+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Unsuru-l Hakikat 8.Mesele

  1. #1
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    44
    Mesajlar
    1.126

    Standart

    Ehl-i zahiri hayse beyse vartalar?na atanlardan birisi, belki en birincisi, imkânât?, vukuâta kar?şt?rmak ve iltibas etmektir. Meselâ diyorlar: "Böyle olsa, kudret-i ?lâhiyede mümkündür. Hem ukulümüzce azametine daha ziyade delâlet eder. Öyleyse bu vaki olmak gerektir."
    Heyhat! Ey miskinler! Nerede akl?n?z kâinata mühendis olmaya liyakat göstermiştir? Bu cüz'î akl?n?zla hüsn-ü küllîyi ihata edemezsiniz. Evet, bir zira' kadar bir burun alt?ndan olsa, yaln?z ona dikkat edilse, güzel gören bulunur!
    Hem de onlar? hayrette b?rakan tevehhümleridir ki, imkân-? zatî, yakîn-i ilmîye münafidir. O halde yakîniye olan ulûm-u âdiyede tereddüt ettiklerinden, lâ edrî'lere yaklaş?yorlar. Hattâ utanm?yorlar ki, mesleklerinde lâz?m gelir: Van Denizi, Sübhan Dağ? gibi bedihî şeylerde tereddüt edilsin. Zira onlar?n mesleğince mümkündür, Van Denizi düşâb ve Sübhan Dağ? da şekerle örtülmüş bala ink?lâp etsin. Veyahut o ikisi, baz? arkadaş?m?z gibi küreviyetten raz? olmayarak sefere gittiklerinden, ayaklar? sürçerek umman-? ademe gitmeleri muhtemeldir. Öyleyse, deniz ve Sübhan, eski halleriyle bakî olduklar?n? tasdik etmemek gerektir!
    Elâ! Ey mant?ks?z miskin! Neredesiniz? Bak?n?z. Mant?kta mukarrerdir, mahsûsattaki vehmiyat bedihiyattand?r. Eğer bu bedaheti inkâr ederseniz, size nasihate bedel tâziye edeceğim. Zira ulûm-u âdiye sizce ölmüş ve safsata dahi hayat bulmuş derecesindedir.
    Dördüncü belâ ki, ehl-i zahiri teşviş eder; imkân-? vehmîyi, imkân-? aklî ile iltibas ettikleridir. Halbuki, imkân-? vehmî, esass?z olan ?rk-? taklitten tevellüdle safsatay? tevlid ettiğinden, delilsiz olarak herbiri bedihiyatta bir "belki," bir "?htimal," bir "şekke" yol açar. Bu imkân-? vehmî, galiben muhakemesizlikten, kalbin zaaf-? âsâb?ndan ve akl?n sinir hastal?ğ?ndan ve mevzu ve mahmulün adem-i tasavvurundan ileri gelir. Halbuki, imkân-? aklî ise, vacip ve mümteni olmayan bir maddede, vücut ve ademe bir delil-i kat'îye dest-res olmayan bir emirde tereddüt etmektir. Eğer delilden neş'et etmişse makbuldür; yoksa muteber değildir.
    Bu imkân-? vehmînin ahkâm?ndand?r ki, baz? vehhamlar diyor: "Muhtemeldir, bürhan?n gösterdiği gibi olmas?n. Zira ak?l herbir şeyi derk edemez. Akl?m?z da buna ihtimal verir."
    Evet, yok; belki ihtimal veren vehminizdir. Akl?n şe'ni bürhan üzerine gitmektir. Evet, ak?l herbir şeyi tartamaz; fakat böyle maddiyat? ve en küçük hâdimi olan basar?n kabzas?ndan kurtulmayan bir emri tartar. Faraza tartmaz ise, biz de o meselede çocuk gibi mükellef değiliz.
    www.risaleara.com


    burda özet olarak ne anlat?lmak isteniyor yorumlar?n?z için Allah raz? olsun
    Konu MuhammedSaid tarafından (02.06.07 Saat 00:35 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Pürheves yunusniyazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    160

    Standart

    Oncelikle burada cogu kimselerin icine dustugu vartayi ve bir kismimizin da suphe nevinden akla getirdigi bir iki noktayi Ustad Hz.lerinin muhtesem bir uslupla anlatmis oldugunu soyleyeyim... Insan okurken tebessum ediyor...


    "Ehl-i zahiri hayse beyse vartalar?na atanlardan birisi, belki en birincisi, imkânât?, vukuâta kar?şt?rmak ve iltibas etmektir.

    ehl-i zahir denilen guruh, Ism-i Batin tecellisini hissedecek latifelerini kullanmayi bilmeyen bir guruhtur...

    Meselâ diyorlar: "Böyle olsa, kudret-i ?lâhiyede mümkündür. Hem
    ukulümüzce azametine daha ziyade delâlet eder. Öyleyse bu vaki olmak gerektir."
    Heyhat! Ey miskinler! Nerede akl?n?z kâinata mühendis olmaya liyakat göstermiştir? Bu cüz'î akl?n?zla hüsn-ü küllîyi ihata edemezsiniz. Evet, bir zira' kadar bir burun alt?ndan olsa, yaln?z ona dikkat edilse, güzel gören bulunur!
    "

    Bu insanlar kainatta imkanat ile vakiyi karistiriyorlar... Bunlar inancsizlar falan degil... Ustadin muhakematta hitab ettigi kimseler bil akis muslumanlardir... Cunku eserin bir diger adi da saykal-ul islamdir...

