+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Risâle-i Nur ve Akıl

  1. #1
    Vefakar Üye yenipınar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    419

    Standart Risâle-i Nur ve Akıl

    Risâle-i Nur ve akıl

    Özellikle felsefeciler, filozoflar akıl üzerine çok şey söylemiş, muhtelif tarifler yapmışlardır. En özlü ve en kapsamlı tanımlamalarından birisini Bediüzzaman Said Nursî yapmıştır. Burada kısa bir değerlendirme yapacağız.

    İdrak âleti olan akıl, felsefî anlamda, insana has düşünme ve eşyanın sebeplerini yakalama melekesidir. Diğer duygularımız gibi, aklın da çeşitli tanımları yapılabilir. Bediüzzaman aklı; şuurdan ve histen süzülmüş şuurun bir özeti;1 insanın en kıymetli cihazı;2 nurânî bir cevher;3 kâinatın sırlarını açan bir anahtar;4 âlemde tecellî eden Allah’ın isim ve sıfatlarını inceleyen bir âlet; tabiattaki sırları çözen bir keşşaf; insanı sonsuz hayatın mutluluğuna hazırlayan Rabbânî bir mürşid, yol gösterici;5 delil üzere giden;6 insana yüksek maksatlar ve bâkî meyveler gösteren hikmetli bir hediye;7 zâtıyla maddeden mücerret (soyut), fiiliyle maddeyle ilgili bir cevher, şeklinde tanımlar.
    Akıl bir hakemdir. Doğru ile eğriyi, iyi ile kötüyü birbirinden ayırır, güzel ile çirkini ölçer ve zıtları birbirinden ayırır. Algının ve idrakin merkezi olan akıl, kalbe bağlı olarak dimağda/beyindedir. Başta kendimizi, eşyanın hakikatini, sâir varlıklarla aramızdaki münasebetleri ve hadiselerin arkasındaki sırları akılla anlamaya, idrak etmeye çalışırız.
    Ancak, göz her şeyi göremediği, görmek için ışığa ihtiyacı olduğu gibi akıl da her şeyi anlayamaz. Güneş ziya ve ışık kaynağıdır. Ay, kendi zatında kesiftir, karanlıktır, parlaklığını, nurunu güneşten almaktadır. Kalbi güneşe, aklı kamere benzetirsek; aklın, ışığı, nuru kalpten gelir.

    Akıl, insanoğluna bahşedilen en büyük duygu, en mükemmel latife, en muazzam güç kaynaklarından birisidir. Çünkü mekanik, adale gücü, 1/30 beygir gücü olduğu halde, akıl ve zekâ gücü, tabiattaki büyük güç kaynaklarını kontrol edebilmekte, harekete geçirebilmektedir.8

    Psikologlar, doğru düşünme, isabetli karar verebilme kabiliyetinin irsî değil, öğrenme ve çalışmaya bağlı olduğunu vurgularlar. Potansiyel yetenek olarak da verilen akıl diğer duygular gibi geliştirilebilir. Bir alt başlıkta da görebileceğimiz gibi Bediüzzaman’ın, aklı üçe ayıran bu değerlendirmeleri, onu geliştirebileceğimizi veya tamamen dumura uğratabileceğimizi gösterir.

    Bir ölçme değerlendirme âleti, cihazı olan aklın ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç derecesi bulunur:

    Tefritinden, yani akıl çalıştırılamayıp veya eğitilemeyip geri bırakılsa “gabavet”, duyarsızlık doğar.9 Gabavetin psikolojideki karşılığı aptallıktır. Bireysel psikolojinin kurucusu Alfred Adler, aptallığı yalnızca zekâ düzeyinin alçak olması değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi olduğunu belirtir:

    Saf (pür) aptallık, mantığın taleplerine karşı soğuk davranır ve onlara ancak zorlama sonucu uyar. Bir hayat tarzı yoktur. Hayat biçimi de herhangi bir ilgiyi anlayabilmekten uzaktır. Sağduyuya karşı da saygı duymaz.10

    Aklın ifratı, çizgiyi aşan aşırı merhalesi cerbezedir. Cerbeze, doğruyu eğri, batılı gerçek gösterecek derecede aldatıcı bir zekâ yapısına sahip olmaktır.
    Uzmanlar, bunların zekice iddiaları, fikirleri olabileceğini, zekice hareket edebileceklerini ama aslında korkak ve akılsız olduklarını söylerler.11

    Aklın vasatı tercih etmesine, yani rayında olmasına “hikmet” denilir. Hikmet, her şey hakkında doğru, uygun karar verebilme kabiliyetidir. Hikmet sahibi, gerçeği gerçek bilip uyar, yanlışa yanlış der uzaklaşır.

