+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 8 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 75

Konu: Kader Hakkında

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Kader Hakkında

    Küllî irade ve cüz’i irade ne demektir?

    Küllî irade , sonsuz işleri birlikte dileyebilen ilâhî iradedir. Cüz’i irade ise bir anda ancak bir şey dileyebilen, iki şeye birlikte taallûk edemeyen insan iradesidir.

    ?nsan bedeninde yüz trilyon kadar hücre olduğu söyleniyor. Her hücrenin de nice fonksiyonlar? var. ?nsan, bir anda iki şey irade edemezken, bedenindeki bu say?s?z faaliyetleri nas?l izah edecektir? Demek ki, insan kendine malik değil. O bir kuldur. Bedeni, küllî bir irade ile tanzim ve idare ediliyor.

    Gafletten kurtulup gerçeği bulan bahtiyar kullar ise şöyle düşünürler: “Madem ki, hiçbir organ?m, hiçbir hücrem baş?boş değil, öyle ise ben de baş?boş olamam! ?ç âlemimde cereyan eden bütün işler hikmetli ve faydal?. O halde ben, irademi doğru kullanarak ne dünyama ne de âhiretime fayda sağlamayan boş işlerin peşinde koşmamal?y?m. Bedenimdeki her hücre, semadaki her y?ld?z ve kâinattaki her sistem küllî bir irade ile hareket ettiklerine göre, ben de cüz’i irademi o küllî iradeye uygun olarak kullanmal?y?m. Kulluk görevimi aksatmamal?, ibadetimi eksiksiz yerine getirmeliyim. ”

    Sonra, düşüncesini genelleştirir: Ben kendi iç âlemime kar?şamad?ğ?m gibi, ağaç da kendi içinde işleyen fabrikan?n gerçek sahibi değil. Ve o tezgah?n muntazam çal?şmas? onun kendi hüneri değil. Şu ağac? elma, bunu da armut verecek şekilde programlayan bir hikmet, bir kudret, bir ilim var. Ve yine, ben kan nehrimde akan alyuvarlardan ve akyuvarlardan habersiz olduğum gibi, deniz de içindeki bal?klardan habersiz. Sema da y?ld?zlar?n? tan?m?yor. Saç?m? kendim yapmad?ğ?m gibi, ağaçlar da yapraklar?n? kendileri takm?yorlar. Ormanlar, dağ?n hüneri değil. Güneş de gezegenlerine sahip ç?kamaz.

    ?şte kâinatta meydana gelen bu sonsuz işler, birlikte nazara al?nd?ğ?nda, küllî ve mutlak bir iradeyi aç?kça gösterirler.

    Şöyle bir düşünelim: Bu âlemde birbirinden farkl? ne kadar çok fiil birlikte icra ediliyor! Her an, mikroplar âleminden, bakterilerden, al ve akyuvarlardan, böceklerden, kuşlara, insanlara var?ncaya kadar nice canl?lar ölümü birlikte tad?yorlar. Onlar?n yerleri ise, boş kalm?yor. Bir o kadar, hatta daha fazla varl?k dünya ile tan?ş?yor.

    Yine say?s?n? bilemeyeceğimiz kadar çok canl? hastalan?rken, ayn? anda bir o kadar? da şifâ buluyor. Niceleri izzete doğru t?rman?rken, niceleri de zillete düşüyolar.

    Kimileri henüz yemeklerini yerken, başkalar? açl?ğa yaklaş?yorlar. Her biri bir ilâhî ismin tecellisini gösteren böyle sonsuz ve birbirinden farkl?, hatta çoğu zaman birbirine z?t fiilleri birlikte icra etmek, ancak küllî bir iradenin işidir.

    ?şte insan o cüz’i iradesini ölçü tutarak ve onun aczine, noksanl?ğ?na bakarak bu sonsuz icraatlar? hayret ve hayranl?kla düşünür; iman? kemâle erer.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:34 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Madem Cenâb-? Hak ezelî ilmiyle benim ne yapacağ?m? biliyor, öyleyse benim ne kabahatim var?" sorusuna nas?l cevap vermeliyiz ?

    Bu soruyu soranlardan baz?lar?, hem samimi değil, hem de Türkçe bilmiyor... Bu iki hususu aç?klad?ktan sonra sorunun cevab?na geçmek istiyorum.

    Soru sahibi niçin samimi değil? Önce onu aç?klayay?m: her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayr? hareket, iki ayr? fiil söz konusu. Bir k?sm? ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya ç?k?yor. Diğer k?sm? ise ?zd?rarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi d?ş?nda cereyan ediyor.

