+ Konu Cevaplama Paneli
5. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var BirinciBirinci ... 3 4 5
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 49 ve 49
Like Tree2Beğeni

Konu: Kafirleri, Dünyanın İmaratı İçin Halk Etmiştir.

  1. #41
    Pürheves yunusniyazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    160

    Standart

    Bu baslik dogrudan sirr-i kadere temas ediyor. Halbuki ilk mesaj (yani basligin icerisinden alindigi mesaj) kaderden ziyade kemiyet-keyfiyet, ehliyet- naehliyet meselelerini anlatiyor.

    Kafirler dunyanin imareti icin yaratilmislardir ama kimlerin kafir olacagi icbar edilmemistir...

    Bu meselenin iki VECHI var:
    BIRINCISI:

    Ayni kuantum mekanigi ve klasik mekanik gibi... (ama cogunuz quantumun ne oldugunu bilmediginizden oraya girmeyeyim...)

    Veya istatistiksel inceleme ile ferdi inceleme gibi...

    Mesela dersiniz ki Turk halkinin % 80 i cayini limonsuz icer...
    Bu demektir ki bu forumdaki insanlarin da % 80 i cayini limonsuz icer...
    100 kisi daha uye olsa onlarin da 80 i cayini limonsuz icecektir... (istatistik yaklasik degerler ile ilgilenir...)

    Ama 80 tane limonsuz icen uye olduktan sonra diyemezsiniz ki bir sonraki artik mecbur limonlu icen olmalidir... Yani herkesin cuz'i ihtiyari var ama kulli olarak bakinca belli bir kurala bagli hareket ediyorlar...


    IKINCI CIHET:
    Kafirler Allahi inkar ediyorlar. Dolayisiyla sadece dunyayi kabul ediyorlar... O halde sadece dunyalari icin calisacaklardir...
    Bence Ustad Hz.lerinin bu sozunun arkasinda su hadisin buyuk bir tesiri var:
    Eger Allah katinda dunyanin sinek kanadi kadar ehemmiyeti olsaydi, kafirler ondan bir damla su bile icemezdi...

    Meseleye biraz da bu cihetten bakmak gerekiyor...
    Konu MuhammedSaid tarafından (31.05.07 Saat 21:34 ) değiştirilmiştir.

  2. #42
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı aLt?nBaşak Nickli Üyeden Alıntı
    Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki Müslümanlar dünyay? sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-? hale düşmüşler; ve ikaza muhtaçt?rlar, tâ ki dünyadan hissesini unutmas?nlar?
    Zann?n yanl?şt?r, tahminin hatad?r. Belki h?rs şiddetlenmiş; onun için fakr-? hale düşüyorlar. Çünkü mü'minde h?rs sebeb-i hasârettir ve sefalettir."H?rs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir." durub-u emsal hükmüne geçmiştir.
    Evet, insan? dünyaya çağ?ran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâs? ve ihtiyaç ve havass? ve duygular? ve şeytan? ve dünyan?n surî tatl?l?ğ? ve senin gibi kötü arkadaşlar? gibi çok dâileri var. Halbuki bâki olan âhirete ve uzun hayat-? ebediyeye davet eden azd?r. Eğer sende zerre miktar bu biçare millete karş? hamiyet varsa ve ulüvv-ü himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-? bâkiyeye davet eden azlara imdat etmek lâz?m gelir. Yoksa, o az dâileri susturup çoklara yard?m etsen, şeytana arkadaş olursun.
    Âyâ, zanneder misin, bu milletin fakr-? hali dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tembellikten neş'et ediyor? Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki, Çin ve Hintteki Mecusî ve Berâhime ve Afrika'daki zenciler gibi, Avrupa'n?n tasallutu alt?na giren milletler bizden daha fakirdirler? Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanlar?n elinde b?rak?lm?yor? Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münaf?klar?, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.
    Sizin cebren böyle ehl-i iman? mim'siz medeniyete sevk etmekteki maksad?n?z, eğer memlekette âsâyiş ve emniyet ve kolayca idare etmek ise, kat'iyen biliniz ki, hata ediyorsunuz, yanl?ş yola sevk ediyorsunuz. Çünkü itikad? sars?lm?ş, ahlâk? bozulmuş yüz fâs?k?n idaresi ve onlar içinde âsâyiş temini, binler ehl-i salâhatin idaresinden daha müşküldür.
    ?şte bu esaslara binaen, ehl-i ?slâm dünyaya ve h?rsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve âsâyişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçt?rlar. Bu ihtiyaç da, dinin evâmir-i kudsiyesiyle ve takvâ ve salâbet-i diniye ile olur.
    Konuyla alakas? olabileceğini düşündüğüm bir bölüm...