    Psikologlar, doğru düşünme, isabetli karar verebilme kabiliyetinin irsî değil, öğrenme ve çalışmaya bağlı olduğunu vurgular. Potansiyel yetenek olarak verilen akıl, diğer duygular gibi geliştirilebilir. Bediüzzaman da Kur’ân’a dayanarak, aklı üçe ayıran bu değerlendirmesiyle akıl gücünü geliştirebileceğimizi veya tamamen dumura uğratabileceğimizi gösterir:

    Aklın gelişebilmesi, geliştirilebilmesi için Yaratıcının gönderdiği Kelâm’daki âyetler ile o âyetlerin maddî tezahürleri olan kâinat kitabındaki âyetleri incelemek gerekir. Ki, yüce Yaratıcı, gözlerimizi mütemadiyen oluşsal âleme çevirmemizi, oradaki eserleri temâşâ etmemizi emreder:

    “Allah ölüleri diriltir ve size âyetlerini/belgelerini gösterir ki akıllanasınız.”12
    Bir kısım filozof veya ilmî otoritelerin, bu delillerden hareketle iman edememesinin sebebi, meseleye direkt bu kast ile yaklaşamamalarındandır. Yani, aklı var, ama aklını hikmet dairesinde kullanmamıştır.

    Varlığa iman açısından bakmak da, bir kast, eğilim ve herhangi bir branşa yönelmek gibi bir tahkike dayalıdır.

    “Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir. Fakat şu hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zira bir müfside, bir dessasa hüsn-ü zan edebilirsiniz. Delil ve âkıbete bakınız.
    “Suâl: Nasıl anlayacağız? Biz câhiliz, sizin gibi ehl-i ilmi taklit ederiz.
    “Cevap: Gerçi cahilsiniz, fakat âkılsınız. Hanginizle zebib, yani üzümü paylaşsam, zekâvetiyle bana hile edebilir. Demek cehliniz özür değil... İşte, müştebih ağaçları gösteren semereleridir. Öyleyse, benim ve onların fikirlerimizin neticelerine bakınız.”13 Meseleyi daha da müşahhaslaştırır:

    “Sual: Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların faziletlerinin esiriyiz.
    “Cevap: Velâyetin, şeyhliğin, büyüklüğün gereği tevazu ve mahviyettir; tekebbür ve tahakküm değildir. Demek, tekebbür eden sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.”14
    Eğer eleştiri görevini; bu perspektiften ele alıp hakkıyla ifâ, yâni dozajını ayarlayıp ifrat veya tefrite düşmeseydik; ilimde, fikirde, hattâ teknikte çok daha büyük merhaleler kat edecek, daha çok ve büyük kabiliyetlerin inkişâfına zemin hazırlamayacak mıydık?
    Eleştirinin de âleti akıldır. Ama, akıl da kalbin emrinde olmalıdır. Zira, kalp, duyguların kumandanıdır. “Akleden kalp” Kur’ân’ın tabiridir. Kalp ile beyin arasındaki çift yönlü muhabere ağını oluşturan, yani, beyinden bağımsız, kendine has, kompleks ve esrarlı 40 bini aşkın, adına “kalpteki beyin” denen bir sinir sistemi bulunduğu ve beyinle dört kanal üzerinden iletişim kurduğu tesbit edilmiştir. Kur’ân’da bu “akleden kalp”şeklinde tanımlanıyor olsa gerek.15
    Dipnotlar:
    1- Sözler, s. 103.; 2- Şuâlar, s. 16.; 3- Muhâkemât, s. 15.; 4- Şuâlar, s. 16.; 5- Sözler, s. 25.; 6- Muhâkemât, (eski) s. 67.; 7- Sözler, s. 47.; 8- Prof. Dr. Ayhan Songar, Enerji ve Hayat, Yeni Asya Yayınları, 1979, İst., s. 1-2.; 9- İşârâtü’l-İ’câz, s. 29.; 10- Kişilik Bozuklukları ve Toplumsal Bütünleşme, s. 66.; 11- A.g.e., s. 64-65, 68.; 12- Kur’ân, Bakara, 73.; 13- Münâzârât, s. 48-50; 14- A.g.e., s. 59-60.; 15- Kur’ân, Hac, 46.

    Ali FERŞADOĞLU-28.08.2007

  2. #2
    Vefakar Üye yenipınar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    419

    Standart

    Zekâ nedir, nas?l işler, nas?l geliştirilir?


