+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Rahman ve Rahim İsimlerin Sırrı

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Şu hadsiz kâinat? şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir.Şu hadsiz kâinat? şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu karanl?kl? mevcudât? ?ş?kland?ran, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkat? terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bir ağac?n bütün hey'etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinat? insana müteveccih eden ve her tarafta ona bakt?ran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezây? ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurland?ran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insan? ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.
    Ey insan! Mâdem rahmet böyle kuvvetli ve câzibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir; "Bismillahirrahmanirrahim" de, o hakikate yap?ş ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacât?n elemlerinden kurtul. Ve o Sultân-? Ezel ve Ebedin taht?na yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuâât?yla o Sultana muhatap ve halîl ve dost ol.
    Evet, kâinat?n envâ?n? hikmet dairesinde insan?n etraf?nda toplay?p bütün hâcât?na kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:
    Ya kâinat?n herbir nev'i kendi kendine insan? tan?yor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor. Bu ise, yüz derece ak?ldan uzak olduğu gibi, çok muhâlât? intâc ediyor. ?nsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultân-? Mutlak?n kudreti bulunmak lâz?m geliyor. Veyahut, bu kâinat?n perdesi arkas?nda bir Kadîr-i Mutlak?n ilmi ile bu muâvenet oluyor. Demek kâinat?n envâ? insan? tan?yor değil; belki, insan? bilen ve tan?yan, merhamet eden bir Zât?n tan?mas?n?n ve bilmesinin delilleridir.
    Ey insan, akl?n? baş?na al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-? mahlûkat? sana müteveccihen muâvenet ellerini uzatt?ran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-? Zülcelâl seni bilmesin, tan?mas?n, görmesin?
    Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat'iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinat? musahhar etmek ve onun imdad?na göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.
    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. ?şte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümân? ve ünvân? olan "Bismillahirrahmanirrahim"'i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân'?n dergâh?nda şefaatçi yap.
    Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nas?l merkezî bir nak?ş, her taraftan gelen atk? ve iplerin intizam?ndan ve vaziyetlerinden hâs?l oluyor; öyle de, bu kâinat?n daire-i kübrâs?nda bin bir ism-i ?lâhînin cilvesinden cilvesinden uzanan nurânî atk?lar, kâinat sîmâs?nda öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-? şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini ak?llara gösteriyor.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:27 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Rahman ve Rahim isimlerinin aras?ndaki fark nedir?



    Alıntı hüşyar Nickli Üyeden Alıntı
    B?R?NC? SIR
    Bismillâhirrahmânirrahîm'in bir cilvesini şöyle gördüm ki:
    Kâinat simas?nda, arz simas?nda ve insan simas?nda, birbiri içinde birbirinin nümunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var.
    Biri, kâinat?n heyet-i mecmuas?ndaki teavün, tesanüd, teânuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübrâ-y? Ulûhiyettir ki, Bismillâh ona bak?yor.
    ?kincisi, küre-i arz simas?nda, nebâtat ve hayvanât?n tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüp, intizam, insicam, lûtuf ve merhametten tezahür eden sikke-i kübrâ-y? Rahmâniyettir ki, Bismillâhirrahmân ona bak?yor.
    Sonra, insan?n mahiyet-i câmias?n?n simas?ndaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-? merhamet-i ?lâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-y? Rahîmiyettir ki, Bismillâhirrahmânirrahîm'deki er-Rahîm ona bak?yor.
    Demek, Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir sat?r-? nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvan?d?r ve kuvvetli bir hayt?d?r ve parlak bir hatt?d?r. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukar?dan nüzul ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggaras? olan insana ucu dayan?yor. Ferşi Arşa bağlar, insanî arşa ç?kmaya bir yol olur.
    14.Lema n?n 2. Makam?
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:30 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Bu konuyu daha önce çok merak etmiştim. Enstitüye sormuştum. Onlarda cevaplam?şlard?. Buyrun;


    Allah(c.c)?n Rahman ve Rahim isimleri aras?nda ne fark vard?r? Risalede bir yerde Dünyada Rahman ahirette Rahimdir geçiyor. Bunun fark?n? öğrenebilir miyim?