    Meselâ; konuşmas?, susmas?, oturmas?, kalkmas? birinci gruba; kalbinin çarpmas?, boyunun uzamas?, saç?n?n ağarmas? da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtan. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-? hak mutlak iradesiyle onu yarat?yor. ?kinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakk? yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-? Hak. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ?rk?m?zdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz as?rdan sorguya çekilmeyeceğiz.

    ?şte soru sahibi bu iki fiili bir sayma gafleti içinde. Gelelim as?l büyük hataya: Adam, yapt?ğ? bütün müspet işlere sahip ç?k?yor, “ben yapt?m, ben kazand?m” diye göğsünü gere gere anlat?yor bunlar?... Ama, s?ra işlediği günahlara, yapt?ğ? hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yap?ş?yor: Kaderimde bu varm?ş, diye işin içinden ç?kmaya çal?ş?yor. Evine giren h?rs?z? mahkemeye verirken kaderi unutuyor.

    “Bu adam” diyor, “Benim evime girdi, şuyumu çald?, buyumu gasp etti.” H?rs?z?n: “Ben masumum. Benim kaderimde soymak, bu zat?n kaderinde de soyulmak varm?ş.” şeklindeki müdafaas?na k?z?yor, köpürüyor, ç?ld?racak hâle geliyor!.. Ama, s?ra kendi işlediği günahlara gelince, utanmadan ve s?k?lmadan o h?rs?z?n müdafaas?na sar?labiliyor!..

    Böyle birisiyle, kader konusunu ciddî mânâda konuşmak mümkün mü? Gerçek şu: Biz her türlü işimizde, fiilimizde kaderin mahkûmu değiliz. ?htiyarî fiillerde, yani kendi irademizle yapt?ğ?m?z işlerde serbest b?rak?lm?ş?z. Bunu vicdanen biliyoruz. Bu fiillerde isteyen biziz, yaratan ise Cenâb-? hak...

    Zaten dünyaya imtihan için gönderilmiş olmam?z da bunu gerektirmiyor mu? ?mtihana giren bir aday dilediği salonda imtihan olamaz. ?mtihan? istediği saatte başlatamaz ve sona erdiremez. Sorular?n puanlamas?n? kendi tayin edemez. Bütün bunlar, onu imtihan eden kimsenin tayini ve tespiti iledir. Fakat, imtihan başlad?ktan sonra, cevaplar? dilediği gibi verir. ?mtihan süresince kendisine müdahale edilmez. Aksi hâlde buna imtihan denmez.

    Şimdi, şu sorunun cevab?n? arayal?m: ?nsanlar bu dünyada kendi amel defterlerini diledikleri gibi doldurmuyorlar m?? ?lâhî emir ve yasaklara uyup uymama konusunda serbest değiller mi? O hâlde, bu adamlar neyin davas?n? görüyorlar?!.. Bir yandan, işledikleri günahlar?n sorumluluğundan kurtulmak için iradelerini inkâra kalk?ş?yor; diğer yandan, meselâ, pencerelerini taşlayan ve Allah?n sorumlu bile tutmad?ğ?, küçük bir çocuğu dövmekten de geri durmuyorlar. Bu sahne onlar? sorumlu k?lmaya ve utand?rmaya yetmiyor mu?

    Bu soruyu soranlardan baz?lar?n?n Türkçe bilmediğinden söz etmiştik. Geliniz bu soruyu dilbilgisi yönünden inceleyelim: “Mâdem Cenâb-? Hak, ezelî ilmiyle benim ne yapacağ?m? biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?”

    Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: biri, “yapmak”, diğeri “bilmek”. Yapmak fiilinin öznesi: ben. Bilmek fiilinin öznesi: Cenâb-? Hak. Yâni soru sahibi, “Ben yap?yorum, Allah da biliyor.” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne? Ona nazikane şu cevab? veriyoruz: “Senin kabahatin o işi yapmak.”

    Bu konuda Nur Risalelerinden Sözler adl? eserde şu tespit yap?l?r: “Kader, ilim nevindendir. ?lim, malûma tâbidir. Yani nas?l olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil.” ?lim, “bilmek” ya da “bilgi” mânâs?na geliyor. Malûm, “bilinen”, âlim ise “bilen”, yahut “bilgin”. Bu kaideyi bir misâl ile aç?klamaya çal?şal?m. Meselâ, ben bir gencin fen fakültesinde okuduğunu bilmiş olay?m. Bu bilgim ilimdir. Malûm ise, o gencin o fakültede öğrenci olduğu. ?şte, benim ilmim bu malûma tâbidir. Yani o genç fen fakültesinde okuduğu için, ben de onu öylece bilirim.

