+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Üstad

  1. #1
    Gayyur vedAA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    115

    Standart Üstad

    Bazı insanlar bu dünyaya bir boşluğu doldurmak üzere gelirler. Onlar buradaki
    görevlerini tamamlayıp da sonsuzluğa göçtükleri zaman, dünyanın eksik bir

    parçası daha tamamlanmış olur. Zira kader, dünyamızı, içindekilerle, bilhassa
    o büyük insanlarla beraber planlamıştır. Onların bu dünyada ne kadar önemli
    bir yere sahip olduklarını anlamak için, kendilerinin bulunmadığı zamanları
    dikkate almak yeter. Meselâ Sinan olmasaydı Süleymaniye’siz bir İstanbul
    ile, Mevlânâ olmasaydı Mesnevî’siz bir dünya ile yetinmek zorunda kalacaktık.

    Bediüzzaman Said Nursî’nin olmadığı bir dünya da, hiç kuşku yok ki,
    bugünkünden yoksul bir dünya olurdu. O da bu dünyanın önemli bir eksiğini
    tamamlamak üzere aramıza gelmiş, Risale-i Nur’u yazmış ve buradan
    gitmiştir. Ya bu dünyada bir Bediüzzaman yaşamış olmasaydı?

    Bu ihtimali, sadece bir eserin yokluğu şeklinde düşünmek yanıltıcı olabilir.
    Gerçi Risale-i Nur gibi bir eserin yokluğu da dünya için büyük bir kayıp
    olurdu; ama “Bediüzzaman olmasaydı ne olurdu?” sorusuna verilecek cevabın
    önemli bir bölümünü de gençliğin durumunda aramak gerekir. Çünkü onun
    ve eserlerinin asıl tesiri gençlik üzerinde görülmüştür. O kadar ki,
    Bediüzzaman hakkında “Bu dünyaya gençler için gönderilmiştir” demek bir
    abartı olmaz. Erbilli Esad Efendi ve Bediüzzaman ile ilgili olarak Sami Efendi
    tarafından nakledilen hatıra da bu hükmü doğruluyor:

    “Bendeniz Kelâmî dergâhında hizmet ederken, Bediüzzaman Hazretleri
    başında poşusu, belinde silâhıyla, efevâri bir kıyafetle ziyarete gelirdi.
    Bediüzzaman Hazretleri o zaman gençti. Esad Efendimize sorular sorardı.
    Cevabını alınca ‘Allahü ekber’ der, hemen ayağa kalkardı. Kadirî tarikatinden
    ders aldı. Bir defasında Bediüzzaman gittikten sonra Esad Efendi ‘Bu genç,
    gençlere hizmetle görevli. İstikbalde gençlere iman dâvâsında çok büyük
    hizmetler yapacak. Ama hâlâ kendisi bunu bilmiyor; kendisine söylenmedi’ dedi.”1

    Bediüzzaman’ın kendi gençlik dönemi, İslâm ve insanlık âleminin

    problemlerine, özellikle eğitim problemine çözüm arayışları içinde geçti. O,
    dünyanın büyük çalkantılar içinde olduğunu ve bu çalkantılardan, çok farklı
    bir dünya olarak çıkacağını görüyordu. Bediüzzaman, eski eğitim
    yöntemlerinin bu yeni dünyaya çok fazla birşey anlatamayacağını da
    görüyordu. Ne var ki, zamanı, onu anlamaya hazır değildi. O da zamanını bir
    yana bırakıp istikbale, istikbalin gençlerine yöneldi.

    Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye’de naklettiği bir anısında, bir tren
    yolculuğundaki mübahasesinden söz eder. Bu sohbetteki yol arkadaşları ve
    muhatapları iki genç aydındır. Fakat Bediüzzaman, onların yanı sıra,
    geleceğin gençlerine de hitap etmeyi ihmal etmez ve her ikisine birlikte
    şöyle seslenir:

    “Ey bu şimendiferdeki arkadaşlarım ve elli sene sonra fenlere çalışan
    kardeşlerim. . . Ey kardeşlerim ve elli sene sonra bu sözleri işiten
    arkadaşlarım!”

