+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 11 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 103
Like Tree1Beğeni

Konu: Kalbin Kasaveti?

  1. #11
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Kalp kumandan,
    letaif askerleri,

    kumandandan oluşan az s?k?nt?,askerleri tümden etkiler..
    Konu MuhammedSaid tarafından (02.06.07 Saat 22:15 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #12
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    kumandan iyise askerlerde iyidir.
    kumandan hastasa askerlerde hastad?r.

    kumandan maddeye yönelse,askerlerde maddeye yönelir.

    kumandan nede fani olsa askerlerde onda fani olur.
    Konu MuhammedSaid tarafından (02.06.07 Saat 22:15 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #13
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart



    kumandan olan kalb,sadece zikirle tatmin oluyor?


    zikiri ne manada düşünürsen düşün?


    neden ;çünkü ayinei sameddir kalb.


    peki ayinei samed ne demektir?
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #14
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Hazer Et..!!
    Madem öyledir,,,,,,
    hazer et,,


    dikkatle bas, ,

    batmaktan kork. .!

    Bazen dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of, of" deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun.


    Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin o zerrecikte yerleşir.

    En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun.

    --------- ---------------------


    Bir lokma,

    bir kelime,

    bir dane,

    bir lem'a,

    bir işarette,

    bir öpmekte :::::::: BATMA.....!
    ------------ -----------------

    ?::::BU Batmaklar Nasıldır:::::?
    Haram lokma
    Hz. Ebu Bekir’e kendisine her gün yemeğini getiren hizmetçisine her defasında yemeği nereden getirdiğini, hangi yolla tedarik ettiğini soruyordu.
    Bir defasında sormayı unutur. İhtimal uzun zamandır açtır. Lokmayı ağzına koyduktan sonra aklına gelir ve hizmetçisine yemeği nereden temin ettiğini sorar. Hizmetçisi şöyle cevap verir: “Ey Allah’ın peygamberinin halifesi! Ben cahiliye devrinde arraflık (gaipten haber veren, kahin, falcı) yapıyordum. Halk bunun karşılığında bana para veriyordu. O dönemlerde yaptığın arraflıktan dolayı birisinden alacağım vardı. Onu aldım ve bu yemeği onunla yaptım.” Bunu duyan Hz. Ebu Bekir’in birden rengi atar, elini gırtlağına kadar götürürek midesinde ve gırtlağında bulunan şeyleri dışarıya çıkarır. Onun bu hassasiyetini gören Sahabi, “Ey Allah’ın Peygamberinin halifesi! Bu kadarı fazla değil mi? Ne diye kendine bu kadar ızdırap veriyorsun?” diye sorar. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verir: “Ben Rasul-ü Ekrem’den işittim. O (sallallâhu aleyhi ve sellem) vücudunda bir tek haram lokma bulunan bir insanın ancak cehennemle temizleneceğini buyurmuştu.”

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  5. #15
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Mümin bir kimse her şeyden önce helâl ve temiz olan şeyleri tüketmek zorundadır. Yediği veya kullandığı şeylerde maddî ve manevî bir kir bulunduğu takdirde yaptığı ibadetlerin kabul edilmeyeceğini Hz. Peygamber haber veriyor. Esasen Kur’an’ın ifadesine göre, ta Hz. Âdem’den beri bütün peygamberler helal ve temiz şeylerin yenmesi emredilmiştir. Allah Teâlâ,

    “Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, faydalı iş işleyin. Doğrusu ben, yaptığınızı bilirim.”

    “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yeyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır” buyuruyor.


    Dini bir terim olarak helâl şer’an izin verilmiş olan, hakkında yasaklama veya kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dini hukukî hükmünü ifade eder. Mubah ve caiz gibi terimlerle de ifade edilir; mükellefin yapıp yapmamakta muhayyer bırakıldığı davranışları belirtmek üzere kullanılır. Tayyib ise aklıselim sahibi, dengeli, erdemli, temiz tabiatlı her insanın beğendiği, hoşlandığı, temiz, güzel, iyi ve yararlı şeyler için kullanılır.