    "Sual: Şimdi Ermeniler kaymakam ve vali oluyorlar. Nas?l olur?

    Cevap: Saatçi ve makineci ve süpürgeci olduklar? gibi... Zira, meşrutiyet, hâkimiyet-i millettir. Hükûmet hizmetkârd?r. Meşrutiyet doğru olursa, kaymakam ve vâli, reis değiller, belki ücretli hizmetkârlard?r. Gayr-? müslim reis olamaz, fakat hizmetkâr olur. Farz ediniz ki, memuriyet bir nevi riyaset ve bir ağal?kt?r. Gayr-? müslimlerden üç bin adam? ağal?ğ?m?za, riyasetimize şerik ettiğimiz vakitte, millet-i ?slâmiyeden aktâr-? âlemde üç yüz bin adam?n riyasetine yol aç?l?yor. Biri zayi edip bini kazanan, zarar etmez." (Münazarat)
    Konu MuhammedSaid tarafından (31.05.07 Saat 21:35 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  3. #43
    Pürheves sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    277

    Standart

    Biz dünyan?n imarat? için halk edilmiş olduğu fikrine kat?lm?yoruz.Hüküm için kemmiyet yani çoklukta gerekli değildir.Bunu baz? hadislerden ç?karm?ş olabilir,üstat.Özellikle ahirzamanla ilgili hadislerden.Böyle yorumlara çok s?k rastl?yoruz,nurlarda.Nice az topluluk çok topluluğa hükm etmiş,mağlup etmiş.Hükmeden maddi manevi imar?da yapar,yapt?r?r.düşüncemiz budur.Müşriklerin kemmiyet olarak çokluğu doğru olsada bu şirk düzenin temeli az bir grub olan siyonist yahudisidir.Bu bağlamda bu bizi tatmin etmedi doğrusu.
    Biz gözümüz kapal? size beş para değer vermeden yaz?lar?m?z?da yollam?yoruz.bunu bilin mümkün olduğu kadar bak?yoruz.Yaln?z cenah?m?z bizi yoğun meşgul ediyor,tam vak?f olamaz isek kusura bakmay?n.?llede eleştirmek niyetimizde yoktur,bunuda bilin.

    baki selam.
    Konu MuhammedSaid tarafından (31.05.07 Saat 21:35 ) değiştirilmiştir.
    GELİN İSLAM OLALIM..!

  4. #44
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Enteresan bir konu, enteresan bir baslik, enteresan bir tartisma, maalesef bütün mesajlari okuyamadim....Insallah bir gün okurum...