    Misâller çoğalt?labilir.

    “Madem Cenâb-? Hak benim ne yapacağ?m? biliyor,” denilmekle, Allah?n âlim olduğu, soru sahibinin ise, o fiili yapacağ? peşinen kabul edilmiştir. ?şte o adam?n, söz konusu fiili işlemesi malûm, Allah?n, bunu ezelî ilmiyle bilmesi ise ilimdir. Ve bu ilim, malûma tâbidir.

    Yukar?da, Sözlerden naklettiğimiz cümlelerin devam?nda da şöyle buyurulur:


    “Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücut noktas?nda idare etmek için esas değil. Çünkü malûmun zât? ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinat eder.”



    Bilindiği gibi, bir şeyi, bir hâdiseyi yahut bir fiili bilmek, onun fâili olmak için yeterli değildir. Bir misâl: Konuşmay? herkes bilir. Ama, bir insan bu işe teşebbüs etmedikçe ve konuşma fiilini işlemedikçe onun konuştuğundan söz edebilir miyiz?

    Bir başka misâl: Allah Resulü (a.s.m.) ?stanbulun fethini müjdelemiştir. Ama, “fetih” fiilini sultan Mehmet işlediği için “fatih” unvan?n? o padişaha veririz. ?stanbulu, peygamber Efendimizin(a.s.m.) fethettiği gibi bir iddiada bulunmay?z.

    Demek ki, fâil olmak için fiili bilmek yetmiyor. Onu irade etmek, bizzat teşebbüs etmek ve işlemek gerekiyor. ?şte Allah, insan?n bütün amellerini, bütün fiillerini bilir. Ama, iradesini ve kuvvetini sarf ederek o işi yapan insand?r ve her türlü sorumluluk da ona aittir.

    Daha önce de belirttiğimiz gibi; kul, kendi cüzi iradesini, -hay?r olsun, şer olsun- hangi işe sarf ederse, Cenâb-? Hak onu yarat?r. ?stemek kuldan, yaratmak Allahtand?r. Fakat, bütün fiilleri Allah?n yaratmas?, insan? sorumluluktan kurtarmaz... ?nsana kuvvet ihsan eden, her türlü imkân? bağ?şlayan Allaht?r. Kul bu imkân?, bu kuvveti onun r?zas?na ayk?r? olarak kullan?rsa elbette sorumlu olur, suçlu olur.

    Şöyle bir düşünelim: Bir emniyet mensubu, yetkisini ve silâh?n? kötüye kullanarak birisini haks?z yere vursa, devlete mi katil denilecektir, yoksa o görevliye mi? Şüphesiz, katil o görevlidir!.. Şimdi bu görevli, “Ben o suçu devletin imkânlar?yla işledim. Ne kendi silâh?m? kulland?m, ne de kendi mermimi.” şeklinde bir özür beyan edebilir mi?
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:34 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Baz?lar? insan iradesini hiçe say?yor ve insan?n, yapt?ğ? isyanlardan sorumlu olmad?ğ?n? iddia ediyorlar. ?nsan bütün işlerini bir cebir alt?nda m? yapmaktad?r? Değilse hangi fiillerinden sorumludur?

    Her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayr? hareket, iki ayr? fiil söz konusudur. Bir k?sm? ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya ç?k?yor. Diğer k?sm? ise ?zd?rarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi d?ş?nda cereyan ediyor.

    Meselâ; konuşmas?, susmas?, oturmas?, kalkmas? birinci gruba; kalbinin çarpmas?, boyunun uzamas?, saç?n?n ağarmas? da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allah’tand?r. Yâni, biz cüz’i irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-? Hak mutlak iradesiyle onu yarat?yor. ?kinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakk? yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-? Hakt?r. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ?rk?m?zdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz as?rdan sorguya çekilmeyeceğiz.

    Akl?n? doğru çal?şt?ran bir insan, bu kâinattaki her sistemin ve insan bedenindeki her organ?n en güzel ve en faydal? şekilde tanzim edildiğini düşünmekle şu sonuca var?yor: O halde, ben görme, işitme s?fatlar?m gibi, irade s?fat?m? da bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’?n raz? olduğu biçimde kullanmal?y?m. Ancak böylece, o s?fat?n hakk?n? vermiş ve ondan en iyi şekilde faydalanm?ş olurum.