    Nitekim Allah Teâlâ,



    “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin; eğer kendisine kulluk ediyorsanız”
    buyurmuştur.



    İlim ve amel tahsili, nefsin takva üzere olarak ukubet ve azaptan muhafazası için yemek yemeli, yoksa hıfzıssıha kanunları hilâfına hayvanlar gibi her istediğini yesin diye nefsi başıboş bırakıvermek değildir. Çünkü yemek dinin zeriası, ikame ve muhafazasına bir vesile ve aletidir. Şu halde, her erkek ve kadın yiyeceği yemeği helalinden kazanıp, şeriatın mizanı ve ölçüsü üzerine, sünnet ve adabına riayetle yemeli ve böylece midesini haram ve şüpheli şeyleri yemekten de muhafaza etmelidir.



    Helâlinden Yemeye Dikkat Etmek



    Allah yolunda yürüyen ve O’na vuslatı arzu eden kimselerin yemelerinde, içmelerinde dikkat edecekleri birçok vazifeleri vardır. Kazancını helâlinden yaparak; helâl maldan başka ağzına bir şey almamaktır. Çünkü haram ve şüpheli şeyleri yemekle yapılan ibadetler buz üzerine bina kurmak gibidir.



    Abdüllah b. Abbas (r.a) buyurmuştur ki:



    Midesinde haram bir şey bulunan kulun ibadetini Allah kabul buyurmaz. !



    Vüheyb b. el-Verd (r.a) de şöyle buyurmuşlar:



    Karşındaki şu direk gibi oluncaya kadar oruç tutup, namaz kılsan bile midene giren rızkın helal olup olmadığına dikkat etmezsen, ibadetinin faydasını göremezsin.



    Süfyanı Sevri (k.s) diyor du ki:



    Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helallığı nisbetindedir. Şu zamanda sofralarında helal ekmek bulunduran aileler cidden çok azalmıştır!



    Abdüllah b. Abbas (r.a) diyor ki:



    Bir mü’min için helalinden kazanmak, bir dağı diğer dağın yanına götürmekten daha güçtür.



    İmami Şarani (r.a) diyor ki.



    Haramla gıdalanan bir kimseden ancak haram işler sadır olur. Şüpheli şeylerle gıdalanan kimseden de şüpheli işler zuhur eder. Hatta haramdan gıdalanmış bir kimse, Allah’a ibadeti taatte bulunmak istese, buna gücü yetmez.



    İbrahim b. Ethem (k.s) :



    Ekseriye akşama kadar çalışır, akşam ücretini verdikleri zaman bir düşünür ve arkadaşlarına: Patronun benden istediği işi bihakkın yerine getirememiş olmaktan korkuyorum. Der, sonra ücretini terk ederek o geceyi karnı aç olarak geçirirdi. O, kalbin huzuru İlahiyeden ayrılmamasını, helalinden olmak şartıyla, sanatkârlıkta görüyordu, Huzur bulunmaksızın yaptığı işlerin ücretini almıyordu, O diyordu ki. Ben ibadet edici bir adama rastladım. Namaza ağır kalkıyordu. Bir nazar kıldım idi. Bir de ne göreyim; Adamın ağır davranması gıdasının temiz olmayışındanmış. ! Eğer helal yemiş olsaydı, bu ağırlık hâsıl olmazdı.



    Adamın biri, Süfyanı Sevri’ye:



    Efendim, namazda birinci safta bulunmanın faziletini bize anlatır mısınız? Demiş.

    O şu karşılığı vermiştir:

    Kardeşim sen, ekmeğini nereden kazanıyorsun, ona bak! Sen helalinden gıdalan da, namazını hangi safta dilersen orda kıl. Bu hususta sana bir güçlük yoktur.



    Seriyy-İ Sekati (Ra) diyor ki:



    Kurtuluş üç şeydedir;

    1-Hidayetin yolu.

    2-Takvanın kemali.

