Şükrü BULUT
Risâle-i Nur çalışma kitapları…



Risâle-i Nur´un yavrularımıza benimsetilebilmesi, okunup anlaşılması istikametindeki çalışmaların hepsi gayret olarak takdire şayandır. Uzun süre muallim olarak çalışmış, modern eğitim metodlarını benimsemiş ve pedagojik yapılanmayı Risâle-i Nur süzgecinden geçirerek hazmetmiş Nur talebelerinin iyi niyetle giriştikleri çalışmaların şahs-ı manevî tasvibine mazhar olmaları, onları istifàde edilir seviyeye çıkarır.


Risâle-i Nur’un şahs-ı manevîsinden maksadımız; hayatları boyunca Allah rızasını kazanmak ve ahirete hazırlanmak maksadıyla Nurlarla meşgul olan talebelerin oluşturdukları küllî şahsiyettir. Şeriattaki “icma”ya da benzetilebilir. Nurlarla meşgul olmayı hayatlarının birinci vazifesi edinenler, Risâle-i Nur ve Bediüzzaman ile ilgili çalışmalara büyük ilgi duyarlar.


Cemaat genelinde ilgi duyanların nazarlarına arz edilerek yapılan pedagojik çalışmalar ve Risâle-i Nur çerçevesinde onlarla yapılacak bilgi, tecrübe ve fikir alışverişi, çalışmayı yapanın himmetini genişletir. Çalışma da o denli derin, alâkaya mazhar ve uzun ömürlü olur.


Batı stilindeki eğitim metodlarının sivil Müslümanlarca ders kitaplarına tatbîkinde ise sevindiğimiz noktalar kadar tedirgin olduğumuz hususların da bulunduğunu ifade etmeliyiz. Seviniyoruz, zira Avrupa medeniyetindeki eğitimden haberdar Müslümanlarımız var. Doğu ile Batı arasında köprüler kurarak felsefe ile Kur’ân'ı barıştırmaya çalışıyorlar. Sosyal ilimlerdeki usûlün farklarını ortaya koymaya çalışıyorlar.


Tedirgin olduğumuz hususlara gelince... Batı felsefesinden doğan Avrupa eğitim program ve usûllerinin üzerinde çalışıldığı kadar, İslâmiyetin Kur’ânî ve Peygamberî eğitim metodları üzerinde maalesef çalışılmadı. Osmanlıdaki medresenin vefátıyla birlikte, mektep kanalıyla İslâm coğrafyasını işgale başlayan felsefe, sivil anlamda da “Sünnet”e hayat hakkı tanımamıştır.


Hattâ denilebilir ki; İslâm coğrafyasına giren felsefe nifaka bürünerek en büyük hücûmu Sünnete yapmış ve Peygamberimizin (a.s.m.) şeriatını yer yer ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Meydana getirdiği hava ile de ulemánın Sünnet-i Seniyyeyi esas alarak ve dünya şartlarına muvafık bir eğitim metodu geliştirmelerine müsaade edilmemiştir.


Dinsizlik adına kasıp kavuran felsefenin dilini bilmeyen medrese; Avrupaî dinsizliğin mahiyetini de öğrenememiş. Avrupalıya, Avrupa coğrafyasına ve fıtrî olarak tarihine karşı olan İslâm ulemasından pedagoji ile ilgili çalışma beklemek haksızlık olur. Şans eseri Avrupa’yı öğrenmiş olanların da komplekslerine kurban giderek müstağripleştiklerini vakıalar ortaya koyuyor.

Son bir asırda İslâm coğrafyasında Risâle-i Nur´un dışında Avrupa medeniyetini, felsefesini, mütecaviz dinsizliği ve sefahetin mahiyetini ortaya koyan ikinci bir eser olmadığından, pedagoji, psikoloji, sosyoloji ve felsefenin insanın mahiyetini konu edinen diğer branşlarından rastgele istifade etmek güçleşmiştir. Ancak, Risâle-i Nur’un Kur’ânî prensiplerinden süzülenler gibi insânî bilgiler veya eğitim ile ilgili usûller geçerli olabilir.


Risâle-i Nur´ları okul dersleri formatlarına dökerek talebelere sunmanın bir mahzuru, çocukları Nurlar konusunda labirentlere hapsetme tehlikesidir. Çok zor edebî metinleri, matematik problemleri veya grameri ile birlikte yabancı bir dili öğretmek üzere ihdas edilen metodla Risâlelere yöneldiğimizde; bu kitapların en az söz konusu dersler kadar zor olduğunu, öğretmensiz ve yardımcı kitapsız öğrenilemeyeceğini zımnen kabul ediyoruz demektir. Kaldı ki, söz konusu eğitim ve pedagojik modeller, hantallığından dolayı Batıda çokça tenkit ediliyor.


Deneme yanılma usûlleriyle Risâle-i Nur’u yavrularımıza aktarmak yerine, aslı Risâle-i Nur’da bulunan cazip, serbest, sevimli ve külliyatın umumuna muhatap edici “yeni metodlar”ı tatbîk etmek daha verimli olur, kanaatindeyiz.


Şu tezimiz ve yukarıdaki ifadelerimiz sakın sizi; modern pedagojiden istifáde etmeme düşüncesine itmesin. Deneme yanılma metodunun her gün sosyal laboratuvarlardan piyasaya servis ettiği usûllerin Risâle-i Nûr süzgeçlerinden geçirilmesi ve Risâle-i Nur’un harika metoduna yardımcı olarak tatbîk edilmesi elbette güzeldir.


Avrupa’nın eğitimde kullandığı metodların hepsi dinsiz felsefenin mahsûlü değildir. Üstadları olan Endülüs Emevîlerinden başlayarak inkişaf etmiş bir çok insânî metodun netîce itibarıyla İslâmla örtüştüğünü hepimiz biliyoruz.


Ancak Risâle-i Nur’un başta çocuklarımız olmak üzere; gençlere, kadınlara ve ihtiyarlara sevdirilmesi istikametinde çalışma yapmak isteyenler, dayanaklarını külliyatta göstererek Risâle-i Nur’u hayatlarının en önemli meselesi haline getirenlerle paylaşmazlarsa, yapılan çalışma efkâr-ı ammede kabul görmez. Uzun zamanlı ve zahmetli çalışmalarla meydana gelmiş hazırlıkların ömürleri gayet kısa olur.



19.01.2009

E-Posta: s.bulut@saidnursi.de