+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: Mehdinin Şakirtleri Olabilir...

  1. #1
    Pürheves Ömer Said - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul & Uşşak
    Mesajlar
    260

    Standart Mehdinin Şakirtleri Olabilir...

    Eğer şeddeli "mim" dahi şeddeli "lâmlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç (1293) muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâil-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid'in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir. Her ne ise... Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. اَلْقَطْرَةُ تَدُلُّ عَلَى الْبَحْرِ sırrıyla kısa kestik.

    (Arapça Metin Meali "Damla, denizin varlığına dalalet eder.)



    Buradan okuyup çıkardığım bir sonucu paylaşmak istiyorum. Üstad demiş ki Mevlana Halid'den 100 yıl sonra gelecek şahıs Mehdi diyor. Sonra kendi nefsine pay çıkarmamak için kısa kesip konuyu kapatıyor. Mevlana Halid Üstad'dan önce gelen müceddid ve yüz yıl sonra Said Nursi geliyor.Burayı az düşünerek okuduğumuzda Üstadımızın Mehdi olduğu çıkartılabiliyor.

  2. #2
    Pürheves ehulacayip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    İstankara
    Mesajlar
    215

    Standart

    Ben Şualarda buray? okurken ald?m elime ebced tablosunu hesaplad?m

    yanl?ş hat?rlam?yorsam 1424 ç?km?şt?.. Şimdi 1429 day?z

  3. #3
    Pürheves ehulacayip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    İstankara
    Mesajlar
    215

    Standart

    Bir Zat anlatm?şt? :

    Sene 1946.. Babam Üstad Hazretlerinin yan?na gidiyor.. Tahta merdivenleri ç?karken ayaklar? titriyor.. Kap?dan girince Üstad yatağ?ndan doğruluyor "........ Efendi! Sen Mehdiyi görcem diye geldin ama yanl?ş kap?y? çald?n.. (eline bir risale alarak) aha Mehdi bunlar.."

  4. #4
    Dost onadogru - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    2

    Standart

    kat?l?yorum

  5. #5
    Yasaklı Üye beklenen12 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    bingöl
    Yaş
    35
    Mesajlar
    718

    Standart

    üstad?n deyimiyle ben y?llar sonra gelecek mehdinin yard?mc?s?y?myani hizmetimle onun işini ve yükünü hafifletiyorum ki rahat etsin geliyor gelecek belkide geldi eğer k?yamet acele etmezse ki baya acele ediyor elbet herkes görecek allah bizi onun karş?s?ndakilerdenetmesin ona muhalif etmesin ama bu kesindirki o da risaleyi kendine rehber edecek üstad?ndeyimiyle nur şakirtleri onun en büyük yard?mc?lar? dava arkadaşlar? olacak

  6. #6
    Pürheves Al-Sadik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Antakya
    Mesajlar
    175

    Standart

    ON İKİNCİ İMAM

    Imam Mehdi bin Hasan (as) = ( Zamanın Imamı = Sahib-ez Zaman = Kaim)

    On ikinci imam, Hz. Askeri'nin (a.s) oğlu, Hz. Mehdidir. (Allah zuhurunu çabuklaştırsın.) Genelde
    İmam-ı Asr ve Sahib-ez Zaman lakaplarıyla anılır. İsmi Peygamber efendimizin isminin aynısıdır.
    256 yahut 255 H. yılında Samerra şehrinde dünyaya geldi. 260 yılına kadar babasının kefaleti
    altında gizli olarak yaşadı. Özel Şiilerden başkası onu görme şerefine ulaşamadı.

    Babası vefat ettikten sonra imamet makamına ulaştı ve Allah'ın emriyle gaybeti seçti. İstisnalar
    hariç özel naiplerden başkasına gözükmüyordu. [1]

    ÖZEL NAİPLER

    Hz. Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaştırsın), babasının ve ceddinin güvenilir ashabından birisi olan
    Osman b. Said'i kendisine naip edip, Şiilerin sorularına onun vasıtasıyla cevap veriyordu.

    Osman b. Said vefat ettikten sonra onun oğlu Muhammed b. Osman Hazretin naibliğine ulaştı.
    Daha sonra Ebu'l Kasım Hüseyin b. Ruh-i Nevbahti imamın özel naipliğini yaptı.
    Son olarak imamın mukaddes temsilciliğini yapan, Ali b. Muhammed Semuri olmuştu.

    Ali b. Muhammed Semuri'nin ölümüne (329 h.k.) bir kaç gün kala hazretten bir bilgi geldi. Ali b.
    Muhammed Samuri'ye altı günden sonra öleceğini bildirerek özel naiplik döneminin artık sona
    erdiğini ve gaybet-i kübranın yani büyük gizlilik döneminin başlayıp, Allah zuhur için izin
    verinceye kadar devam edeceğini de ilan etmiş oldu.[2] Bu bilgi gereğince gaybet
    iki bölüme ayrıldı:

    Birincisi, gaybet-i suğradır (kısa gaybet dönemi). İki yüz altmış yılından başlar, üç yüz yirmi
    dokuzda biter. Yaklaşık olarak yetmiş yıl sürdü.