    3-Gıdanın helali



    Helal Lokma



    Helâl lokma insan vücuduna sıhhat, afiyet, kalbe sürur ve ferah, ruha ise kuvvet ve kudret verir. Haram lokma ise vücuda maddî sıhhat verirse de nefse kuvvet, ruha zafiyet, kalbdeki iman nurunu azaltarak kasvet verir. Kasveti kalb sahibi insan ise zulmette kalarak hakikatten uzaklaşır. Bir nebatın yetişmesinde temiz su veya kurumasında kireçli su ne ise. Veya bir motorlu vasıtanın çalışmasında saf, temiz benzin ve yağı. Veya çalışmamasında da kirli ve temiz olmayan benzin ve yağı ne ise; insan vücudunda da helâl ve haram lokma öyledir. Onun için her mümin ağzından içeri giren lokmasına son derece ve titizlikle dikkat etmelidir. Bilhassa şüpheli olan şeylerden sakınarak korunmalıdır.



    Kalbin muhafazası bütün azaların muhafazasına ve bütün azaların muhafazası da midenin muhafazasına bağlıdır.



    Üstad Ebû Cafer (k.s) der ki:



    Mide öyle bir uzuvdur ki o aç olursa diğer aza tok olur; Yani azgınlık göstermez, insanı kötülüğe sürüklemez. Eğer o tok olursa diğer aza aç olur; yani insandan her şeyi ister ve onu kötülüğe sevk eder.



    Kısaca insandan zuhur eden iyi-kötü her hareket mideye inen gıdaların eseridir. Ona giren haramsa, çıkan da haramdır. Giren helalse çıkan da helaldir. Giren lüzumsuz şeylere, çıkan da lüzumsuz şeylerdir. Gıdalar birer tohum, mide de tarladır. Oraya ne ekersen onu biçersin.



    Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki:



    “Helâl nafaka aramak, her müslümana farzdır.”

    “Kırk gün helâl yiyenin kalbini Allah nurlandırır ve hikmet gözlerini kalbinden lisanına akıtır.”

    “Helâl yemek ye, duan kabul olsun”



    Ali b. Şahap:



    Duyduğuma göre; helal yoldan alınan gıda ile gelişen bir bedeni katiyyen toprak eritmez. Çürütmez. Yemez.



    Mevlânâ Celaleddin Rûmî (k.s) der ki:



    Mümine nur ve kemal artıran lokma helal kazançtan elde edilen lokmadır. İlmi hikmet helal lokmadan doğar. Aşk ve rikkat helal lokmadan hâsıl olur. Ağıza alınan helal lokmadan büyüklere hizmet, ahiret ve gönül âlemine hicret meyli doğar. Eğer sen, ekmek anbarı olan mideni boş bırakırsan, orasını kıymetli büyüklük incileriyle doldurursun. Yani; Maarifi İlahiyye ve tecelliyatı rabbaniye ile dolarsın. !



    Ali Bülbüli:



    Yemek cinsinden, sana getirilen şey Allah’ın bir nimetidir. Onun sofrasındandır. Gönderene tazim ederek onlardan ye. Sakın ha: Vera yönüyle, şeriat terazisini elinden bırakmayasın, sonra helâk olursun.



    Haram Lokma



    İbrahim Düsuki (rh. a.) buyurdu ki:



    Haram yemek var ya. İşte o: Ameli tevkif eder; durdurur. Yükselmesine engel olur. Dini yönden de, sahibini küçültür, ufaltır, kıymetsiz düşürür. Kısacası değersiz eder.



    İmamı Kerhi (k.s) der ki:



    Oruç tuttuğun zaman akşam ne ile kimin yanında iftar ettiğine ve kimin yemeğini yediğine dikkat et. Nice kişiler vardır ki: Yedikleri bir yemek onların kalplerini çevirir. İbadet edemezler. Nice kişiler vardır; Yedikleri yemek yüzünden gece ibadetinden mahrum kalırlar. Gene nice kişiler vardır ki gözlerinin bir bakışı onları Kur’an okumaktan alıkor.



    Abdülkadir Geylani (k.s) buyurdu ki.