    Cenab-? Hakk?n Rahman ismi “ister mü'min, ister kâfir; ister iyi isterse kötü olsun; rahmeti bütün herkese yay?lan ve bütün yarat?lm?şlar?n r?z?klar?n? ve geçim şekillerini içine alan rahmetin sahibi Allah” olarak tan?mlan?r. Rahim ismiyse “merhamet eden, çok merhametli olan, esirgeyen, koruyan, ac?yan, verdiği nimetleri iyi kullananlar? daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatland?r?c? Allah“ şeklinde tarif edilir.

    Kur'an'?n ilk ayeti olan ve yüz on dört defa tekrar edilen Besmeledeki Rahman ve Rahim isimleri aras?ndaki fark genelde “Allah, dünyan?n Rahman? ve ahiretin Rahimidir” cümlesindeki veciz ifadeyle aç?klanm?şt?r. Rahman ismi gereği Cenab-? Hak, dünyada tüm canl?lara, mümin-kafir ay?r?m? yapmaks?z?n tüm insanlara, şefkat ve merhametle muamele etmektedir. Cenab-? Hakk?n Rahim ismiyse gerçek anlamda Cennette müminlere mahsus olarak tecelli edecektir.

    Cenab-? Hakk?n isimleri farkl? olduğu gibi, tecellileri de farkl? ve bu tecellilerin yans?d?ğ? aynalar, alemler de farkl?d?r. Rahman ismi ayr? bir tecelliyi ve aynay? gerektirdiği gibi ayn? durum Rahim ismi için de geçerlidir. Bediüzzaman bu hakikati şu sözleriyle özetlemiştir: “Rahmân, nas?l hakikî bir dünyada r?zka muhtaç hakikatli zîruhlar? ister; Rahîm de, öyle hakikî bir Cenneti ister. (Mektubat, s. 86)”

    Bediüzzaman, Kur’an dört temel konusu olan tevhid, haşir, nübüvvet ve ubudiyet ile adalet hakikatlerinin besmelede dahi bulunmas? s?rr?n? aç?klad?ğ? bir yerde Rahman ile Rahim isimleri aras?ndaki bu farka da şöyle bir yaklaş?m getirmiştir:

    “Rahman isminde adaletin nizam?na ve rahmetin cilvelerine işaret var. Çünkü, muhtelif, karmakar?ş?k mevcudat, intizam? ile güzelleşmiş. Ve rahmetin cilvelerine mazhar olabilir. Ve Rahîm’de haşre işaret var. Çünkü, mânâs?nda hem affetmek, hem rahmet ve şefkat etmek ve bu fâni dünyada o dört mânâ hakikati ile umumî bir surette görünmediğinden elbette bir diyar-? âharda o mânâlar tamam?yla tezahür edebilir. Hem rahmet ve şefkatin hakikati, dirilmemek üzere ölmekle kabil-i tevfik değildir. Demek Rahîm’deki şefkat, parmağ?n? Cennete uzatm?ş gösteriyor. (Emirdağ, s. 330)”

    Rahman ismi büyük nimetlere, Rahim ismi ise küçük nimetlere bakmaktad?r. Fakat bu Rahim isminin Rahman isminden daha önemsiz olduğu anlam?n? taş?maz. Çünkü büyük bir nimetten beklenilen fayda küçüğe bağl? ise, o küçük büyük s?ras?na geçmesi s?rr?nca Rahim ismi de en az Rahman ismi kadar önemlidir. (Bkz. ?şaratü’l ?’caz, s. 21-22) Yani insan?n lezzet almas? için yeryüzü genişliğinde nimet sofras?n? Rahman ismiyle haz?rlayan Cenab-? Hak, Rahim ismiyle insana her türlü nimetin lezzetini alacak bir dil ve tatma duyusu vermeseydi, tüm bu nimetlerin anlam? kalmayacakt?.

