+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 84

Konu: Risale-i Nur Her Şeye Kafidir Cümlesinin İzahı

  1. #1
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Question Risale-i Nur Her Şeye Kafidir Cümlesinin İzahı

    Kıymetli arkadaşlar,

    Burada Üstad'ımızın Kastamonu Lahikası'nda geçen "Risâletü'n-Nûr, hakâik-ı islâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfi geliyor, başka eserlere ih-tiyâc bırakmıyor" cümlesinin Reddü'l Evham adlı kitap tarafından yapılan şerh ve izahını sunmaya çalışacağım..

    Ben şahsen çok istifade ettim.. Sizlerin de istifade etmesi beni ziyadesiyle memnun eder..

    Bu sebeple bu izahı noktasına dahi dokunmadan hüve hüvesine ekliyorum..

    Dolayısıyla benim fikirlerim olmadığı için eleştirilerin ve tenkitlerin de bana değil de eser sahibine yapılmasını rica ederim..

    Anlayışınızdan dolayı minnetdarlığımı ifade ederek, hayırlı ve bol istifadeler temenni ederim...

    İnşallah başlıyoruz, bundan sonraki cümlelerin bana ait olmadığını bir kez dahya hatırlatırım:

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  2. #2
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    O gizli komitenin, Üstâd Bedîüzzamân Hazretlerinin Kastamonu Lâhika's?nda geçen "Risâletü'n-Nûr, hakâik-? islâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfi geliyor, başka eserlere ih-tiyâc b?rakm?yor" cümlesini te'vîlât-? faside ile te'vîl edip, Başka ?slâmî eserlere, hattâ Kur'ân, Hadîs ve f?kha ihtiyâç yoktur" gibi bir ma'nâ vermelerine cevâb mâhiyyetinde mezkûr mektubun şerh ve îzâh?d?r.

    Önce mektubun asl?n? okuyal?m:

    "Risâle-i Nur talebelerinin hâslar? olan sâhib ve vârisleri ve hâslar?n?n hâslar? olan erkân ve esâslar? olan kardeşlenme bugünlerde vuku' bulan bir hâdise münâsebetiyle beyân ediyorum ki; Risâletü'n-Nûr, hakâik-? îslâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor.

    Kat'î ve çok tecrübelerle anlaş?lm?ş ki, îmân? kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapman?n en k?sa ve en kolay yolu Risâletü'n-Nûr'dad?r.

    Evet, on beş sene yerine on beş haftada Risâletü'n-Nûr o yolu kestirir, îmân-? hakik?yye îsâl eder.

    Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel kesret-i mütâle-ayla ba'zan bir günde bir cild kitab? anlayarak mütâlea ederken, yirmi seneye yak?nd?r ki Kur'ân ve Kur'ân 'dan gelen Resâilü'n-Nûr bana kâfî geliyorlard?.

    Birtek kitaba muhtaç olmad?m, başka kitâblar? yan?mda bulundurmad?m.

    Risâletü'n-Nûr çok mütenevvi' hakâika dâir olduğu hâlde, te'lîfi zaman?nda, yirmi seneden beri ben muhtaç olmad?m.

    Elbette siz, yirmi derece daha ziyâde muhtaç olmamak lâz?m gelir.

    Hem madem ben sizlere kanâat ettim ve ediyorum, başkalara bakm?yorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risâle-tü 'n-Nûr'a kanâat etmeniz lâz?md?r, belki bu zamanda elzemdir.

    Hem şimdilik ba'z? ulemân?n yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayr? ve bid'atlara müsâid gittiği için, Risâletü'n-Nûr z?nd?kaya karş? hakâik-? îmâniyyeyi muhafazaya çal?şmas? gibi, bid'ata karş? da hurûf ve hatt-? Kur'ân'? muhafaza etmek bir vazifesi iken, hâs talebelerden birisi bilfiil hurûfve hatt-? Kur'âniyyeyi ders verdiği hâlde, s?rr? bilinmez bir hevesle, hurûfve hatt-? Kur'âniyyeye, ilm-i dîn perdesinde te'sîrli bir surette darbe vuran ba'z? hocalar?n darbede isti'mâl ettikleri eserleri alm?şlar.

    Haberim olmadan, dağda, şiddetli bir tarzda o hâs talebelere karş? bir gerginlik hissettim; sonra îkâz ettim. Elhamdülillah ay?l-d?lar. Inşâallah tamamen kurtuldular.

    Ey kardeşlerim!

    Mesleğimiz, tecâvüz değil tedâfü'dür.

    Hem tahrîb değil, ta'mîrdir. Hem hâkim değiliz, mahkûmuz.

    Bize tecâvüz eden hadsizdirler. Mesleklerinde, elbette çok mühim ve bizim de mal?m?z hakikatler var. O hakikatlerin intişâr?na bize ihtiyâçlar? yoktur.

    Binler o şeyleri okur, neşreder adamlar? var. Biz onlar?n yard?mlar?na koşmam?zla, omuzu-muzdaki çok ehemmiyyetli vazîfe zedelenir ve muhafazas? lâz?m olan ve birer taifeye mahsûs bir k?s?m esâslar ve âlî hakikatler kaybolmas?na vesile olur.

    Meselâ, hâdisât-? zamâniyye bahanesiyle Vehhâbîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarz?nda, ba'z? ruhsat-? şer'?yyeyi perde yap?p eserler yaz?lm?ş.

    Risâletü'n-Nûr,gerçi umûma teşmil suretiyle değil, fakat herhalde hakikat-i îslâmiyyenin içinde cereyan edip gelen esâs-? velayet ve esâs-? takva ve esâs-? azimet ve esâsât-? Sünnet-i Seniyye gibi ince, fakat ehemmiyyetli esâslar? muhafaza etmek bir vazîfe-i asliyyesidir.

    Sevk-? zaruretle, hâdisât?n fetvalar?yla onlar terk edilmez."1

    Bu mektubun şerh ve îzâh?na geçmeden önce bir mukaddime zikredilecektir.

    Konu ile ilgili olarak On yedi mes'ele üzerinde duracağ?z:
    Konu nurçi38 tarafından (07.09.07 Saat 10:40 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  3. #3
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Birinci Mes'ele: O gizli z?nd?ka komitesi, Üstâd Bedîüzza-mân Hazretlerinin bu mektûbda geçen, "Risâletü 'n-Nûr ha-kâik-? îslâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor"cümlesini ele al?p, bu cümlede geçen "hakâik-? ?slâmiyye"kayd?n? zikretmeyerek ve bu mektubu bir bütün olarak nazara almayarak; kay?ts?z ve şarts?z "Risâle-i Nur kâfidir; başka eserleri okumaya ihtiyâç yoktur"şeklinde tahrif etmek suretiyle "Kur'ân, Hadîs, Kelâm, F?k?h ve şâir ulûm-i dîniyyeye ihtiyâç yoktur" gibi bât?l bir düşünceyi Müslümanlar aras?na atm?şt?r.

