+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: Cemaatliler ve Cemaatçiliğe Dair

  1. #1
    Pürheves sarıca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    189

    Standart Cemaatliler ve Cemaatçiliğe Dair

    Cemaatliler ve cemaatçilere dair

    Murat Türker



    CEMAATLİLİK BİR mensubiyetin, cemaatçilik müfrit bir tarafgirliğin ifadesidir. İlkinde cemaat araç, ikincisinde amaç hükmündedir.
    Cemaatli, cemaatin ferd için; cemaatçi, ferdin cemaat için var olduğuna iman etmiştir. İstediğiniz kadar, seleflerimizin “Hak haktır; büyüğüne küçüğüne bakılmaz” düsturundan hareketle insana verdikleri değeri gösteren misallerden dem vurun; cemaatçi kafaya birşey anlatamazsınız. Aslında o da şanlı tarihe sık sık atıfta bulunur ama, söylemi ile eylemi arasındaki uçurum rahatsız edici boyutlardadır.
    Örneğin kendisini dinleyenlere Oruç Reis’in kıssasını anlatır.
    Oruç Reis ve leventleri, karada düşmanın ani bir saldırısına mâruz kalırlar. Kahramanca çarpışırken bir asma köprüye rastlar ve karşı tarafa geçerler. Bu geçişten sonra bir de köprünün ipleri kesilir, düşmanın gelmesi engellenirse, bu, kurtuluşları olacaktır. Belindeki palasına davranan Oruç Reis tam ipi kesecektir ki, karşı taraftan seslenen bir levendinin sesiyle irkilir. Bir mücahit, düşmanın çemberini yaramamış ve karşı tarafta kalmıştır. Ne yapar Oruç Reis? İpi kesmez ve yanındakilerle, kalan bir levendi de kurtarmak için karşıya geçer. Düşman bir kez daha üzerlerine çullanır. Akşam karanlığı çöktüğünde bu kâfir güruhtan geriye sadece birkaçı sağ kalır, ama Oruç Reis ve mücahitlerinin hepsi şehid olmuştur.
    Bir insan içindir tüm yapılanlar. Bir insan kolay kazanılmamaktadır; o halde kolay harcanmamalıdır. Bugün, çok olduğundan olsa gerek(!), insanın fazla kıymeti yoktur. Hele ki zihni cemaatçi kodlarla şekillenmiş birilerinin nezdinde…
    Peki kimdir bu cemaatçi tipler? Mümeyyiz vasıfları nelerdir?
    Bu sorular ve devamında yapılacak analizlerle belli bir kesimin hedeflendiği düşünülmemelidir. Zaten yapılması gereken birilerine yüklenmek değil; bugün ehl-i din için tehlike arzeden bir zihniyetin deşifre edilerek önünün alınmasını sağlamaktır.
    Artık mü’minler, problemlerin üzerine korkusuzca gitmeyi başarmalıdır. Ümmetin iç enerjisini tüketen ve tefrikaya sebep olan çıkışlarla; yürekten gelen ve amacı daha güzel, daha sahih bir din anlayışını tahkim etmek olan eleştiriler aynı kefeye konulmamalıdır. Düşmanın değil, dostun acı söylediği unutulmamalıdır.
    Birbirini al gülüm ver gülüm tavırlarla idare eden ve sorunların üstünü örten dostluklar mı; yoksa, yanlışa yanlış diyebilenlerin tesis ettiği kardeşlikler mi daha tercihe şâyandır?
    Bir ‘cemaatçi’ için bu sorunun cevabı bellidir. O, çevresinden hep pohpohlanma bekler. Cemaatinin, partisinin, vakfının her hâlükârda övülmesini arzu eder. Yapıcı da olsa tenkide tahammülü yoktur. Kırılan kolun yen içinde kalması gerektiğine inanır; çünkü cemaatinin ‘imaj’ı mevzubahistir.
    Kendisi çok ulvî işlerin peşinde koştuğundan dostâne uyarıları müstehzî bir tavırla kulak ardı eder. Bunlar boş işlerdir! Felsefe değil, icraat yapılmalıdır!