    ?radelerini, yine kendi iradeleriyle Allah’?n küllî iradesine tabi k?lanlar sonsuz saadet menzili olan cennete gidiyorlar. Bu büyük sermayeyi nefisleri hesab?na kullananlar ise ebedî azap menziline doğru yol al?yorlar.

    Bu noktada, şöyle bir soru hat?ra gelebilir: Biz ?lâhî iradeyi nas?l bileceğiz ki, hareketlerimizi, davran?şlar?m?z? ona uygun k?lal?m?

    Allah’?n raz? olduğu işler ve haller, peygamberler ve kitaplarla insanoğluna bildirilmiş. Ama, bu hususta bir zorlama da getirilmemiş. Yani, insan bu dünyaya kendi iradesi d?ş?nda getirildiği halde, ebedî yolculuğunda cennet ve cehennem ş?klar?ndan dilediğini tercih etmekte serbest b?rak?lm?ş.

    ?şte insan, cüz’i iradesini yerinde kullanarak âhiret menzillerinden cenneti tercih edebiliyor. O saadet yurdunun yollar?n? Cenâb-? Hak ?lâhî iradesiyle çizmiş: “?man edilecek” “ibadet yap?lacak” “günahlardan sak?n?lacak” “istikametten sap?lmayacak”...

    Ama, insan? bu iradeye uymakta zorlamam?ş. Nitekim, Kuran-? Kerimde “Dinde zorlama yoktur.” buyurulmas? ?lâhî iradenin bu noktadaki en aç?k ve net bir ifadesidir. O halde, insan kendi iradesini istikamet yolunda ve helâl dairesinde kullan?rsa kazanacakt?r. Aksi halde zarar? çok büyük olur.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:35 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    devam? gelecek inşaallah..

    okuyal?m..
    okutal?m..

    arkadaşlar?m?za gönderelim..

    manevi cihad böyle değil mi?

    o zaman haydi...iş baş?na...

    Allah hepimizin yard?mc?s? olsun..
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:35 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Kaderin kelime manas? plân, program demektir. Nas?l ki bir ağac?n plân ve program? çekirdeğinde yaz?lm?şt?r, yani kaderi tayin edilmiştir. Ayn? şekilde bir binan?n yap?lmas?ndan önce plân ve program? yani projesi yap?l?r, yani kaderi tayin edilir. ?şte insan?n da kaderi Levh-i mahfuz'da, yani ?mam-? Mübin'de, yani Kader Defteri'nde yaz?lm?şt?r, tayin edilmiştir.

    Burada bilinmesi gereken bir husus, cüz-i irade meselesidir. Cüz-i irade, küçük irade demektir. Bunu meyil (niyet) olarak da ifade etmek mümkündür. Herkes vicdanen bilir ki, hareket ve davran?şlar?n? ayarlama ve yönlendirme meyil ve iradesi kendisinde vard?r. ?şte bu iradenin kullanma yetkisini (tasarrufunu) Cenab-? Hakk insana vermiştir. Dolay?s?yla bu cüz-i iradeyi kötü yönde kullanmadan dolay? insan mesul olmaktad?r.

    Meselâ, 10 katl? bir apartmanda 1.katta y?lanlar, 2.katta fareler, 3.katta çiyanlar, 4. katta Hz.Âdem (A.S.), 10. katta Hz. Muhammed (SAV) var. Asansörün baş?nda bulunan kişi, bu katlardan hangisine gideceğine cüz-i iradesiyle karar verir. Neticesinden de mes'ul olur. ?şte bütün peygamberlerin bir bak?ma gayret ve faaliyetleri, insanlara bu asansöre doğru basman?n yolunu öğretmektir.

    ?yiliği de, kötülüğü de yaratan Cenab-? Hakk't?r. Şer'i yaratmak, yani kötülüğü yaratmak kötü değildir. Şer'i, kötülüğü işlemek kötüdür şer'dir. ?nsan meyhaneye de, ibadethaneye de gitmeye niyet edebilir. Her ne tarafa gitmek isterse, gitme fiilini yaratan Cenab-? Hakk't?r. ?nsan o niyetinden dolay? mesuliyet al?r.

