+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 39 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 387
Like Tree12Beğeni

Konu: Risale-i Nur Sadeleşmeli mi?

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Risale-i Nur Sadeleşmeli mi?

    Hemen her konuda araştırma konusu olmuş, yeri geldiğinde tartışma konusu da olmuş Risale-i Nur’un çokça söz edilen ve ele alınan bir konusu da üslup ve dilidir. Bu tartışmalarda ağırlık, Risale-i Nur dilinin sadeleşmesinin gerekip gerekmediğiyle ilgilidir.
    Risale-i Nur’un sadeleşmesi gerektiğini ifade edenlerin dayanaklarını üç noktada toplamak mümkündür.

    1-Edebî ve tarihî bir metin olan Risâle-i Nur günümüzde yaşayan dile yabancı olduğundan, anlaşılması zor bir metindir. Sadeleştirilmelidir.
    2-Risâle-i Nur’un geniş halk kitleleri tarafından anlaşılabilmesi için, sade Türkçe ile yeniden ele alınması gerekir.
    3-Risâle-i Nur imanî meseleleri nazara verdiğinden, imanî meselelerin önemine binaen sadeleştirmek gerekir.

    Bir eser hakkında belli bir yargıda bulunmadan önce, eserin mahiyeti hakkında bilgi edinmek esastır. Eğer eserin mahiyeti tam olarak anlaşılabilir ve anlatılabilirse, sonradan ifâde edilecek düşünceler sağlıklı olacaktır. Bu yüzden önce “Risale-i Nur nedir? Nasıl bir eserdir?” sorularını cevaplamak gerekir? Risâle-i Nur; müellifinin ifadesiyle, “Doğrudan doğruya Kur’an’ın feyzinden mülhemdir ve sema-i Kur’anîden ve ayatının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.(Nursi, 1994: 86)” Burada Cemil Meriç’in, “Her eser, kendi dili ile doğar. Risale-i Nur’un dili Kur’anî ve İslâmî bir lisandır. Risale-i Nurları anlamaya çalışmak, ancak bize nasip olabilecek en büyük mükâfattır.(Şahiner, 1990: 17). ” sözünü belirtmek gerekir ve Bediüzzaman’ın Risâle-i Nur hakkındaki görüşü ile birleştirildiğinde, Risâle-i Nur’un, zamanın eserlerinden farklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Risale-i Nur’un, iman ilmini vermesi ve öğretmesi gerçeğinden hareketle, tarihselliği ve bu nedenle eskimişliği görüşü hükümsüz kalmaktadır. Zira, nasıl ki Kur’an çağlarüstü ve zamanı aşan bir dil kullanmışsa, Vehbî ilim sonucu, Kur’an-ı Kerim’den ilhamen yazılan Risâle-i Nur’un da çağlarüstü olması gerekir. Bundan dolayı da Risale-i Nur üslubunun günümüz Türkçe'sine göre farklı ve biraz da ağır olması tabiidir.Ancak bu farklılık veyahut ağırlık eskimişlikle ilgili değil, Risâle-i Nur’un tarihsellikten bağımsız konular olan imanî konuları ele almasından kaynaklanır. Çünkü bir ilim sahası olan imanî konuların kendilerine ait kavramları vardır. Çünkü bir ilim sahası olan imanî konuların kendilerine ait kavramları vardır. Allah'ı idrak etmenin yolu da bunları bilmekten geçer. yapılan araştırmalara göre, Risâle-i Nur vasıtasıyla Allah’ın 217 esmasından bahsedilmesi ve onların idrak edilmesi(Bkz. Risale-i Nur’da Esma-i Hüsna, Yeni Asya Neşriyat ), bu kavramların öğretiminin Risale-i Nur’da ne kadar önemli bir yekün tuttuğunu göstermesi açısından öenmlidir.

    Hemen belirtelim ki, Risâle-i Nur’da Esma-i Hüsna salt kavramsal bir bazda verilmemekte, metin içinde temsil ve telkin metoduyla anlaşılır kılınmaktadır. Bu durum, Risâle-i Nur’un hemen her yerinde mevcuttur. Bunun dışında Risâle-i Nur, dinî ya da din dışı konuları içeren dönemin kitaplarına kıyasla sade bir üsluba sahiptir. Bundan da öte, Risâle-i Nur’da anlamı akıcı ve anlaşılır kılan bir iç lügatçe de mevcuttur. Mesela, “… O sultana Halîl ve dost ol!.. O rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker…” gibi altı çizili örnekler, genelde aynı anlama sahiptir. Risale-i Nur’un hemen hemen her yerinde var olan bu tarz kullanımlar, avamdan âlim insanlara kadar herkesin anlayabileceği bir dilin varlığını gösterir. (Demirci, makale, 2000:71)

    Elbette Risale-i Nur üslubu sadece Türkçe’ye has bir üslup değil. Çünkü Risâle-i Nur, 20. Asır ve sonrasına İslam medeniyetinin sunumunu yapma misyonuyla ortaya konmuş bir eserdir ve İslam medeniyetinin temelinde de başta Arapça, sonra Farsça ve Türkçe vardır. Dolayısıyla Arapça, Farsça ve Türkçe’nin karışımından oluşan bir üslubun kullanımı da kaçınılmazdır. Böyle olduğuna delillerden bir tanesi, “… zahiren mevt inhilaldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir.” cümlesinde aynı anlama gelen Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerin birlikte kullanılmasıdır.Aynı şekilde, “Ey insan! Fenâya, ademe hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya, ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekâya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra gidiyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikinin tarafına gidiyorsunuz…” gibi, Risâle-i Nur’un hemen her yerinde mevcut ifadeler üç dile mensup insanların ortak medeniyetini, ki bu İslam medeniyetidir, nazara verir.

    Bu cümleleri okuyan herhangi bir okuyucu, mutlaka hissesini alacak ve anlatılanın ne olduğunu kavrayacaktır. Kur’an-ı Kerim’i okuyan bir çoban ve bir âlim seviyesine göre hissesini nasıl alıyorsa, Risâle-i Nur’u okuyan her kesim de seviyesine göre hissesini alacaktır. Eğer bu gözetilmez de tek yönlülüğü ifade eden sadeleştirme yapılırsa, Risâle-i Nur evrensel hitap olma özelliğini kaybedecektir. Dolayısıyla bu bağlamda sadeleştirmenin sağlıksızlığı göze çarpmaktadır.