    Tâ ki, Müslümanlar? Kur'ân, Hadîs, Kelâm, F?k?h ve sâir ulûm-i dîniyyeden uzaklaşt?rs?n.

    Evet, yaklaş?k 250 seneden beri o gizli z?nd?ka komitesi, bir k?s?m tarikatç?lara, bir k?s?m medrese ehline ve yaklaş?k 40-50 seneden beri bir k?s?m Risâle-i Nur okuyucular?na yanaş?p onlar? elde ederek istikâmetli mecradan çevirmişlerdir.

    Şöyle ki:

    O gizli ecnebi komite, ba'z? tarikatç?lara, "Sizler ehl-i kalb ve ehl-i keşifsiniz; ledünnî ilim erbab?s?n?z. Şeriat, avam?n yoludur; tarikat, onun özüdür. Zikir size kâfidir. Kur'ân, Hadîs, F?k?h ve sâir ulûm-i dîniyyeyi okuman?za gerek yoktur. Zahirî ilimleri tahsil etmekten ziyâde keşif ve velayet lâz?md?r"

    gibi sözlerle onlar? aldatmak suretiyle câhil b?rakt?lar. Böylece tekyeleri Kur'ân, Hadîs, F?k?h ve sâir ulûm-i dîniyyeden tecerrüd ettirdiler. Hem bu hususta ba'z? muhakkik ehl-i velayetin sözlerini de te'vîlât-? faside ile te'vîl edip o fâsid te'vîl-leri da'vâlar?na delîl yapt?lar.

    Yine o gizli komite, ba'z? medrese ehline, yaln?zca Arab dilinin meziyyetlerini gösterip, bir nev'i lâf?zperestlik hastal?ğ?na sürükleyerek; Kur'ân ve Hadîs'in ma'nâs?n? öğrenmeye ve ulûm-i âliyyeyi tahsil etmeye bedel, himmetlerini ibare çözmeye ve ulemân?n şerh ve izahlar? üzerinde münâkaşaya hasrettirdiler. " Ulûm-i Arabîyye size kâfidir. Kur'ân ve Hadîs'in ma'nâs?n? daha sonra kendi kendinize öğrenirsiniz" diyerek onlar? aldatt?lar. Bu sebeble bir çok medresede yaln?zca ulûm-i Arabîyye, yâni âlet ilimleri okutulmakta as?l olan Kur'ân ve Hadîs'in ma'nâlar? ders verilmemektedir. Böylece o gizli komite, medreseleri de ulûm-i âliyye olan Kur'ân, Hadîs, Akâid ve F?k?h'dan tecerrüd ettirdiler.

    Hem yine o gizli komite, yaklaş?k 40-50 seneden berî ba'z? Risâle-i Nur okuyucular?na yanaşarak, "Risâle-i Nur size kâfidir. Başka kitâb okuman?za ihtiyâç yoktur. F?k?h, zâten teferruat meselelerinden bahseder. Mühim olan FIKH-I EKBER tesmiye edilen îmân hakikatleridir. Kur'ân ise yüzünden okuyacağ?n?z mübarek bir kitâbd?r. Kur'ân'?n ma'nâs?n? Risâle-i Nur beyân etmiştir. Hadîs ise Risâle-i Nûr'da ihtiyâç kadar mevcûddur. Hem Kur'ân ve Hadîsi okusan?z da anlamazs?n?z. Belki kafan?z kar?ş?r. Onun için siz, sâdece Risâle-i Nûr'u okuyun! Böylece Kur'ân ve Hadîsi de okumuş olursunuz." deyip, bu fikri Risâle-i Nur okuyucular? aras?nda yerleştirdiler.

    Hem bu ma'nâda Üstâd Bedîüzzamân (ra)'?n ba'z? mücmel cümlelerini al?p, onlar? mevzu' ve makam?ndan kayd?rarak, başka yerlerdeki mufassal ifâdelerine bakmadan ve edille-i şer'?yyeyi de mihenk yapmadan te'vîlât-? faside ile ma'nâ ederek da'vâlar?na delîl yapt?lar. Maalesef pek çok kimseleri de bu desîseleriyle aldatt?lar. Böylece Risâle-i Nur dershanelerini de Kur'ân, Hadîs, F?k?h ve diğer ulûm-i dîniyyeden tecerrüd ettirdiler.

    O gizli ecnebî komite, bu mezkûr üç taife gibi bir k?s?m ilâhiyatç?lar? da aldatarak, "Eski ulemâ, Kur'ân'? ve Hadîs'i anlamam?şlar, sizler ise araşt?rma ehlisiniz ve unvan sahibisiniz. Kur'ân ve Ehâdis-i Nebeviyyeyi asra göre yeniden yorumlamal?s?n?z ve bu sizin vazîfenizdir" diyerek onlar?n ilmî enâniyyetlerini okşad?lar ve onlar? cumhûr-i ulemâ ve mü-fessirîn-i izam?n izahlar?na muhalif fâsid te'vîllerle Kur'ân âyetlerini ve Hadîs-i şerifleri te'vîl etmeye sevk ettiler.

    Böylece "dînde reform" ad? alt?nda Kur'ân ve Hadîs'i maksûd ma'nâlar?ndan sapt?rmak suretiyle âlem-i îslâm içinde pek çok resmî kuruluş ve tedrîsât mahallerinde bu sinsi plan? yerleştirdiler ve dîne muhalif bir ç?ğ?r açt?lar.

    Halbuki, en âmî bir mü'mine bile "Dîn nedir?' diye sorulsa, "Kur'ân ve Hadîsdir" diyecektir. Fakat, insan, başkas?n?n te'sîri alt?nda kald?ğ? ve mes'eleye bir tek zaviyeden bakt?ğ? zaman en zahir olan bir hakikati bile görmesi müşkîlleşmek-te ve bizi böyle bedîhî mes'eleleri îzâh etmeye mecbur etmektedir.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:38 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  4. #4
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart Dîn-i mübîn-i İslâmın temeli

    ?HTAR: O gizli z?nd?ka komitesi, tekyelerden, medreselerden, Risâle-i Nur dershanelerinden ve ilahiyatlardan Kur'ân ve Hadîs'in ma'nâs?n? ders verecek bir tedrîsât usûlünü ortadan kald?rmak plan?n?, devletin ba'z? resmî erkân?n? elde et-mek suretiyle gerçekleştirdiler.

