar edilen mucizeli ve yaldızlı Kur'ân'ımız evvelce tab için Almanya'ya gönderilmiş ve İstanbul'da da gayret edilmişse de üç renk üzerine tab edilmesi fazla bir masrafa ihtiyaç göstermesi gibi mânilerden geri kalmıştı. Bu defa matbaa işlerinde fazla ilerlemiş olan İtalya'ya nümune için bir cüz'ü gönderildi. İstanbul'da mümkün olursa tab'ı için tekrar teşebbüse geçildi. Ve şimdilik bir renk mürekkeple aynı tevafuku muhafaza ile tab edilmesine başka yerde başlanacak. Ondan sonra inşaallah tam yaldızlı olarak ve üç renkle Mısır ve Almanya veya İtalya gibi bir yerde tab edilecek. (Emirdağ Lahikası, Heyet-i Sıhhiyeye)
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart


    Şanlıurfa'da Bediüzzaman sergisi
    25 Ağustos 2009 / 16:00
    Barla Platformu tarafından Şanlıurfa'da Bediüzzaman'la ilgili resim sergisi düzenleniyor...


    1927-1944, Barla ve Kastamonu Yılları

    11 Eylül - 16 Eylül 2009

    Anadolu’nun Cennet köşelerinden Barla’da başladı Risale-i Nur’un macerası.
    İlk satırlar orada, bir bahar günü yazıldı.
    Sonra elden ele dağıtıldı yazılanlar.
    El yazısıyla çoğaltıldı ve yurdun dört bir köşesine dağıtıldı.
    Daha sonra Eskişehir’de, Kastamonu’da, Denizli’de devam etti bu macera.

    Yine eserler yazıldı, yine tek tek yazılarak çoğaltıldı.
    Fakat yazılanlar ya hapishane köşelerinde, ya da sürgün yerlerinde yazılıyordu.
    Gizli yazılıyor, gizli dağıtılıyordu.
    Her hapis, bir iman inşasının yeni bir merhalesi oldu.
    Her sürgün, yeni bir can kattı bu harekete.
    O günden günümüze kalan eserler, bir avuç kahramanın, bir devre meydan o
    kuyuşunu anlatıyor.
    Gece yarısı odunluklarda yazılan eserler, üzerine duvar örülerek saklanan
    kitaplar, çay demliği altında koğuştan koğuşa gönderilen pusulalar.
    Ve daha niceleri…

    “Barla ve Kastamonu Yılları” sergisi, bir tarihin yazıldığı günleri size getiriyor.

    11 Eylül - 16 Eylül 2009 tarihleri arasında Rıdvaniye Camii & Medresesi (Balıklı Göl) Şanlıurfa'da...

    Ziyaret Saatleri: 09:00'dan gece yarısına kadar ziyaret edilebilir. (Ziyaret ücretsizdir)

    Açılış
    Tarih : 11 Eylül 2009 / Cuma
    Saat : 14:00
    Yer : Rıdvaniye Camii & Medresesi
    Adres : Balıklı Göl - Şanlıurfa
    İrtibat: 0414 312 16 81
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Çakmaklı'nın Said Nursi vasiyeti
    25 Ağustos 2009 / 16:57
    Türk Sineması’nda "Milli Sinema" akımının öncüsü olarak tanınan ve önceki gün tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren ünlü yönetmen Yücel Çakmaklı'nın cenaze namazı Fatih Camii’nde kılındı

    Çok üzgün olduğunu söyleyen Çakmaklı’nın eşi Filiz Çakmaklı, "Çok iyi bir insandı. Çok mükemmel bir eşti" dedi. Aile dostu Mustafa Çalışan ise, Çakmaklı’yı hayatını kaybetmeden birkaç gün önce hastanede ziyaret ettiğini belirterek, "İki vasiyeti vardı. Necip Fazıl Kısakürek ile Bediüzzaman Said Nursi’nin sinema filmini yapmak istiyordu. Fakat ömrünün buna yetmeyeceğini anlamıştı. Gelecek kuşaklara vasiyeti bu oldu" dedi.

    İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’nın kıldırdığı cenaze namazının ardından konuşan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, "Büyük bir sanatkarı kaybettik. Türk sineması Yücel Çakmaklı’dan önce ve sonra diye, ikiye ayrılabilir. Bizim halkımızın değerlerini, estetik ve kaliteyi öne çıkararak halkımıza sundu. TRT’de uzun yıllar beraber çalıştık" dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Çakmaklı’nın Türk sinemasının özgün ve özel isimlerinden biri olduğunu belirterek, "Sinemayı ’bizim’ yapmıştır. Sinemanın evrensel dilini, milli içerikle zenginleştirmiş; sinemamıza yeni ve ulusal bir soluk getirmişti. Sinemamıza tarih bilinci getirmiş özel isimlerden biriydi. Tarihimize, insanımıza dönük unutulmaz eserlere imza attı. Yaşasaydı çok daha büyük eserlere imza atacaktı. Onun vasiyetlerine uygun tasarımlar gelmesi halinde sahiplenmeyi milli görev sayıyorum" diye konuştu.

    Cenaze namazına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, yönetmenler Türker İnanoğlu, Gani Rüzgar Şavata, oyuncular Fikret Hakan, Ulvi Alacakaptan ve Yaşar Alptekin katıldı.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Nur siteleri iftarda buluştu
    24 Ağustos 2009 / 15:45
    NurPenceresi.Com tarafından düzenlenen iftar programında Risale-i Nur endeksli yayın yapan site yöneticileri biraraya geldi



    Suffa Vakfı bünyesinde yayın yapan NurPenceresi.Com tarafından düzenlenen iftar programında Risale-i Nur endeksli yayın yapan site yöneticileri biraraya geldi.

    Ramazan ayının üçüncü iftarında vakfın Süleymaniye'deki merkezinde düzenlenen iftar programında fikir alışverişinde bulunuldu.

    Program, iftar öncesi verilen nefis Kur'an tilaveti ile başladı.


    Kılınan akşam namazı ve iftardan sonra ise Prof. Dr. İbrahim Canan internet üzerinden tebliğin önemine dair bir konuşma yaptı. İslamın üç temel sütun üzerinde kurulduğunu ifade eden Canan, bunları şöyle sıraladı:
    "Birincisi talim yani öğrenme. İkincisi öğrendiklerini yaşamak yani temsil. Üçüncüsü de yaşamanın yanında insanlığın tamamına İslamı duyurmak yani tebliğdir."

    İnternet üzerinden yapılan çalışmaların bu asrın en önemli tebliğ metodlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Canan konuşmasında Asr-ı Saadetten örneklerin yanında, Bediüzzaman Said Nursi'nin maddeten terakkinin önemine dair bazı sözlerini de aktardı.

    Suffa Vakfı'na bağlı olan sitelerin tanıtımının yapıldığı sinevizyon gösterisinden sonra kılınan teravih namazı ile program sona erdi.Programa Doç. Dr. Şadi Eren, Zaman Gazetesi yazarı Ahmed Şahin, Prof. Dr. İbrahim Canan, araştırmacı yazar Veli Sırım, bazı yayınevleri temsilcileri, pekçok internet sitesi yapımcısı ve çok sayıda davetli hazır bulundu.

    Program organizatörlerinden NurPenceresi.Com sitesinin teknik sorumlusu Yusuf Sıddık, her yıl aynı programı düzenleyerek geleneksel hale getirmek istediklerini, bu vesileyle site yöneticilerini bir araya getirerek “müfritane irtibat” idealini sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman’ı Pakistan’a tanıtan profesör vefat etti
    By Şahide in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 12.11.09, 13:38
  2. Abdullah b. Huzafetü’s Sehmi, Bediüzzaman’ ı Görseydi
    By TeSbiHaT in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.02.09, 01:17
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.10.08, 08:22
  4. “Kızıl İ’caz” ve Bediüzzaman’a Göre Mantık İlmi
    By SeRDeNGeCTi in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.09.08, 14:53
  5. Bediüzzaman’ın Van Kalesi’nden Düşmesi ve Davası
    By aciz_kul in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.10.07, 11:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0