+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Ifhamname (Risaleleri Yanlış Şerhedip Yorumluyanlara Dairdir)

  1. #1
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart Ifhamname (Risaleleri Yanlış Şerhedip Yorumluyanlara Dairdir)

    (Dinî meselelerde guluvva saplanarak; ifratkâr hissiyat karıştıran ve kendi basit şahsını dünya Müslümanlarının Şeyh-ül İslâmı, belkide büyük Mehdisi telakki etmeye ve ettirmeye yeltenen bir şahsın ve muhibbanının hikmetsiz, maslahatsız ve yersiz bir tarzda neşrettirdikleri tecavüzkâr yazılarını körletip çürüttüğü için yazımıza “İfhamname” denilmiştir.)
    Abdülkadir Badıllı
    İÇİNDEKİLER
    TAKDİM 3
    MEVLİDLERE YAPILAN TENKİDLER 8
    HULUSİ AĞABEYİN CEVABI 9
    ÜÇ MEHDİ İDDİASI 12
    RİSALE-İ NURLARI ANLAMAK.. 19
    ŞERH, İZAH VE TAHŞİYE MESELELERİ HAKKINDA.. 20
    HAZRET-İ BEDİÜZZAMANI TAKLİT ETMEK.. 22
    RİSALE-İ NUR MESLEĞİNDE MANEVÎ MAKAMPERESTLİKLERİN ZARARLARI.. 24
    ÜSTAD BEDİÜZZAMANDAN SONRA GELENLER DAHA YÜKSEK MAKAMLARA MAHZAR OLABİLİRLER Mİ? 27
    NURUN DÜRBÜNÜYLE ENANİYETLİ BAZI HOCALARIN RİSALE-İ NUR DAİRESİNDEKİ YERİ 30
    FAHİŞ HATALAR FASLI 31
    BİRİNCİ KİTAP: KADER RİSALESİ ŞERHİ 32
    ŞERHLERİNDE MEVCUT SAİR HATALAR 35
    MÜNAZARAT ŞERHİ VE MAHİYETİ 36
    YAYINLADIKLARI ÜÇ KİTAPTAKİ MÜTEFERRİK HATALARI 44
    ÜÇÜNCÜ KİTAPLARI EL-CİHAD 59
    BROŞÜRLER KISMI 62
    BROŞÜRLERİNDEKİ BİR ÇOK HATALARINDAN SADECE BİR KAÇI 62
    FAHİŞ HATALARINDAN BEŞİ BEŞ MESELE İÇERİSİNDE KAYDEDİLECEKTİR 72
    MOLLANIN RİVAYETLİ HADİSLERİN BAZISINDA YAPTIĞI MÜNASEBETSİZ TE’VİLLER 80
    DÖRDÜNCÜ MES’ELE 96
    (CİHADA ÇAĞIRMALARI) 96
    EDİLE-İ ERBAA VEYA EDİLE-İ ŞER’İYE MESELESİ 112
    MEHDİYET MESELESİ 114
    (HAZRET-İ İSA’NIN NÜZULU) 123
    EL- İŞA’A KİTABININ 112. SAHİFESİ 129
    “EL İŞAA” KİTABININ 112. SAHİFESİNİN TAM TERCÜMESİ 130