    Öte yandan, “Risâle-i Nur imanî meseleleri nazara verdiğinden, imanî meselelerin önemine binaen sadeleştirmek gerekir.” fikrine de katılmak mümkün değil. Çünkü Risâle-i Nur’da imanî meseleler işlenirken öyle bir üslup kullanılıyor ki, aklın yanında diğer his ve latifeler de hissesini almaktadır. Nitekim, bunu müellifi, “Risâle-i Nur’un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his hisselerini alabilirler(Nursi, 1994: 279).” Şeklinde ifade etmiştir. Bundan da öte, şimdiye kadar belirttiğimiz düşünceler gösteriyor ki, Risâle-i Nur’un sadeleşmesi demek, Şerif Mardin’in belirttiği, “19. Yüzyılın elektrik ve termodinamiği ile ilgili konuşma tarzı, yani kavramlaştırma tarzı Risâle-i Nur’un diline girmiştir. Said Nursî dinamizm ifade eden bir dil kullanmıştır.(Şahiner, 1990: 24).” özelliğinin kaybolması demektir.
    Hâsıl-ı kelâm, âliminden çobanına kadar Risâle-i Nur’u okuyan herkes seviyesine göre mutlaka hissesini alır. Ve her ne kadar zâhiren Risale-i Nur’un üslubu ağır gibi görünse de okuyucunun, iman ilmini kavramak için biraz çaba göstermesi gerektiğini idrak etmesi gerek. Nitekim Bediüzzaman da, “Risale-i Nur, sâir ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin kut(rızık) ve nurlarıdır. (Nursî 1994: 55)” demekle, bunun altını çizmektedir. İşte bu gerçekten harketle, sonuçta Risale-i Nur’dan nasıl faydalanılması gerektiği hususunda, sarf edilen şu görüşlere de katılmamak mümkün değil: “Risale-i Nur, yirminci asrın Müslümanlarını ve bütün insanları koyu fikir karanlıklarından ve müdhiş dalalet yollarından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyarıyla değil, bir ihsan-ı ilahî olarak yazılmış olan ilhamî bir eserdir. İşte insan üzerindeki tesiri pek büyük olan böyle bir eseri devamlı olarak, teenni (ihtiyatlı ve akıllıca düşünmek) ile ve lügatların manalarını öğrenerek, dikkatle okuyabilseniz, geceli gündüzlü çalışan birçok Nur talebeleri gibi siz de büyük bir huzur ve saadete kavuşursunuz (Nursî, 1995: 175).”

    Kaynaklar:
    1.Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Yeni Asya Neşriyat, 1994
    2.Necmettin Şahiner, Nurculuk nedir?, Yeni Asya Yay., İstanbul 1990
    3.Süleyman Kösmene, Risâle-i Nur’da Esma-i Hüsna, Yeni Asya Neşriyat, İst. 2004
    4.Senai Demirci, Risâle-i Nur’un Etrafından Risâle-i Nur’un İçine, Köprü Dergisi, Bahar 2000
    5.Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayatı, Yeni Asya Neşriyat, 1994
    6.Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lahikası -1, Yeni Asya Neşriyat, 1994
    7.Bediüzzaman Said Nursî, Yeni Asya Neşriyat, 1994, Ekim İstanbul s.175 Nurun İlk Kapısı

    Hatip Fidan - Genç Yaklaşım Dergisi Nisan 2006
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:57 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    ?ttihad ?lmi Araşt?rma Heyeti taraf?ndan, bu konuyla ilgili haz?rlanm?ş dosya... ?ndirmek için t?klay?n?z...

    http://www.hemenpaylas.com/download/1483463/RISALEINURUNSADELESTIRILMESI.doc.html
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 03:57 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  3. #3
    Pürheves sliha87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Denizli
    Mesajlar
    264

    Standart

    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    Risâle-i Nur Dili

    Risâle-i Nur'da, okuyan herkesin gerek zorland?ğ? için gerekse hoşland?ğ? için sezdiği bir özel dil vard?r. Bu zorlanma durumu değişik sonuçlar doğuruyor. Kimileri zorland?ğ? için okumay? terk ediyor ve zihinlerinde "Risâle-i Nur'un dili ağ?rd?r" gibi bir yarg?y? ömür boyu taş?maya devam ediyorlar. Ve nihayetinde bu yarg? gelip Risâle-i Nur'un sadeleştirilmesi gerektiği noktas?na dayan?yor.


    Risâle-i Nur'da ilk bak?şta göze çarpan dil ağ?rl?ğ?, Osmanl?ca'n?n ya da müellifinin yaşad?ğ? dönemin hat?r?ndan değil, Kur'ân kelimelerini hat?rlama zaruretinden kaynaklan?r. Risâle-i Nur'un örnek metni olarak Birinci Söz üzerinde şöylesine bir göz gezdirme, "ağ?r" kelimelerin hemen hepsinin vahyin talim ettiği temel düşünce kodlar?n?n muhafazas? ve zihinde yerleştirilmesine yönelik olarak zikredildiğini gösterecektir.

    Öncelikle belirtmek gerek ki, Risâle-i Nur'da, okuyan herkesin gerek zorland?ğ? için gerekse hoşland?ğ? için sezdiği bir özel dil vard?r. Bu zorlanma durumu değişik sonuçlar doğuruyor. Kimileri zorland?ğ? için okumay? terk ediyor ve zihinlerinde "Risâle-i Nur'un dili ağ?rd?r" gibi bir yarg?y? ömür boyu taş?maya devam ediyorlar. Ve nihayetinde bu yarg? gelip Risâle-i Nur'un sadeleştirilmesi gerektiği noktas?na dayan?yor. ?lginçtir ki, Risâle-i Nur'un dili üzerindeki bu yarg?, bu dili okumaya değil de, okumaktan vazgeçmek üzerine bina edilmiştir. Nitekim, çeşitli kereler girişilen sadeleştirme çal?şmalar? başar?l? olamam?ş, buna mukabil Risâle-i Nur, bütün "ağ?r"l?ğ?yla okunmaya ve anlaş?lmaya devam etmiştir. ?şte bu "ağ?r" kelimesi, bir farkl?l?ğ?n ifadesidir. Risâle-i Nur'un "ağ?r"l?ğ?, özel bir "Risâle-i Nur Dili"nin habercisidir. Bu "ağ?r"l?k konusunda hemfikir olduğumuza göre, sorulmas? gereken diğer sorular? birlikte soral?m: Bu ağ?rl?k çekilebilir mi? Çekilebilirse, çekmeye değer mi? Bu ağ?rl?ğ?n çekilebilir olduğunu say?s?z Nur talebesi kendi hayatlar?yla gösteriyorlar. Peki, Nur talebesi olmak gibi bir ağ?rl?ğ? üstlenmeyenlerin sorusunu nas?l cevaplamal?: Bu ağ?rl?ğ? çekmeye değer mi? Aşağ?da anahatlar?yla ve kaba bir tasnifle sunmaya çal?şacağ?m?z "Risâle-i Nur Dili"nin misyonu, bu sorunun cevab?n? haz?rlamaya yöneliktir.