    Muslumanlar muhatap... bunlara biz dahi giriyoruz... Mesela derler ki; Kudret-i Ilahi herseye yeter... O halde insanlarin burunlarini altindan da yaratabilir... Hem altindan olmasi burunu daha guzel yapmaz miydi?
    dusunsenize parliyor ve guzel bir sari... Demek bu daha azametlidir, daha guzeldir.. o halde boyle olmasi gerekir... Peki neden altindan yaratilmamis???
    vartayi gordunuz mu?

    Husn-u kulliyi insan akli ihata edemeyebilir... bu mesele yakin ve imkan ilimleri arasindaki farka dayanir ki zaten Ustad devaminda bunu anlatiyor...

    Konu MuhammedSaid tarafından (02.06.07 Saat 00:45 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Pürheves yunusniyazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    160

    Standart

    Abi bu mesele gercekten uzun...
    Dusundum de aciklamaya kalksam sayfalarca yazmak gerek...

    Ustadimizin hususan muhakemattaki sozleri ziplenmis veciz sozlerdir... acmaya kalkinca altindan hazineler cikiyor...

    Siz bir cumle sorsaniz o cumleyi size bir kac paragrafta ozetleyebiliriz ama bu anlatilan yerde 10dan fazla nokta var...



  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart



    siz herbir noktayı teker teker açıklayrsanaz ,çok sevinirim.


    uzun olması önemli değil.


    ben okudumda fazla anlamadım yardımcı olur musunuz yunusniyazi kerdeşim..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Pürheves yunusniyazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    160

    Standart

    Hem de onlar? hayrette b?rakan tevehhümleridir ki, imkân-? zatî, yakîn-i ilmîye münafidir. O halde yakîniye olan ulûm-u âdiyede tereddüt ettiklerinden, lâ edrî'lere yaklaş?yorlar. Hattâ utanm?yorlar ki, mesleklerinde lâz?m gelir: Van Denizi, Sübhan Dağ? gibi bedihî şeylerde tereddüt edilsin. Zira onlar?n mesleğince mümkündür, Van Denizi düşâb ve Sübhan Dağ? da şekerle örtülmüş bala ink?lâp etsin. Veyahut o ikisi, baz? arkadaş?m?z gibi küreviyetten raz? olmayarak sefere gittiklerinden, ayaklar? sürçerek umman-? ademe gitmeleri muhtemeldir. Öyleyse, deniz ve Sübhan, eski halleriyle bakî olduklar?n? tasdik etmemek gerektir!

    Ustad Hz.leri burada bir miktar septizm'den etkilenmislerielestiriyor... Yalniz burayi anlayabilmek icin once yakin nedir bilmek lazim....
    Yakin denilen seyin en basit tarifi aksine ihtimal vermeyecek derecede inanmak demektir... Bu kavram ve tanim suphecilik akimini susturuyor...
    Cunku septikler, butun bilgi kaynaklarini ayni derecede ve ayni guvenilirlikte degerlendirdiklerinden dolayi isbat-i mutlak bunlara karsi olamiyor ve hicbir seyin tam olarak isbatlanamayacagini dusunuyorlar...
    Halbuki yakin kavramini devreye sokarsaniz bazi bilgi kaynaklari veya bazi bilgi siniflari vardir ki onlar kesindir, aksine ihtimal verilemez...
    Bu kavram ile yeni bir ontolojik bakis kazaniyoruz ki bunun ile butun kainati celiskisiz ve "self-consistent" olarak tanimlayabiliriz...

    Simdi burada bir ince nokta daha var:
    subhan daginin sekerle kapli olmasi Kudret-i ilahiye munafi degildir... El Hakk... Lakin insanin akli su kainata muhendis tutulmadigindan dolayi diger kanun ve nevamise aykiri oldugunu bilemeyebiliyor...
    Halbuki bu yakin-i ilmiye munafidir.
    Cenab-i Hakkin Hikmeti, Iradesi, Kudreti, ilmi, Rahmeti gibi cok isim, sifat ve suunatlari var ki onlarin marifetlerine eren insan, kainatta olup bitenler hakkinda yakini ilme sahip olur...
    Kainatta muhtesem bir saltanat var. Kure-i Arzda Cenab-i Hakkin mahlukatin tedbirine medar olan 4 arşi var:
    1. su fazl ve rahmet arsi,
    2.hava emir ve irade arsi,
    3.toprak hifz ve hayat arsi,
    4.nur da ilim ve hikmet arsidir...

    Bazi seylerde birinin hukmu digerine galebe ederken, diger seylerde oburu one gecebiliyor...
    Bundan dolayi imkan-i zati, haricte vucud bulmak zorunda degil, hatta Kemal tecellisi ile kamil olan olacagindan dolayi olmaz da...

    Burada en muhim nokta ise, Ustad Hz.lerinin Risale-i Nur'un envai yarinde kullandigi isbat metoduna karsi felsefeden gelebilecek itirazlara karsi verilmis guzel bir cevap olmasidir...

    Bir misal:
    bir koy muhtarsiz olmaz olamaz, nasil olur boyle muhtesem ve intizamli bir kainat sahipsiz olabilir?

    Bu bir isbattir. Ama imkan-i zati elverir ki, bir koy muhtarsiz da olabilir... Iste bu paragraf ile Ustad hz.leri boyle gelebilmesi muhtemel itirazlarin onunu kesmis oluyor...

    Sadakte ve bil hakki natakte ya hazret-i ustad...
    Konu MuhammedSaid tarafından (02.06.07 Saat 00:45 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 5.Şua 15.Mesele
    By yurekten_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 22.01.09, 17:38
  2. İhya-ı Arz ve Toprak Unsuru
    By insirah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.05.08, 21:25
  3. Nur Unsuru
    By yakzan in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 14.04.08, 16:40
  4. İlk Mesele??
    By tevhid in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.09.07, 20:28
  5. 11.Şua, 7.Mesele
    By LeMaLaR in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.07.06, 15:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0