    Ey Hak kapısının hizmetçisi! Haram yemek kalbi öldürür. Helal lokma ise kalbi diriltir. Öyle ki: Bir lokma orayı aydınlatır. Diğer bir lokma; orayı karartır. Bir lokma seni dünya ile meşgul kılar. Bir lokma da var ki: Seni hem dünya, hem de ahiret konusunda zahid yapar. Diğer bir lokma da var ki: Seni bu ikisini yaradana çevirir; O’na olan rağbetini artırır.



    Haram nesne seni ekseri dünya ile oyalar; günah ve isyanları sana sevdirir. Mubah olan nesneler ise, seni ahiretle meşgul kılar, ibadet ve taatı sana sevdirir. Kısacası helal lokma kalbi mevlaya yaklaştırır. İşte bütün bu lokmalar ancak Hakk’a olan marifetle bilinebilir. O’na olan marifet ise; kalb ile olur, onun manevî havası orada esmeye başlar; kâğıt üzerinde değil.



    Sen ne yiyip içtiğine, ne giyinip nikâh ettiğini ve bütün bunların nereden, ne yolla ele geçtiğini dikkatle incelemedikçe Hakk’ı nasıl bilebilirsin? Yani; O’nun hakkında lâyıkıyla marifet sahibi nasıl olabilirsin?



    Peygamber (s.a.v):



    “Yiyecek ve içeceğin nereden geldiğine aldırış etmeyen kimseyi Cenab-ı Allah cehennemin hangi kapısından içeri sokacağına pek bakmaz.”

    “Âdemoğlu karnından daha fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokma nesine yetmez. Behemhal fazla yemek mecburiyetinde ise karnının üçte birini yemeğe ve üçte birini içeceği suya ve üçte birini de nefesine ayırmalıdır” buyurmuştur.



    Sehl (k.s) der ki:



    Haram lokma yiyenin azaları (bilsin, bilmesin. . İstesin, istemesin) isyan eder. Yediği helâl olan kimsenin ise azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işler yapmağa muvaffak olur.



    Lokman oğluna hitaben:



    “Yavrum mide dolarsa fikir uyur. Hikmet sağır olur, bütün aza ibadetten geri kalır” buyurmuştur.



    Mü’minun 23/51.

    Bakara 2/168.

    Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir 1/161–162.

    Bakara 2/172.

    Tenbihul Muğterrin S. 57.

    Taberani “ Evsat” ından, Enes (r.a) den.

    Ebû Naim “ Hilye” de-Ebû Eyyub (r.a) den-İbni Adiy’de Ebû Musa (r.a) den.

    Taberani “ Evsat” ında İbni Abbas (r.a) den.

    ed Düresüs Seniyye-Fil Mevaızı Geylaniye.

    Tirmizî-R. Salihin 1/412.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  6. #16
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    bir kelime,

