Muzaffer Deligöz “Risale-i Nur’un ilk gazeteleri”ni anlattı.



İslami duyarlılıkla yayınlanan ilk gazeteler olan, Zülfikar, Uhuvvet, İrşat, İhlas, İttihad ve Milli Gazete’de görev alan Muzaffer Deligöz, yıllar sonra o günleri anlattı.


Röportaj: Uğur İlyas Canbolat
İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok’un örtünen öğrencisine tehditlerle nasıl başörtüsünü çıkarttığını, yine o dönemde başörtüsü takan İlahiyat öğrencisi Hatice Babacan için fakülte idaresinden “geri zekalıdır” açıklaması yapılması, Örfi İdare Komutanı Org. Cemal Tural’ın “Sizi Ankara dışına sürüyorum” demesi gibi şaşırtıcı pek çok konu bu söyleşide dile geldi.
İslami duyarlılığa sahip ilk gazeteyi çıkaran ekipte yer aldınız. O günkü yayın dünyasını anlatır mısınız?
- 1963’lerde çıkardığımız gazetelere “İslâmi duyarlılığa sahip ilk gazete” demek hem çok büyük bir iddia olur, hem de bizden öncekilere haksızlık olur kanaatindeyim. Belki, bizim çıkardığımız gazetelere “Risale-i Nur’un ilk gazeteleri” denebilir.
Askerlerin 1960 da meşru iktidarı devirmelerine en büyük yardımı gazeteler ile Üniversite Profesörleri yaptı. Bunun için Askeri İdare gazetecilere büyük imtiyaz tanımıştı. İslami yayınlar yasaklanmıştı. Biz gazeteciliği yasağın bir nevi delinmesi olarak kullanmıştık. Biz üniversite öğrencisiydik. Gazetecilik bizim mesleğimiz değildi. İslami yayın yapabilmek için gazeteciliğe soyunduk. Ama bu amatörce bir çalışma idi.
Burada yeri gelmiş iken, 1928 de latin harflerinin kabulünden sonra yayınlanan İslami gazetelerden önemlilerini saymak isterim: Eşref Edip Beyin “Sebilürreşad”, N.Fazıl’ın “Büyük Doğu”, Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Serdengeçti”, Abdullah Işıklar’ın “Fetih”, Salih Özcan’ın “Hilal Dergisi” , Şevket Eygi’nin “Yeni İstiklal” i ve diğerleri…
Bu ekipte sizden başka kimler vardı?
- 1963 de Ankara’da çıkardığımız haftalık “İRŞAD” ve “İHLÂS” gazetelerinde; Said Özdemir ağabeyin önderliğinde Ali Gürbüz, Zeki Birbilir, İsmail Anbarlı ve ben Muzaffer Deligöz vardı. 1964 de İzmir’de çıkardığımız “Zülfikar” ve “Uhuvvet” gazetelerini de aynı ekip çıkardı.
Aynı sırada Konya’da öğretmen Mustafa Kırıkçı’nın yayınladığı “Bediülbeyan” ve daha sonra “Bediüzzaman” dergileri de bulunuyordu. Bunlar bütün Türkiye’ye dağılan yayınlardı. Bazı illerde mahalli olarak çıkarılan dergilerin olduğunu da hatırlıyorum.
Çetin günlerdi… O günün şartlarında bir gazete çıkarmanın daha doğrusu İslami nitelikte bir gazete çıkarmanın zorlukları nelerdi?
- Gazete çıkarmanın değil ama, İslami fikirlerin yayınlanması zorluğu vardı. Daha önce matbaalarda basabildiğimiz “Risale-i Nur” ları artık ne basabiliyor, ne dağıtabiliyor, ne de saklayabiliyorduk. Çetin günlerdi gerçekten… Biz de farklı bir formül bulduk. Basamadığımız kitapları “Gazete” olarak basıp yayınlıyorduk.
Gazete ile yayın yapmanın önemini anlayınca da, sadece “Risale-i Nur” için değil; Türkiye’deki “İslami Hareket”in sesi olmak için gazete yayınlamaya başladık. Bunların ilki de “İTTİHAD” idi.
- Risale-i Nur ağırlıklı bir gazetemiydi bu gazete de?
- Önce yayınlananlar Risale-i Nur ağırlıklı idi. Ama “İTTİHAD” hem İslami, hem de siyaset ağırlıklı yayın yapıyordu.
Neden İslami ağırlıkta bir gazeteye ihtiyaç duydunuz? Burayı biraz daha açabilir miyiz?
- 1960’larda Türkiye’deki İslami çalışmaları aksettiren, İslam’a yapılan saldırıları cevaplayan basın yoktu. Ne yazık ki yoktu! Rahmetli Necip Fazıl ve Serdengeçti tek başlarına bunlarla mücadele ediyorlardı. Bu sebeple de ömürlerinin büyük bir kısmı hapishanelerde geçiyordu.
Onların çıkardıkları gazetelerde “Siyaset” daha önde görülüyordu. Kamuoyunda da onların imajı siyasi idi. Yani sırf İslami hassasiyeti gösterdiğine inanılan gazete yoktu. Hatta “Yeni İstiklal” bile siyasi kabul ediliyordu. Bu sebeple; siyasi hadiseleri ve haberleri vermeyen; yalnızca İslami haber ve konuları işleyen bir gazete yayınlamak ihtiyacını duyduk.
Gazete çıktığında nasıl karşılandı?