    TAKDİM
    İHTAR: Bu ifhamname; mütecaviz haşin çıtrık ve adeta dar bir skolastik çemberi içindeki bir eda ile neşriyat yapan bidatkâr bir zümrenin ehl-i nura şiddetlice yaptıkları bazı taarruzlarına mukabil cevaplar olduğundan, istemeye*rek bazı haşin ve ilim ehline ve mülayemetine münasip düşmeyen sözler ve hitaplar olabilecektir. Zira derece-i humka varan ifadeleri, ancak bu gibi sert ifadelerle ce*vaplandırılabilir. Bu cevaplarla uhuvvete münafi küskün*lükler ve ihtilaf ve bir takım ayrılıklar olabilir. Ama günah ve vebal sebep olanlara ait olacaktır.
    Acaba hiç cevap vermemek ve şimdiye kadar olduğu gibi, bir nevi kabul ve tasdiki gösteren süküt etmek mi daha iyi olurdu, yoksa bir fitnenin uyanma ve yayılma is*tidadı gösteren bir hayaliyyûn fırkasının önünü kesmek ve masum insanları ikaz eylemek mi daha iyi olurdu?
    Bir şeyde her yönüyle hayr-ı mahz olmaz. Zarar ve faydalar ölçülerek ağır gelen tarafa göre hareket etmek ve bakmak şart olduğundan, bence bunları cevapsız bırakmak ile, daha çok zararlı ve safi zihinleri bulandırmak nokta*sından zararaları daha çok olurdu.
    Bu noktadan bence Üstadımız Bediüzzaman ve Risale-i Nur ve ehl-i hak olan Nur Talebelerinin nezih ve nurlu mesleğini korumak ve mübtedi’lerin ürettikleri hayalperest karanlık şaibelerinin telvisatından muhafaza ve tenzih ey*lemek, bir Nur Talebesinin önde gelen vazifelerinden ol*malıdır.
    Aşağıda gelecek Risale-i Nur’un nuranî mesleği adına olan mukni cevaplı yazımızın yazılışı, şahısların özel an*layış ve meşreblerine karşı değildir. Belki Risale-i Nurun ve Hz. Üstad Bediüzzamanın ismini kullandıkları ve onun bazı sözlerini kendi fikirlerine destek yaptıkları için, Ri*sale-i Nurun ve halis muhlis sırat-ı müstakim ehli olan Nur Talebeleri cemaatının nezih, nuranî, guluvsuz ve pâk mesleklerini menfi anlayış ve görüşlerden ayırmak ve ayrı tutmak içindir.
    Bu şahıs ve adamları nur dairesi içinde görünmüş gibi olmasalardı, asla ilgilenmeyecektim. Türkiye genelinde aynı meseleler tarzında hadiseler vücuda geldiği halde, il*gilenmediğimiz gibi…
    Bir misali olarak: Süleyman Efendinin talebeleri kendi hocalarını (merhum Süleyman Efendi’yi) ahirzaman meh*disi olarak kabul ettikleri halde, bizi hiç ilgilendirmedi. Daha başkaları da kendi şeyhlerini hüsn-ü zanlarla Mehdî addedenler olmuştur.
    İşte son zamanlarda, ilmî enaniyetine meftun olmuş ve şahsî hevasının zebunu kesilmiş olduğu halde, kendini ve menfî fikriyatını Risale-i Nurun dairesi içinde imiş gibi görmeye ve göstermeye çabalayan ve bu heva ve heves ile birtakım çalışmalar içinde bulunan ve aynı zamanda kendi şahsî anlayış ve düşüncelerini İslamın öz, halis ve müsta*kim görüş ve anlayışı imiş gibi telakkî eyliyen ve bir sürü ayet ve hadislerin manalarına, mefhumlarına fikirlerini uydurmak ve izlerinden gitmek yerine, onları kendi dü*şünce ve hülyalarına tâbî kılan; ve bir takım neşriyatla sağa sola çarpan ve hemen hemen herkesi küfürle, nifakla ve dalaletle damgalayan ve kalan kısmını da cahil, Nurdan anlamaz kimseler olarak bilen ve buna göre umum Müs*lümanlar adına yetkiliymiş gibi israf ve abes neşriyatla menfi, ters ve zıt ve aşırı fikriyatlarını bazı biçare, masum insanarın kafalarına yerleştirmeye didinen bir şahsın menfi ve yıkıcı ve istibdadlı iddialarına karşı cevaplar vermeye mecbur bırakıldık.
    S: Mesturiyet perdesi altında meşveretsiz ve aynı za*manda hikmetsiz, maslahatsız ve sebepsiz bir takım menfi neşriyat yapan şahıs kimdir? Mahiyeti nedir? Hüviyeti na*sıldır?
    C: Bu şahsın anlayış ve düşüncesinin, karakter ve seci*yesinin iyice anlaşılabilmesi için meseleyi baştan alıp gelmek icap etmektedir.
    Evet, bu şahıs her ne kadar yazılarında kendini bildirmezse de, yani isimsiz imzasız, mühürsüz neşriyat yapsa da; çevresinden sızan sızıntılarla onun kim oldu*ğunu bildirmektedir.