    İkincisi: gaybet-i Kübra'dır (büyük gaybet dönemi). Üç yüz yirmi dokuzdan başlar ve Allah, zuhur
    izni verinceye dek devam edecektir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ittifakla kabul edilen hadiste şöyle
    buyuruyor: "Eğer dünyanın bir günü bile kalırsa Allah, o günü o kadar uzatır ki, benim
    torunlarımdan olan Mehdi zuhur etsin. Ve dünyayı zulümle dolduğu gibi adaletle doldursun."[3]

    9- GENEL AÇIDAN HZ. MEHDİ'NİN (A.F) ZUHURU

    Peygamberlik ve imamlık konularında açıkladığımız gibi yaratık türlerinin hepsinde geçerli olan
    genel hidayet yasası gereği, insan türü de zorunlu olarak onu, insanlık üstünlüğüne ve saadetine
    ulaştırabilecek özel bir güçle (vahiy ve nübüvvet) donatılmıştır. Apaçıktır ki, eğer böyle bir üstünlük
    ve saadet, toplumsal bir yaşantıya sahip olan insan için mümkün olmayıp vuku bulmamışsa böyle
    bir donatım, boş ve batıl olur. Bilindiği gibi yaratılışta lağviyet ve batıllık yoktur.

    Başka bir deyişle şöyle diyebiliriz; insanoğlu yeryüzüne yerleştiği günden beri tam anlamıyla
    mutluluğu içeren toplumsal bir hayat arzusunu taşır ve böyle bir günün geleceği ümidiyle adım
    atar. Eğer objeler dünyasında böyle bir arzu ve isteğin, gerçekleşir yönü olmasaydı böyle bir arzu
    onun tabiatına yerleşmezdi. Nitekim yemek olmasaydı açlık, su olmasaydı susuzluk ve neslin
    devam etmesi olmasaydı cinsel istek düşünülemezdi.

    Dolayısıyla zorunlu olarak dünyanın geleceği, adalet, sulh, sefa ve samimiyetle dolu bir güne sahip
    olacaktır. İnsanlar fazilet ve üstünlüklerle dolup taşacaktır.

    Elbette böyle bir olay insanın kendi eliyle gerçekleşecektir. Böyle bir toplumun lideri,insanlık
    dünyasının kurtarıcısıdır ki rivayetlerde Mehdi diye anılmaktadır.

    Yahudilik, Hıristiyanlık, Vesenilik, Mecusilik ve İslamiyet gibi dünyada hakim olan din ve
    mezheplerde beşerin kurtarıcısı diye birisinden söz edilmiştir. Tatbik ve uyarlamada farklı görüşlere
    sahip olmalarına rağmen hepsi onun zuhur edeceğini müjdelemişlerdir.

    İttifakla kabul edilen Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) bu hadisi "Mehdi benim neslimdendir." şu
    hususu vurgulamaya yöneliktir.

    10- ÖZEL AÇIDAN HZ. MEHDİ'NİN (A.F) ZUHURU

    Şia ve Ehl-i Sünnet kanalıyla Resul-i Ekrem'den (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamlarından Hz. Mehdi'nin
    (a.s) zuhuruyla ilgili, onun Peygamberimizin soyundan olduğuna ve kendi zuhuruyla beşerî
    toplumu gerçek kemale erdireceğine ve topluma manevi hayat vereceğine[4] dair sayısız hadislerin
    yanı sıra, onun bizzat Ehl-i Beyt imamlarının on birincisi İmam Hasan Askeri'nin (a.s) oğlu
    olduğuna [5] ve doğumundan sonra uzun süre gizli yaşadıktan sonra zuhur edeceğine ve dünyayı
    zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracağı hususunda bir çok hadisler nakledilmiştir.

    Bu konuda kaynaklar oldukça fazladır. Biz sadece bazılarına değineceğiz: e1-Melahim ve'I-Piten, bab: 19; Ikd'üd-Dürer, hadis: 26; Yenabi'ül-Mevedde, s.491; Tezkiret'ül-Havas, bab: 6; Hilyet'ül- Evliya, s.378; Arcah'ul-Metalib, s.378 ve Şafil'nin Zahair'ul-Ukba adlı eseri.

  7. #7
    Pürheves Al-Sadik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Antakya
    Mesajlar
    175

    Standart

    H.z. Mehdi (a.f.) gelmiş fakat gerekmedikçe zuhur etmemiştir. Zaman? geldiğinde Allah?n emri ile zuhur edecektir.

  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Ömer Said Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Eğer şeddeli "mim" dahi şeddeli "lâmlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç (1293) muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâil-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid'in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir. Her ne ise... Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. اَلْقَطْرَةُ تَدُلُّ عَلَى الْبَحْرِ sırrıyla kısa kestik.

    (Arapça Metin Meali "Damla, denizin varlığına dalalet eder.)

