+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Risale-i Nur’da Esmâ-i Hüsnâ sistematiği

  1. #1
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Standart Risale-i Nur’da Esmâ-i Hüsnâ sistematiği

    Risale-i Nur’un bütünlük arayışının en temel unsurlarından birini esmâ-i hüsnâ teşkil eder. Hatta, Risale-i Nur’un kâinatın ve insanın yaratılışına ontolojik düzlemde getirdiği açıklamayı hatırlarsak, esmâ-i hüsna sistematiğinin, onun kurmaya çalıştığı bütünlüğün en temel unsuru olduğu dahi söylenebilir.

    Risale-i Nur’un, özellikle de ‘Yirmidördüncü Söz’ün vurguladığı üzere, insan esmâ-i hüsnâ noktasında paradoksal bir durumla karşı karşıyadır. Bir yanda esmâ-i hüsnânın her biri diğerini gerektirmekte; dolayısıyla varoluşun tam ve sahih bir resmine ulaşmak için Cenab-ı Hakkı bütün isimleriyle tanımak icap etmektedir. Ama öte taraftan, insan, ‘çendan bütün esmâya mazhar’ olmakla birlikte, ancak o esmânın tenevvüü ve derecelenmesi ile esmâ-i hüsnâyı kavramaktadır. Bir ‘geçiş devresi’ veya bir ‘berzah’ olarak bu, zorunludur; ama, bu geçiş sürecinin veya bu berzahın uzunluğu oranında bütüne ulaşma imkânı zayıflamakta; ayrıca, ortada, bir ismin aynasında sair esmâ-i hüsnayı okumak yerine, o ismi sair isimlere perde yapma gibi riskler de durmaktadır. Oysa, “her bir ismin cilvesinden sair esmâya intikal etmezse, zarar eder. Meselâ, Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir.”

    İnsanlık tarihine rengini veren fikir ve yaklaşım farklılıkları, işte, en temelde esmâ-i hüsnâyı bir bütün olarak kavrayamamaktan dolayıdır. Gerçi insan bütün esmâya mazhardır, ama bir ismin cüz’î bir mertebesiyle yetinmek veya bir isimle yetinmek yüzünden bu ‘bütün’e ulaşamadığında tablo netleşmediği için ihtilaf ve ayrışmalar başgöstermektedir. Ehl-i fikir ve nazar, bundan dolayı, her biri kat’î bürhan ile hak telâkki ettikleri efkârlarında, birbirine mütenakız bir surette hakikati görüp göstermektedir. Güneş ışığı gibi bütün renkleri içeren hakikat, çok renklere girmektedir.

    “Yirmidördüncü Söz”ün ‘İkinci Dal’ında hakikate giden yolları üç ana başlık altında ele alırken, güneşın yedi rengi havi ışığını yalnız bir rengiyle yansıtan çiçek, güneş ışığını ay gibi bir cisme yansıdığı şekliyle alan katre ve doğrudan doğruya güneşe muhatap olan reşha sembolizmi içinde, ‘hakikate çabuk giden’ yol olarak ‘veraset-i nübüvvet’i işaretler Said Nursî. Hakikate giden en kısa, çabuk, selametli ve küllî yol, budur. Zira Kur’ân, ‘İsm-i A’zamdan ve her ismin azamlık mertebesinden gelmiş’tir. ‘Bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır. Bütün mevcudatın ilahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır.’ Kur’ân’ı beşeriyete tebliğ eden Resûl-i Ekrem (a.s.m.) ise, hâtemü’l-enbiyâ olarak ‘bütün isimlerin mertebe-i azamlarının mazharı’dır. İşte, ‘hakikatin çok renklere girmesi,’ veya ‘hak telâkki edilen fikirler arasındaki çelişki ve çatışma,’ esmâ-i hüsnâya bir bütün olarak, ‘mertebe-i azamında’ muhatap olamamaktan kaynaklanmaktadır. Veraset-i Ahmediye (a.s.m.) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmâsına erişen insanın gece gündüz, kış ve bahar derecesinde kolay gördüğü haşir ve kıyamet hakikatini başkalarının reddi veya taklidî olarak kabulü, bu noktadandır.

    Haşir Risalesi, Said Nursî’nin mektuplarında, ‘veraset-i nübüvvet’ ile esmâ-i hüsnâya küllî bir muhatabiyetin getirdiği sonuçlara parlak bir örnek olarak zikredilir. Metodunu Allah’ın her bahar ‘ölümünden sonra arzı diriltişi’ni haşre delil olarak gösteren Kur’ân âyetinden (30:30) alan bu risale, “Madem dünya var, elbette ahiret var” ve “Madem Allah var, elbette ahiret var” gibi iki önerme temelinde haşri isbat cihetine gitmektedir: İçinde yaşadığımız dünya, bir Yaratıcının varlığını bildirip, O’nu isim ve sıfatlarıyla tarif etmektedir. Ve bu esmâ-i hüsnânın her biri, haşri gerektirmektedir!