- O günleri yaşayanlar hatırlayacaktır, gazete için mahalli kampanyalar, fahri özel dağıtıcılar ortaya çıktı. Yani, bir ihtiyacın var olduğu, bunun da karşılandığı anlaşıldı.
Kimler yazıyordu gazetenizde?
- İttihad’ın yazı kadrosu çok genişti. Başyazar: Mustafa Polat idi. Köşe Yazarları: Galip Gigin, Zeynep Münteha Polat, Nuriye Karahisarlı (Huriye Deligöz), Abdulhamid Oruç idi.
Sağlık sayfasını Dr. Sadullah Nutku, İslam Alemi sayfasını Salih Özcan ve Prof. Ali Genceli hazırlıyordu. Aruz vezninde Şiirleri de Maraş Senatörü A.Tevfik Paksu ile Mustafa Necati Bursalı yazıyordu. Röportajları Necmettin Şahiner gerçekleştiriyordu. Dini Sorulara cevapları Ahmet Şahin yazıyordu. Kitap sayfamızı İnş. Mühendisi Mustafa Yeşilyurt hazırlıyordu. Fikir-Sanat sayfasını ise Suat Alkan yönetiyordu hatırımda kaldığı kadarıyla.
Dağıtım ve satış işini nasıl gerçekleştiriyordunuz?
- Başlangıçta hiçbir dağıtım şirketi pazarlamayı yapmadı. Öyle olunca şehirlerarası otobüsle ve PTT yoluyla dağıtım yapıldı. Tiraj o gün için 30.000 olunca bir dağıtım şirketi kabul etti. Bu traj 80.000 kadar çıktı. Bu, o zaman için inanılmaz bir rakamdı.
O günün şartlarında bakıldığında yaptığınız bu işler biraz deli cesareti isteyen bir iş idi değil mi?
Aynen öyle.. Zira gazetelerin çıkışı bir sermayedara bağlı değildi… Tamamen inananların verdikleri borç para ile yapılıyordu.
Yayın hayatınızda Sıkıyönetim ile yaşadığınız bazı sorunlar oldu galiba?
- İttihad Gazetesinde sıkıyönetim konusu yaşanmadı. Ama, Ankara’da İHLAS Gazetesi’nin çıkışında bahsettiğiniz gibi sorunlarımız oldu. Sıkıyönetim gazeteyi 2 defa kapattı. İkincisi temelli kapatma idi…
Başınıza neler geldi? Kapatmanın nedeni neydi?
- Başlangıçta bir sorun olmadı. Ancak, Milli Birlik Komitesi’nin üyelerinden biri Ankara Örfi İdare Komutanı Org. Cemal Tural’a telefon ederek “Paşa, Nurcular Hükümet Merkezinde Bediüzzaman’ın resimlerini boy boy basıyor. Uyuyor musunuz ?” diye baskı yapınca Cemal Tural, gazeteyi 1 hafta kapattı. Ancak, gazete haftalık olduğu için bir gün gecikme ile tekrar çıkardık. Çıktı ama, tam çıktı.. Bediüzzaman’ın “EY ÂLEMİ İSLAM UYAN” yazısı Erzincan’lı ressam Rafet Kavukcu’nun nefis hattı ile tam sayfa ve yeşil renkle basıldı. Solda da boydan boya tam sayfa Bediüzzaman’ın sarıklı resmi vardı. İşte bu yayın gazeteyi kapattırdı.
Gazeteler o dönemlerde yasaklanabiliyordu, tamamen kapatılabiliyordu demek ki. Peki gazete çıkarmanız yasaklanınca nasıl bir yol buldunuz?
- O sırada mahkemeler göstermelikti. Bütün karar komutanlarca veriliyordu. Yassı Ada hakimi bile aynı şeyi söylememiş miydi ? “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” sözü herkesçe malum... Biz Ankara’da yasaklanıp kapatıldığımızda ne yaptık? İzmir’e gittik ve orada gazete yayınına devam ettik.
Bu sırada yaşadığınız pek çok ilginç olay vardır şüphesiz. Bunlardan aklınızda kalan birini paylaşır mısınız?
- Kapatma kararı üzerine gazete böyle çıkınca o gün Hacıbayram Camiinin yanındaki idarehaneye gelen askerler Said Özdemir, Ali Gürbüz, İsmail Anbarlı ve beni alarak, o zaman Örfi İdare karargâhı olan Kara Harp Okuluna götürdüler. Bir deniz hâkim albay önce gazetenin temelli kapatıldığını ve bizim Ankara dışına sürüldüğümüzü tebliğ etti. Sonra da çok kibar bir dille “yanlış yaptığımızı, Paşanın çok kızdığını” söyledi. Bizi dışarıda sıra şeklinde dizdiler. Biraz sonra Org. Cemal Tural geldi. Koltuğunun altında paşalık kırbacı, bir aşağı-bir yukarı bizi inceledi. Sonra da “Din-iman size mi kaldı? Nedir yaptığınız” diye söze başlayınca İsmail Anbarlı “Ama Paşam…” demeye kalmadı, Cemal Tural kırbacı vurmak üzere havaya kaldırdı.
Ancak, İsmail Anbarlı’nın baktığı yeri oyacak kadar şiddetli bakışı ve korkmadığını gösteren heybetli bir hareketi üzerine vurmak üzere kalkan eli yukarıda kala kaldı.
Siyah pardösünün boynuna koyduğu beyaz suni ipekten mamul, namazda sarık olarak kullandığı boyunbağı ve uzun boyu içindeki kabadayıvari hareketi, o şahin bakışı ile birleşince Paşa üzerinde ne gibi bir tesir yaptı ise yapmıştı. Paşa elini indirerek vurmaktan vazgeçip “Sizi Ankara dışına sürüyorum” diyerek gitti.