    Cemaat’ten anladığı şey, toplumdan izole edilmiş, kendi içinde organize bir yapıdır. Sürekli başkalarından farklı—aslında üstün—olduklarını vurgulama gereği hisseder.
    Can sıkacak ölçüde inhisarcıdır. Âdeta hakikati tekeline almıştır. Yolunun ‘en iyi’ değil, ‘tek iyi’ yol olduğuna inanır. Başkalarını nazara verişi, genelde durumu kurtarmaya matuf bir manevradır.
    Dindarlığı ilmî değil hissî, müktesebatı kitabî değil şifahîdir. Bilimsel temele sahip analizlerdense hamasî nutukları tercih eder. ‘Dava’ya mantığı ile değil hissiyatıyla bağlandığından, net bir duruşu yoktur.
    Vazife verdiği şahıslardan insanüstü bir gayret bekleyecek ölçüde determinist, ferdî mağduriyetler karşısında ise alabildiğine kadercidir. Biri zulme maruz kaldığında yaptığı ilk tesbit, kaderin adalet ettiğidir. Bu tavrıyla, düşene bir de onun tekme attığının farkında değildir.
    Güçlünün yanında konumlanmaya özen gösterir. Himmetini, toplumun kalburüstü kesimlerine teksif ederek ‘hedef’e daha çabuk ulaşacağını düşünür; anlayacağınız, epey kurnazdır. Ona göre, eklektik bir hizmet anlayışı bu devirde kaçınılmazdır. İşler parasız dönmüyordur. ‘Dava’ya maddî katkı sağlayamayacak tiplerle kaybedecek zamanı yoktur.
    İflah olmaz bir pragmatisttir. Aslında sevmediği, dünya görüşünü beğenmediği bazı insanlara, sırf cemaat hakkında sarf ettikleri üç-beş olumlu sözden ötürü şirin gözükmeye çalışır. Bir taraftan onları över, onurlandırır; diğer taraftan farklı meşrepteki bir mü’mini ufak bir hatasıyla ademe mahkûm eder. İlkesizlik illetiyle malûldür.
    Raiyyetine enaniyeti zemmeden nutuklar atar, ama sağda solda ‘cemaat enaniyeti’ ile mülemmâ sözler sarf etmekte beis görmez.
    Zihninde kurguladığı cemaat tasavvurunda, birilerinin payına hep tevazu, fedakârlık, itaat; başka birilerinin payına da yönetme, emretme ve hesap sorma düşer. Tipik bir Mallarme psikozuna duçâr olmuştur: “Biz düşünürüz, yazarız, çizeriz, emir veririz. Yaşamak mı? Kölelerimiz ne güne duruyor!”
    Dış’a karşı sergilediği abartılı uzlaşmacı yaklaşımı, nedense ‘iç’tekilerden genellikle esirger. Bu durum, içeridekilerin dışarıdakileri kıskandığı ironik bir tablonun oluşmasına yol açar.
    Dava arkadaşlarını icabında refüze etmekten çekinmez. Bir tür ‘aforoz’ mekanizmasını dahilde acımasızca işletir. Bir şekilde ‘daire’nin dışına çıkanları da neredeyse ‘mürted’ ilân eder. Bu yönüyle amansız bir çelişki içindedir.
    Hiyerarşik yapının müfrit savunucusudur. Amir-memur diyalogundaki dikey ilişkiyi, uhuvvetteki yatay ilişkiye tercih eder.
    Liderinin hata yapabileceğini teoride kabullense de, bu kabulünü pratik hayata yansıttığını gören pek olmamıştır. Ne de olsa lideri, her işini peygamberle istişare ederek yapmaktadır! “Madem böyle bir istişare yolu vardı da, sahabeler niye birçok mevzuda ihtilafa düşüp karar verme zorluğu yaşadılar?” gibi basit sorulara vereceği bir cevabı da yoktur.
    Zaten genel olarak, doğrularını tartışılmaz bir alana çekmesiyle temayüz etmiştir. Bu durum muhataplarında hep bir şüphe meydana getirmiş ve onları işkillendirmiştir.