    ?kinci Mes'ele: Malûm olduğu üzere; şu dîn-i mübîn-i Is-lâm?n temeli ve menba? Kur'ân-? Azîmüşşân ve Rasûl-i Ekrem (asm)'in Hadîs-i şerifleridir. Bütün Islâmî kitâblar ise, Kur'ân ve Hadîs'in âyine ve dellâllar?d?r; vekil ve gölgeleri değildir.

    Bu sebeble îslâmî kitâblara ma'nâ-y? ismiyle, yâni müstakil birer eser nazar?yla bakmak hatâd?r.

    Belki o kitâblara, ma'nâ-y? harfiyle, yâni Kur'ân ve Hadîs'in ma'nâs?n? beyân eden birer âyine ve dellâl nazar?yla bakmal? ve o kitâblar?n müelliflerinin, o ma'nâlar? hangi âyet ve hadîslerden ç?kard?klar?na nazar etmeli; böylece me'hazdeki kudsiyyeti anlamal?d?r.

    Risâle-i Nur eserleri de bu kaidenin d?ş?nda kalamaz.

    Risâle-i Nur, hakâik-? îmâniyye ve îslâmiyye cihetinde Kur'ân ve Hadîs'in âyinesi ve dellâl?d?r. Ona müstakil bir eser nazar?yla bakmak hatâd?r.

    Üstâd Bedîüzzamân (ra) Hazretleri "Sünûhât" isimli eserinde, "Kur'ân'?n Hâkimiyyet-i Mutlakas?" başl?ğ? alt?nda bu hususta kerâmetkârâne şöyle buyurmaktad?r:

    "Ümmet-i îslâmiyyenin ahkâm-? dîniyyede gösterdiği teseyyüp ve ihmâlin bence en mühim sebebi şudur: Erkân ve ahkâm-? zaruriye -ki yüzde doksand?r- bizzat Kur'ân'?n ve Kur'ân'?n tefsiri mâhiyyetinde olan Sünnetin mal?d?r.

    Ictihâdî olan mesâil-i h?lâfiyye ise, yüzde on nisbetindedir. K?ymetçe mesâil-i h?lâfiyye ile erkân ve ahkâm-? zarûriyye aras?nda azîm tefâvüt vard?r.

    Mes'ele-i ictihâdiyye alt?n ise, öteki birer elmas sütundur. Acaba doksan elmas sütunu on alt?n?n himayesine vermek, meze edip tâbi' k?lmak caiz midir?

    Cumhuru, burhandan ziyâde, me'hazdeki kudsiyyet im-tisâle sevk eder. Müctehidînin kitâblar? vesile gibi, cam gibi Kur'ân'? göstermeli; yoksa vekîl, gölge olmamal?.

    Mant?kça mukarrerdir ki, zihin, melzûmdan tebeî olarak lâz?ma intikâl eder ve lâz?m?n lâz?m?na tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kas?tla eder. Bu ise gayr-? tabiîdir.

    Meselâ, hükmün me'haz? olan şeriat kitâblan melzûm gibidir. Delili olan Kur'ân ise, lâz?md?r. Muharrik-i vicdan olan kudsiyyet, lâz?m?n lâz?m?d?r.

    Cumhurun nazar? kitâblara temerküz ettiğinden, yaln?z hayâl meyal lâz?m? tahattur eder. Lâz?m?n lâz?m?n? nadiren tasavvur eder. Bu cihetle, vicdan lâkaytl?ğa al?ş?r, cümûdet peyda eder.

    Eğer zarûriyyât-? dîniyyede doğrudan doğruya Kur'ân gösterilseydi, zihin tabiî olarak müşevvik-? imtisal ve mûk?z-? vicdan ve lâz?m-? zatî olan kudsiyyete intikâl ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassâsiyyet gelerek, îmân?n ihtârâtma karş? asamm kalmazd?.

    Demek, şeriat kitâblan, birer şeffaf cam mâhiyyetinde olmak lâz?m gelirken, mürûr-i zamanla, mukallitlerin hatâs? yüzünden paslan?p hicâb olmuşlard?r. Evet, bu kitâblar, Kur'ân'a tefsir olmak lâz?mken, başl? baş?na tasnîfât hükmüne geçmişlerdir.

    Hâcât-? dîniyyede cumhurun enzânn? doğrudan doğruya, câzibe-i i'caz ile revnaklar ve kudsiyyetle hâledâr ve dâima îmân vas?tas?yla vicdan? ihtizaza getiren h?tâb-? Ezelînin timsâli bulunan Kur'ân'a çevirmek üç tarîkledir:

    1. Ya müellifinin bihakk?n lây?k olduklar? derin bir hürmeti, emniyyeti tenkidle k?r?p o hicab? izâle etmektir. Bu ise tehlikedir, insafs?zl?kt?r, zulümdür.

    2. Yahut, tedricî bir terbiye-i mahsûsayla kütüb-i şeriat? şeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur'ân'? göstermektir: Selef-i Müctehidînin kitâblan gibi, 'Muvattâ, F?kh-? Ek-ber' gibi. Meselâ, bir adam Ibn-i Hacer'e nazar ettiği vakit, Kur'ân'? anlamak ve Kur'ân'?n ne dediğini öğrenmek maksad?yla nazar etmeli. Yoksa, îbn-i Hacer'in ne dediğini anlamak maksad?yla değil. Bu ikinci tarîk de zamana muhtact?r.

    3. Yahut cumhurun nazar?n?, ehl-i tarikat?n yapt?ğ? gibi, o hicab?n fevkine ç?kararak, üstünde Kur'ân'? gösterip, Kur'ân'?n hâlis mal?n? yaln?z ondan istemek ve bilvas?ta olan ahkâm? vâs?tadan aramakt?r. Bir âlim-i şeriat?n va'z?na nis-beten,,bir tarikat şeyhinin va'z?ndaki olan halâvet ve câzibiy-yet bu s?rdan neş'et eder.

    Umûr-i mukarreredendir ki, efkâr-? âmmenin birşeye verdiği mükâfat, gösterdiği rağbet ve teveccüh, ekseriya o şeyin kemâline nisbeten değildir; belki ona derece-i ihtiyâç nis-betindedir. Bir saatçinin bir allâmeden ziyâde ücret almas? bunu te'yîd eder.