    I. Risâle-i Nur dilinin konuşland?rmas?


    a. Risâle-i Nur'un dili tarihsel değildir. Risâle-i Nur, ağ?rl?kl? k?sm? 20. yüzy?l?n ilk y?llar?nda Osmanl?ca'n?n hâkim dil olduğu bir dönemde kaleme al?nm?şt?r. ?lk bak?şta, Risâle-i Nur'a hakim olan dilin de eserin telif dönemindeki hakim dilin bir yans?mas? olduğu düşünülebilir. Ancak, bu hükmün doğru olmad?ğ?, ayn? zamanda yaz?lm?ş başka eserlerin, üstelik gayridinî olduklar? halde, Risâle-i Nur'a k?yasla çok daha ağdal? bir dile sahip olmas?, Risâle-i Nur'da kullan?lan dilin tarihsel bir etkileşimden değil, kasdî bir niyetten kaynakland?ğ?n? gösterir. Risâle-i Nur'da Osmanl?ca bir tabir ya da terkibin hemen ard?ndan, o zamana göre fazlas?yla sadeleştirilmiş bir "tercümesi"nin kullan?lmas?, müellifinin Osmanl?ca'ya denk gelen dili, seçeneksizlikten değil, özel bir seçimle kulland?ğ?n? gösteriyor. Said Nursî isteseydi, meselâ, "levh-i mahv isbat" yerine "yazar-bozar tahta", "irae eder" yerine "gösterir", "beyder" yerine "harman" kelimelerini kullanabilirdi. Ayn? cümlenin içinde bu kelimeleri ardarda s?ralayabilen biri olarak, "eski" dil ile "yeni" dili birarada kullanmak istemiştir, yeni dilden bihaber olduğu için "lisan-? kadîm"e mecbur kalm?ş değildir.


    b. Risâle-i Nur'un dili coğrafî ya da millî bir izdüşüm değildir. Said Nursî'ye Osmanl?ca'n?n ihyas? ya da Türkçe'nin uluslararas? düşünce dili olmas? gibi bir kayg? güttüğünü söylemek yerine, Kur'ân kelimelerinin konuşma diline aktar?lmas?, Nebevî kavramlar?n Türkçe konuşanlar başta olmak üzere her insan?n zihnine oturmas? gibi bir misyonu yerine getirdiğini söylemek daha doğru olur. Gerçekten de, Risâle-i Nur'un özel bir Arapça eğitimi almad?klar? halde, okuyanlar?n?n diline çoğu vahyî kavram?, Kur'ân kelimelerini yerleştirmiş olmas?, onun Türkçe'yi değil de, en az?ndan Türkçe konuşanlar?n hayat?n? iman diline yaklaşt?rarak ihya etme; Türkçe'yi yeniden düşünce dili yapmak değil de, Türkçe konuşanlar örneğinde her coğrafyan?n dilinin Kur'ân kelimeleri ve Nebevî kavramlarla tezyin ve takviye edilebilirliğini gösterme misyonu yüklendiğini gösterir. Şu halde, Risâle-i Nur diğer dilleri konuşan milletler için, Kur'ân kelimelerinin ve Nebevî terminolojinin konuşma diline aktar?lmas? konusunda, bir prototip, bir çal?şma örneği olarak değerlendirilmeli.



    II. Kur'ân'? okuyan Risâle-i Nur dili


    Risâle-i Nur'da ilk bak?şta göze çarpan dil ağ?rl?ğ?, Osmanl?ca'n?n ya da müellifinin yaşad?ğ? dönemin hat?r?ndan değil, Kur'ân kelimelerini hat?rlama zaruretinden kaynaklan?r.

    Risâle-i Nur'un örnek metni olarak Birinci Söz üzerinde şöylesine bir göz gezdirme, "ağ?r" kelimelerin hemen hepsinin "Kadir-i Rahim", "Hâkim-i Ezelî", "Mâlik-i Ebedî" gibi, esmân?n talimi, "acz", "fakr", "vird-i zebân", "mütevaz?'", "mağrur", "Asâ-y? Mûsa", "Azâ-y? ?brahim" gibi vahyin talim ettiği temel düşünce kodlar?n?n muhafazas? ve zihinde yerleştirilmesine yönelik olarak zikredildiğini gösterecektir. Risâle-i Nur'da, bu misyon peyderpey, hissettirilmeden, metnin ikinci ve gizli bir dili olarak gerçekleştirilir. Bu konuda, Alt?nc? Söz'e serlevha olarak seçilen Tevbe Sûresi 111. ayetinin, hemen alt?nda, "Nefis ve mal?n? Cenâb-? Hakk'a satmak ve O'na abd olmak ve asker olmak…" diye başlayan cümle ile dile aktar?lmas? örnek olarak okunabilir. Birinci Söz'de "Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar 'Bismillah' der…" cümlesinde zikredilen hayvanlar?n, Zümer Sûresi 6. ayette "nimetin tecessüm etmiş" nümuneleri anlam?nda "en'am" olarak "tenzil" edildiği haber verilen sekiz çift ehlî hayvana tekabül etmesi özel eğitimin gereğidir. Yine Birinci Söz'ün özel kurgusuyla, Asâ-y? Musa'n?n (as) ve Azâ-y? ?brahim'in (as), taş ve ateş karş?s?ndaki duruşunun, yumuşak kök ve damarlar?n sert taş ve toprak karş?s?ndaki duruşuna, nazenin yapraklar?n ateş saçan yaz hararetine karş? duruşuna taş?narak, peygamber mucizelerinin adiyat? mucizat olarak görme talimine eklemlenmesi de özel bir Kur'ân okumas? örneğidir. Yirmi Dördüncü Söz'ün vahye dayal? ontolojik çal?şmas?n?n en kritik yerinde varoluşun en büyük sorunu olan sevmeyi Al-i ?mran 31. ayetiyle çözümleyen Said Nursî, ilgili ayeti takdim ederken, asl?nda ayetin anlam aç?l?m?n? oluşturan kavramlar? yine ayetin kelimelerini konuşma diline aktararak özel bir ayet talimi yapar:

    "Öyleyse, o Mahbûb-u Ezelînin kendi habibine söylettirdiği şu ferman-? ezelîyi dinle, ittibâ et." Şu halde "Asâ-y? Musa", "Azâ-y? ?brahim", "Habib", "Mahbub-u Ezelî" gibi tabirlerin ağ?rl?ğ?ndan ürkenlerin, asl?nda imanlar? gereği nüfuz etmeleri gereken Kur'ân kültürünün kendilerine ne kadar hafif ve k?sa yoldan sunulduğunu tecrübe edebilirler.