    Hizmet çizgisini ‘kurum’larla takviye etmeyi şiar edinmiş; kurumları idare eden ve idareye talip olan şahısların insanî zaaflarının yol açacağı sorunları öngörememiştir. Bu sorunların en önemlileri, uhuvvetin zedelenişi ve davanın gitgide ticarî mantığın hakim olduğu sektörel bir yapıya bürünmesidir.
    Kurumun varlığı, kaçınılmaz olarak, bu gayri İslâmî piyasa şartlarında ayakta kalabilmek için tavizler vermeyi gerektirmekte, kurallarını başkalarının koyduğu bir oyuna âlet olunmakta ve özden uzaklaşılmaktadır.
    Bu değerlendirmeler birilerince abartılı bulunabilir; birilerini de kızdırabilir. Fakat cemaatli değil, cemaatçi bakışı tenkid ettiğimiz gözden kaçırılmamalıdır.
    O beylik ifadeyle söyleyecek olursak, hepimiz aynı geminin yolcusuyuz. Amacımız selâmet içinde bir seyahattir. Gemi bir yerlerden su almaktadır.
    Diyoruz ki; gelin, elbirliğiyle delikleri tıkayalım. Problemi teşhis edip hepimizi gayrete çağıranları, ‘başımıza iş açmak’la suçlamayalım. “Gemi ne kadar güzel giderken, bu da nereden çıktı böyle?” demeyelim.
    Hem bizden önce ümmet gemisini yürütenlerin hâlini iyi etüd edelim.
    Onlar da bizim gibi malla, servetle, makamla, dünyayla, en önemlisi birbirleriyle sınanmadılar mı? Elbette sınandılar. Ama dünyaya bel bağlamadılar. Mükâfatı öteye tehir ettiler.
    Hata ettiklerinde birbirlerini uyardılar. Bundan asla gocunmadılar. İhtilaftaki rahmetin farkına varmışlardı. Canlarından öte sevdikleri Efendileri’nin bıraktığı mirasa sahip çıkmayı ve onu gelecek nesillere dosdoğru ulaştırmayı vazife addettiler.
    Hâl böyle olunca, hakikate zarar gelmemesi için titizlendiler; birilerini gücendirme pahasına da olsa doğru bildiklerini haykırdılar.
    Onlar Hakk’ın hatırını diğer tüm hatırlardan âli tuttular. İşte hayatlarından bir-iki kesit:
    • Ebu Zer Gıfarî ile Bilal-i Habeşî aralarında münakaşa yaptıkları sırada, Ebu Zer Bilal’e:“Ey siyah kadının oğlu!” diye hakarette bulunmuştu. Bunu duyan Resulullah kızmış, Ebu Zer’in yüzüne kızgın bir nazar atfederek şöyle demişti: “Ey Ebu Zer! Ölçü taştı, sözünü geri al, beyazın oğlunun siyahın oğluna hiçbir üstünlüğü yoktur.”
    Ebu Zer mahcup ve perişan… Efendimiz aleyhissalâtu vesselamın sözleri bütün sıcaklığı ile Ebu Zer’in kalbine işler. O çirkin sözün keffaretinden dolayı “Bilal ayağını başıma basmadıkça başımı yerden kaldırmayacağım” der.
    Hz. Ömer, itaat anlayışını istismar eden bir yöneticiye : “Anaların hür olarak doğurduğu insanları, kendinize köle mi edeceksiniz?” diye çıkışır.
    Bu misallerde ve hayatlarının bütününde göze çarpan önemli bir husus, onların zihinsel özgürlüğe sahip oluşlarıdır.
    Eleştirebilme özgürlüğüne… Hatalarını kabul ve itiraf edecek kadar hazm-ı nefs etmiş oldukları da dikkate değer bir başka noktadır.
    O halde gelin; kanaatlerimizi ve yöntemlerimizi mü’minlerin firasetli değerlendirmelerine açık tutalım. Amacımız hakikatle kucaklaşmak ise ön kabullerimizi bir kenara bırakalım. Tahkik ve ‘zihin teri’ ile ulaşılan doğrulara sahip olmanın kıvancını kendimizden esirgemeyelim.
    Ve artık, “Kanaatlerim namusum değildir. İcabında onlardan feragat edebilirim” diyen düşünüre kulak verelim.