    Bediüzzaman, besmeleyi tahlil ettiği başka bir yerdeyse, Besmelenin kainat?n yüzünde, yeryüzünde ve insan?n yüzünde, birbiri içinde, birbirinin izini taş?yan üç Rububiyet mührünü taş?d?ğ?ndan bahsetmiştir. Bunlardan birincisi Allah isminden kaynaklanan ve kainat genişliğinde “sikke-i kübra-y? Uluhiyet”tir. ?kincisi Rahman isminden kaynaklanan “sikke-i kübra-y? Rahmaniyet”tir ki, yeryüzündeki tüm bitki ve hayvan türlerinin terbiye ve idaresindeki düzen, uyum, benzerlik ve yard?mlaşmadan ortaya ç?kan sonsuz bir merhametin tecellisidir. Üçüncüsü ise Rahim isminden kaynaklanan ve insan?n yüzünde ortaya ç?kan “sikke-i ulya-? Rahimiyettir”. (Bkz: Sözler, s. 15)

    Bu aç?l?mlardan anlaş?lmaktad?r ki, Rahman ismi yeryüzü sayfas?nda daha parlak bir surette yans?rken, Rahim ismi ise insan?n yüzünde parlak bir şekilde görülmektedir.

    Risale-i Nur’un meslek esas? olarak “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolunun anlat?ld?ğ? Yirmi Alt?nc? Söz’ün Zeylinde, insan?n f?trat?ndaki fakirliğin Rahman ismine ve şefkatin de Rahim ismine ulaşt?rd?ğ? tespiti yer al?r. Burada dört şeritli acz, fakr, şefkat, tefekkür yolunun diğer hakikat yollar?na göre çok daha k?sa, güvenli, geniş ve parlak bir yol olduğu dile getirilmiştir. Çünkü insan fakirliğini nefsinde gördüğünde, doğrudan Cenab-? Hakka, Onun Rahman ismine yönelmektedir. Oysa en keskin yollardan biri kabul edilen aşk yolunda giden biri kendi nefsinden elini çekse, mecazi bir çok sevgililere tak?labilir. Tüm sevgililer üzerindeki fena ve zevali gördükten sonra Mahbub-u Hakiki olan Cenab-? Hakka ulaşabilir.

    Risale-i Nur’da vahiy ile ilham aras?ndaki fark?n anlat?ld?ğ? bir başka yerdeyse yine Rahman ve Rahim isminin tecellileri aras?ndaki nüans?n ortaya ç?kt?ğ? dikkat çekicidir. Risale-i Nur’un bu bölümünde Bediüzzaman, vahyin gölgesiz, safi ve havas insanlara mahsus olduğunu; fakat ilham?n ise gölgeli ve genel olarak tüm insanlara, hatta hayvanlara bile ait olabileceğini dile getirmiştir. Meleklerin ilhamlar?ndan, insanlar?n ilhamlar?na, hatta hayvanlar?n ilhamlar?na kadar Cenab-? Hakk?n yaratt?klar?yla çok çeşitli konuşmalar? bulunmaktad?r. Bediüzzaman’a göre Cenab-? Hakk?n kendini yaratt?klar?na fiilen sevdirdiği gibi, sözleriyle, huzuruyla ve sohbetiyle de sevdirmesi Rahmaniyetinin ve Rahman isminin gereğidir. Kullar?n?n dualar?na fiilen cevap verdiği gibi, perdeler arkas?nda konuşmas?yla dualara cevap vermesi Rahimiyetinin ve Rahim isminin gereğidir. (Bkz: Şualar, 116)