Doğrusu, biz Paşa’nın bizi koruduğunu çok sonra anlayabildik. Zira, o sırada Örfi İdare Komutanı istediği kişiyi, hiçbir karar olmadan hapse atabiliyor, mahkemeye de çıkarmadan aylarca bekletebiliyordu. Ayrıca askeri arnizonlarda yapılan işkencelerin haddi hesabı yoktu.
Mesela İstanbul Sarayburnundan Yassıadaya tünel açıp, Menderes’i kaçıracağını söylediği için bir İnşaat Mühendisi aylarca cezaevinde kalmıştı. Yaptığı şakanın neye mal olduğunu herhalde çok sonra anladı.
İnançlı bir kişi olan Org. Cemal Tural’ın bizim niyet ve gayelerimizi bildiği için Komitenin baskısına rağmen bizi cezalandırmadı, yalnızca göz önünden uzaklaştırdı.
Çıkardığınız diğer gazeteler hangileri idi?
- 1964 de İzmir’de Zülfikar ve Uhuvvet gazetelerini çıkardık. O sırada Doğu Menzil Komutanı olarak Kayseri’de bulunan Korg. Faruk Güventürk’ün inançlı kişilere yaptığı zulümleri ve gazetelerdeki “Nurcular Yeşil Komünistlerdir” beyanatı üzerine yaptığımız yayın, bölgede büyük bir baskı kuran Güventürk’ü perişan etti. Bu sebeple de beni tevkif ettirerek 3 ay Buca Cezaevinde kalmama sebep oldu.

...........
- İttihat Gazetesi döneminde itibar gören bir gazete idi. Buradaki pozisyonunuz ne idi? Gazete kadrosunda kimler vardı?

- “İTTİHAD” Gazetesinin Sahibi: Salih Özcan idi. Genel Yayın Müdürü Mustafa Polat, Yazı İşleri Müdürü Muzaffer Deligöz. Teknik Müdürümüz Erdoğan Atak idi. Ressamımız çizgilerini herkesin tanıdığı daha sonra uzun yıllar yazarlık yapan kanaatimce en iyi Türkçe yazan kalem olan Gürbüz Azak idi. Risale-i Nur Cemaati adına gazetede Mehmet Kutlular bulunuyordu.
Mazlumların müdafii olarak bilinen Avukat Bekir Berk ile yakınlığınız oldu mu?
- Elbette… Gazeteciliğim boyunca, Bekir Berk’in Anadolu’da girdiği davaların bir çoğunu takip ettim. Mahkemelere beraberce gittik. Dosyalarına gerekli evrakları daktiloda çoğaltırdım. O zaman fotokopi olmadığından mahkemeye sunulacak belgeler kopya kâğıdı ile daktiloda çoğaltılırdı. Duruşmaları gazeteci olarak takip ettim ve gazetemize haber olarak geçerdim.
Cidde’de hastalığının arttığı zaman yanında kimsesi olmadığı için kendisini bizim eve taşıdık. Eşim Huriye Hanım elinden geldiğince kendisine hizmet etti. S. Arabistan’dan son ayrılışını da bizim evden yapmış oldu. Allah Rahmet eylesin, bütün hayatını karşılık beklemeden ümmetin hizmetine sunan nadir kişilerden oldu.
Daha sonra siz Yeni Asya gazetesinde yer almadınız herhalde?
- Hayır. İttihad gazetesinde Salih Özcan ile diğerleri arasında meydana gelen ihtilafta ben Salih Bey’i haklı bulduğumu açıkça belirttiğim ve buna karşı fiili tavır aldığım için, Yeni Asya’da görev almadım.
Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=315720

* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.