    07/06/2006
    © 2008 karakalem.net, Murat Türker
    Tesettür gizle(n)mektir. Kılık, kıyafet ve tavırlarıyla “Ben buradayım!” diyenin başında tesettürden çok tereddütler vardır. Osman Sertuğ Çalışkan

  2. #2
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Arkadaşım bırakın bu cemaatçiliği, cemaatleşmeyi ve bilumum cemaat konusunu. Biz bunları tartışacak kadar olgun değiliz. Ya konu kitlenir, ya bir kaç kişinin gönlü kırılır. Sonuçta biryere varılmaz. Gereksiz mevzular.
    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  3. #3
    Gayyur kjviespe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    moldova
    Yaş
    51
    Mesajlar
    121

    Standart

    Allah razı olsun çok güzel bir yazı, yazandanda ,aktarandanda Allah razı olsun.Yazıyı tenkit etmek yerine, herkesin kendi nefsi adına o satırlarda birşeyler bulup, tamirine gitmeye başlayabileceğini ümit ediyorum.

    Çok kere olurki,hatası kendisine söylenilmeyen bir kimse,hatasını hüner sayar.
    Bir Dava Adamının Notlar 2 Zübeyir Gündüzalp

  4. #4
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Murat abimden ve buraya bu yazıyı alıntılayıp paylaşan sarıca abimden allah razı olsun..

    Yazının bütününü susuzlukta bir suyu yudumlar gibi okudum..

    Öyle ihtiyacımız varki bu bakış açısına ne güzel böyle abilerimizn olduğunu görmek...Bir nefer için binleri feda etmek fedakarlığığ,Bir hakkı muhafaza için herşeyi feda edecek serdengeçtiliği,hakka hızmette en önde olabilme ve ücret ve makamda en geride olabilime civanmertliği..Yani davam için hakkaten herşey için serden geçmek.Dünyada bundan daha güzel bir dava varsa diye bakabilmek,gözünü ve düşünceni açık tutabilmek.bu kemalatta olmak.Ne kadar güzel olurdu..

    Onlara binlerle rahmet duası okuyurum..Dünyada ahırette mahcup etmesin,,Dünyada ve ahırette haktan hakikatten ayırmasın inşaallah..

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  5. #5
    Dost ihsanedil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    16

    Standart

    Allah yazandan ve paylaşandan ebeden razı olsun.Yazıdaki kelimeler kanayan yaramıza tuz etkisi yapmış olsada; birşeyleri farketmenin verdiği rahatsızlık, gözü kapamanın verdiği sahte huzurdan iyidir.Allah cümlemizi razı olacağı şekilde yaşatsın,ferasetli kılsın inşallah.Tabi ne yazıkki islami kesiminden hissesini fazlaca aldığı "KÖRLER ÜLKESİNDE GÖRMEK SUÇ SAYILIR" kaidesinin hala geçerli olduğunu da unutmamak lazım.

  6. #6
    Dost Biyolog - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    1