    Tam burada Muhakemat'tan bir al?nt? yaparak, Risâle-i Nur müellifinin ayet kelimeleri ile konuşma konusundaki kasd?n? ve ustal?ğ?n? görmek gerek. Said Nursî, Nur Sûresi 43. ve Yasin Sûresi 16. ayetlerdeki belâgati aç?klarken, yine ayetlerdeki kelimelerle konuşur, ayetteki ana kavramlar üzerinden okuyucuya yeni düşünce alanlar? açar. Bu "tercüme" usûlü meal kadar aşina edici olduğu kadar, mealin s?n?rlay?c?l?k ve k?s?tlay?c?l?k kusurlar?ndan da azadedir. (Meal çal?şmas? yapanlar, ilgili ayetlerin mealleri üzerinde çal?şma yaparak, aşağ?daki metnin Kur'ân'dan nas?l ustal?kla iktibas edildiğini görebilir ve özel bir meal format? için ipuçlar? ç?karabilirler.)

    "….birinci ayette [Nur, 43] olan istiare-i bedia o derece hararetlidir ki, buz gibi olan cümudu eritir. Ve bulut gibi zahir perdesini berk gibi y?rtar. ?kinci ayette [Yasin, 16] belâgat o kadar müstakar ve muhkem ve parlakt?r ki, seyri için güneşi durdurur."


    III. Esma-i Hüsnâ'y? okuyan Risâle-i Nur dili.


    Risâle-i Nur'un dilindeki ağ?rl?ğ?n temel sebeplerinden biri, tüm cümle kuruluşlar?nda Esma-? Hüsnâ'n?n hat?r?n? gözetmesidir. Birinci Söz'ün çok bilinen bir cümlesi üzerinden gidelim:

    "?şte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahs?n. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakr?n hadsizdir. Düşman?n, hâcât?n nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrân?n Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinat?n dilenciliğinden ve her hadisât?n karş?s?nda titremeden kurtulas?n."

    Bu cümlede, insan?n 'acz'inden Hâkim ismine, insan?n 'fakr'?ndan hareketle Mâlik ismine doğru kavramsal bir inşa gözlenir. Zira, insan?n elinden bir şey gelmiyor oluşu-yani aczi-, herşeye, her zaman hükmeden birini-yani, bir Hâkim-i Ezelî'yi; insan?n elinde hiçbir şeyin bulunmamas?-yani fakr?-, herşeyi her zaman elinde bulunduran birini-yani, bir Mâlik-i Ezelî'yi-arat?r. ?nsan bu isimlere sahip Bir'ini bulamazsa kesret içinde kalacak, fakr?ndan dolay?, kâinat?n "dilenci"liğine düşecek, aczinden dolay? da hadisât?n korkulu bir "titreme" içinde olacakt?r. Bu tabir ayn? zamanda, "onlar için ne korku vard?r, ne de mahzun olurlar.." mealinde tekrarlanan ayetlerin anlam?na da bir göndermedir.

    Risâle-i Nur'da s?kça zikredilen bize ilk okumada ağ?r gelen bu tür Esma-i Hüsna örneklerine bak?l?rsa, Risâle-i Nur dilinin Esmây? hayat?m?za taş?makta hayli hafif bir yol önerdiği görülecektir.

    Yirminci Mektub'un ?kinci Makam? da, "şehadet" kavram?n?n cümle içindeki kullan?mlar?yla, hem kâinat, insan ve Allah eksenlerinde şehadet eyleminin nas?l gerçekleştiği, hem de "Şahid-i Ezelî" isminin kavramsal olarak nas?l inşa edildiğini görmek üzere okunabilir.


    IV. Kurguyla konuşan Risâle-i Nur dili


    Risâle-i Nur'da özel baz? kavramlar ve bu kavramlar ekseninde gelişecek muhakemelerin ana hatlar?, yer yer, bölüm başl?klar?, bölüm altbaşl?klar?, bölüm s?ralamalar? olarak da kodlanm?şt?r. Bu konuda en görünür örneği, Otuzuncu Söz oluşturur. Otuzuncu Söz, '?ki Maksad' üzerine kuruludur ve 'Birinci Maksad', 'ene'ye, '?kinci Maksad' 'zerre'ye ayr?lm?şt?r. ?lgili bahisleri mütalaa ettiğimizde, "içimizdeki en büyük görünmez" olan 'ene'nin yerli yerine oturtulmas?ndan sonra ancak "d?ş?m?zdaki en küçük görünmez" olan 'zerre'nin yerine oturabileceğini anlam?ş oluruz. Otuzuncu Söz'de aç?kça vurguland?ğ? gibi, afakî tefekkür, ancak enfüsî tefekkürün öncelenmesi ile istikamet bulur. Bu haliyle, Otuzuncu Söz, ene üzerindeki enfüsî tefekkürü Birinci Maksad olarak, zerre üzerindeki afakî tefekkürü de ?kinci Maksad olarak ima eder.

    'Risâlet-i Ahmediye'ye dair Ondokuzuncu Söz'ün alt bölüm başl?klar?n?n "Reşha" olmas? da, Yirmi Dördüncü Söz'de nübüvvet mesleğinin, "zühre, katre, reşha" s?ralamas?nda, "reşha"ya, yani, hakikate arac?s?z muhatap olma haline denk gelen konumunu haber verir.

    Mektubat'ta ve Sözler'de 'şakk-? kamer' ve 'mirac' mucizelerinin birbiri ard?nca zikredilmesi de, bu yaz?n?n çerçevesi d?ş?nda kalan, ancak her iki mucizenin makam ve maksad?n?n anlaş?lmas? konusunda önemli ipuçlar? bar?nd?r?r. Bu s?ralama kurgusu, her iki mucizenin birbirine bakarak hakk?yla okunabileceğini, Resûl-u Ekrem'in (a.s.m.) velayet ve nübüvvet kanatlar?n?n buluşmas? bağlam?nda anlaş?lmas? gerektiğini haber vermek üzere, "Şakk-? Kamer mucizesine dair" zeylin 'Beşinci Nokta's?ndaki özel kelime kodlamalar?yla teyid edilir.