    Esmâ-i hüsnâyı bir bütün olarak kavramada Kur’ân’ın önemine birçok risalede değinen Said Nursî, Kur’ân’dan hareketle, bir esmâ sistematiği kurar. Bu sistemin en temel üç unsuru (a) ulûhiyet ve rububiyet, (b) vahidiyet ve ehadiyet, (c) celâl ve cemal’dir. Esmâ-i hüsnânın Zât-ı Zülcelâl’e bakan veçhesinde ulûhiyet-vahidiyet-celâl, eşyaya bakan veçhesinde ise rububiyet-ehadiyet-cemal ön planda gözükür. Üç kategorinin birbirine bakan unsurları arasındaki karşılıklı ilişkiye sadece dikkat çekmekle yetinip, belirttiğimiz üç temel unsuru kısaca irdelememiz gerekirse:


    Ulûhiyet ‘saltanat’a, rububiyet ise ‘icraat’a bakar. Diğer bir deyişle, “Eşyayı yaratan O’dur” diyerek Allah’ın ulûhiyetini tasdik eden biri, eşyanın birbiriyle olan ilişkisini O’ndan gayrısına veriyorsa, yani eşyanın ‘terbiye ve idaresi’ni O’ndan başkasına mal ediyorsa, tevhid tamamlanmamış, kâinata bakışta ‘şirk’ sûretinde tezahür eden risk tam olarak aşılmamış demektir. Bu bakımdan, Allah’ın ulûhiyetine tam bir iman, O’nun rububiyetini kavramayı; eşya kadar, eşya arasındaki karşılıklı ilişkiyi de O’na tevdi ve teslim etmeyi gerektirmektedir. Hem, eşyanın terbiye ve idaresi O’na tevdi olunmadığında, yani ‘derece-i rububiyette hakikî bir hakimiyet-i mutlaka’ kavranmadığında, gerçekte uluhiyet hakikatı da sallantıda kalmaktadır.

    Bütün kâinatı yaratanın birliği anlamındaki vahidiyetin, ‘Bir Olan’ı çok isimleriyle tanımanın ifadesi olup bir şeyde bütün isimleri görmeyi gerektiren ehadiyet ile tamamlanması gerekmektedir. Zira, salt vahidiyette kalındığında, akıl bütün kâinatı hayal ve tasavvur ederken boğulabilir. Onun için, her bir şeyde Cenab-ı Hakkın esma ve sıfatını okuyabilmenin; cüz olanı küllîleştirebilmenin; birşeye bakıp bütün kâinatın Sâniini umum esmasıyla tanıyabilmenin ifadesi olan ehadiyetin kavranması icab etmektedir.

    Allah, hem celâlî, hem de cemalî sıfatların sahibidir; hem zülcelâl, hem de zülcemâldir. Bir yanda Rahman, Rahîm, Rezzak, Kerîm, Muhsin, Hannan, Latîf, Cemîl, Ganiyy, Hakîm, Halîm, Vedûd gibi cemalî isimleri; diğer yanda Azîz, Hâkim, Kadîr, Cebbar, Kahhar, Azîm ve Zü’ntikâm gibi celâlî isimleri vardır. Allah’ı ‘en güzel isimler O’nun olan’ olarak tanımak, işte tüm bu isim ve sıfatlarıyla; yani, hem celâlî, hem de cemalî isim ve sıfatlarıyla birden tanımakla mümkün olmaktadır. İnsan, onu bu şekilde tanıma; ve kendi hayatında da bu isimlerin bütünlük ve dengesini temin etme durumundadır. Ki, Cenab-ı Hakkın esmâ ve sıfatının kemal ve kibriyasını kavramak, ancak celâl-cemal bütünlüğü içinde mümkün olmaktadır.


    www.karakalem.net - metin karabaşoğlu

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


  2. #2
    Vefakar Üye nur_hadimi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    389

    Standart

    risale-i nur okumaları

    maşaallah çok güzel noktalara değinilmiş

    paylaşım için teşekkürler
    GENÇLİK HİÇ ŞÜPHE YOK Kİ GİDECEK.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Esma-ül Hüsna
    By fanidünya... in forum Ezgi, İlahi ve Kur'an-ı Kerim Tilavetleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.03.16, 14:27
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.12.08, 14:00
  3. Esma-ül Hüsna
    By Scorponork in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.09.07, 20:07
  4. Esma-ül Hüsna
    By petünya in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.09.07, 13:32
  5. Esma-i Hüsna
    By Meyvenin Zeyli in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.02.07, 19:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0