    Standart

    Yazılanların çoğunu tasdik ediyorum..Değişik Nur cemaatleri içerisinde yer aldım ve CEMAATÇİLİK olgusunun acılarını , gel-gitlerini, hafakanlarını çok yaşadım..Ama asla da cemaat ruhunu terketmedim.. İster abi konumundakilerden bazıları ister sadece cemaat statüsündeki , ister cemaatteki değişik müeseselerdeki görevli kişilerin bazılarının yanlışları hepten her şeyi kötü görmeyi gerektirmiyor... HAM RUHLAR, RİSALE-İ NURLARI TAM SİNDİREMEMİŞ BAZI TİPLER, SLOGANCI VE FANATİK MÜFRİTLER BAZAN ÇOK KALPLER KIRIYORLAR... KRALDAN ÇOK KRALCILIK YAPARKEN HAKİKATE HİZMET ETTİĞİNİ ZANNEDERKEN ÇOK DÖKÜP KIRIYORLAR... BAZAN MENFAAT PERESTLERE KARŞI ÇIKAN EHL-İ HİZMET KARDEŞLERİMİZ BİR ÇIRPIDA HARCANIVERİYOR DA... BAZAN YILLAR YILI HİZMET ETMİŞ İHLASLI İNSANLAR NİSYANA MARUZ KALIYOR, VEFASIZLIKLAR EDİLİYOR BİR KÖŞEYE SİNDİRİLİVERİYORLAR... Kutsal Kelime HİZMET veya kutsal kelime ABİLER.... Halbu ki iHLAS risalesinde kardeş kardeşe hükmetmemeli deniyor... Ama gel gör kü ham ruhlar makama talip ruhlar yılların hizmet abidelerini bile harcayabiliyorlar...

    Bunları yazıyorum söylüyorum ama şunu da söylüyorum.. HAM RUHLAR CANLARI VE CANLARIMIZI SIKTI DİYE, KIRDILAR DÖKTÜLER DİYE CEMAATTEN AYRILMAK , AYRI DURMAK DA AYRI BİR FİTNEDİR...Yapılan yanlışlar yüzünden doğruları söyleyelim ve ben her daim söylüyorum bazan afaroz bile ediliyorum ama doğrularımı söylemekten vazgeçmiyorum... AMA CEMAATİ DE TERK ETMİYORUM... Cemaat içerisindeki yanlış davranış ve kişiler yüzünden CEMAATİ TERKETMEK VE KÜSMEK OLMAZ... Lahikaları gözden geçirirsek ne dediğim anlaşılır....

    Bazan cemaate küsenler HAK adına mı, İSLAM adına mı NEFİS HESABINA mı olduğunu da iyi tahlil etmeli..Acaba KİBİRLENİP , BENİM KIYMETİMİ ANLAMIYORLAR, MAKAM VERMİYORLAR FALANCA BENDEN DAHA MI İYİ İDİ Kİ ONU BAŞIMIZA GETİRDİLER BEN DAHA LAYIKIM DİYE GİZLİ GİZLİ NEFSİN KÖPÜRTMELERİ DE İŞİN İÇİNE GİREBİLİYOR.. Ya da ben şunca yıl cemaatteyim, hizmetteyim daha 3-4 yıllık şu tıfıl genci niye şu makama getiriyorlar halbu ki o nebilir gibi ŞİRKVARİ bir nefsani kayma da söz konusu olup CEMAATE KÜSÜLEBİLİYOR ( Hz. Peygamber dönemine bakılırsa nice sonra islama girenlerin komutan olduğu ve belli mevkilere getirildiğini görürüz bundan gocunmamalı).... CEMAATE NEFİS ADINA MI KÜSÜYORUZ YOKSA HAK ADINA MI ? BİRİLERİ SURET-İ HAKTAN GÖRÜNEREK CEMAAT RUHUNU ÖLGÜNLEŞTİRMEK VE CEMAATİ ATOMİZE ETMEK İÇİN ŞEYTANİ DESİSELERİ VE EVHAMLARI DA ALTTAN ALTA YAYIYORLAR... BİR ŞEKİLDE CEMAATTE KENDİLERİNE VERİLMEYEN İLTİFATIN VE MAKAMIN VB. İNTİKAMINI ALIYORLAR... UMARIM BAZILARININ TUTUMU ÖYLE DEĞİLDİR...
    Konu Biyolog tarafından (19.09.08 Saat 16:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: ek

  7. #7
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Alıntı Biyolog Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Bunları yazıyorum söylüyorum ama şunu da söylüyorum.. HAM RUHLAR CANLARI VE CANLARIMIZI SIKTI DİYE, KIRDILAR DÖKTÜLER DİYE CEMAATTEN AYRILMAK , AYRI DURMAK DA AYRI BİR FİTNEDİR...Yapılan yanlışlar yüzünden doğruları söyleyelim ve ben her daim söylüyorum bazan afaroz bile ediliyorum ama doğrularımı söylemekten vazgeçmiyorum... AMA CEMAATİ DE TERK ETMİYORUM... Cemaat içerisindeki yanlış davranış ve kişiler yüzünden CEMAATİ TERKETMEK VE KÜSMEK OLMAZ... Lahikaları gözden geçirirsek ne dediğim anlaşılır....