    Küfür lûgatta, örtmek ve nimeti inkâr etmek mânâlarına gelir. Dinî anlamda ise, imân edilmesi gereken şeylere imân etmemek ve İslâm'ın imân esaslarına inanmamaktır. Üç çeşittir:
    1- Cehl-i Küfür: Bir kimsenin, Allah'ın (CC) varlığını ve sıfatlarını cahilliği sebebiyle bilmemesidir.
    2- İnadî ve İnkârî Küfür: Kişinin Allah'ın varlığına, inat ve inkârından dolayı imân etmemesidir.
    3- Hükmî Küfür: Allahü teâlâ'nın ve Resûlullah'ın tekzîb alâmeti olarak bildirdikleri işleri yapmak veya sözleri söylemek, şer'ân imân edilmesi gereken şeylerle alay etmek suretiyle İslâm dairesinden çıkmaktır. İnsan, bilmeden söylediği bir söz veya yaptığı bir hareketten dolayı dinden çıkar, bunun farkına da varmaz. Halk arasında küfür sözleri yaygın olduğundan, bunu olağan bir şey zanneder; kendisini küfre götürdüğünü bilmez, mü'min olduğu zannıyla kurtuluş çarelerini de araştırmaz. Bu derece tehlike arzeden bir konuda titiz ve bilgili olmak, her müslümanın vazifesidir.
    İnsanı küfre götüren hâller ve sözler:
    • Allahü teâlâ'yı (CC), Zât'ına uygun olmayan bir şekilde vasıflandırmak. "Allah bize zulmediyor", "Allah beni mi görüp duyacak?", "Beni burada Allah bile göremez" ,"Bu işe Allah'ın gücü yetmez" vs. gibi...
    • Allah'ın isimleriyle, emirleriyle alay etmek. "Ben Allah, mallah tanımam", "Namaz da neymiş sanki" gibi...
    • Allah'ın Cennet'le mükâfatlandıracağı, Cehennem'le azâb edeceği va'd ve vaîdlerini) inkâr etmek.
    • "Allah'ın ortağı vardır", "Allah'ın eşi, oğlu, kızı vardır" demek.
    • Allah'a cahillik nisbet etmek.
    • "Allah'ın eli uzundur" diyerek, Allah'ın bizim elimiz gibi eli olduğunu kas-detmek. Bununla Allah'ın kudreti kasdediliyorsa, küfür olmaz.
    • Allah'a mekân izafe etmek. "Yukarıdaki" vs. gibi.
    • "Allah'tan korkmaz mısın?" denildiğinde, öfkeyle "Korkmuyorum" demek ve bu sözde ciddî olmak.
    • Gaybı bildiğini iddia etmek.
    • Birisi için "O’nun hakkından Allah bile gelemez, ben nasıl geleyim?" demek.
    • "Allah'ım, bana rahmetini vermek hususunda cimrilik etme!" demek.
    • Herhangi bir şey için, "Allah'ın işi kalmamış da, bunlarla mı uğraşıyor?" demek.
    • "Allah falan kuluna bu kadar zenginlik veriyor da, bana niçin vermiyor; böyle adalet olur mu?" demek.
    • "Ben sevap ve azâbtan uzağım" demek.
    • Ölen kimsenin ruhunun, başka birine geçtiğine inanamak (Tenasüh nazariyesi)
    • Allah'ın ruhunun, birisinin içine girdiğine (hulul) inanmak.
    • "Ben Allah'ı uyanıkken gördüm", "Ben Allah'tan vahiy alıyorum" demek.
    • Kur'ân-ı Kerim'den - tek bir âyet de olsa - inkâr etmek veya alay etmek.
    • Kur'ân'ı kirli ve pis yerlere koymak, tahkir için yere atmak veya ayak altına almak.
    • Kur'ân'a kendiliğinden ilâveler yapmak, eksiltmek veya bazı âyetleri değiştirmek.
    • Kur'ân'ı müzik âletleri eşliğinde okumak.
    • Peygamberlerin bir kısmını veya nebîliği sabit olan bir peygamberi inkâr etmek.
    • Hz. Peygamberin (SAV) son peygamber olduğuna inanmamak.
    • Peygamberlik iddiasında bulunmak.
    • Peygamber’in (SAV) sünnet veya hadîslerini hafife alıp, alay etmek.
    • Peygamberlere sihirbazlık vs. isnâd etmek.
    • Peygamber’e (SAV) sövmek. (Bunu yapan kimse mürteddir, tevbesi kabul olmaz.)
    • Kıyâmet'i, öldükten sonra dirilmeyi, kabir azabını, cennet ve cehennem'i inkâr etmek.
    • "Sensiz cennet'i istemem", "falan kimseyle cennet'e bile girmem", "Allah bu işten dolayı bana cenneti verse, istemem" demek.
    • Hiristiyan ve yahudilerin azâb göreceklerini kabul etmemek.
    • Zikirle alay etmek.
    • Haram olan bir işe, meselâ şarap içmeye "Bismillah" diyerek Allah'ın adıyla başlamak.
    • Namazın farz olduğunu inkâr etmek.
    • Bilerek veya alay konusu olsun diye, Kabe'den başka bir yöne doğru namaza durmak.
    • Abdestsiz-olduğunu bilerek namaz kılmak.
    • Ezanla alay etmek, hakaret etmek.
    • Din âlimlerini hafife almak, sövmek, kıyafetleriyle alay etmek.
    • "Ben şerîat tanımıyorum", "Benim şeriatla işim yok", "şerîat ve benzeri şeyler beni tatmin etmez, nazarımda hükmü yoktur" demek.
    • Dinî ilimleri hafife almak. "Bu bilgiler neye yarar, kime fayda vermiştir?" vs. gibi sözler söylemek.
    • Kâfirlerin, İslâm'a uymayan dinî görüş ve hareketlerini beğenmek. Onların kutsal törenlerine katılmak, onlara benzemeye çalışmak.
    • Bir insanın zâtı ve rızası için kurban kesmek. (Bu şekilde kesilen kurbanın eti de haramdır. Misafire ikram niyetiyle kurban kesmek sünnettir.)
    • İbâdet maksadıyla insana secde etmek. (Secdeye müsaade eden de küfre girer. Bu secde, selâm maksadıyla olursa haramdır.)
    • Alay ve şaka maksadıyla, küfre götürecek sözler söylemek.
    • Şaka da olsa, küfre götürecek sözleri, başkasına telkîn etmek.
    • Haramı helâl, helâli haram kabul etmek. (Bu hüküm, haram veya helal oluşu kesin olan veya kesin delillere dayanan şeyler içindir.) Kesin haram olan şevleri hafife almak.
    • "Müslüman değil misin?" denildiğinde, "Değilim" demek.
    • Yemeğe sövmek.
    • Günahlarından ötürü "Ahirette hesaba çekileceksin" diye kendisini ikâz eden kimseye, "Oraya gidip gelen var mı, kim haber veriyor?" demek.
    • Ölen kimse için "Allahü teâlâ, vakitsiz canını aldı" demek.
    İrtidâd eden kimse için hüküm nedir?
    Böyle bir kimsenin, hayatı boyunca işlemiş olduğu amelleri bâtıl olur. Evli ise, nikâhı düşer. Bu kimsenin uhrevî cezası, ebedî olarak Cehennem'de kalmaktır. İrtidâd eden kimse, kurtuluşu için şunları yapmalıdır: Öncelikle, girmiş olduğu küfürden vazgeçmesi gerekir. Sonra Kelime-i Şehâdet getirmelidir. Nikâhını tazelemelidir. Bunlar, "Tecdîd-i imân" ve "Tecdîd-i nikâh"tır. Böylece yeniden müslüman olmuş olur. Bu kimse daha önce hac yapmışsa, haccını tekrar etmesi gerekir. Namaz ve oruçlarını kaza etmez.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  7. #17
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    bir dane,