  5. #45
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart

    Cenâb-ı Hakk'ın her lütfu, kendi cinsinden bir vazife adına insana verilmiş bir imkândır. Meselâ, sıhhat Allah tarafından bahşedilmiş büyük bir nimettir. İnsan, bu sıhhat nimetini hem oruç tutarak hem namaz kılarak hem de cihad ederek Allah yolunda kullanmalıdır ki, o sıhhat lütfuna karşı şükrünü eda edebilmiş olsun. İnsan, böyle bir şükrü eda ederse, Cenâb-ı Hak da o bedeni ahirette, arızasız hem de bâki bir surette ve bütün duyguları inkişaf etmiş olarak yeniden ona iade eder.
    İnsanın aklı da Allah'ın önemli bir nimeti ve lütfudur. Eğer o aklın ufku vahyin ışıklarıyla aydınlanmış ve o sayede isabetsiz kararlardan uzaklaşmış ve her kararı sırat-ı müstakîm çizgisinde verebiliyorsa; artık bu akıl bir mânâda ilham kaynağı demektir. Yani insan, akıl nimetini yerinde kullanıyor ve onunla hak adına, bâtıla saplanmış kimseleri ikna edip Hakk'ı tanıttırıyorsa o, aklın hakkını veriyor demektir. Aksine aklı sadece, akl‑ı meaş olarak yalnızca dünyevî işlerde kullanıyor, onun hakkını vermiyorsa, o nimete karşı nankörlük yapıyor demektir.
    Cenâb-ı Hakk'ın insanlara verdiği en büyük lütuflardan biri de beyan kuvvetidir. Öyle ki bunun anlatıldığı sûre Rahmân ismiyle başlamaktadır. Rahmân'ın, İsm-i A'zam'dan olduğuna dair kuvvetli rivayetler var. Cenâb-ı Hakk'ın Rah*mâni*yeti*nin, yani çok geniş dairede rızık vermesinin, varlığı lütuflarıyla perverde etmesinin tezahürlerinden biri de insana beyan kuvveti lütfetmesidir.
    İnsan, ancak beyan sayesinde içinde tecellî eden şeyleri ifade edebilir ve beyan sayesinde Cenâb-ı Hakk'a muhatap olur; olur da Allah'ın sözünü anlar ve aynı zamanda kendi maksadını O'na açabilir. Allah (celle celâluhu) da ona; "Gel, Benim için namaz kıl, huzurumda eğil." der, o da gider kemerbeste-i ubûdiyet içinde "Elhamdülillah" deyip O'nun huzurunda durur. Bu, bir mânâda Allah'ı anlama ve O'nunla konuşmadır. Tâbiînden bir zat diyor ki: "Kur'ân okuyan bir kimse, ben Allah ile konuştum derse, yalan söylemiş olmaz." Bu açıdan "Elhamdülillah" diyen Allah ile konuşmuş sayılır ki, böyle bir konuşma da ancak beyan nimetiyle gerçekleşmektedir.
    İnsan namazda, "Sen Rahmân u Rahîmsin; bana evvelâ idrak sonra da bu idraki hiç olmazsa beyanla ortaya koymak için kabiliyet ve istidat verdin. Bu, Senin Rahmâniyetinin tecellîsidir. Sen kıyamet gününün Sahibisin; ben de Senin emirlerin çerçevesinde şimdiden o güne göre hazırlanıyorum." dedikten sonra doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ı muhatap alıyor ve "Kulluğumu yalnız Sana yapıyorum ve bu kulluk yükünün altında ezilmemek için de yardımı sadece Senden istiyorum." diyerek konuşmasına devam ediyor.
    Böyle diyen bir insan, çok şerefli bir pâye ve makama yükselmiş sayılır; ne var ki, çoğu insan ihtimal bunu hiç düşünmüyor. Bir insan gidip bir devlet başkanına muhatap olsa ve onunla bir iki laf etse her yerde bu konuşmayı anlatır; her ortamda bir girizgâh bulup o konuşmadan söz eder. Bir devlet başkanıyla bile konuşma bu kadar önemli görülüp anlatılıyorsa, Allah'ın huzurunda O'na muhatap olma imtiyazının ne demek olduğu derin derin düşünülmelidir.
    Buhârî ve Müslim'in ittifakla rivayet ettikleri bir kudsî hadis-i şerifte: "Ben namazdaki kıraati kulumla Kendi aramda bölüştüm, yarısı Bana ait, yarısı da ona; ve kuluma istediği verilecektir: Kul: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'a aittir." deyince, Azîz ve Celîl olan Allah: "Kulum Bana hamdetti!" der. اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ deyince, Allah: "Kulum Bana senâda bulundu." ferman eder. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ "O, din gününün, hesap gününün tek hâkimidir." deyince, Allah: "Kulum Beni tebcil ve tazîz etti (büyükledi)." buyurur. إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ "Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız." deyince, Allah: "Bu, Benimle kulum arasında bir taahhüttür. Kuluma istediğini verdim." iltifatında bulunur. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ "Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gazaba uğrayanların ve dalâlete düşenlerin değil." dediği zaman da Allah: "Bu, kuluma aittir ve ona istediği verilmiştir." buyrulmak suretiyle Fatiha'nın, kul ile Allah arasında taksim edildiği, sözlerin bazısı kul tarafından söylenirken Allah'ın kulunu muhatap alıp ona cevap verdiği anlatılır ki, bu bir mânâda Allah'la konuşmadan başka bir şey değildir.