    Bazan cemaate küsenler HAK adına mı, İSLAM adına mı NEFİS HESABINA mı olduğunu da iyi tahlil etmeli..Acaba KİBİRLENİP , BENİM KIYMETİMİ ANLAMIYORLAR, MAKAM VERMİYORLAR FALANCA BENDEN DAHA MI İYİ İDİ Kİ ONU BAŞIMIZA GETİRDİLER BEN DAHA LAYIKIM DİYE GİZLİ GİZLİ NEFSİN KÖPÜRTMELERİ DE İŞİN İÇİNE GİREBİLİYOR.. Ya da ben şunca yıl cemaatteyim, hizmetteyim daha 3-4 yıllık şu tıfıl genci niye şu makama getiriyorlar halbu ki o nebilir gibi ŞİRKVARİ bir nefsani kayma da söz konusu olup CEMAATE KÜSÜLEBİLİYOR ( Hz. Peygamber dönemine bakılırsa nice sonra islama girenlerin komutan olduğu ve belli mevkilere getirildiğini görürüz bundan gocunmamalı).... CEMAATE NEFİS ADINA MI KÜSÜYORUZ YOKSA HAK ADINA MI ? BİRİLERİ SURET-İ HAKTAN GÖRÜNEREK CEMAAT RUHUNU ÖLGÜNLEŞTİRMEK VE CEMAATİ ATOMİZE ETMEK İÇİN ŞEYTANİ DESİSELERİ VE EVHAMLARI DA ALTTAN ALTA YAYIYORLAR... BİR ŞEKİLDE CEMAATTE KENDİLERİNE VERİLMEYEN İLTİFATIN VE MAKAMIN VB. İNTİKAMINI ALIYORLAR... UMARIM BAZILARININ TUTUMU ÖYLE DEĞİLDİR...

  8. #8
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    S.a. kardeşler, belirtmiş olduğunuz kanaâtlerin çoğuna katılmakla beraber, Üstadımızın Telvihat-ı Tissa da belirtmiş olduğu bazı önemli noktaları göz önünde bulundurmak zorundayız.

    Aşağıda üçüncü telvih de yapılan açıklamalarda tarikata yönelik beyanları aynen cemaat için de düşünebiliriz. Aşağıda yer alan cümlelerde tarikat kelimesini çıkarıp yerine cemaat kelimesini koyarsak meseleyi daha iyi değerlendirebiliriz...

    Ehli hakikat insanı bulmak kolay olmuyor. Bulsak bu insanın hizmet noktasında istihdamı pek kolay olmuyor, fıtrat, meşrep ve hissiyatlar ister istemez karışıyor. Dolayısıyla üstadımız söylemiş olduğu:

    Halbuki eşyada, kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrebler, meslekler az bulunur. Alâküllihal bazı kusurlar ve sû'-i istimalât olacak. Çünki ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sû'-i istimal ederler.

    Şu cümle çok önemli. Ve şu tesbitleri :

    Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında îmanlarını muhafaza etmesidir.

    Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te'irli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır.


    çok hakikatli. Cemaatler için de aynı şeyi düşünebiliriz. Ve değerlendirmeyi yaparken de;

    Fakat Cenâb-ı Hak âhirette muhasebe-i a'mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın müvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağır gelse, mükâfatlandırır, kabul eder; seyyiat racih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın müvazenesi, kemmiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, birtek hasene bin seyyiata tereccuh eder, afvettirir.