    Haram Mallar

    Müslüman kişi bilecek ki, dinimizin haram kıldığı şeylerin ticareti de, yani alınması da satılması da haramdır: İçki ve domuz gibi. Hattâ Resûlüllah, içki ile ilgili olarak on tane haram veya haram işleyen kişi sayar: Şarap yapmak üzere üzümün suyunu sıkan ve sıktıran, kendisine sıkılan, şarabı taşıyan, kendisine taşınan, şarabı (bizzat veya vekaleten) satan, kendisi için satın alınan, şarap ikram eden (sâki), kendisine ikram olunan, şarabın bedelini yiyen.” (Tirmizî, Büyû, 59; İbn Mâce, Eşribe, 6)
    Haram, sâdece malın aynı (bizzat kendisi) itibariyle haram olan maddî şeylerden ibaret değildir. Gayr–ı meşru, meselâ rüşvet, gasp, hırsızlık gibi yollardan kazanılan mallar da haramdır. Bu yollarla elde edilen malların satışı da haramdır. Nitekim şu hadis–i şerif, bu konuda uyarıcıdır: “Kim çalıntı bir malın çalıntı olduğunu bildiği halde satın alırsa, bu kimse, bu fiilin ayıbına da günahına da aynen iştirak eder.” (Feyzu’l–Kadîr, 6/64).
    Son iki hadis, harama götüren ve ona zemin hazırlayan dolaylı sebepler konusunda da ne kadar dikkat edilmesi gerektiğini gösterir. Ayrıca sonuncu hadis, haram ve helâl konusundaki duyarsızlığı, insanlığın sonu demek olan kıyametin sebeplerinden biri olarak gösterir: “İnsanlar öyle bir zamanda yaşayacaklar ki, o vakit kişi, bir mal aldığı zaman haram mı, helâl mi diye endişe duymayacak.” (Buhari, Büyû, 7; Nesâî, Büyû, 2)