    "Semâ-y? risâletin kamer-i münîri olan Hâtem-i Divan-? Nübüvvet, nas?l ki, mahbubiyet derecesine ç?kan ubudiyetindeki velâyetin keramet-i uzmâs? ve mucize-i kübrâs? olan Miracla, yani bir cism-i arz? semâvatta gezdirmekle semâvât?n sekenesine ve âlem-i ulvî ehline rüçhaniyeti ve mahbubiyeti gösterildi ve velayetini isbat etti. Öyle de, arza bağl?, semâya as?l? olan kameri, bir arzl?n?n işaretiyle iki parça ederek, arz?n sekenesine, o arzl?n?n Risâletine öyle bir mucize gösterildi ki, zât-? Ahmediye (asm) kamerin aç?lm?ş iki nurânî kanad?yla, iki ziyadar cenahla evc-i kemâlâta uçmuş, tâ Kab-? Kavseyne ç?km?ş; hem ehl-i semâvât, hem ehl-i arza medar-? fahr olmuştur." Bu ifadelerdeki çok katmanl? şifrelemeyi başka bir makaleye havale ederek, Hz. Peygamberin (a.s.m.), mirac?n mazhar olduğu makamda aya benzetilerek "semâ-y? Risâletin kamer-i münîri" ünvan?yla zikredilmesine, ay?n yar?lmas? mucizesine mazhar olduğu makamda "iki nurânî kanat ve ziyadar cenah" ile "evc-i kemâlât"a uçmak, "Kab-? Kavseyn'e ç?kmak" gibi mirac detaylar?yla zikredilmesine dikkat çekmek istiyoruz. Bu küçük paragraf, Risâle-i Nur'un, hem "nübüvvet-velayet", "semâvat-arz", "keramet-mucize", "risâlet-velayet" dengelerini gözeterek ve göstererek hem de "şakk-? kamer" ve "mirac" mucizelerinin detaylar?n? ak?c? bir metin içinde veciz olarak buluşturarak nas?l çok katmanl? ama kolay bir dil kulland?ğ?n? ve ileri çal?şmalar için nas?l bir kavram k?lavuzu oluşturduğunu göstermek aç?s?ndan hayli ilginçtir.

    Bu cümleden olarak, Otuz Üçüncü Söz'ün "pencere" ad?yla verilen alt başl?klar?n? izleyerek gayb "perde"sinden "pencere"ler açarak "gayb-aşina nazar"? edinmenin değişik makamlardaki metodlar? ç?karsanabilir.


    V. Meselle Konuşan Risâle-i Nur dili


    Özellikle Küçük Sözler'e hakim olan "iki adam"l? temsilî hikâyecikler, Risâle-i Nur'un hem insana psikolojik içgörü kazand?rmada kulland?ğ? özel yöntemi aç?ğa vurur, hem de vahyî mesaj?n ana eksenlerini oluşturan, "hay?r-şer" "vücud-adem" "hudabin-hodbin" gibi kavramlar? yerli yerine oturtma ve yeniden inşa etme konusundaki özel çabay? haber verir. ?şte tam bu noktada, Risâle-i Nur, düşünce kavramlar?n? inşa ve ihya etme çabas?na, öteden beri hükmeden "ağ?r" izleniminin aksine, canl?, cana yak?n, kolay, hafif ve doğrudan bir katk? sağlar.


    VI. Kâinat? konuşturan Risâle-i Nur dili


    Birinci Söz'de takdim edilen "lisan-? hâl" terimi, asl?nda, Risâle-i Nur'un bütününe hâkim olan "kâinat? okuma" yönteminin habercisidir. Nitekim, ayn? bahiste, "zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler"in, bir bahçenin ['bostan' olarak zikredilmiştir], "inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar"?n hal dillerinden "Bismillah"?n nas?l okunacağ? gösterilmiştir. Lisan-? hâlin çözümlemesine değişik aç?lardan uygulamalar sunan Birinci Söz metni, ağaç ve otlar?n "ipek gibi yumuşak kök ve damarlar?"n?n, "Asâ-y? Musa (a.s.) gibi" "Vur asân? taşa!" [Bakara, 60] emrine uyduğu, "ince ve nazenin yapraklar"?n da bir yaz boyu "ateş saçan hararete karş?" "azâ-y? ?brahim [a.s.] gibi" "Ey ateş, serin ve selametli ol!" [Enbiya, 69] ayetini okuduğu gözlemleriyle, Kur'ân ve kâinat okumalar? egzersizleri yapt?r?r. Diğer taraftan, Otuz ?kinci Söz'de zerreden y?ld?zlara kadar bütün kâinat? "konuşturan" bir kurgusu içinde, Esma-? Hüsnâ'n?n eşya üzerinde nas?l okunabileceğine dair detayl? yöntemler verilir. Risâle-i Nur'un görünüşte s?rf insana ve insan?n lisan?na atfedilen "duâ" kavram?na, kâinat?n tekellüme geldiğinin anlat?ld?ğ? Yirminci Mektub'un Birinci Zeyli'nde getirdiği, çok heyecan verici bir "kâinat okumas?"n?n alfabesini sunar:

    "…esbab?n içtima?, müsebbebin icad?na bir duâd?r. Yani, esbab bir vaziyet al?r ki, o vaziyet bir lisan-? hal hükmüne geçer; ve müsebbebi, Kadîr-i Zülcelâlden duâ eder, isterler. Meselâ, su, hararet, toprak, ziya, bir çekirdek etraf?nda vaziyet alarak, o vaziyet bir lisan-? duâd?r ki, 'Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Hâl?k?m?z' derler. Çünkü, o mucize-i harika-i kudret olan ağaç, o şuursuz, câmid, basit maddelere havale edilmez, havalesi muhaldir. Demek, içtima-? esbab bir nevi duâd?r."

    Otuzuncu Söz'ün tahavvülat-? zerrattan bahseden '?kinci Maksad'?n?n Mukaddimesi'nde her bir zerreyi kâinat kitab?n?n zikreden bir kelimesi haline dönüştüren, her bir zerreye aç?kça konuşan bir dil kazand?ran bak?ş şöyle takdim edilir. Bu bak?ş, "Bismillah" ve "Elhamdülillah" gibi Kur'ân kelimelerinin kâinat?n dilinde de hecelendiğine, tesbihat?n kevnî bir telâffuza ve tekellüme tercüme edilebileceğine tan?kl?k eder.

    "…. her bir zerre, mebde-i hareketinde 'Bismillah' der; çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kald?r?r ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağac? gibi bir yükü omuzuna almas? gibi… Hem vazifesinin hitam?nda "Elhamdülillah" der; çünkü bütün ukulü hayrette b?rakan hikmetli bir cemal-i san'at, faydal? bir hüsn-ü nak?ş göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir."


    KAYNAK: Rnk Enstitü (2 Nisan 2004)

    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    kardesler bu isin bencesi sencesi olmaz. ustad hazretleri bu konu hakkinda fikrini beyan etmisken bizlerin yeni ictihatlarda bulunmasi dogru olmaz. Bahis nurlar olunca risale-i nur ekseninde fikir beyan etmelisiniz. asagida ustad hazretlerinin bu konu hakkindaki dusuncelerini yaziyorum.