    Eğer cemâat-i îslâmiyyenin hâcât-? zarûriyye-i dîniyyesi bizzat Kur'ân'a müteveccih olsayd?; o Kitâb-? Mübîn, milyonlarca kitâblara taksim olunan rağbetten daha şedîd bir rağbete, ihtiyâç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur ve bu suretle nüfûs üzerinde bütün ma'nâs?yla hâkim ve nafiz olurdu.

    Yaln?z tilâvetiyle teberrük olunan bir mübarek derecesinde kalmazd?."2

    Madem Üstâd Bedüzzamân Hazretleri bu noktada bu kadar tahşîdât yapm?şt?r; o hâlde onun eserlerine de hakâik-? îmâniyye ve îslâmiyyeyi beyân etme noktas?nda Kur'ân ve Hadîs'in tefsîri niyetiyle bak?lmal?d?r, müstakil bir eser nazar?yla bak?lmamal?d?r.

    Hem "Risâle-iNûr, Kur'ân ve Hadîs'ten sonra en büyük bir hüccet-i îmâniyye" olarak kabul edilmeli; Kur'ân ve Hadîs'in yerine vaz' edilmemelidir!!!
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:41 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  5. #5
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Üçüncü Mes'ele: "Biz Kur'ân ve Hadîs'i anlamad?ğ?m?z için Kur'ân ve Hadîs'i okumuyoruz. Risâle-i Nur bize kâfidir" demek çok büyük bir hatâd?r.

    Çünkü, ulemâ-i islâm, "Kur'ân'?n ma'nâs? anlaş?lmaz" diye bir söz sarf etmenin çok tehlikeli olduğunu beyân etmiş, hattâ ba'z? ulemâ bunu elfâz-? küfriyyeden saym?şlard?r.

    Çünkü, bu söz, وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ"Bu Kur'ân, ma'nâs? gayet aç?k Arabça bir lisând?r" (Nahl Suresi,103) gibi pek çok sarâhat-i Kur'âniyyeye ve Kur'ân'?n en büyük bir i'câz? olan belagat ve fesahatine muhaliftir.

    Fahr-i Râzî tefsirinde ve Bedîüzzamân (ra) da bir çok eserinde husûsan " Yirmi Beşinci Söz"de Kur'ân'?n beşerin bütün tabakalar?na h?tâb ettiğini, hattâ en bedevi bir adam?n, Ibn-i Sînâ zekâs?ndaki bir âlimle beraber Kur'ân'dan ayn? dersi ald?ğ?n? ve istifâde ettiğini isbât etmişlerdir. Bu eserlere müracaat edilsin.

    Evet, insân, câhil olarak dünyâya gelir.

    Sonra ilim vas?tas?yla tekemmül eder.

    ilmin baş? ve esâs? ise ma'rifetullah ve muhabbetullahd?r.

    Bu ise îmân ve ubûdiyyetle elde edilir,

    îmân ve ubûdiyyeti bize ders veren as?l kaynak ise Kur'ân ve Hadîs'dir.

    Kur'ân ve Hadîs'i anlamak için de ba'z? ilimleri öğrenmek ve bu konuda gayret sarfetmek lâz?md?r.

    Dünyevî bir menfaat için günde elli tane ecnebî kelimeyi öğrenen ve bir mal? daha ucuza almak için elli yere soran bir inşân?n, sa-âdet-i dâreynin anahtar? olan Kur'ân ve Hadîs'i anlamak için ne kadar çal?şmas? lâz?m geldiği k?yâs edilsin.

    Kur'ân ve Hadîs, dünyâda en rahat anlaş?lan bir kitâb olmakla beraber, esrar? da bitmez ve tükenmez.

    Hazret-i Peygamber (asm) d?ş?nda Kur'ân'?n künh-i esrar?n?n tamâm?na kimse vâk?f olamaz. Peygamber (asm)'dan sonra ise; bir şah?s tek baş?na Kur'ân'?n ma'nâs?n? tamam?yla anlayamaz.

    Asr-? saadetten tâ k?yamete kadar bütün ulemâ-i ümmet birleşse, ancak Kur'ân'?n künh-i esrar?n? tamamen anlayabilir.

    Çünkü, Kur'ân, her asr?n maddî ve ma'nevî ihtiyâçlar?na ce-vâb veren bir Kitâb-? Mukaddestir. Ulemâ-i îslâm ise, Kur'ân'?n kendi as?rlar?na bakan vücûhunu menba?ndan al?p o asr?n anlay?ş?na göre ders vermişlerdir.

    Dördüncü Mes'ele: Üstâd Bedîüzzamân (ra)'?n "Muhâkemât" ve"?şârâtü'l-?'câz" adl? eserlerinde îzâh ettiği üzere; Kur'ân-? Mu'cizü'l-Beyân'daki müşkîlât, lâfz?n muğlâk olmas?ndan değil; belki ma'nân?n dakik ve derin olmas?ndan kaynaklanmaktad?r.

    Belâğat-? Kur'âniyye ise, lâfz?n alt?nda gizli olan o dakik ve derin ma'nâlar? mümkün olan en kolay ve anlaş?l?r surette beyân eden bir anahtar mesabesindedir.

    Ilm-i belagat? bilmeyen, o derin ma'nâlar? anlayamaz.

    Hem Kur'ân'?n ictihâd ve dirayet isteyen müteşâbihât k?s?mlar? yüzde ondur.

    Yüzde doksan ise muhkemâtt?r ve ma'nâs? gayet aç?kt?r.

    Üstâd Bedîüzzamân (ra)'?n dediği gibi, elmas sütun hükmünde olan doksan muhkemât-? Kur'âniyye, alt?n hükmünde olan on müteşâbihâtâ tâbi' edilmez.

    Yüzde doksan muhkemât? doğrudan doğruya Kur'ân ve Ha-dîs'ten, yüzde on müteşâbihât ve müşkîlât k?sm? ise ulemân?n içtihad? vas?tas?yla al?nmal?d?r.

    Fakat, o ictihâdata dahi, " O âlim ne diyor" diye değil; belki o ictihâdat?n hangi âyet ve Hadîs'ten nas?l istinbât edildiğine bak?lmal?d?r.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:44 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  6. #6
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Beşinci Mes'ele: Bir Müslümana dînin zarûriyyât k?sm?n? eda etmek farz olduğu gibi; o zarûriyyât-? dîniyyeyi hakk?yla yerine getirmek için lüzumlu bilgileri öğrenmek de farzd?r.

    O zarûriyyât, hangi mes'ele ile alâkal? ise o mes'eleyle ilgili kaynaktan öğrenilmelidir.