    Cenab-? Hakk'?n yaratt?ğ? her şey, ya bizzat güzeldir, ya da neticeleri itibariyle güzeldir. Bizim birtak?m sebeplere bakarak baz? hadiseler hakk?nda “iyidir, kötüdür, adaletlidir, adaletsizdir” gibi değerlendirmelerimiz, hadiselerin sebep ve sonucunu bilmediğimizden genelde isabetli değildir. Tâbiri caizse, bizim yapt?ğ?m?z iki saatlik bir filmin ortas?nda girip 15-20 dakika seyrettikten sonra o filmdeki kahramanlar hakk?nda fikir yürütmemiz ve hüküm vermemiz gibidir. Bizim iki saatlik hayat filmimiz haşirde sonuçlanacakt?r.

    Dünyada çekilen bir tak?m s?k?nt? ve meşakkatlerin ahirette cehennem azab?ndan kurtulmaya ve ebedî Cennet'e girmeye, ya da Cennetteki makam?n yükselmesine vesile olduğunu gördükten sonra o çekilen s?k?nt? ve zahmetlerin haks?zl?k ve adaletsizlik değil, aksine Cenab-? Hakk'?n bir lütfu, ihsan?, ikram? ve rahmeti olduğu, bu filmin sonunda anlaş?lacakt?r.

    ?slâmiyet'te kader anlay?ş? geleceğe ait meselelerde değildir. Geçmiş hadiselerde ve musibetlerde kullan?l?r.Yani “Kaderimde öğretmen olmak varsa olurum” deyip evde oturamay?z. Çal?ş?r?z, öğretmen olman?n sebepleri nelerse onlar?n hepsini yerine getiririz. Sonuçta o arzumuza ulaşamazsak, “Kaderimizde bu yokmuş” deriz.

    Cenab-? Hak, bizim fiillerimizi, yapt?klar?m?z? ve yapacaklar?m?z? biliyor. Cenab-? Hakk'?n bizim fiillerimizi bilmiş olmas?, o fiilleri yapan bizi mesuliyetten kurtarm?yor. Zaten, “Madem Cenab-? Hakk, ezelden benim ne yapacağ?m? biliyordu, benim ne kabahatim var?” Cümlesi tahlil edildiği zaman, yapma fiilinin bize ait olduğu gayet aç?kt?r. Dolay?s?yla, yapan biz olduğumuza göre başka suçlu aramaya gerek yoktur.

    Cenab-? Hakk'?n bilmesi, geçmiş ve gelecek olarak ifade edilmez. Meselâ zaman olarak masan?n bir taraf?n? kâinat?n başlang?c?, diğer taraf?n? k?yametin kopmas? olarak kabul edelim. Ve masan?n üstünü, 1. as?r, 2. as?r, …ve 22. as?r gibi zaman dilimlerine ay?ral?m. Şimdi elimizde bir ayna farz ediyoruz. Masan?n ortas?na tuttuğumuz bu aynan?n içinde 15-16.as?rlar görülmektedir.14. as?r ve öncekiler geçmiş, 17. as?r ve sonrakiler bu aynaya göre gelecek as?rlard?r. Bu aynay? yükseğe kald?rd?ğ?m?z zaman, hem 1.asr? ve hem de 22.asr? içerisine al?r. Art?k bu durumda, bu as?rlarla alâkal? olarak geçmiş ve gelecekten bahsedilmez.

    Çünkü hepsi bir anda aynan?n içerisindedir. ?şte Cenab-? Hakk'ta, böyle ayine misal, manzara-? âlâ'dan geçmiş ve gelecek, kâinat?n yarat?l?ş? ve k?yametin kopmas?, Cennet ve Cehennem, olmuş ve olacak her şey, bir anda nazar?ndad?r. Geçmiş ve gelecek sadece bize göredir. Dolay?s?yla Cenab-? Hakk bizim ne yapt?ğ?m?z? ve ne yapacağ?m?z? bir anda bilmektedir. O'nun bilmesi, yapma noktas?nda bize mecburiyet yükle-memektedir. Bu yüzden insan cüz-i iradesiyle yapt?ğ? fiillerden tamamen mesuldür.

    Kaderi bir cümle ile özetlemek gerekirse, her şeyin Cenab-? Hakk'?n bilgisi dahilinde olduğudur. Fiili biz yapt?ğ?m?z için, O'nun bilmesi, bizi mesuliyetten kurtarm?yor.

    Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus var. O da, insan bedeninin belli bir elektrik yükü kapasitesi ile çal?şt?ğ?d?r. Bu bedene fazla elektrik yüklemiş olmam?z, sigortan?n atmas?na sebep olur. Hadiseleri fazla düşünmek, hiddet ve öfke, bu elektrik potansiyelini yükseltir ve bir süre sonra vücutta k?sa devreler meydana gelir, beyindeki düşünme sisteminde bir tak?m atlamalar görülmeye başlar. Daha da zorlan?l?rsa, beyin sigortas? atar. Art?k bundan sonra tamir ve tedavi için ak?l hastanelerinin yolu tutulur. Böyle bir neticeyi önlemek, kader meselesinin iyi anlaş?lmas?yla mümkündür. Kader meselesinin burada sigorta görevi görebilir.
    Şimdi sizler burada şöyle diyebilirsiniz:

    “Madem her şey kader ile takdir edilmiştir. K?smetime raz? olay?m ki, rahat edeyim. Cenab-? Hakk, benim r?zk?m? bir süre burada tayin etmiş. Ben bu r?zk?m? yemek için bir tak?m vesilelerle buraya geldim. O halde, ebedi hayat?m olan ahiretimin kurtulmas? için neler yapabilirim?”

    Yoksa, “Ne yapt?m da bu baş?ma geldi? Şöyle olmasayd?, böyle olmayacakt?” gibi itirazlar, kaderi tenkit olur. Kaderi tenkit eden baş?n? örse vurur, k?rar. Kaderi değiştiremez. Bu durumda baş?m?za geleni r?za ile karş?lamak, kusurlar?m?z ve hatalar?m?z?n aff? için Cenab-? Hakk'tan yard?m dilemek olmal?d?r.

    ?nsan?n ruh ve psikolojik âleminin düzelmesi, Allah'a teslim olup, tevekkül etmekle mümkündür. Yoksa her şeyi omzuna yüklemeye çal?ş?rsa, sigortay? k?sa sürede att?r?r. Sigorta at?nca da bunun da kolay kolay tedavisi yoktur.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:36 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Kur'an-? Kerimde; “Allah kime hidâyet verirse doğru yolda olan odur; kimi de hidâyetten mahrum eder şaş?rt?rsa, art?k imkân? yok, ona yol gösterecek bir dost bulamazs?n.” deniliyor. Burada Allah' ?n insan? zorlamas? sözkonusu mu ? (83)

    Bu soruda iki ş?k var: Birincisi Cenâb-? Hak külli irâdesiyle nas?l diliyorsa, öyle mi oluyor; yoksa insan kendi iradesiyle mi yap?yor? Bu sorudaki âyet şöyledir: "Men yehdillâhu felâ mudille leh. Ve men yudlil felâ hâdiye leh: AIlah (C.C) bir kimseyi hidayete erdirirse kimse onu sapt?ramaz. O kimi de, dalâlete iterse, kimse onu hidayete getiremez. " Mânâ olarak, hidayet: Doğru yol, rüşd, Peygamberlerin gittiği istikâmetli oland?r. Dalâlet ise, sap?klar?n yolu; doğru yolu kaybetme ve istikametten ayr?lma demektir.

    Dikkat edilirse, bunlar?n her ikisi de birer iş, birer fiildir. Ve insana ait yönü ile birer ufûle, birer fonksiyondur. Bu îtibarla, bunlar?n her ikisini de Allaha vermek gereklidir. Arzettiğimiz gibi, her fiil Allah taraf?ndan yarat?lmaktad?r. Allah` ?n tasarrufu d?ş?nda olan hiçbir fiil gösterilemez. Dalâleti (yoldan ç?kmay?), "Mudil" isminin gerekçesiyle yaratan, hidâyeti (doğru yola ulaşmay?), "Hâdi" isminin tecellisine bağlayan ancak Allah (C.C)dir. Evet, ikisini veren de Hakt?r.

    Ama, bu demek değildir ki; kulun hiçbir müdahalesi, alakas? olmadan, Allah taraf?ndan zorla yoldan ç?kar?l?yor veya hidâyete yani doğru yola sevk ediliyor da, o da ya dâll (sap?k) veya râşid (dürüst) bir insan oluyor.

    Bu meseleyi k?saca şöyle anlamak da mümkündür. Hidâyete ermede veya dalâlete düşmede, işlenen bir fiil ne kadarsa; meselâ: Bu iş on ton ağ?rl?ğ?nda bir iş ise, bunun onda birini dahi insana vermek hatad?r Hakiki mülk sahibi Allaht?r ve o iş mutlaka mülk sahibine verilmelidir.