    Kaldı ki, bu gibi umuma ait ve içtimaî meselelerde ve herkesi alakadar eden işlerde isimsiz, imzasız ve mühürsüz neşriyat yapmak son derece çirkin manzaralı bir şeydir. O halde hak olan odur ki; alenen kendini ortaya koyup ve bir ulema heyeti içerisinde ve Nur talebelerinin alimlerini de toplayarak açık bir müşavere şurası içinde meseleyi tartı*şarak ortaya koymak gerekmektedir. Öyle görünüyor ki, bu şahıs ihfa ve havf içinde kendini saklamaktadır. “ihfa ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur.” -Bediüzzaman- Hem mühürsüz, imzasız şeyler sahte sayılır. O halde bu isimsiz neşriyatlar sahte gibidir. Ve bunları gizli ve perdeli neşreden de sahtekâr sayılır.
    Bu mütesettir adamın ismini ben söyleyeyim. . ismi M.İ-MUŞÎ dir. Doğuda yüzlerce insan vardır ki en az ken*disi kadar Arabî okumuş ve kendisi gibi yazılı, müdevven ve hazır olan İslâm şeriatının ahkamını bilmektedir. Bu adamı şarktaki ülemadan ayıran ve bir imtiyaz veren her*hangi artılı bir durumu, bir hali de yoktur. Hatta bu Molla öteki hocaların bazılarına nispeten Arapçası ve dini bilgisi de azdır, ek******. Bunun tek bir imtiyaz tarafı vardır, o da Risale-i Nurla alaka peyda etmiş gibi görünmesidir. Fakat onun bu alakası, halis muhlis ve her cihetle Risale-i Nura teslim olmuş ve Hazret-i Üstadın istediği mahiyette Nur havuzunda bir buz parçası gibi kendini eritmiş gibi bir Nur talebesinin alakası gibi değildir ve olmamıştır. Ayrıca onun bu alakadarlığı da direkt Hazret-i Üstadın zatı ile de*ğil, daha çok merhum Hacı Hulusi Bey kanalı ile olmuş*tur. Fakat bu adamın öncelerden kafasına ve hissiyatına yerleşmiş ve yer tutmuş geleneksel tarikatvarî ve tasavvufi ve mollavî bazı renkler ve enaniyetli haller yüzünden Ri*sale-i Nurun ziyadar nurlarını hakiki manada ve halis bir zeminde alamamış, mass edememiştir. Bunun yanında bu adamın başındaki şatahatlı bazı haller, yani yarım yamalak bir çeşit velayetten akiscikler bulaşmış ve birçok renk, ka*biliyet ve perdelerin gerisinden ve gölgelerinin ardından kendisine ulaşabilme ihtimali olduğu için; bunlara meftun olup ve hak ve doğru telakkî edip kendini haddinden çok ziyade büyük makamlarda görmesine sebep teşkil etmiştir.
    Biraz daha açalım; mezkur molla, muhterem Hacı Hulusi Bey’in yanına hayatta iken arasıra gider ve bazen merhum Hulusi Ağabeyimizin son derece hilmi, müdaralığı, safa-i sadre malik oluşu ve yumuşaklığı hesabı ile; onun huzurunda ve yüzüne karşı bazı defalar; “Sen kutb-u azamsın, şusun busun” gibi tavsifat yöneltmiş ve söylemiştir. Hulusi Bey ise, mezkur sıfat ve yüksek ahlak ve nezih hasletleri ciheti ile kendisini azarlamamış, kır*mamış, idare etmiştir; Yani Hazret-i Üstad Bediüzzaman tarzında, bu gibi hale mağlup, manevi enaniyetli kimselere pek iltifat etmeyen ve hatta görüşmeyen ve görüşme ta*leplerini çoğu zaman red eden tavırlar göstermemiştir. İşte merhum Hulusi Bey’in bu yumuşak ve müsamahakar ve hatta bazen de benzeri insanları zımnî istihzaya alan mütebessim çehreli oluşundan bir cihette istifade eden bu adam ve daha sonraları ACZİMENDİ önderliğini dış gö*rünüşlerle izhar ederek, kendilerini “küçük sarıklı genç”olarak tevehhüm etmiş oldular. Üzülerek söyleyeyim; Hulusi Ağabeyin vefatından sonra, bu adam gibi diğer ba*zıları da halifelik vesaireliğin peşine düştüler.
    *MEVLİDLERE YAPILAN TENKİDLER
    Bu söylediklerim iftira değildir; Evet Urfa mevlidinin yapıldığı ilk senelerinde bu M.-Î Muşî, başında ince ağbani renkli bir sarıkla Urfa’ya, mevlide geldi. Fakat kendisinin kuruntularına göre “küçük sarıklı genç” iken insanların onun etrafında çokca toplanıp iltifatlarla onu meşhur edip ilan eder tarzda göstermelerini göremeyince daha artık mevlide gelmez oldu. Daha sonra Hacı Hulusi Bey’in mevlitlerin*e *il*k başta aynı niyet ve hevesle- bir iki defa geldi, aradığı neticeyi bulamayınca mevlidlere gel*meyi terk ettiği gibi; sene-i devriyelerde yapılan bu mevlidlerin şiddetli aleyhinde bulunmaya başladı ve bu mevzuda aleyhde fetvalar yayınladı.
    Oysa ki; Şeriatın haram kıldığı şekil, bir kişinin vefatı*nın sene-i devriyesinde bir Şivan meclisini toplayıp kurup; yemekler ve ziyafetlerle beraber o ölünün dünyadaki şan ve şöhretlerinden, kahramanlıklarından söz edip şiir ve ka*sideler düzerek yapılan ayin tarzı ve şeklidir. İşte budur ki, cahiliye devrinin adetlerindendir; İslam şeriatı böylesi şivanları ve mezkur tarzdaki sene-i devriye cemiyetini ha*ram kılmıştır. Halbuki, mevlitlerde yapılan şey bunlardan hiç birisi değildir. Tam aksine Kur’an tilaveti vardır, Ri*sale-i Nur okuma vardır, Peygambere getirilen salavatlar vardır, geçmişlerin ruhlarına Fatihalar ve dualar gönderme işi vardır, görüşüp tanışmalar ve sohbetler ve ders almalar vardır.