    Rahman ve Rahim isimlerinin anlat?ld?ğ? bir başka yer ise Sekizinci Mektuptur. Bu mektupta, Hz. Yakup’un Hz. Yusuf’a (as) olan yüce duygusunun aşk değil şefkat olduğu hakikati anlat?lmaktad?r. Kur’an’daki k?ssalar içinde en güzel bir k?ssa olan Hz. Yusuf’un (as) k?ssas? içinde dikkat çekici bir şekilde öne ç?kan Hz. Yakup’un (as) yüce hissi çok önemli bir hikmeti ders vermektedir. Yani Hz. Yakup’un (as) Hz. Yusuf’a karş? hissettiği, Züleyhan?n hissettiğiyle ayn? şey değildir. Züleyha Hz. Yusuf’a aş?k iken, Hz. Yakup (as) ise aşktan çok yüce bir duygu olan şefkate sahiptir. ?şte bu şefkat duygusu Cenab-? Hakk?n Rahman ve Rahim isimlerine ulaşt?ran en keskin yol olmaktad?r. Bediüzzaman “iki nur-u azam” olarak nitelendirdiği bu iki ise ulaşmak için “fakr ile şükür” ve “acz ile şefkat” yolunu keşfettiğinden bahsetmiştir. Kişi nefsinde fakirliğini hissederek, kendisine ve diğer varl?klara verilen yeryüzü genişliğindeki say?s?z nimetleri fark edip şükrederek Rahman ismine ulaşabilecektir. Benzer şekilde insan sonsuz acizliğini görüp, kendisine tüm varl?klar? hizmet ettiren, yard?m?na şefkatle koşturan yarat?c?s?n? fark ettiğinde de Onun Rahim ismini çok daha kesin bir şekilde hissedebilecektir.

    Tüm bunlardan sonra sonuç olarak şunlar? söyleyebiliriz. Rahman ismi Cenab-? Hakk?n büyük nimetlerine bakar, daha çok dünyadaki merhamete delalet eder ve yeryüzü sayfas?ndaki düzen, uyum ve yard?mlaşma gibi merhamet tecellileriyle anlaş?l?r. Rahim ismi ise daha çok küçük nimetlere bakar ve insan?n maddi, manevi sayfas?nda okunur. ?nsan?n en büyük ihtiyac? ve duas? olan Cennetin kabulüyle Rahim ismi gerçek anlamda tecelli edecektir. ?nsan hem kendi fakr?n? hem de tüm varl?klar?n fakr?n? fark ederek, onlar? besleyen, r?z?kland?ran Cenab-? Hakk? aray?ş?yla Rahman ismini bulabilir. Cenab-? Hakk?n Rahim ismine ulaşmas? için kullanmas? gereken donan?m? ise kendisine emanet olarak verilen acz ve şefkat hisleridir.

    M.Said ?şeri/Risale-i Nur Enstitüsü
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:31 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Allah raz? olsun,baştan sona okudum,

    Anlad?m ki;
    Rahman dünyaya daha çok bak?yor özellikle büyük nimetlere,hem rahmana ulaşman?n yolunun fakr olduğunu anlad?m.

    rahim ismi daha çok ahirete bak?yor,özellikle küçük nimetlere bak?yor,hem rahime ulaşman?n yolu acz ve şefkat olduğunu anlad?m?

    o zaman fakr ile acz ne demektir?
    Bu iki anahtar aç?l?nca ;rahman ve rahim isimleride aç?lacakt?r diye düşünüyorum
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine îsal eder.Şefkat, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “acz, fakr, şefkat, tefekkür” yolu olarak tarif ettiği, iman ve Kur’an hizmetinin dört rüknünden biridir. ?nsan? “Rahîm ismine îsal” eden en büyük bir vesiledir.



    Rahîm ismine kâmil mânâda mazhariyet, insanlara iyiliklerin en büyüğü olan iman vadisinde yard?mc? olmakla, onlar? ebedî azaptan kurtar?p sonsuz bir saadete kavuşturmak için bütün himmet ve gayretiyle çal?şmakla gerçekleşir. Allah Resûlü (asm.) bu mânân?n en ileri temsilcisidir. O, müşrikleri tebessümüyle ezer, aff?yla mahveder, tevazuuyla küçültür, faziletiyle öldürürdü. Onun bu engin şefkati karş?s?nda, kendinden geçenler, eriyip tükenenler, “ölmeden evvel ölür” ve “ashab” olarak dirilirlerdi. Ama, o engin şefkate karş? koymakta direnenlere, o şefkat timsali üzülmekten başka ne yapabilirdi!?..



    O, müşrikleri tevhide davet eder, onlar?n cehennem azab?ndan kurtulmalar? için bütün himmetiyle, en ağ?r ve dayan?lmaz şartlar alt?nda gayret gösterirdi. Ama, şirkin de amans?z düşman?yd?.