    ?tizar
    Arkadaş! Bu risale, Kur’ân’?n baz? âyât?n? şuhudî bir tarzda beyan eden bir nevi tefsirdir. Ve hâvi olduğu mesâil, Furkan-? Hakîmin Cennetlerinden kopar?lm?ş birtak?m gül ve çiçekleridir. Fakat, ibaresindeki işkâl ve îcazdan tevahhuş edip, mütâlaas?ndan vazgeçme. Mütalâas?na tekrarla devam edilirse, meluf ve menus bir şekil al?r. Kezâlik, nefsin temerrüdünden de korkma. Çünkü, benim nefs-i emmârem bu risalenin satvetine dayanamayarak ink?yada mecbur olduğu gibi, şeytan?m da "Eyne’l-meferr?" diye bağ?rd?. Sizin nefis ve şeytanlar?n?z benim nefis ve şeytan?mdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller.
    Kezâlik, Birinci Babda tevhidin beyan? için zikredilen delillerde vâki olan tekrarlar? faydas?z zannetme. Hususî makamlarda, ihtiyaca binaen zikredilmişlerdir. Evet, hatt-? harpte siperde oturup müdafaa eden bir nefer, etraf?nda bulunan boş siperlere gitmeyip, bulunduğu siper içinde diğer bir pencereyi açmas?, elbette bir ihtiyaca binaendir.
    Kezâlik, bu risalelerin ibarelerindeki işkâl ve iğlâk?n, keyif için ihtiyar?mdan ç?km?ş olduğunu zannetme. Çünkü, bu risale, dehşetli bir zamanda, nefsimin hücumuna karş? yap?lan âni ve irticâlî bir münakaşad?r. Kelimeleri, o müthiş mücadele esnas?nda zihnimin eline geçen dikenli kelimelerdir. O, ateşle nurun kar?şt?klar? bir hengâmda, baş?m dönmeye başl?yordu. Kâh yerde, kâh gökte, kâh minarenin dibinde, kâh minarenin şerefesinde kendimi görüyordum. Çünkü, tâkib ettiğim yol, ak?lla kalb aras?nda yeni aç?lan berzahî bir yoldur. Ak?ldan kalbe, kalbden akla inip ç?kmaktan bîzar olmuştum. Bunun için, bir nur bulduğum zaman, hemen üstüne bir kelime b?rak?yordum. Fakat, o nurlar?n üstüne b?rakt?ğ?m kelime taşlar?, delâlet için değildi. Ancak, kaybolmamak için birer nişan ve birer alâmet olarak b?rak?rd?m. Sonra bakt?m ki, o zulmetler içinde bana yard?m eden o nurlar, Kur’ân güneşinden ilham edilen misbah ve kandillerdi.


    Birgun ustad hz.lerine genç bir abi:''Ustad?m bu risaleler çok mukemmel ,sadeleştirsekte herkes okusa,anlasa'' demiş..Ustad hz ise:'' Tamam sadeleştir ama alt?na benim ad?m? yazma,kendi ad?n? yaz''...Burdada tepkisini belirtmiş.risaleler bir ummand?r!Eğer diğer beşeri kitaplar gibi olsayd? her okunuşta her bir kelimesinde binler lezzet ve istifade al?nmazd?...
    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    Denilmiş ki:''mesela galiba risalelerde
    ermenice
    kürtçe türkçe farsça arapça gibi dillerden bir çok kelime var.''


    Risale forumunda birinin yaz?d?g? cevap:


    ''''Ben bir Boşnak?m.Baz? Risaleler Boşnakça olarak elimde mevcut. Risaleleri okumam?ş baz? akrabalar?ma okudum veya okuttum.Kendime de okudum.
    "almanca ingilizce cevirileri okuyan insanlar belki bizden daha iyi anliyor" denilmiş.Bilinmesini isterim ki herkes çok ağ?r olduğunu söyledi.Bahsedildiği gibi çeviri kolay anlaş?lmas?n? sağlam?yor.Baz? ibareler yerine oturmad?ğ? için bir kar?ş?kl?k olabiliyor.En iyisi orjinali emin olun.Çeviride belagat bazen gizlenebiliyor ve okunandan her seferinde farkl? bir şey ç?karma, çevirilerde pek mümkün olmuyor.Sab?r sab?r sab?r.?şte Risalelerin ilk dersi.''''

    ...........................


    Risale forumundan yine bir al?nt? yap?yorum....

    Arapça'da 62.000 kelimenin Türkçe karş?l?ğ? yoktur. Siz isteseniz de tam tercüme yapamazs?n?z. Mesela Rububiyet, Uluhiyet..., gibi. Bu kelimelerin karş?lğ? yoktur. Arapça'dan tercüme kesinlikle orjinal olmaz ve mana bozulur. En az verim de maalesef Türkçe tercümede olmaktad?r. Risaleleri anlamak için sadece dilde ?srar etmemelidir. Biraz sab?r, az?c?k gayret ve dikkat inşallah hedefe ulaşt?r?r.
    Kitap sadeleştirme speküle bir meseledir, mevzudur. Tercüme edilen eserler bir bak?ma incil akibeti gibidir. Her sadeleştirmede bir çok tavizler verilir. Ve aç?lan kap? kapanamaz.

    Risaleler okyanus gibidir... Baz? yerleri sahil k?y?s? gibidir. Baz? yerleri 25-30 metre gibidir, -ihtisas ister. Baz? yerler vard?r ki bir kaç yüz metredir ve kalp ve ruhun derece-i hayat?na ç?kmayan orada yüzemez. Baz? yerler bir kaç bin metre derinlikteki yerlere benzerler. Kalbi nefsine, cesedi midesine galebe edemeyenler oralarda yüzemezler. En büyük transatlantikler dahi Guamm çukurundaki merkezkaç kuvveti riskini göze almazlar. Baz? yerler Allah'?n kainata va'zettiği mizana ayna olarak Everest tepesinin z?dd?. Guamm çukuru gibi derindir ki (11.000m.) orada yüzmek için Vekil-i Müceddit-i Elf-i Salis-i Aşr olmak; öyle bir dalg?ç olmak laz?md?r.
    hayret !!!!demek ki sizinle paylaşabildiğimz ortak noktalarda varm?ş...
    risaleler sadeleştirilmemeli dili halk anlayacak diye onlar?n seviyesine indirilmemelidir...bilhassa halk?n dili risale i nur seviyesine ç?kar?lmal?d?r..böylece daha kaliteli insanlar yetişmiş de olacakt?r..ayr?ca bu konu hakk?nda bir yazar?n görüşlerine de yer veriyorum...
    Ali FERŞADOĞLURisale-i Nur sadeleştirilse, mana bozulur!