    Lakin Molla Efendi ise, İslâm şeriatı sanki kendisinin zatı imiş gibi; mevlitlerin ve mevlitlerdeki hayırlı mübarek ve sevaplı işlerin aleyhinde şiddetle bulunmaya ve bu mevlitleri tertipleyen insanlara hücum etmeye yeltenmiş, yeltenmektedir.
    İşte, mezkur Mollanın Şeriat hususundaki anlayış ve tatbikatına bir ölçü olmak üzere burada bu mesele misafireten ve nümune olarak kaydedildi.
    HULUSİ AĞABEYİN CEVABI
    Bu fakir, Hacı Hulusi Bey sağ iken, mezkur Mollanın Risale-i Nur talebelerinin ***-Üstadlarından mütevaris- ha*reket ve hallerine uymayan ve sivrilik, çıtrıklık ve şahsiyet gösteren ve manevi makam ve merciiyet peşinde olan dav*ranışlarını çok kimselerden duymakta idik. Bir gün Muş’a uğramıştım. Bir caminin hücresinin Nur Medresesi diye kullanıldığı yere, kuyumcu Ali İhsan kardeşimiz ile bera*ber Mollanın yanına uğramıştık, oturduk sohbet ettik. Kendisinin tasavvufvari gibi bazı hal ve davranışlarının Risale-i Nur’un mesleğinde yeri olmadığını söyledim. O ise; Risale-i Nur şeriattır. Ben şeraitle amel ediyorum, onun için riyazetler nafile oruçlar vesaireler lazımdır diyorum dedi. Ben de; hayır, riyazet ve nafile oruçlar gibi şeyler hak olmakla beraber, Risale-i Nurun mesleğinde şart değildir. Tasavvufvarî haller ve davranışlar Risale-i Nurda olmaz. Çünkü Risale-i Nurun mesleği talebe-i ulu*mun mesleğidir.Benim bu sözüme karşılık; Molla dedi, senin delilin nedir? Ben hemen Yirmisekizinci Lem’anın parçaları içerisinde bulunan mevzumuzla alakalı kısımları okumaya başladım. Yanımızda birkaç kişi cemaatte bu*lunduğu için, mülzem kalışından dolayı sapsarı kesildi. Fakat yine devam etti. Ben ders yaparken bir elimde Kur’an-ı Kerim’i, öbür elimde de Risale-i Nuru tutarak ders yaparım ve ben bildiğim şeriatle amel ederim dedi. Ben ise dedim: Risale-i Nurun her yeri, her meselesi Kur’an’ın veya hadisin manalarından ibarettir ve Şeriatın fıkh-ı ekberidir. Senin ayrıca ders esnasında elinde Kur’an’ı tutmana gerek yoktur. ilh…
    Ben Urfa’ya döndükten sonra, Hacı Hulusi Ağabeyi*mize Mollanın bu davranışlarını mektupla bildirdim. Ağa*beyimiz ise, cevaben bana yazdı ki: “Bu zat molladır, bana karşı da ziyade hüsn-ü zannı vardır, idare etmeliyiz.”
    İşte Risale-i Nurun asıl mesleğine karşı çok acemi olan bu arkadaşımız Risale-i Nurun has meslek ve meşrebinden dersler alarak değil, kendi bildiği malumatından ders al*dığı için; Hulusi Bey’in vefatından sonra kendi bildiğinde yürümeye devam etti. Daha sonraları İstanbul’u mesken tutarak özel meşrebini Risale-i Nur dairesine aitmiş gibi yaymaya başladı ve Risale-i Nuru çok iyi bildiğini, sair Nur talebelerinin çoğunun Risale-i Nurları iyi anlamadık*larını tavırları ile ve hususi sohbetleri ile dikte etmeye ve ettirmeye başladı. Halen de devam etmektedir.
    İşte mezkur Mollanın sözünü ettiğimiz tarihten sonra; Hazret-i Üstadın bazı ilmî ve hikemî fetvalarına mukabil bir takım şeyler yazıp neşrettiğini duymaktaydık.
    Ben şahsen hiç ilgilenmeye merakım olmadı. Sadece mevlitler aleyhindeki yazısını birisi bana birkaç sene önce vermişti, bir bakmış ve yerinde hakikatli bir şey olmadı*ğını görmüş ve bir yere bırakmıştım. Ta ki bu sene (2003) Temmuz ayında Vakit Gazetesinde Mustafa Kaplan’ın mehdilik meselesini pek yersiz, ama çok zararlı ve tehli*keli bir tarzda ve Hazret-i Üstadın tüm vasiyetlerine aykırı bir surette siyaset lisanı olan bir gazetede aleme ilan eden hurucunu görünce, bu adamlara hak namına, Nur namına bir cevap vermek vacip oldu diyerek M. Muşî’nin ve adamlarının yayınladıkları ne varsa toplamaya başladım ve gözden geçirdim. Vaziyete muttali olunca zarar ve vehameti daha çok iyi öğrendim.
    İşte bu çevrenin Nur dairesi içinde görünüyor gibi ol*maları sebebiyle Nurun kudsî, hikmetli mesleğine bunların hata ve günahları bulaşabilir diye düşündüm ve bu adam*ların mahiyet ve hüviyetlerini ve yaptıkları neşriyatın ne kadar isabetsiz, ilimsiz ve o nisbette zararlı olduğunu or*taya koymak için tevfiki Allah’tan istedim.

