Dördüncüsü: Meselâ, darb ve katle terettüb eden elem ve ölüm gibi hâsıl-ı bilmasdar ile ta‘bîr edilen şey, mahlûk ve sâbit olmakla beraber, câmiddir. İlm-i sarfta ma‘lûmdur ki, câmidlerden ism-i fâil gibi sıfatlar yapılamaz. Ancak kesbî, nisbî, i‘tibârî olan ma‘nâ-yı masdarîden yapılabilir. Öyle ise, ölümün Hâlikı, kātil değildir. Öyle ise, Ehl-i İ‘tizâl'in hatalarına hata nazarıyla bakılmalıdır. Beşincisi: İnsanın katl gibi zâhirî ve ihtiyârî olan fiilleri, nefsin meyelânına intihâ eder. Cüz’-i ihtiyârî denilen şu nefis meyelânı üzerine münâzaalar deverân eder. Altıncısı: Âdetullâh üzerine irâde-i külliye-i İlâhiye, abdin irâde-i cüz’iyesine bakar. Yani bunun bir fiile taallukundan sonra, o taalluk eder. Öyle ise cebir yoktur.