    Zekâ, beynin bilgi işlem h?z?, zihnin öğrenebilme, öğrendiklerinden yararlanabilme yeteneği,1 şuurlu davran?şa yönelten güç,2 çevreye o an için uyum sağlayabilme kabiliyeti gibi çeşitli şekillerde tan?mlanmaktad?r. Ruhumuzun dan?şman? ve müfettişi olan zekâya, soyut düşünebilme, çevreye ve yeni durumlara uyum sağlayarak karş?laş?lan problemleri çözebilme kabiliyeti de denir.
    Kimi zaman kar?şt?r?lmas?na karş?l?k, asl?nda ak?l ile zekâ aras?nda fark vard?r. Ak?l, bilinen kavramlar aras?nda ilişki kurup, bilinenlerden bilinmeyenleri ç?karma, ölçme, değerlendirme gücüdür. Zekâ ise, uygun zamanlarda, doğru tepkilerin verilmesini sağlar. Ak?l kontrolördür, zekâ ise işlemcidir.
    Beynimiz aşağ? yukar? 1,4 kilogramd?r ve 100 milyar hücre ihtivâ eder. Bunlardan 10 milyar? sinir hücresidir. Her biri, birbirinden farkl? iki cevaba muktedir olduğundan, iki üzeri 10 milyar kabiliyet taş?yor, demektir. 100 milyar beyin hücresi aras?nda oluşabilecek potansiyel bağlant? say?s? o kadar büyük ki, bunu şu anda var olan en gelişmiş bilgisayarlar dahi hesaplayacak özellikte değil.3
    Kullan?lmayan duyu ve uzuvlar?m?z, t?bben dumura uğrad?ğ? gibi, birer cevher olan zekâ ve haf?za da çal?şmazsa paslan?r. Beyin hücreleri d?ş?ndaki tüm vücut hücreleri hemen her sene kendisini yenilemektedir. Beyin hücrelerimizin yedi y?lda bir yenilendiği ve beyin hücrelerinin ölümünün, yaşl?l?ktan değil, kullan?lmamas?ndan ileri geldiği ifade edilmektedir. Nörolojik araşt?rmalar, beynin çal?şt?r?lmad?ğ?nda hantallaşarak sâir uzuvlar gibi kireçlendiğini göstermiştir.
    Eskiden beri sözel, say?sal olmak üzere iki zekâ çeşidi üzerinde durulmuştur. Art?k, zekân?n daha çok çeşitleri olduğu bilinmektedir. Harvard Üniversitesi Profesörü Hovard Gardner, zekân?n yaln?zca dil ve matematik-mant?kla değil, “Çoklu Zekâ” kavram? ile müzikten içsel âleme, spordan diğer meslek dallar?na kadar çok yönlü olduğunu ifade ederek, kendini iyi tan?mada başar?l? olanlar?n da zekî olduğuna dikkat çeker.
    Bediüzzaman Said Nursî, insan?n her şeyi kendinde toplayan çok yönlü istidat ile yarat?ld?ğ?n?;4 ruh cevherine ise s?n?rs?z istidatlar ve o istidatlara s?n?rs?z kabiliyetler konduğunu belirterek, o kabiliyetlerden de say?s?z meyiller ve yönelmeler ç?kt?ğ?n? ifade eder. O hadsiz meyillerden nihayetsiz emeller, istekler ve o nihayetsiz arzulardan sonu gelmez fikirler, tasavvurlar doğduğunu5 belirtir. Bu da, çoklu zekân?n beş-on madde ile s?n?rl? olmay?p kabiliyetler, meslekler adedince çeşitlilik gösterebileceğinin ifadesidir. Ayr?ca, insan beyninin, say?s?z kar?ş?k mesajlar? mükemmel bir şekilde ay?r?p tasnif edebildiğini, duygu, his ve latifelerimizi geliştirip genişletebilmemizin de hayal, haf?za ve ak?lla bağlant?l? olduğuna işaret etmiştir.
    Zekâm?z; sözel, mant?ksal, matematiksel, gözlem, derunî, sosyal, müzik, tabiata yönelik ve inestetik/bedenî zekâ olmak üzere birçok bölüme ayr?l?r. Kimi bir zekâda, kimisi birkaç zekâda ilerleyebilir.
    ?stidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirip geliştirme iradesi dâhil her şey Allah vergisidir ve ruhumuzu tekâmül ettirme, nefsimizi terbiye etme, yeteneklerimizi ortaya ç?karma hür irademize b?rak?lm?şt?r. Zekâ da, insan ruhunun bir parças? olduğuna göre, o neden bu kanun haricinde kals?n?
    Dolay?s?yla zekâ, kesinlikle geliştirilebilir. Çünkü zekây? kinetik zekâya çevirebilme kabiliyeti bize verilmiştir. Zekâ çözüm bulabilme yeteneği olduğuna göre, ne kadar çok problem çözer, ne kadar mesele halleder, ne kadar okur, beynimizi ne kadar çok çal?şt?r?rsak, zekâm?z? da o oranda geliştiririz.
    Dipnotlar: 1- G. Fişek-Z. Sükan, Çocuğunuz ve Siz, ?st., 1993, s. 14.; 2- Cavit Binbaş?oğlu, Gelişim Psikolojisi, s. 98, ?. Ethem Başaran, Eğitim Psikolojisi, Ank. 1984, s. 82.; 3- Yeni Asya/29 Ekim 2002.; 4- Sözler, s. 289.; 5- A.g.e., s. 481.
    Ali FERŞADOĞLU-30.08.2007

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Aşk mı akıl mı?
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 21.01.14, 13:48
  2. Risâle-i Nur’dan sadece akıl istifade etmiyor
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.02.12, 03:09
  3. Risale-i Nurda Akıl-Kalp Dengesi
    By umitvar in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 30.01.08, 03:10
  4. Akıl
    By Selim Akif in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 10.10.07, 15:02
  5. Akıl
    By ademyakup in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19.02.07, 09:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0