    Bunu bir örnekle izah edecek olursak: Allah hidayet eder ve hidayetinin vesileleri vard?r. Camiye gelmek, nasihat dinlemek, fikirlerini nurland?rmak, hidayetin birer yoludur. Kurân-? Kerimi dinlemek, mânâs?n? araşt?r?p derinliklerine nüfuz etmek de hidâyet yollar?ndand?r. Resûl-i Ekremin (S.A.V) huzuruna gitmek, ders verirken önünde oturmak, onu can kulağ? ile dinlemek; veyahut, bir islam aliminin dersini dinlemek, onun cenneti and?ran iklimine girmek, onun gönülden ifâde edilen sözlerine kulak vermek ve ondan gelen tecellîlere gönlünü ayna yapmak, hidâyet yollar?ndan birer yoldur. ?nsan bu yollarla, hidâyete yak?nlam?ş olur. Evet, câmiye geliş küçük bir yak?nlaşma olsa da, Allah (C.C) camiye gelişi hidâyete vesile k?labilir. Hidâyet eden Allaht?r; fakat, bu hidâyete ermede Allah?n kap?s?n?, "kesb" ile yani istemek fiiliyle döven kuldur.

    ?nsan, meyhâneye, puthâneye gider; böylece "Mudill" isminin kap?s?n?n tokmağ?na dokunmuş ve "Beni sapt?r" demiş olur. Allah da isterse onu sapt?r?r. Ama dilerse engel ç?kar?r, sapt?rmaz. Dikkat buyurulursa, insan?n elinde o kadar cüzi bir şey vard?r ki, bu ne o hidâyete ne de dalâlete hakiki sebep olacak mahiyette değildir.

    Şöyle bir misâl arz edeyim: Siz, Kurân-? Kerimi ve vâz u nasihat? dinlediğiniz keza, ilmî bir eser okuduğunuz zaman, içiniz nûra gark olur. Halbuki bir başkas? minarenin gölgesinde ezân-? Muhammediyi duyarken, vâz u nasihati işitirken, hatta en içten dualara kulak verirken rahats?z ve tedirgin olur da; "Bu çatlak sesler de ne?" diye ezanlar hakk?nda şikayette bulunur.

    Demek oluyor ki; hidâyet eden de, dalâleti veren de Allaht?r (C.C). Ama bir kimse delâletin yoluna girdiyse, Allah (C.C) da, binde 999,9 ötesi kendisine ait işi yarat?r; -t?pk? düğmeye dokunma gibi- sonra da insan?, dalâlete meyil ve arzusundan ötürü ya cezaland?r?r, veya afveder.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:36 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Gayyur risalem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    50

    Standart



    Allah c.c razi olsun


    ümitvar olunuz...

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart



    Ecmain kardeşim.Allah razı olsun..


    devam edecek..


    kadere iman rüknüne gelen şüpheleri herkese okutmamız lazım..





    bunları bilgisayardan çıkarıp dağıtmamız çok faydalı olur..


    değil mi kardeşlerim..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Allah niçin kullar?n? bir yaratmad?? Kimini kör, kimisini topal olarak yaratt??

    1- Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Kimse Ona kar?şamaz ve Onun îcâd?na müdâhale edemez. Senin vücudunun zerrelerini yaratan, tüm sistemini düzenleyip insanî kimlik bahşeden Allaht?r (c.c). Sen bunlar? sana lûtfeden Allaha daha evvel bir şey vermemişsin ki, Onun karş?s?nda bir hak iddia edebilesin..

    Eğer sen, sana verilenler karş?l?ğ?nda Allaha bir şey vermiş olsayd?n, "Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!" gibi iddialarda bulunmaya; "Niye iki tane değil de bir ayak verdin?" diye itiraz etmeye belki hakk?n olurdu. Halbuki sen Allaha (c.c) bir şey vermemişsin ki -Hâşâ- O' na adaletsizlik iddias?nda bulunas?n. Haks?zl?k, ödenmeyen bir haktan gelir. Senin O' na karş? ne hakk?n var ki yerine getirilmedi de sana karş? haks?zl?k edildi!..

    Allah-u Teâlâ hazretleri seni yokluktan ç?kar?p var etmiş: hem de insan olarak... Dikkat etsen; senin alt?nda birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bak?p ne kadar fazla nimetlere mazhar olduğunu düşünebilirsin.