    Şüpheli Şeyler

    Resûlüllah (s.a.s.), mü’minlere sadece haramdan kaçınmayı değil, şüpheli şeylerden de kaçınmayı emretmiştir. Şurası muhakkak ki, dâîmî bir gelişme içinde olan hayat şartları, haram mı helâl mi olduğu belli olmayan yeni şeylerle karşılaşmamızı kaçınılmaz kılar. Bu durumlarda, bir nevi yetkisiz içtihat sayılacak bir hükme gitmektense ihtiyatlı davranmak, Resûlüllah tarafından, esas kılınmıştır: “Haram şeyler bellidir, helal şeyler de bellidir. Bir de haram mı helâl mi olduğu belli olmayan şüpheli şeyler vardır. Bu durumlarda şüpheye düştüğün şeyden, şüpheyi kaldıran kesin bir bilgiye ulaşıncaya kadar uzak dur.” (Buharî, Büyû, 2–5; Tirmizî, Kıyamet, 60)
    Kaydettiğimiz hadis, ticaretle ilgili bir şüpheye temas etmiyor ise de, buna ticarî meselelerin de dahil olduğuna, Buharî’nin bu hadisi, Buyû (alışveriş) bahsinde kaydetmesi yeterli bir delildir. Günümüzde ortaya çıkan çeşitli banka muameleleri, alışveriş şekilleri, pek çok suiistimallerin kaynağı olan sigorta sistemleri, kredi kartları ve bunların tanıdığı haklardan istifade vs. hangi şartlarda helâl, hangi şartlarda değil kuşku kaynağıdır. Böyle hususlarda, kanun cevaz veriyor diye bir kısım eylemlere girmek kişiyi yanlışlığa atabilir; dolayısıyla bu tür muamelelerde vicdanın sesi de dinlenmelidir. Kuşku duyulan hususlarda, güven veren kişi ve kuruluşlardan net cevap alınmadıkça ihtiyatta kalınmalıdır. Nitekim Resûlüllah, “Müftüler fetva verse de kalbine sor.” “Günah kalbin titremesidir.” buyurmuştur. (Dârimî, Büyû, 2; Müsnedu Ahmed, 4/228)

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  8. #18
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    bir lem'a,

    ilhamı, vahiy gibi zanneder ve ilhamı vahiy nevinden telâkki eder, vartaya düşer. Vahyin derecesi ne kadar yüksek ve küllî ve kudsî olduğu ve ilhâmat ona nispeten ne derece cüz'î ve sönük olduğu, On İkinci Sözde ve i'câz-ı Kur'ân'a dair Yirmi Beşinci Sözde ve sair risalelerde gayet katî ispat edilmiştir. Yirmi dokuzuncu mektub..

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  9. #19
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    bir işarette,



    Buna dair bir düstur-u hakikati beyan etmek lâzım. Şöyle ki:
    Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi hukukullah sayılan "hukuk-u umumiye" namıyla iki nevi hukuk var. Öyle de, mesâil-i şer'iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara "şeâir-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku cihetiyle, umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeâirin en cüz'îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum Âlem-i İslâma taallûk ettiği gibi, Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler, düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler! Yirmi dokuzuncu mektub.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  10. #20
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    bir öpmekte


    Gerek erkek, gerekse kadın, mü'minlerin karşılaştıkları zaman selâmlaşmaları, hal-hatır sormaları, musafaha yapmaları, tokalaşmaları, kucaklaşmaları, birbirlerine güleryüz göstermeleri İslâmî kardeşliğin bir icabıdır. Bu davranışların tamamı sadakadır ve ibadettir.

    Bir hadiste Peygamberimiz musafahanın faziletini şöyle anlatırlar:

    "İki Müslüman karşılaşıp musafaha yaparlarsa, Cenâb-ı Hak, onlar ayrılmadan her ikisinin de günahını bağışlır.(1)

    "Peygamberimizin bu hususta nasıl hareket ettiğini de Hazret-i Ebû Zer'den öğreniyoruz. Müslümanlar kendisi ne sorarlar:

    "Resul-i Eklemle (a.s.m.) karşılaştığımz vakit sizinle musafaha yapar mıydı?"