    Abdülkadir Badıllı
    Aralık/2003


    http://www.ittihad.com.tr/index.php?...=194&Itemid=44
    Konu Yonetici tarafından (16.04.09 Saat 10:21 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Vefakar Üye odanedir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2016
    Mesajlar
    344

    Standart

    Hz Üstad dan sonra gelenler daha yüksek makama mazhar olamazlar...evet..tamam..da peki Badıllı kendisi hangi hak ve yetkiye dayanarak mesnevi ve işaratül icaz tercümesini TEKRARDAN yapmıştır? Neden hz üstadın tercihini aşıp tarihçeyi MUFASSAL hale getirmiştir..iki satır fazladan ilim tahsil eden hemen hz üstadın sınırlarına kalem karıştırmaya cüret ediyor..ilim cüreti değil, haddini bilmeyi artırmalıyken

  3. #3
    Vefakar Üye sultanhani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    435

    Standart

    Abdulkadir Badıllı Bey'in dünyadan ilişkisi kesilmiş olduğundan mezkur ifadelerini değerlendirmeyeceğim, ama Hulusi(ra) Ağabey'in Molla Muhammed Doğan hakkında söylemiş olduğu cümleleri nakledeyim. merak edenlerde Hulusi(ra) Ağabey'in vefatından az önce yapmış olduğu kayıtlar bu liknkte :Hacı Hulusi Bey(r.a) ın Molla Muhammed Doğan a Teveccühü

    1. "Bu molla cematiyle Hz. İsa(as)'yı karşılayacaktır". Neşredilmiş kaynaktan alıntıdır.
    Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert derman sana” diyen zat gibi bizde “Ey bu asrın manevi elemini nefsine çektiren ...kardeş; Yetmez mi Kur’an ve iman hizmeti sana?”diyoruz.
    Hulusi Ağabey


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İktisat ve Kanaate,İsraf ve Tebzîre Dairdir.
    By insirah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 44
    Son Mesaj: 05.11.08, 20:35
  2. Mirac-ı Nebeviyeye Dairdir (a.s.m) / Said Nursi
    By virs in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.07.08, 22:13
  3. Kadere Dairdir...
    By Ene-Zerre in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 28
    Son Mesaj: 25.01.08, 20:03
  4. 19.Söz-Risalet-i Ahmediyeye Dairdir
    By ademyakup in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 17.04.07, 08:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0