    Nitekim, Cenâb-? Hak da en büyük cürüm, en ileri cinayet olarak şirki göstermiş. “Allah şirki asla bağ?şlamaz. Bundan başkas?n? ise dilediği kimse için bağ?şlar.” (Nisa Sûresi, 48) buyurmuş ama, kendisine ortak koşan o bedbahtlar?n kurtuluşu için de kitap inzal etmiş ve sevgili Habibini (asm.) hakk? tebliğ ile vazifelendirmişti. Biz de O Resûl-ü Kerim’in (asm.) ümmeti olarak, şefkatle cihazlanmal? ve inanmayanlar? imana, şirke düşenleri de tevhide davet etmeliyiz.



    Malûmdur ki, kâfire düşmanl?k küfrü içindir. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “Bir insan zât? için sevilmez, s?fat? için sevilir.” (Münazarat)



    O halde biz, kâfirin küfür s?fat?na düşman olacak, o s?fat? taş?d?ğ? için de onu sevmeyeceğiz. Ama onun, salâh?na, necat?na, hidayetine şefkat ile gayret edeceğiz.



    Bununla birlikte, her şey gibi şefkatin de bir ölçüsü vard?r. Bu ölçüyü aşan şefkat, şefkat olmaktan ç?kar ve kaderi tenkit yoluyla insan? dalâlete götürebilir. Böyle bir tehlikeye düşmemek için Risale-i Nurdaki şu hakikatlar? kalbimizin en derin köşelerine kadar zerk etmeliyiz:



    “Allah’?n rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’?n gadab?ndan fazla gadab edilmez.” (Sözler)



    “Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-Âlemîn olan Zât?n (asm.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.” (Kastamonu Lâhikas?)

    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Acz-i Mutlak” ve “Fakr-? Mutlak” terimlerini aç?klar m?s?n?z?</STRONG>“Fât?r-? Hakîm, insan?n mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir.”

    Sözler

    acz; güç yetirememek, elinden gelmemek, söz dinletememek gibi mânâlara geliyor.

    ?nsan?n aczi ve fakr? için &#220;stad Bediüzzaman Hazretleri, “acz-i mutlak” ve “fakr-? mutlak” tabirlerini kullan?r. Mutlak, yâni kendisine bir s?n?r çizilemeyen acz ve fakr.

    ?nsan saç yapmaktan âcizdir, ama ona ihtiyac? da var; saç?n fakiri.

    Göz, kulak, burun, dudak da yapam?yor; ama bunlar?n da fakiri.

    Ne kalp yapmak elinden geliyor, ne ciğer ve ne böbrek; hepsinin de fakiri.

    Atl?yoruz diğer organlar?n? ve d?ş dünyaya geçiyoruz:

    Dudağ?n?n önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahl&#251;kat? yapmaktan âciz ve bunlar?n herbirinin de fakiri.

    Ve ebed yurdu: Bu acz ve fakr?n hayallere s?ğmaz misalleriyle dolu.

    aczin son hududu, iradesizlik. Birşey isteyebilmekten bile mahrum olma. ?şte insan nutfe hâlinde iken aczin bu en ileri mertebesinde idi.

    ?htiyaç nedir, istemek nedir bilmezdi. Ağ?z nedir, ak?l nedir bilmezdi. Güneş nedir, hava nedir bilmezdi. Nutfe olduğunu, rahimde bulunduğunu, annesinin ötesinde uçsuz bucaks?z bir kâinat olduğunu bilmezdi. O âlemden faydalanabilmesi için bu rahim menzilinde çok organlarla donanmas? gerektiğini bilmezdi. Bilse bile bunlar?n yap?lmas? onun için imkâns?z idi. ?şte insanoğlu bu menzilde mutlak bir acz içinde k?vran?rken Allah’?n rahmeti ve inayeti imdad?na yetişti.

    ?nsan?n çok zengin olduğu ve bütün mahl&#251;kat? geride b?rakt?ğ? bir diğer saha: Fakr.

    Fakr: Elinde bulunmamak, ihtiyac? olmamak. Zenginliğin z?dd?.

    Bir adam düşününüz. Ayağ?na bol gelen eski ayakkab?lar?n? sürterek yürüyor. Pantolonu yetmiş yamal?, kumaş?n asl?n? ay?rt etmek güç. &#220;zerinde bir gömlek; düğmeleri dökülmüş, rengi ağarm?ş.