    Bediüzzaman’ın Münazarat’taki asıl muhatapları ise, daha da uzak bir
    istikbalin gençleridir; çünkü zamanındaki muhataplarında kendisine kulak
    verecek bir kavrayış bulamamıştır. Onlara, “İşte ben de sizinle
    konuşmayacağım; şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla
    konuşacağım” der ve yüzyıllar sonrasına seslenir:

    “Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne
    Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said'ler,
    Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tâhir'ler, Yûsuf'lar, Ahmed'ler, ve saireler!
    Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, ‘Sadakte’ deyiniz. Ve böyle
    demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih
    denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla
    sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ
    bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek
    açacaktır.”

    Bediüzzaman, gün gelip de Risale-i Nur’ları telif etmeye başladığı zaman,
    gençliğindeki gibi zamanın anlayışsızlığıyla karşılaşmadı. Daha Risale-i
    Nur’un tamamı değil, pek azı bile telif edilmemişken, insanlar onun etrafında
    pervane olmaya başladılar. Risaleler birer ikişer yazıldıkça elden ele dolaşıyor,
    akşamı veya sabahı beklemek bile onun müştaklarına zor geliyordu. Nihayet
    Bediüzzaman, genciyle, yaşlısıyla, ama daha çok gençleriyle, kendisini
    anlayan insanları karşısında bulmuştu. Artık zamanına arkasını dönüp de elli
    sene veya üç yüz sene sonrasına seslenmesine gerek yoktu. Ne çare ki, bu
    defa gençliğe gözünü diken başkaları da vardı. Üstelik bu gözler hiç de iyi
    niyetli bakmıyorlardı zamanın ve istikbalin gençliğine. Fakat bunu
    anlayabilmek ve o günkü meş’um çabaların yıllar sonra vereceği sonuçları
    görebilmek için de yine Bediüzzaman’ın gözüne sahip olmak ve bakışını
    istikbal üzerinde netleştirmek gerekiyordu.
    Yine yıllar boyu istikbalden söz etti Bediüzzaman. Yirmi sene sonraki
    tokatlardan, elli sene sonra ortaya çıkacak ve şanlı geçmişini lekeleyecek
    nesillerden söz etti. Verdiği haberler de, ne yazık ki, günü gününe
    gerçekleşti. Bununla beraber, Bediüzzaman, o dehşetli yangından, pek çok
    şeyi kurtarmaktan da geri kalmadı. Ve bu çabalarında, kendisine pek çok
    yardımcı da buldu. Kurtardıklarının da, yardımcılarının da çoğunluğu gençlerdi.

    Doksan yıllık bir ömrü tamamlayaraka bâki âleme göçerken, Bediüzzaman,
    arkasında Anadolu’ya kök salmış bir iman hizmeti ve büyük bir gençlik
    kitlesi bırakmıştı. O gün bugündür o kitle daha da büyüyor ve gençleşiyor.
    Zaman geçtikçe Kur’ân’ın gençleştiğini âleme haykıran bir iman ve Kur’ân
    hizmeti, bu dâvâsının maddî tezahürlerini kendi üzerinde de gösteriyor.
    Bediüzzaman’ın canhıraş feryatlarına kulak tıkayanlar ise evlâtlarını
    Satanistlerin, Hıristiyanların, alkol ve uyuşturucu simsarlarının elinden
    kurtarmaya çabalamakla meşguller! Bediüzzaman’ın seslendiği üç yüz sene
    sonrasının nesilleri henüz gelmedi; fakat Bediüzzaman, onlardan beklediği
    cevabı birkaç neslin gençliğinden almış bulunuyor.



    ÜMİT ŞİMŞEK

  2. #2
    Yasaklı Üye beklenen12 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    bingöl
    Yaş
    35
    Mesajlar
    718

    Standart

    ağlamaktan yine gözlerim yoruldu
    nurs köyünde gönül ceylana vuruldu
    ilmin meşalesi gözyaşlar kurudu
    ilmin meşalesi bediuzzaman

    onun hakkında bişeyler yazmaya çalıştım ne yaptımsa yazamadım onun tabiriyle yazdırılmadı. aklıma onun için söylenmiş bi ilahi geldi bi kısmını sizle paylaştım. üstadımla ahirette birlikte olmak dileğiyle seni seviyorum

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Uğur Işılak - Üstad - şiir - ezgi - üstad
    By fezapilotu in forum Ezgi, İlahi ve Kur'an-ı Kerim Tilavetleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.07.12, 20:20
  2. Üstad kim ?
    By esrarengiz08 in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 15.07.09, 21:31
  3. Bir Üstad Tanıyorum
    By ahsen-i takvim in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.01.09, 20:27
  4. Üstad'dan Mektup Var...
    By samuelboils in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.11.07, 13:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0