    Binaenaleyh beyan, Allah'ın insana çok büyük lütuflarındandır ve mutlaka hakkı eda edilmelidir. Beyanın en önemli hakkı, insanı beyanla şereflendiren Allah'ı anlatmaktır.. evet insan, kendisine beyan kabiliyetini veren Rabbini tıpkı bir dellal gibi gezdiği her yerde anlatmak zorundadır. Bir dellala üç-beş kuruş verirler, o da pazarın her yerinde sabahtan akşama kadar dolaşır durur ve ona söylenen beş kuruşluk malı anlatır. Pazarlamacılar da aynı şeyi yaparlar; evlere gider, insanlara yüzsuyu döker ve mallarını pazarlamak isterler. Sonuçta satacakları iki tencere ve birkaç tabaktır. Aynı şekilde bizler de, bize, çok kolaylıkla yapılan işlere karşılık Cennetini verecek, Cemalini görmeye lâyık hâle getirecek ve gösterecek olan bir Sultanı, bize lütfettiği beyanın hakkını eda ederek anlatma konumundayız. Eğer bir gün yeryüzünde anlatılacak kimse kalmazsa, göklere merdiven dayayarak oradaki cinlere ve ifritlere de O'nu anlatma heyecanını yaşama sorumluluğu altında bulunmaktayız. Bir hak dostunun dediği gibi, zindanlara hapsetseler, orada kimse bulunmasa; onu ifritlere, zebanîlere anlatmaya çalışacak ve vefa borcumuzu eda edeceğiz.
    Konu, Cenâb-ı Hak insana nasıl bir lütufta bulunmuşsa, O'nun zâtına karşı o lütfu değerlendirmekle mukabelede bulunma meselesiydi. Evet, ancak bu şekilde mukabelede bulunulursa o lütfun şükrü eda edilmiş olur. Cenâb-ı Hak da o lütfunu burada ve öteki âlemde devam ettirir. Aksine, Allah'ın kendisine mal verdiği insan sadece o malın hakkını verse de, aklın, beyanın ve sıhhatinin hakkını vermediği takdirde, nankörlük yapmış olur. Eğer bir insan konuşamıyorsa, kalemi vardır. Böyle biri de kaleminin hakkını vermese; bir diğeri iyi düşünür ve fevkalâde fikrî kabiliyeti vardır, o da bunun hakkını vermezse, bu kimseler haksızlık yapmış ve Allah'a karşı nankörlük etmiş olurlar. Herkes, Cenâb-ı Hak, kendisine ne vermişse, o nispette bunlarla O'nun yolunda olmalı ve O'nu anlatmalıdır.
    Bir bişaret olarak şunu da söyleyebilirim: Bir insan diğer lütuflarla alâkalı bir şükür vazifesi yapmıyor da, sadece malî durumu müsait olduğundan malıyla yardım yapıyorsa, o da kendisine düşen vazifenin hiç olmazsa büyük bir bölümünü yerine getirmiş sayılır. Zekâtın dışında yardımlarda bulunuyorsa ki, malla yardım etmek ciddî bir fedakârlık, hasbîlik ve diğergâmlıktır ve bu çerçevede de Allah için vermenin fazileti çok büyüktür; hatta Efendimiz hadiste, "Cömertlik bir ağaç gibidir. Kökü Cennet'te, dalları ise dünyaya sarkmıştır. Her kim, o ağacın altında yaşar ve cömertçe davranırsa, er-geç o ağacın dallarından birine tutunur ve o ağacın kökünün bulunduğu Cennet'e yükselir." buyururlar. Bundan da anlaşılıyor ki, cömert bir insan, fâsık da olsa –inşâallah– sonunda Cennet'e girer. Yani bir insan, Allah'ı inkâr etmiyor, ama günahlara giriyor. Eğer cömertse, Cennet'e girer, deniyor. "Cimri, Cehennem'e daha yakındır." buyurarak cimri adam için de tehditkâr bir ifade kullanıyor Efendimiz. Bu itibarla diyebiliriz ki, cömertlik Allah'ın sıfatı olması itibarıyla, Allah, kendi ahlâkı ile ahlâklanan bir insanı Cehennem'e koymaz.
    Sıfatlar çok mühimdir; insanlar Allah'ın kendilerine lütfettiği sıfatların hakkını mutlaka eda etmelidirler. Şöyle ki: İşler hep Cenâb-ı Hakk'ın lütuflarına göre ayarlanmalı, dünya işleri de unutulup ihmale uğramamalı; mü'minler kendi memleketlerinde ticarî ve iktisadî hayatta kâfirlerin esiri ve zebunu olmamalıdırlar. Bu, İslâm'ın haysiyeti adına, önemli bir tavırdır. Kur'ân'dan anladığımıza göre Allah, kâfirlerin, mü'minler üzerinde sulta kurmasından hoşlanmaz.{Nisâ sûresi, 4/141.}
    Mü'min, her zaman dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, kendi devrinde yaşayan insanların önünde olmalıdır. O bunu yapacak ve hep öne yürüyecektir; bunu yaparken de hayatını tanzim edip düzene koyarak Allah'a ait hakları da ihmal etmeyecektir.
    Elhâsıl, mü'min, Allah'ın kendisine bahşettiği bütün kabiliyetleri O'nun yolunda kullanmalıdır; kullanmalıdır ki, bu kabiliyet ve nimetlerin hakkını eda etmiş olsun.