    24 Nisan 1877'de başlayan ve 9 ay boyunca bütün şiddetiyle devam eden Osmanlı–Rus Harbi (93 Harbi), 1878 yılı Ocak ayı sonlarında bir derece hız kesti; böylelikle, farklı yeni bir safhaya girilmiş oldu.
    Bu esnada savaşın seyrini değiştiren iki önemli gelişme yaşanır. Bunlardan biri İngiliz hükümetinin müdahalesi, diğeri ise Halidîler olarak bilinen Mevlânâ Halid–i Bağdadî'nin mürid ve talebelerinin Ruslara karşı fiilen cihada başlamaları.


    Halidîlerin büyük cihadı

    Osmanlı–Rus Harbinin şiddetlenmesi üzerine tayakkuza geçen Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin talebeleri, zaman zaman tekke ve medrese eğitimine ara vererek, harbe iştirak ederler.
    Bağdat gibi İstanbul ve Anadolu'nun pekçok yerinde mensupları bulunan Halidî tarikatının en önde gelen mürşid ve müderrislerinden biri, hiç şüphesiz ki, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hazretleridir. (1813–1893)
    Ruslara karşı, bir ara Kafkas Cephesinde çarpıştı. Savaş duraklayınca, İstanbul'a gelip tekke ve medrese hizmetine devam etti.
    Savaşın tekrar şiddetlenmesi ve Hilâfet merkezi İstanbul'un da işgal tehlikesi altına girmesi üzerine, Gümüşhânevî Hazretleri, talebelerini de teşkilâtlandırarak vargüçleriyle Ruslar'a karşı cihada girişti.
    Üstelik, Gümüşhânevî Hazretleri bu işte tek başına değildi. Mevlânâ Hâlid–i Bağdâdî’nin İstanbul'la irtibatlı diğer halifesi Abdülfettah el-Ukarî ve Trablus-Şam Müftüsü diye de bilinen Ahmed bin Süleyman el-Ervâdî'nin talebeleri de devreye girmiş ve Rusların korkulu rüyâsı olmuşlardı.

    Ruslar, hem Avrupa'da başlatılan diplomatik ataklar, hem de Halidîye mensubu gönüllü cihad erlerinin cansiperane müdafaaları karşısında duraklamak zorunda kalır. Berlin'deki barış masasına oturmaya mecbur olur.
    İki devlet arasındaki barış görüşmeleri, 13 Temmuz'da nihayet bulur ve Berlin Muahedesine imza konulur. Osmanlı tarihinde "Küçük kıyâmet" diye anılan 93 Harbi de, böylelikle sona ermiş ve "İslâmın nurunu perdelemeye çalışan kara bulutlar" dağıtılmış olur.


    Halidiler ve Hz. Mehdi'nin talebeleri

    Bediüzzaman Said Nursî'nin dünyaya geldiği zamanlarda cereyan eden "93 Harbi", Risâle–i Nur'un muhtelif bahislerinde de yer almakta ve üzerinde ciddî yorumlar yapılmakta.

    Birinci Şuâ'da "Yirmi Sekizinci Âyet" başlığıyla tefsir edilen Tevbe Sûresinin 32. âyetinden bu tarihî hadiseye dair istihraç edilen mânâlardan biri, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin talebelerince yapılan fedâkârane hizmetlere bakıyor.
    Söz konusu âyetin meâli şöyledir: "Allah’ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise, nûrunu tamamlamaktan başka birşeye râzı olmaz–kâfirler isterse hoşlanmasınlar."

    Bediüzzaman Hazretleri, âyetin o zamana bakan mânâsının tahlil ve tefsirini şu şekilde yapıyor: "Eğer şeddeli 'mim' dahi şeddeli 'lâm'lar gibi bir sayılsa, o vakit 1284 eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeye niyet ederek, on sene sonra (Hicrî 1294) Rusları tahrik edip Rus’un ’93 (Rumî 1293) muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat, bunda Resâili’n-Nur şakirtleri yerinde Mevlâna Halid’in (k.s.) şakirtleri o bulut zulümatını dağıttıklarından, bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor."

    Dünkü yazıda tarihî arka planından söz ettiğimiz bu hadiseden bir asır sonrası için de cifrî/ebcedî mânâlar istihraç eden Üstad Bediüzzaman, üzerinde uzunca düşünülmesi gereken şu kısacık ifadeyle iktifa ediyor:
    "Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli 'lâm’lar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şâkirtleri olabilir. Her ne ise... Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. 'Bir damla su denizin varlığına işaret eder' sırrıyla kısa kestik." (Age, s. 620)

    M.Latif SALİHOĞLU-26.01.2008

    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Selam Nur Şakirtleri
    By jonest in forum Tanışma
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 15.01.09, 23:51
  2. Risale i Nur Şakirtleri
    By ebu_zer in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.11.08, 15:23
  3. Mehdinin Talebelri
    By the_salyo in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.03.08, 14:01
  4. Risale-i Nur'un Küçük ve Masum Şakirtleri
    By sessizciglik in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.04.07, 11:33
  5. Risale-i Nur'un Küçük Ve Masum Şakirtleri
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.09.06, 00:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0