    `Risale-i Nur`lar? sadeleştirseydi... Bir Yirmi Beşinci Söz var. Onun sadece ayetlerle işaret edip geçtiği şeyler biraz daha aç?larak neşredilse, çok iyi olur... Geç kal?nd?. Haddim olmayarak, korkarak, titreyerek baz? parçalar? kendi k?r?k dökük cümlelerimle bir mecmuada biraz sadeleştirdim. ?ktibaslar halinde bir kitap olarak da ç?kt?...` (Zaman, 31 Mart 2004) Yukar?daki sözler, M. Fethullah Gülen`e ait. Ancak, daha önce, Risale-i Nur` lar?n teknik ve muhteva aç?s?ndan da sadeleştirilmesinin mümkün olmad?ğ?n? çarp?c? misallerle ortaya koymuştu. Bununla ilgili görüşlerinin yer ald?ğ? broşürdeki altbaşl?k şöyle: `M. Fethullah Hocaefendinin, baz? talebelere Risale-i Nur`u anlamak üzerine sohbetinde, talebelerin kaydettiği baz? beyan ve ifadeleri ki: * Arapça`daki 62.000 kelimenin Türkçe karş?l?ğ? yoktur. Siz isteseniz de tam tercüme yapamazs?n?z. Mesela: Rububiyet, Uluhiyet... gibi. Bu kelimelerin karş?l?ğ? yoktur. Arapça`dan tercüme kesinlikle orijinal olmaz ve mana bozulur. En az verim de maalesef Türkçe tercümede olmaktad?r. Risaleleri anlamak için sadece dilde ?srar etmemelidir. Biraz sab?r, az?c?k gayret ve dikkat inşallah hedefe ulaşt?r?r. *Kitap sadeleştirme speküle bir meseledir, mevzudur. Tercüme edilen eserler bir bak?ma ?ncil ak?beti gibidir. *Her sadeleştirmede birçok tavizler verilir. Ve aç?lan kap? kapanamaz. Kitaplar? iyi bilen ağabeyleri ve kardeşleri bulmaya çal?ş?n ve mütalaa edin. Risale-i Nur`lar çok k?skançt?r. Ve kendilerine aş?k olmayanlara yüzündeki peçeyi s?y?rmaz. *Risaleler okyanus gibidir. Baz? yerleri sahil k?y?s? gibidir... Baz? yerleri 25-30 metre gibidir, ihtisas ister. Baz? yerler vard?r ki birkaç yüz metredir ve kalb ve ruhun derece-i hayat?na ç?kmayan orda yüzemez. Baz? yerler birkaç bin metre derinlikteki yerlere benzerler. Kalbi nefsine, cesedi midesine galebe edemeyenler oralarda yüzemezler. En büyük transatlantikler dahi Guam?n çukurundaki merkezkaç kuvveti riskini göze alamazlar. Baz? yerler Allah`?n kainata va`z ettiği mizana ayna olarak Everest tepesinin z?dd?, Guam çukuru gibi derindir ki (11.000 m) orada yüzmek için Vekil-i Müceddit-i Elf-i Salis-i Aşr olmak; öyle bir dalg?ç olmak laz?md?r. *?slam`a doymuş ve dolmuş insanlar olmak için bu kitaplar? mukayeseli olarak en az 5 defa okumak gereklidir. Bir ara 3 defa okunsa da olur demiştim ki Üstad?m rüyada beni ikaz etti; tekrar bu say?y? beşe ç?kard?m. Müellif-i muhteremin neşredilmemiş kitaplar?ndan tutun da; Lenin`e, Freud`a, Marks`a kadar hepsini okudum. Dedim ki onlar?n yollar?n?, taktiklerini de öğreneyim. Ama şimdi diyorum ki; bu kitaplar? (Risale-i Nurlar?) en az beş defa okuyun, başka bir şey istemez!.. Risaleleri şu zamanda iyice anlamadan başka şeylere tevessül edersiniz; bir yerde mutlaka bir mant?k hatas? yapars?n?z. *Risalelerin en ağ?r yerleri ya Medrese-i Yusufiye`de ya da 10-12 hastal?ğ?n insan?n üzerine aband?ğ? dönemlerde katip usulü yaz?lm?şt?r. (Katip usulü demekle; Hocaefendi Nurlar?n tamamen ihtiyar? haricinde mahza ilham-? ?lahi olduğunu beyan etmektedir.) Yaz?l?ş?nda dahi bir hikmet vard?r. Not: Yukar?daki yaz?, bir broşürün 22. sayfas? olarak; -Isparta`dan bir okuyucumuz taraf?ndan bana gönderildi. Aynen yay?nlamakta fayda mülahaza ettim. Broşürün başl?ğ? şöyle: `M. Fethullah Hocaefendinin, baz? talebelere Risale-i Nur`u anlamak üzerine sohbetinde, talebelerin kaydettiği baz? beyan ve ifadeleri` 24.06.2004

    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 04:00 ) değiştirilmiştir.
    _ŞuA_ bunu beğendi.
    Hiç kimseyi bildiğinin ötesinde yargılayamazsın ve bildiğin ne kadar da az...halil cibran

  4. #4
    Ehil Üye aşur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.446

    Standart

    Risale-i Nur'un dili kendine hastır ve orjinaldir. Cemil Meriç'in dediği gibi her eser kendi lisanıyla doğar. Rirale-i Nur, 14 asırlık islam kültürünün bir özetidir ve yoğrulmuş şeklidir. Bizi geçmişimiz ve dinimiz ile bağlayan çok kuvvetli bir bağdır. Harf inkilabı ve öztürkçe çalıçmalarının zıvanadan çıkması sonucu Türkçe başkalaşmış ve neredeyse farklı bir dil meydana gelmiştir. İşte bunun yegane çözümü Risale-i Nur'dur ve bu derdin bir devasıdır. Ancak bunu da sadeleştirip bu dayanağı da ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Gerçi bunu iyi niyetle yapmaya çalışanlarda var. Ama onlarda biraz gayret gösterip Risale-i Nur'u anlamaya çalışsalar kendileri için de kültürel gelişme ve İslam kültürüyle kaynaşma noktasında çok daha hayırlı bir gayret göstermiş olurlar. Her disipline ve ilime has binlerce kelimeler vardır. Fizik öğrenmek isteyen, Kimya öğrenmek isteyen, tıp ve biyoloji öğrenmek isteyenler ve daha bir çok ilmi öğrenmek isteyenler binlerce kelime öğreniyorlar. Çoğu zaman bunu zevkle yapıyorlar. Risale-i Nur gibi hem dünya ve hem ahiret noktasında büyük faydalar sağlayan bir eser külliyatını anlamak içinde biraz gayret gösterilmelidir. Kolaycılığa kaçmadan biraz da zahmete talip olarak bunu yapmaya çalışmamız gerekir. Göreceğiz ki, önümüze hergün yeni manalar açılacaktır. Selam ve dua ile.....
    _ŞuA_ bunu beğendi.