    Kudsi hakikatini alemimize yerleştirmek zorundayız...


    ÜÇÜNCÜ TELVİH:

    Velayet, bir hüccet-i risalettir; tarîkat, bir bürhan-ı şeriattır. Çünki risaletin tebliğ ettiği hakaik-i îmaniyeyi, velayet bir nevi şuhud-u kalbî ve zevk-i ruhanî ile aynelyakîn derecesinde görür, tasdik eder. Onun tasdiki, risaletin hakkaniyetine kat'î bir hüccettir. Şeriat ders verdiği ahkâmın hakaikini, tarîkat zevkiyle, keşfiyle ve ondan istifadesiyle ve istifazasıyla o ahkâm-ı şeriatın hak olduğuna ve Hak'tan geldiğine bir bürhan-ı bâhirdir. Evet nasılki velayet ve tarîkat, risalet ve şeriatın hücceti ve delilidir; öyle de İslâmiyetin bir sırr-ı kemali ve medar-ı envarı ve insaniyetin İslâmiyet sırrıyla bir maden-i terakkiyatı ve bir menba-ı tefeyyüzatıdır.

    İşte bu sırr-ı azîmin bu derece ehemmiyetiyle beraber, bazı fırak-ı dâlle onun inkârı tarafına gitmişler. Kendileri mahrum kaldıkları o envardan, başkalarının mahrumiyetine sebeb olmuşlar. En ziyade medar-ı teessüf şudur ki: Ehl-i Sünnet ve Cemaatin bir kısım zâhirî uleması ve Ehl-i Sünnet ve Cemaate mensub bir kısım ehl-i siyaset gafil insanlar; ehl-i tarîkatın içinde gördükleri bazı sû'-i istimalâtı ve bir kısım hatiatı bahane ederek, o hazine-i uzmayı kapatmak, belki tahrib etmek ve bir nevi âb-ı hayatı dağıtan o kevser menba'ını kurutmak için çalışıyorlar. Halbuki eşyada, kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrebler, meslekler az bulunur. Alâküllihal bazı kusurlar ve sû'-i istimalât olacak. Çünki ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sû'-i istimal ederler. Fakat Cenâb-ı Hak âhirette muhasebe-i a'mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın müvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağır gelse, mükâfatlandırır, kabul eder; seyyiat racih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın müvazenesi, kemmiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, birtek hasene bin seyyiata tereccuh eder, afvettirir. Mâdem adalet-i İlâhiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür; tarîkat, yani Sünnet-i Seniye dairesinde tarîkatın hasenatı, seyyiatına kat'iyen müreccah olduğuna delil: Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında îmanlarını muhafaza etmesidir. Âdi bir samimî ehl-i tarîkat; sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarîkat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle îmanını kurtarır. Kebairle fâsık olur, fakat kâfir olmaz; kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedid bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsile-i meşayihi, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez. Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir.

    Birşey daha var ki: Daire-i takvadan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreblerin ve tarîkat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatıyla, tarîkat mahkûm olamaz. Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te'irli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır. Merkez-i Hilafet olan İstanbul'u beşyüz elli sene bütün âlem-i Hıristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul'da beşyüz yerde fışkıran envar-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i îmanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde "Allah Allah!" diyenlerin kuvvet-i îmaniyeleri ve marifet-i İlâhiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlarıdır.

    İşte ey akılsız hamiyet-füruşlar ve sahtekâr milliyetperverler! Tarîkatın, hayat-ı içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz?


    selametle...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yalnızlığa Dair...
    By inci_tanem in forum Şiirler
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 21.04.09, 14:18
  2. Aşk'a Dair
    By yakaza in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.12.08, 12:28
  3. Ney'e Dair...
    By Majâz in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 35
    Son Mesaj: 01.11.08, 15:06
  4. Cemaatliler ve Cemaatçilere Dair
    By hasandemir in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.01.08, 14:48
  5. Aşka Dair
    By vakti_nehar in forum Edebiyat
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 30.12.07, 16:10

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0