    2- Cenâb-? Allah, bazen insan?n ayağ?n? al?r; onun karş?l?ğ?nda ahirette pek çok şey verir. Ayağ?n? almakla o kimseye aciz bir mahluk olduğunu, zay?fl?ğ?n?, ve ihtiyac?n?n ne kadar fazla olduğunu hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insan?n duygular?n? geliştirirse, çok az bir şey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki görünüşte olmasa bile, hakikatte bu ona, Allah?n lûtfunun ifâdesidir. T?pk? şehit edip cenneti vermesi gibi... Bir insan, savaş esnas?nda şehit olur. Bu şeh,t olmakla haşirde kurulacak büyük mahkemede ve Allah?n huzurunda, s?ddîkler?n, sâlihlerin g?pta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkalar? "Keşke Allah bize de harp meydan?nda şehâdet nasip etseydi" derler. Bundan dolay?, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş say?lmaz. Belki ald?ğ? şey ona nispeten çok daha büyüktür.

    Çok nâdir olarak, baz? kimseler, bu mevzûda küskünlük, k?rg?nl?k, kötümserlik ve aşağ?l?k duygusu ile sapsalar bile, pek çok kimselerde bu gibi eksiklikler, daha fazla, Allaha yönelmeye vesile olmuştur. Bu itibarla zararl? böcekler gibi bir k?s?m kimselerin, bu meseledeki kay?plar?n?n yay?lmaya çal?ş?lmas? yerinde bir davran?ş değildir. Bu konuda esas olan, ebedi hayata aday olan ruhlar?nda o âleme âit arzular? uyarmakt?r. Bu âr?zal?da, âr?zalar?n itmesiyle Hakka yönelmesi; başkalar?nda da ondan ibret alarak kanatlanmalar? şeklinde kendini gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir.

    "Her işte hikmeti vard?r, Abes fiil işlemez Allah. . " Erzurumlu ?. Hakk? Hazretleri
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:37 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Özürlü olarak yarat?lan insanlar?n bir suçumu vard? ki öyle yarat?ld?lar?

    Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Kimse Onun icraat?na kar?şamaz ve icad?na müdahale edemez. ?nsan?n hücrelerini yaratan, organlar?n? tanzim edin ve ona insanî bir hüviyet bahşeden Allaht?r. ?nsan bu nimetleri lütfeden Allaha daha evvel bir şey vermemiştir ki, Onun karş?s?nda bir hak iddia edebilsin.

    Eğer insan, kendisine verilenler mukabilinde Allaha bir şey vermiş olsayd?, “Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!” gibi iddialarda bulunmaya; “niye iki tane değil de bir ayak verdin” diye itiraz etmeye belki hakk? olurdu. Haks?zl?k, ödenmeyen bir haktan gelir. ?nsan?n, Rabbine karş? ne hakk? var ki, onun yerine getirilmemesi sebebiyle bir haks?zl?ğa uğram?ş olsun?

    Cenab-? Allah, bazen insan?n ayağ?n? al?r; onun karş?l?ğ?nda ahirette pek çok şey verir. Ayağ?n? almakla o kimseye aczini, zaaf?n?, fakr?n? hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insan?n duygular?na inkişaf verirse, o kulundan çok az bir şey almakla ona pek çok şey vermiş olur. Demek ki zahiren olmasa bile, hakikat da bu o kuluna Allah?n lütfünün ifadesidir.

    T?pk? bir kulunu şehit edip ona cenneti vermesi gibi... Bir insan, muharebede şehit olur. Bu şehadetle Allah?n huzurunda, s?dd?klar?n, salihlerin g?pta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkalar? “keşke Allah bize de harp meydan?nda şahadeti nasip etseydi” derler. Binaenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş say?lmaz. Belki ald?ğ? şey ona nispeten çok daha büyüktür.

    Baz? kimseler, bu mevzuda küskünlük, k?rg?nl?k, bedbinlik ve aşağ?l?k duygusu ile yanl?ş düşünseler bile, pek çok kimselerde bu kabil eksiklikler, Allaha teveccühüne vesile olmuştur. Bu itibarla bir k?s?m asi ve nankör kimselerin, bu meseledeki itirazlar? haks?zd?r, yerinde değildir.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 03:37 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.10.14, 09:33
  2. Izdırari Kader Hakkında Soru
    By uyeanonim in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 19.01.09, 19:46
  3. Kader Hakkında !
    By delailinnur in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.01.09, 18:55
  4. Kader Hakkında Soru
    By kibrit84 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 08.08.08, 15:24
  5. Kader Hakkında Tüm Sorulara Cevaplar
    By internettinhoca in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 60
    Son Mesaj: 26.11.07, 12:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0