    Meselâ; f?khî mesâil f?k?htan, i'tikâdî mesâil akâid kitâblar?ndan öğrenilmelidir.

    Meselâ; kendisine namaz farz olan bir kişiye, namaz? sahîh olacak kadar gerekli mes'eleleri Kur'ân ve Hadîs'in f?khî cebhesini îzâh eden f?k?h kitâblar?ndan öğrenmesi ve namaz? sahîh olacak kadar Kur'ân'dan ezber yapmas? farzd?r.

    Hem meselâ; al?şveriş yapan bir kimsenin Kur'ân ve Hadîs'in f?khî cebhesini îzâh eden f?k?h kitâblar?ndan o hususa temas eden mes'eleleri öğrenmesi farzd?r.

    Mehmet Feyzi Efendi'nin dediği gibi: "Farzdan evvel farz, ilimdir. Farz içinde farz, ihlâst?r."

    Bir kimsenin cem'iyyetle alâkal? olan bir mes'eleyi Kur'ân ve Hadîs'ten öğrenmesi ise farz-? kifâyedir.

    Yâni, gerektiğinde ümmete o ilmî ulaşt?rabilecek kadar kişinin o mes'eleleri Kur'ân ve Hadîs'ten öğrenmesi ümmete farz-? kifâyedir.

    Bu sebeble, bir nur talebesine her mü'min gibi kendisine lâz?m olan zarûriyyât-? dîniyyeye ait mesaili, Kur'ân ve Hadîs'in f?khî veya i'tikâdî cebhesini beyân eden f?k?h ve akâid kitâblar?ndan öğrenmesi farz-? ayn olduğu gibi; cem'iyyete lâz?m olan bir mes'eleyi Kur'ân ve Hadîs'ten öğrenmesi ise farz-? kifâyedir.

    Çünkü, Risâle-i Nur talebeleri, irşâd ve tebliğ vazîfesiyle mükelleftirler. Cemâatin baş?nda bulunan ve ümmeti irşâd eden eşhas?n ise, Kur'ân ve Hadîs'ten farz-? ayn ve farz-? kifâye olan k?s?mlar?n?, -velev mücmelen de olsa- bilmesi farzd?r.

    Tâ ki, ümmeti istikâmet dâiresinde irşâd edebilsinler.

    Hem adem-i kabul başkad?r, kabûl-i adem başkad?r. Biri lâkaydl?k, diğeri reddir.

    Buna binâen, bir kimsenin Kur'ân ve Hadîs'ten farz-? ayn olan k?sm?n? -inanmak şart?yla- ihmalkârl?k edip okumamas? günâht?r, bid'at değildir.

    Farz-? kifâye olan k?sm?n? ise, başkalar? okuyorlar diye okumamas? da mes'ûliyyeti mûcib değildir.

    Fakat, Kur'ân ve Hadîs okumamay? bir meslek, bir hizmet tarz? olarak kabul etmek ve bunu dîn nâm?na müdâfaa etmek ve böyle yanl?ş bir cadde açmak, kabûl-i adem olduğundan, bid'att?r.

    Bedîüzzamân (ra) Hazretleri, Sünnet-i Seniyyenin merâtibini anlat?rken bu mes'eleyi şöyle ifâde etmiştir:

    "Farz ve vâcib k?sm?nda ittibâa mecbûriyyet var; terkinde azâb ve ?kâb vard?r. Herkes ona ittibâa mükelleftir. Nevâfil k?sm?nda, emr-i istihbâbî ile, yine ehl-i îmân mükelleftir; fakat terkinde azâb ve ?kâb yoktur. Fiilinde ve ittibâ?nda azîm sevâblar var. Ve tağyîr ve tebdili bid'a ve dalâlettir ve büyük hatâd?r."*

    Alt?nc? Mes'ele: Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin, "Risâletü'n-Nûr hakâik-? ?slâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor"cümlesinde geçen "hakâik-? ?slâmiyye"ta'bîrinden murâd: alt? erkân-? îmâniyye ile beş esâsât-? îslâmiyyenin hulâsas? olan esâs-? ubûdiyyettir.

    Yâni, Risâle-i Nur,

    a) Alt? erkân-? îmâniyyeyi aklî delillerle isbât etmek,

    b) Beş esâsât-? îslâmiyyenin ma'nâ, hikmet, esrar ve ehemmiyyetini beyân etmek noktas?nda kâfidir.

    Hulâsa: Alt? erkân-? îmâniyye ve beş esâsât-? îslâmiyyeyi aklî delillerle isbât etmek hususunda Risâle-i Nur kâfidir, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor, demektir.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:46 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  7. #7
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Yedinci Mes'ele:

    Müellif (ra)'?n, "Risâletü'n-Nûr, hakâik-? îslâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor”cümlesi, Üstâd Hazretlerinin, "Risâle-i Nur, Kur'ân ve Hadîs'ten sonra en mühim bir hüccet-i îmâniyye-dir"cümlesiyle mukayyeddir.

    Yâni, "Risâle-i Nur, kendi konusu olan hakâik-? îmâniyye ve îslâmiyyenin isbât? hususunda Kur'ân ve Hadîs'ten sonra kâfidir" demektir.

    Yoksa, Müellif (ra)'?n bu cümlesi, başta Kur'ân ve Hadîs olmak üzere sair Islâmî kitâblar? okumaya ihtiyâç yoktur ma'nâs?nda değildir.

    Ancak Risâle-i Nur, hakâik-? îmâniyye cihetinde Kelâm ve Tasavvuf ilimlerine ihtiyâç b?rakm?yor.

    Zîrâ, hakâik-? îmâniyyenin aklî delîllerle isbât? hususunda kelâm ilminin serdettiği delillere bedel; Risâle-i Nur daha kuvvetli deliller serdeder.

    Tasavvuftaki imkân âleminin keşfinden sonra vü-cûb âlemini keşfetmeye bedel; Risâle-i Nur, Âlem-i imkânla Âlem-i Vücûbu beraber ders verir.

    Yâni, her bir eserde bütün asar?, her bir fiilde bütün ef'âli, her bir isimde bütün esmay? gösterir.

    Böylece tasavvufun en son mertebesinde elde edilebilen hakâik? ve keşfiyât?, Risâle-i Nur ilk derste verir ve ak?l ile kalbi birleştirir.