    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

  6. #46
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart

    Hakîkat


    26 Şubat 1324 (Mart 1909)
    Dini Ceride, No: 70

    Biz "Kalu Belâ"dan Cemiyet-i Muhammedîde (a.s.m.) dâhiliz. Cihetü'l-vahdet-i ittihadımız, Tevhiddir. Peyman ve yeminimiz, îmandır. Mâdem ki muvahhidiz, müttehidiz. Her bir mü'min, İlâ-yı Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakkî etmektir. Zira, ecnebiler, fünun ve sanayi silâhiyle bizi istibdad-ı mânevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve sanat silâhiyle, Îlâ-yı Kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilâf-ı efkâra cihad edeceğiz. Ama, cihad-ı hâricîyi, Şeriat-ı Garranın berâhin-i katıasının elmas kılınçlarına havâle edeceğiz. Zîra, medenîlere galebe çalmak iknâ iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedâileriyiz.
    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

  7. #47
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart

    Alıntı yunusyavuz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu başlıkda olmadı,imtihana aykırıdır,teklife aykırıdır.
    sanki imtihan olunmadan sadece,dünyayı imar etsinler diye yaratmıştır,

    demek çok yanlıştır..
    kafirden kasıt ebu leheb gibi küfür üzere ölen ve kafir olduğu Allah tarafından bilinen insanlar olsa gerek.. yoksa dediğiniz gibi en azgın zalim bile hidayete erebilir nazarıyla bakmalı ve hz. musanın(a.s.) firavna yaklaştığı gibi yaklaşmalı..
    Ayrıca " Mü'min ibâdına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vâhid-i kıyasî yapıp, âkıbetinde, müstehak oldukları Cehenneme teslim eder. " cümlesinden anlaşıldığı gibi ebediyyen cehennemi istihkak eden (ki bunu ancak Allah bilir-bildirir) kafirlerin yaratılışı yine tek bir sebebe bağlanmamalı..
    hem dünyanın üç yüzü vardır..
    Evet, o kafir, kendi terkibiyle, sıfatıyla Cenab-ı Hakça nev-i beşere takdir edilen nimetlerin tezahürüne, şuuru olmaksızın hizmet ediyor. Ve güzel masnuat-ı İlahiyenin mehasinini bila-şuur tanzim ediyor. Ve kuvveden fiile çıkartmakla garabet-i san'at-ı İlahiyeye nazarları celb ediyor. Henien(ne mutlu) bi-şuur celb etmeye gayret edenlere!!!
    ++üstad bir yerde "
    Eğer sende zerre miktar bu biçare millete karşı hamiyet varsa ve ulüvv-ü himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bâkiyeye davet eden azlara imdat etmek lâzım gelir. Yoksa, o az dâileri susturup çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun. " derken (ki anladığım kadarıyla başlığın tesmiye gayeside buydu), başka yerde de "Gayr-ı müslim reis olamaz, fakat hizmetkâr olur. " diyor, hem
    20.nci sözde "İşte, Kur'ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pîşdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi, o enbiyânın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir." diyor..