    Bu sual üzerine Hz. Ebû Zer (r.a.) kendi başından geçen nurlu bir hatırayı şöyle anlatır:

    "Resul-i Ekrem Efendimizle (a.s.m.) karşılaşıp da musafaha etmedimiz hiç vaki değildir. Her karşılaşmada musafaha ederdi. Beni bir gün evden çağırtmıştı. O gün evde yoktum. Eve geldiğimde haber verdüer. Hemen huzuruna vardım, divanın üzerinde oturuyorlardı. Beni görünce ayağa kalktı ve kucakladı. Bu manzara benim için çok, hem çok güzel bir şeydi."(2)

    Karsılaşınca musafaha yapmak, kucaklaşmak Peygamberimizin hem sözlü, hem de fiilî bir sünnetidir. Peygamberimizin sünnet olan bu hareketini mutlaka erkekler tatbik edecek diye bir kaide yoktur. Bu sünneti mü'min erkekler yapabildikleri gibi, mü'min kadınlar da yaparlar Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, kadınlarin kendilerine nikâhı düşebilecek erkeklerle musafaha yapmamalarıdır, bu caiz değildir.

    Karşılaşınca Peygamber Efendimizin üzerine salavat-ı şerife getirme meselesine gelince; bu mevzuda da yine bir hadis-i şerifin mealini okuyalım:

    "Birbirlerinii seven iki kul karşılaştıkları zaman Resulullaha (a.s.m.) salavat getirirse, ayrılmadan önce Allah'ın affına ermiş olurlar."(3)

    Meallerini verdiğimiz bu hadislerden, bizim de tabiî olarak tatbik ettiğimiz şu sıralama çıkıyor. İki Müslüman karşılaştıkları zaman önce "Esselâmü Aleyküm" "Ve aleykümüsselam" diyerek selâmlaşırlar, musafaha yaparlar ve "Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammed" diyerek Peygamberimizin üzerine salavat getirirler. Bunlann hepsi de sünnettir. Hiçbir zaman bid'at ve uydurma olamaz. Gerek erkekler, gerekse kadınlar kendi aralarında bu sünneti yaşamaya, yaşatmaya gayret ederler.

    Yalnız, kadınlar musafaha ve kucaklaşma sünnetini cadde ve sokak gibi yabancı erkeklerin görebileceği bir yerde yapmamaya dikkat ederlerse daha isabetli olur. Zaten takvaya riayet eden müvmin kadınlar her vakit İslâmî edep ve erkâna riayet ederler.

    Erkeklerin karşılaştıklarında birbirlerinin yüzünü öpmesi İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed’e göre mekruh ise de, İmam-ı Ebu Yusufa göre mekruh değildir.

    Bazı alimler bu hususta şöyle derler: Eğer yüzünü öptüğü bir kimse bir din alimi ve takva sahibi bir kimse ise, bunda bir mahzur yoktur. Çünkü, bunda dinin şerefini korumak vardır.

    Kadınların ise karşılaştıkları zaman ve ayrılacakları zaman birbirlerinin yanaklarını öpmeleri mekruhtur. (4)

    1- Ebu Davud, Edeb: 143

    2- Müsned, 5:168.

    3- el-Ezkar Trc. s.480

    4- el- Fetava’l- Hindiye, 5:369

    Mehmed PAKSU (Sünnet ve Aile)

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Göz kalbin elçisidir
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.05.14, 15:46
  2. Göz, Kalbin Elçisidir...
    By Garip_Maznun in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.01.09, 01:09
  3. Göz ile Kalbin konuşması
    By SeRV-i SiMiN in forum Edebiyat
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 28.08.08, 14:50
  4. Kalbin Sorumlulugu
    By yakaza in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.08.08, 11:46
  5. Kalbin Mi Kırıldı?
    By Gül Yürekli in forum Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 20.04.08, 14:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0