    Âyetü'l-Kübrâ risalesi bunun delilidir. Bu hususta Müellif (ra) şöyle buyurmaktad?r:

    "Âlemde herbir şey, bütün eşyay? kendi Hâl?k'?na verir. Ve dünyâda herbir eser, bütün asar? kendi müessirinin eserleri olduğunu gösterir. Ve kâinatta herbir fiil-i îcâdî, bütün ef'âl-i îcâdiyyeyi kendi failinin fiilleri olduğunu isbât eder. Ve mevcudata tecellî eden herbir isim, bütün esmay? kendi müsemmâs?n?n isimleri ve unvanlar? olduğuna işaret eder. Demek, herbir şey, doğrudan doğruya bir bürhân-? vahdâniyyettir ve ma'rifet-i llâhiyyenin bir penceresidir.

    Evet, herbir eser, husûsan zîhayât olsa, kâinat?n küçük bir misâl-i musâggar?d?r ve âlemin bir çekirdeğidir ve Küre-i Arz'?n bir meyvesidir.

    Öyle ise; o misâl-i musaggar?, o çekirdeği, o meyveyi îcâd eden, herhalde bütün kâinat? îcâd eden yine O'dur.

    Çünkü, meyvenin mucidi, ağac?n?n mucidinden başkas? olamaz. Öyle ise, herbir eser, bütün asar? müessirine verdiği gibi; herbir fiil dahi bütün ef'âli, failine isnâd eder.

    Çünkü, görüyoruz ki, her bir fiil-i îcâdî, ekser mevcudat? ihata edecek derecede geniş ve zerreden şümûsa kadar uzun birer kânûn-i Hallâk?yyetin ucu olarak görünüyor.

    Demek, cüz'î fiil-i îcâdî sahibi kim ise, o mevcudat? ihata eden ve zerreden şümûsa kadar uzanan kânûn-i külli ile bağlanan bütün ef'âlin faili olmak gerektir.

    Evet, bir sineği ihya eden, bütün hevâm? ve küçük hayvanât? îcâd eden ve Arz'? ihya eden zât olacakt?r.

    Hem Mevlevi gibi zerreyi döndüren kim ise, mü-teselsilen mevcudat? tahrik edip, tâ Şemsi seyyârât?yla gezdiren ayn? zât olmak gerektir.

    Çünkü, kânun bir silsiledir, ef'âl onun ile bağl?d?r.

    Demek, nas?l herbir eser, bütün asar? müessirine verir ve herbirfiil-i îcâdî, bütün ef'âli failine mâl eder.

    Aynen öyle de: Kâinattaki tecellî eden herbir isim, bütün isimlen kendi mü-semmâs?na isnâd eder ve onun unvanlar? olduğunu isbât eder.

    Çünkü, kâinatta tecellî eden isimler, devâir-i mütedâhi-le gibi ve ziyadaki elvân-? seb'a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yard?m ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.

    Meselâ: Muhyî ismi bir şey'e tecellî ettiği vakit ve hayât verdiği dakikada Hakîm ismi dahi tecellî ediyor, o zîhayât?n yuvas? olan cesedini hikmetle tanzim ediyor.

    Ayn? hâlde Kerîm ismi dahi tecellî ediyor; yuvas?n? tezyin eder.

    Ayn? anda Rahîm isminin dahi tecellîsi görünüyor; o cesedin şefkatle havâicini ihzar eder.

    Ayn? zamanda Rezzâk ismi tecellîsi görünüyor; o zîhayât?n bekas?na lâz?m maddî ve ma'nevî r?zk?n? ummad?ğ? tarzda veriyor. Ve hakeza...

    Demek, Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de O'nundur ve bütün mahlûkât? şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de O'nundur ve bütün zîhayâtlan keremiyle iaşe eden Rezzâk ismi dahi O'nun ismidir, unvan?d?r. Ve hakeza...

    Demek, herbir isim, herbir fiil, herbir eser öyle bir bür-hân-? vahdâniyyettir ki; kâinat?n sahifelerinde ve as?rlar?n sat?rlar?nda y az?lan ve mevcudat denilen bütün kelimât?, kâtibinin nakş-? kalemi olduğuna delâlet eden birer mühr-i vahdâniyyet, birer hâtem-i ehâdiyyettir."5

    Daha evvel de îzâh ettiğimiz üzere Kur'ân ve Hadîs, mak-sûd-i bizzat olan ilimlerdir. Risâle-i Nûr'u ve sâir îslâmî eserleri, Kur'ân ve Hadîs'i anlamak için okumak lâz?md?r.

    F?kha gelince; Üstâd (ra) Hazretleri, yazm?ş olduğu "27.Söz ?ctihâd Risalesi" adl? eserinde f?khî mesaili, ulemân?n f?k?h kitâblar?na havale etmiş; o noktada ictihâd yapmam?ş ve kendisinin "Şâfi?yyü'l-mezheb" olduğunu ifâde etmişlerdir.

    Biz, Üstâd Bedîüzzamân Hazretlerinin hakâik-? îmâniy-yede olduğu gibi; f?khî mesâilde de müctehidîn-i izam kadar bir re'y sahibi olduğunu kabul etmekle beraber; o zât-? muhteremin f?khî mesâile kar?şmad?ğ?n?; belki vazîfesinin îmânî mes'eleleri beyân ve tafsil olduğunu bizzat o zât?n kendi ifâdelerinden anl?yoruz.

    Bu konuda Üstâd Bedîüzzamân Hazretlerinin pek çok ifâdeleri bulunmakla beraber bir kaç?n? numune olarak naklediyoruz:

    "Çok emarelerle anlam?ş?z ki: Bu ulûm-i îmâniyyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.''6

    "Haddim ve hakk?m değil ki ehl-i içtihad?n vazifesine kar?şay?m."7

    "Hem ulemâ-y? islâm, o kadar tedkikât-? şaibe yapm?şlar ki,fürûâta dâir tedkikât-? arnikaya ihtiyâçlar? kalmam?ş. Eğer hakiki ihtiyâç hissetseydim, böyle fürûâta dâir müctehidînin derin me'hazlar?na gidip ba'z? beyanâtta bulunacakt?m."

    Nas?l ki k?şta, f?rt?nalar?n şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. Yeni kap?lar? açmak, hiçbir cihetle kâr-? ak?l değil.

    Hem nas?l ki büyük bir selin hücumunda, ta'mîr için duvarlarda delikler açmak gark olmağa vesiledir. Öyle de, şu münkerât zaman?nda ve âdât-? ecânibin istilâs? ân?nda ve bid'alann kesreti vaktinde ve dalâletin tahribat? hengâm?nda, ictihâd nâm?yla, kasr-? ?slâmiyyetten yeni kap?lar aç?p, duvarlar?ndan muharriblerin girmesine vesile olacak delikler açmak, ?slâmiyyete cinayettir.