    “Acaba bu adamdan daha fakir birisi olabilir mi?” diye düşünürken, birden hayâlinizde giydiklerinin hiçbiri kendi mal? olmayan bir diğer fakir canlans?n. ?şte o ikinci fakir biziz, hepimiz, bütün bir insanl?k âlemi.

    Baş?m?z m? bizim, gövdemiz mi, kollar?m?z m?? Hepsi Hakk’?n mahl&#251;ku.

    Bacaklar?m?z m? bizim, ayaklar?m?z m?, parmaklar?m?z m?? Hepsi Rabbimizin ikram?.

    Akl?m?z m? bizim, kalbimiz mi, hâf?zam?z m?? Tamam? Allah’?n ihsan?…

    Biz kendimize mâlik olmad?ğ?m?za göre, bizden daha fakir kim olabilir?

    Burada bir soru hat?ra geliyor: Bu kâinat?n en mükemmel meyvesi olan insan, niçin en âciz ve en fakir olarak yarat?lm?ş? Bunun hikmetini şu harika ifadelerde olanca doyuruculuğuyla buluyoruz:

    “Fât?r-? Hakîm, insan?n mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm ve bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir. Tâ ki kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve g?nas? nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerîm bir zât?n hadsiz tecelliyat?na, câmî, geniş bir âyine olsun.” (Sözler)



    Allah fakiri doyurur, güçsüze yard?m eder. Herkese ihtiyac? olan şeyleri gereği kadar l&#251;tfeder. Kediye kanat gerekmez, öyleyse o, kanad?n fakiri değildir. Yarad?l?ş?na bu ihtiyaç konulmam?şt?r. Ağaç da yürümek istemez. Onun da böyle bir ihtiyac? yoktur. Taşlar da büyümek istemezler.

    Bütün bu mahl&#251;kat?n akla da ihtiyaçlar? yoktur. Bu noktada insanlardan zengindirler. O Rahman-? Rahîm, her fakir mahl&#251;kunun, tabiri câizse, cebini doldurmuş. Bu dünya hayat?n? güzelce geçirmesi için gerekli bütün organlar?, hassas bir ölçüyle ve gereği kadar, ona l&#251;tfetmiş. Bu taksimatta fakirler daha kârl? ç?km?şlar.

    En fakir ve en âciz olan insan, yarat?l?ş?n?n gereği olarak, sadece hayatla yetinmemiş, ak?l da istemiş. Dünya ile yetinmemiş, cennete talip olmuş.

    Cenâb-? Hakk, taş?n imdad?na Rezzak ismiyle yetişmiyor. Zira, taş?n r?zka ihtiyac? yok. Ama kuşa r?z?k ihsan ediyor. Muhtaç olan kuştur. Ve görünüşte taş, kuştan daha zengindir. Fakat, Allah kat?nda o fakirlik daha makb&#251;l olmuş ve Rezzak isminin tecellisiyle şeref ve rütbe noktas?nda, kuş, taş? çok gerilerde b?rakm?ş.

    Diğer isimler de bu misâle göre düşünüldüğünde, Allah’?n bütün isimlerinin tecellisine muhtaç olan insanoğlunun, mahl&#251;kat içinde en fakir, en âciz, ama en şerefli olduğu aç?kça anlaş?l?r.

    Bu mânây? zevkedebilen ârif insanlar “fakr” ile fahretmişler.

    Kul aczini bildiği nisbette Rabb?na s?ğ?n?r; fakr?n? bildiği ölçüde O’na dua ve niyazda bulunur.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 17:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bismillahirrahmanirrahim (Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla..)
    By YİĞİDO in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 10.09.11, 16:45
  2. Rahman ve Rahim Esmasının Aralarındaki Farklar Nedir?Tecelli Farklılıkları Nelerdir?
    By Ene-Zerre in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 09.11.09, 15:31
  3. İsimlerin Değişmesiyle Hakikatler Değişmez
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 31.03.09, 07:56
  4. El-Rahman ve El-Rahim Tecellileri
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 30.05.07, 18:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0