    ek:muhammedsaid'de her tarafı değiştirmiş arkadaş..beyan hürriyeti diye birşey vardı..
    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

  8. #48
    Ehil Üye Ararad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2013
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.545

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ey kâfirlerin çokluklar?ndan ve onlar?n baz? hakaik-i imaniyenin inkâr?ndaki ittifaklar?ndan telâşa düşen ve itikad?n? bozan biçare insan! Bil ki, k?ymet ve ehemmiyet, kemiyette ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana ink?lâp eder. ?nsan, baz? frenkler ve frenkmeşrepler gibi ihtirâsât-? hayvâniyede terakki ettikçe, daha şiddetli bir hayvâniyet mertebesini al?r. Sen görüyorsun ki, hayvânât?n kemiyet ve adet itibar?yla hadsiz bir çokluğu varken, ona nisbeten insan gayet az iken, umum envâ-? hayvânat üstünde sultan ve halife ve hâkim olmuştur.?şte, muz?r kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler, Cenâb-? Hakk?n hayvânât?ndan bir nevi habislerdir ki, Fât?r-? Hakîm onlar? dünyan?n imârât? için halk etmiştir. Mü'min ibâd?na ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onlar? bir vâhid-i k?yasî yap?p, âk?betinde, müstehak olduklar? Cehenneme teslim eder. ?şte, küffâr?n ve ehl-i dalâletin bir hakikat-i imaniyeyi inkâr ve nefyetmelerinde kuvvet yoktur. Çünkü, nefiy s?rr?yla, ittifaklar? kuvvetsizdir. Bin nefyediciler, bir tek hükmündedir. Meselâ, bütün ?stanbul ahalisi, Ramazan'?n baş?nda ay? görmediğinden nefyetse, iki şahidin ispat?yla o cemm-i gafîrin nefiy ve ittifak? sukut eder. Madem küfrün ve dalâletin mahiyeti nefiydir ve inkârd?r, cehildir ve ademdir; küffâr?n kesretle ittifak? ehemmiyetsizdir. Ehl-i hakk?n, hak ve sabit ve sübutu ispat olunan mesâil-i imaniyede, şuhuda istinad eden iki mü'minin hükmü, hadsiz o ehl-i dalâletin ittifak?na râcih olur, galebe eder. Mesnevi-i Nuriye, s. 133
    Maşaallah ...
    Hak ile iştigal etmezsen
    batıl seni istila eder...

    İ. Şafii.

  9. #49
    Müdakkik Üye Ali.ihsan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2019
    Mesajlar
    861

    Standart

    A'râf, 179. Ayet: Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Sivrisineğin Gözünü Hâlk Eden, Güneşi Dahi O Hâlk Etmiştir.
    By Bilal-i Sivasi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 17.01.09, 14:42
  2. Halk İdarecisinin Aynasıdır
    By Şahide in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.09.08, 10:06
  3. Bu Halk İslamiyet'i Hak Etmiyor!
    By sitem in forum Gündem
    Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 22.12.07, 17:31
  4. Üçüncü Halk İhtilali
    By PirMuhammed in forum Gündem
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 10.08.07, 03:17
  5. Kafirler,Dünyanın İmaratı(Tamiri)İçin Halk Etmiştir.
    By insirah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 01.08.07, 12:19

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0