    Dinin zarûriyyât? ki, ictihâd onlara giremez.

    Çünkü, kat'î ve muayyendirler. Hem o zarûriyyât, küt ve g?da hükmündedirler.

    Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler ve bütün himmet ve gayreti, onlar?n ikâmesine ve ihyâs?na sarf etmek lâz?m gelirken, ?slâmiyyetin nazariyyât k?sm?nda ve selefin ictihâdât-? sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanlar?n hâcât?na dar gelmeyen efkârlar? olduğu hâlde, onlar? b?rak?p heveskârâne yeni ictihâdlar yapmak, bid'akârâne bir h?yanettir."9
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:50 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  8. #8
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Sekizinci Mes'ele:

    Risâle-i Nur, îmân? kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmak cihetinde tasavvuf ve kelâm ilimlerine bedel, kâfidir.

    Zîrâ, Risâle-i Nur, tasavvuf ve kelâm ilimlerinde tecdîdât yapm?ş, bu ilimleri Kur'anî bir hâle getirmiş, asr?n anlay?ş?na göre îzâh etmiş ve Kur'ân'a bağlam?şt?r.

    Yâni, tasavvuf ve kelâm ilimleri, her ne kadar Kur'ân'dan al?nm?şsa da, zamanla asl?n? kaybederek başka bir şekle dönüştüğünden, Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri asr?n müceddidi olmas? hasebiyle tasavvuf ve kelâmda tecdîdât yaparak Kur'anî bir şekil kazand?rm?şt?r.

    Mektubun şerh ve îzâh?nda geçen kelâm ve tasavvufla alâkal? ifâdeler, bu kaideye göre mütâlea edilmeli; hâşâ kelâm ve tasavvufun tenkid edildiği gibi bir ma'nâ anlaş?lmamal?d?r.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:51 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  9. #9
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Dokuzuncu Mes'ele:

    Evet, Risâletü'n-Nûr, hakâik-? Islâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfidir.

    Fakat, Risâle-i Nur'un hakâik-? îslâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfi olmas?, başka bir kitab?n okunmamas? ma'nâs?na gelmez.

    Belki, talebenin Risâle-i Nûr'u hakk?yla ve murâd-? Üstâdâneye muvaf?k anlamas? için ba'z? ilimleri bilmesi lâz?md?r.

    Meselâ, Risâle-i Nûr'da tasavvuf, kelâm, tefsir veya hadîs gibi ilimlere ait ba'z? ilmî ?st?lahlar vard?r ki, Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri bu ilmî ?st?lahlar? zikretmiş; fakat ta'rîf etmemiş ve tafsilâtl? bilgi vermemiştir.

    O ilmî ?st?lahlar? anlamak için ilgili kitâblara müracaat edilmesi lâz?md?r ve bu ihtiyâçtan dolay? Üstâd Hazretleri ba'z? eserlere müracaat edilmesini kitâblar?nda tavsiye etmiştir. Meselâ:

    "Eğer bir şübhen varsa 'Makâs?d've 'Mevâk?f'a git!...

    Eğer o kap? sana aç?lamad?; 'Mefâtihü'l-Gayb' olan Imâm-? Râzî'nin geniş olan tefsirine gir ve serîr-i tedriste o dahî imâm?n halka-i dersinde otur, dersini dînle.

    Eğer onun ile mutmain olamad?n; ?brahim Hakk?'n?n arkas?na düş, Hüccetü'l- ?slâm olan îmâm-? Gazâlî'nin yan?na git, fetva iste...

    Eğer ümmîsin, fetvay? okuyam?yorsun, bizim hem-asr?m?z ve fikren biraderimiz olan Hüseyn-i Cisrî'nin sözünü dînle!..

    Eğer bu yüksek sesle senin yatm?ş olan fikr-i hakikatin uykudan kalkmad?ysa ve gözün de aç?lamad?; ?bn-i Hümam ve Fahrü'l-?slâm gibi zâtlar?n ellerini tut, ?n?âm-? Şafiî'ye git, istiftâ et!..."10

    “Şu pencere, imkân ve hudûsa müesses umûm mütekellimî-nin penceresidir. Ve isbât-? Vâcibü'l-Vücûda karş? caddeleridir.

    Bunun tafsilât?n?, 'Şerhü'l-Mevâk?f ve 'Şerhü'l-Makâs?d'gibi muhakkiklerin büyük kitâblar?na havale ederek, yaln?z Kur'ân'?n feyzinden ve şu pencereden ruha gelen bir iki şua? göstereceğiz."11

    "Mîzân-? Şarani mîzân?yla, Şeriat mizanlar?n? bu suretle muvâzene edebilirsen et."12

    Hem Risâle-i Nûr'un ba'z? eserleri, ihtiva ettiği konuyla alâkal? ilmin bilinmesini iktizâ eder.

    Meselâ, "OnBirinci Lem'a"da sünnet-i seniyyenin ehem-miyyeti ve sünnete ittiba' etmenin lüzumu ders verilmiş; ancak sünnet-i seniyyeninin neler olduğu ve bu sünnetlerin hayâta nas?l geçirileceği zikredilmemiştir. Bu husus ise; ancak hadîs ve f?k?h kitâblar?ndan öğrenilebilir.

    Hem "Yirmi Dördüncü Söz" de hadîslerin doğru anlaş?lmas? "on iki as?l" ile îzâh edilmiştir. Elbette bu ders, ulûm-i hadîs ile alâkal? bir derstir. Bu ilmi bilmeyen, bu dersi tam anlayamaz. Dolay?s?yla bu eser hem hadîs okumay?, hem de okunan hadîsleri doğru anlamak ve o hadîslere i'tirâz etmemek için ulûm-i hadîsi öğrenmeyi z?mnen iktizâ eder.

    Hem Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri, "Arabî lşârâtü'1-î'câz" tefsîrini belagat kânunlar?na ve ulûm-i Arabîyyenin düstûrlar?na göre yazm?şt?r.

    Bu eserin anlaş?lmas? ise, ulûm-i Arabîyye ve ilm-i belagat? bilmeye ve tefsir kitâblar?n? okumaya bağl?d?r.

    Hattâ, müellif (ra) bu mezkûr tefsîrin baş?nda, " Cenâb-? Hak, bu tefsiri de tam anlayacak adamlar? yetiştirecek inşâallah"demektedir.

    Hem "?ctihâd Risâlesi"ni yazm?ş. Bu ise, "Müctehid ulemân?n f?k?h kitâblar?n? okuyun ve dört mezheb imamlar?n?n ictihâdlar?ndan ayr?lmay?n" diye ma'nevî bir emirdir.