  5. #5
    Pürheves Ömer Said - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul & Uşşak
    Mesajlar
    260

    Standart

    İngilizce öğrenmek için aylarımızı yıllarımızı veriyoruz özdilimizi öğrenmek imanımızı kurtarmak için bir ömür sarfetsek az değil midir. ki 2-3 ay yoğun çalışıldığında Risale-i Nur'da bilmediğimiz kelime kalmaz. Üstad demiyor mu 1 yıl Risale-i Nur'larla meşgul olan alim olur diye

  6. #6
    Gayyur internettinhoca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    134

    Standart

    Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:
    “Kur'an?n bir nevi tefsiri olan Sözler'deki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin değil; belki muntazam, güzel hakaik-i Kur'aniyenin mübarek kametlerine yak?şacak mevzun, muntazam üslûb libaslar?, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez; belki onlar?n vücududur ki, öyle ister ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkâr?z. ” (Mektubat sh:383)
    Lütfen geçen cümleye dikkat edilsin. Yani “Risaleler, ifadeler ve üslub bak?m?ndan tekrar gözden geçirilmelidir” gibi ç?km?ş veya ç?kacak muhtemel iddialara karş? önceden verdiği Hazret-i Üstad?n bir nevi cevab?na bak?n?z: «Muntazam, güzel hakaik-? Kur’aniyyenin mübarek kametlerine yak?şacak mevzun, muntazam üslub libaslar?, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez. Belki onlar?n vücududur ki;öyle ister ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkar?z.» demek suretiyle bu ifadelerin kendi hüneri olmad?ğ?n?, belki bir ihsan-? ?lâhi olduğunu te’vili imkans?z bir şekilde tesbit etmişken, buna muhalif harekete hizmet denir mi?. . . Bediüzzaman Hazretleri şu hususlar? da ehemmiyetle nazara verip der ki:
    «Risale-i Nur'un doğru ve hak olduğuna latif bir münasebet söyleyeceğim. Şöyle ki:
    Celcelutiye, Süryanîce bedi' demektir ve bedi' manas?ndad?r. ?bareleri bedi' olan Risale-i Nur, Celcelutiye'de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhat? göründüğünden, kasidenin ismi ona bak?yor gibi verilmiş. Hem şimdi anl?yorum ki; eskiden beri benim liyakat?m olmad?ğ? halde bana verilen Bediüzzaman lâkab? benim değildi, belki Risale-i Nur'un manevî bir ismi idi. Zahir bir tercüman?na âriyeten ve emaneten tak?lm?ş. Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş. Demek, Süryanîce bedi' manas?nda ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen Celcelutiye ismi işarî bir tarzda, bid'at zaman?nda ç?kan Bediülbeyan ve Bediüzzaman olan Risale-i Nur'un hem ibare, hem mana, hem isim noktalar?yla bedi'liğine münasebetdarl?ğ?n? ihsas etmesine ve bu isim bir parça ona da bakmas?na ve bu ismin müsemmas?nda, Risale-i Nur çok yer işgal ettiği için, hak kazanm?ş olmas?na tahmin ediyorum.» (Şualar sh:747)
    Mezkur ifadede geçen «Risale-i Nur’un hem ibare, hem mana, hem isim noktalar?yla bedi’liğine...» beyan? ile tespit edilen ibarelerinin yani;kelime ve cümlelerinin emsalsiz ve harikal?ğ?, sarahatle belirtilmişken ve Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde bu ifadelerin asr?n anlay?ş?na uygun olmas?, Risale-i Nur’a has bir meziyet olduğu tekraren nazara verilmişken, asr?n anlay?ş?na uygun olmad?ğ? ve sadeleştirilerek neşrinin gerektiği, nas?l iddia edilebilir?
    «Evet bu asr?n dehşetine karş?, taklidî olan itikad?n istinad kal'alar? sars?lm?ş ve uzaklaşm?ş ve perdelenmiş olduğundan; her mü'min, tek baş?yla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-? tahkikî lâz?md?r ki dayanabilsin. Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağ? bir tarzda, hakaik-i Kur'aniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat eder.» (Şualar sh:748) diye ortaya konan aç?k ifade karş?s?nda “Risale-i Nur iyi anlaş?lm?yor” diyenler mezkur beyanda geçen “herkesin anlayacağ? bir tarzda” ifadesine ters düşmezler mi?
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 04:01 ) değiştirilmiştir.
    i'lem eyyuhe'l-aziz!ALLAH'a tevekul edene ALLAH kafidir.

  7. #7
    Müdakkik Üye terennüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    910

    Standart

    Risale-i Nur sadeleştirilirse diğer eserlden hiçbir farkı kalmaz.
    Kendine öz üslubu olan bir eseri, eserin seviyesine yetişmek yerine kendi seviyemize düşürmek hiç mantıklı değil.


  8. #8
    Pürheves Ömer Said - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul & Uşşak
    Mesajlar
    260

    Standart

    ne güzel hemfikir olmak maşaallah barekallah Risale-i Nur orjinalliğini ebediyen koruyacaktır inşaallah

  9. #9
    Yönetici Yonetici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2006
    Mesajlar
    174

    Standart

    Alıntı Nurumman Nickli Üyeden Alıntı
    ismail mutlu sadeleştirmişti ya da istemişti tam olarak bilemiyorum...
    Risale-i Nur her yönüyle faydal?d?r, insanl?ğa hizmet eder. Fakat Risale-i Nur'un sadeleşmesi, fütuhat?n? gerçekleştirmesine olanak sağlamaz.
    Not: Evet ?smail Mutlu da Risale-i Nur'u sadeleştirdi ama noldu? Risale-i Nur'un orjinalinden bir milyon tane al?n?yorsa, ?smail Mutlu'nun sadeleştirdiğinden 1 tane al?nm?yor.
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 04:02 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Dost ebrar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    13

    Standart

    Alıntı sliha87 Nickli Üyeden Alıntı


    risaleler sadeleştirilmemeli dili halk anlayacak diye onlar?n seviyesine indirilmemelidir...bilhassa halk?n dili risale i nur seviyesine ç?kar?lmal?d?r..böylece daha kaliteli insanlar yetişmiş de olacakt?r..
    ..........
    Konu elff tarafından (28.05.07 Saat 04:02 ) değiştirilmiştir.
    Biz değil böyle cüz'i hukukumuzu,belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevi saadetimizi Risale'i Nur'un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurda Bir Risale Var ki Bir Kutb-u Azamdan Beklenen Feyzi Verebilir....?
    By MuM in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 22.02.09, 01:47
  2. Risale-i Nur Nedir ve Hakikatler Muvacehesinde Risale-i Nur ve Tercümanı Ne Mahiyette
    By ubeyde_21 in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.08.07, 21:39

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0