    Hem meselâ Re'fet Bey, "Arz, öküz ile bal?k üzerindedir" gibi en müşkîl hadîsleri sormuş.

    Hulusi Bey, ba'z? âyet ve hadîslerin esrar?ndan ve Sa'd-? Taftezânî, Muhyiddin-i Arabî gibi ba'z? ulemân?n kitâblarmdan suâl etmiş.

    Üstâd Hazretleri de onlara "Risâle-i Nur kâfidir. Niye hadîs kitâblar?n? ve başka ulemân?n eserlerini okuyorsunuz?" diye mukabelede bulunmam?ş; aksine gerekli îzâhat? vermiş ve bir çok yerde "Kâd? Iyaz", "îmâm Şa'râni, "Sa'd-? Taftezânî', "Seyyid Şerif Cürcâni, "Fahreddîn-i Râzî", "îmâm Rabbani", "Hücce-tü'l-?slâm ?mâm Gazali gibi pek çok muhakkik ulemân?n kitâblanna havale etmiştir.

    Ba'zan da bu kitâblardan nakiller yapm?şt?r. Hem Risâle-i Nûr'un "Mektûbât gibi ba'z? eserleri, bu tür suâllere cevâb sadedinde te'lîf edilmiştir.

    ?şte Üstâd Bedîüzzamân (ra) Hazretlerinin bunlar gibi pek çok yerde başka ulemân?n kitâblar?na havale etmesi gösteriyor ki; Risâle-i Nûr'da hakâik-? îmâniyye ve Islâmiyye-nin müşkîl mes'eleleri aç?klan?rken, o mesâilin daha iyi anlaş?labilmesi için başka eserlere müracaat etmeye de ihtiyâç vard?r.

    Bununla beraber, başta Tasavvuf ve Kelâm olmak üzere mezkûr eserlerin en ince noktalar?n? bilmeye ihtiyâç yoktur. Ancak temas edilen konularda müracaat edilebilir.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:52 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  10. #10
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Onuncu Mes'ele:

    Üç-yüz elli bin tefsîr ve milyonlarca kü-tüb-i Islâmiyye, Kur'ân-? Azîmüşşân'?n ma'nâ ve esrar?n? beyân etmiştir. Risâle-i Nur da Kur'ân'?n ma'nevî bir tefsiridir.

    Kur'ân, her ihtiyâca kâfî geldiği hâlde, Kur'ân için milyonlarca tefsîr ve şerîat kitâblar?n?n yaz?lmas?, hâşâ Kur'ân'a bir nak?sa teşkîl etmediği gibi; Müslümanlar?n bu kitâblar? okumas? da Kur'ân'? yeterli bulmamalar?ndan dolay? değildir.

    Belki bu kitâblar?n okunmas?, Kur'ân'?n daha iyi anlaş?lmas? içindir.

    Kur'ân hakk?nda geçerli olan bu kaide, Risâle-i Nur hakk?nda da geçerlidir.

    O hâlde Risâle-i Nur hakk?nda yap?lan şerh ve îzâhlar, Risâle-i Nûr'a bir nak?sa teşkil etmediği gibi; Risâle-i Nûr'un yan?nda başka Islâmî kitâblar?n okunmas? da hakâik-? îmâniyye cihetinde Risâle-i Nûr'un yeterli bulunmamas?ndan dolay? değildir.

    Belki bu kitâblar?n okunmas?, Risâle-i Nûr'un daha iyi anlaş?lmas? içindir.

    O hâlde Üstâd Bedîüzzamân Hazretlerinin "Risâletü'n-Nûr hakâik-? Islâmiyyeye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor, başka eserlere ihtiyâç b?rakm?yor"sözü mutlak olmay?p, belki mezkûr ma'nâlar? ifâde etmektedir.

    On Birinci Mes'ele:

    Tasavvufta şöyle bir kâide-i mukarra-re vard?r ki; zahirî ilimleri bitirenler, tasfiye-i zihin için, yâni zahirî ilimlerle bât?nî ilimleri mezcetmek için bir mürşid-i kâmilin yan?na giderlerdi.

    O kişiler, kâbiliyyetlerine göre ba'zan k?rk gün, ba'zan alt? ay, ba'zan da k?rk y?l gibi muvakkat bir zamanda başka ilimlerle iştigâl etmezlerdi.

    O mürşidin tavsiyelerini dinleyerek zahirden hakikate geçinceye kadar başka kitâblar? ve başka evrâdlar? okumazlard?.

    Bu hal ise muvakkat bir zamana mahsûs idi.

    Tasfiye-i zihin bitip hakikate geçtikten sonra, kemâlât için diğer kitâblar? ve evrâdlar? okurlard?.

    Ekser ehl-i tasavvuf, muvakkat bir zaman için böyle bir tasfiyeyi gerekli görmüşlerdir.

    ?şte Üstâd (ra) Hazretleri de, Risâle-i Nur talebelerinin hâslar? olan sâhib ve vârisleri ve hâslar?n?n hâslar? olan erkân ve esâslar?na hitaben yazd?ğ? bu mektubunda aynen bu ma'nây? kasdediyor ve bu hakikati ders veriyor.

    Yâni, Hac? Hulusi Bey, Hoca Sabri, Mehmet Feyzi gibi zâtlar, zahirî ilim noktas?nda tekâmül ettikleri için, Müellif (ra) onlara, "Tasfiye-i zihinde bulunurken ve ilm-i hakikat noktas?nda tekâmül ederken muvakkat bir zaman için, yâni zahirden hakikate geçinceye kadar Risâle-i Nur size kâfidir. Başka ilimlerle ve başka evrâdla meşgul olmay?n?z" buyurmuştur.

    Ancak, bu hal muvakkat bir zamana mahsûstur, devaml? değildir. Hakikate geçen o zâtlar, diğer kitâblar? da okumal? ki, Müslümanlar?n ma'nevî ihtiyâçlar?na cevâb verebilsin.
    Konu nurçi38 tarafından (10.09.07 Saat 00:54 ) değiştirilmiştir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur Her Şeye Kafi midir? - Bir Makale
    By genc_kalem in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 21
    Son Mesaj: 16.08.12, 09:56
  2. Risale-i Nur Kafidir
    By Lilith in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17.07.08, 22:02
  3. İman Kalben Tasdik ve Lisanen İkrardır Cümlesinin İzahı
    By ابو يحيى in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.11.07, 20:52
  4. Bu Zamanda Risale-i Nur Kafidir
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 07.09.06, 09:54

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0