+ Konu Cevaplama Paneli
6. Sayfa - Toplam 6 Sayfa var BirinciBirinci ... 4 5 6
Gösterilen sonuçlar: 51 ile 57 ve 57

Konu: Muhakemat

  1. #51
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Vehim ve Tenbih:

    Eğer desen: Herbir fende yalnız bir fezlekeyi bilmek bir adam için mümkündür...

    Elcevab: Neam, lâ!.. Zira öyle bir fezleke ki: Hüsn-ü isabet ve mevki-i münasibde ve münbit bir zeminde istimal gibi.. sâbıkan mezkûr sair noktalar ile cam gibi mâverasından ıttıla-ı tâm ve melekeyi gösteren fezlekeler mümkün değildir. Evet, kelâm-ı vâhid iki mütekellimden çıkarsa; birinin cehline ve ötekisinin ilmine bazı umûr-u mermuze-i gayr-ı mesmua ile delalet eder.

    İşaret ve irşad ve tenbih:

    Ey benimle şu kitabın evvel-i menazilinden hayaliyle seyr ü sefer eden birader-i vicdan! Geniş bir nazar ile nazar et ve müvazene et. Kendi hayalinde muhakeme etmek için bir meclis-i âliyeyi teşkil et. Sonra da "Mukaddemat-ı isna aşer"den müntehabatını davet et, hazır olsunlar. Sonra da şu kaidelerle müşavere et!

    İşte: Bir şahıs çok fünunda mütehassıs ve meleke sahibi olmaz. Hem de bir kelâm iki mütekellimden mütefavittir, başkalaşır. Ve hem de fünun, mürur-u zaman ile telahuk-u efkârın neticesidir. Hem de müstakbeldeki bedihî birşey, mazide nazarî olabilir. Hem de medenîlerin malûmu, bedevilere meçhul olabilir. Hem de maziyi, müstakbele kıyas etmek, bir kıyas-ı hâdi'-i müşebbittir. Hem de ehl-i veber ve bâdiyenin besateti ise, ehl-i meder ve medeniyetin hile ve desaisine mütehammil değildir. Evet, neam; hile medeniyetin perdesi altında tesettür edebilir. Hem de pek çok ulûm, âdât ve ahval ve vukuatın telkinatıyla teşekkül edebilir. Hem de beşerin nur-u nazarı, müstakbele nüfuz edemez. Müstakbele mahsus olan şeyleri göremez. Hem de beşerin kanunu için bir ömr-ü tabiî vardır. Nefs-i beşer gibi o da inkıta' eder. Hem de muhit, zaman ve mekânın, nüfusun ahvalinde büyük bir tesiri vardır. Hem de eskide hârikulâde olan şeyler, şimdi âdi sırasına geçebilir. Zira mebadi tekemmül etmişler... Hem de zekâ eğer çendan hârika olsa da, bir fennin tekmiline kâfi değildir. Nasıl çok fenlerde kifayet edecektir?

    İşte ey birader! Şu zâtlar ile müşavere et. Sonra da müfettişlik sıfatıyla nefsini tecrid et. Hayalat-ı muhitiye ve evham-ı zamaniyenin elbiselerini çıkart, çıplak ol. Bahr-i bîkeran-ı zamanın olan şu asrın sahilinden, içine gir. Tâ asr-ı saadet olan adaya çık. İşte herşeyden evvel senin nazarına çarpacak ve tecelli edecek şudur ki: Vahîd, nâsırı yok, saltanatı mefkud, tek bir şahıs; umum âleme karşı mübareze eder. Ve küre-i zeminden daha büyük bir hakikatı omuzuna almış ve bütün nev'-i beşerin saadetine tekeffül eden bir şeriatı ki: O şeriat, fünun-u hakikiye ve ulûm-u İlahiyenin zübdesi olarak istidad-ı beşerin nümuvvü derecesinde tevessü' edip iki âlemde semere vererek ahval-i beşeri güya bir meclis-i vâhid, bir zaman-ı vâhidin ehli gibi tanzim eden öyle bir adaleti tesis eder.

    Eğer o şeriatın nevamisinden sual edersen ki: Nereden geliyorsunuz? Ve nereye gideceksiniz?

    Sana şöyle cevab verecekler ki: Biz kelâm-ı ezelîden gelmişiz. Nev'-i beşerin selâmeti için ebedin yolunda refakat için ebede gideceğiz. Şu dünya-yı fâniyeyi kestikten sonra, bizim surî olan irtibatımız kesilirse de; daima maneviyatımız beşerin rehberi ve gıda-yı ruhanîsidir.

  2. #52
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Hâtime

    Şübehat ve şükûkun üç menbaları vardır. Şöyle: Eğer maksud-u Şâri'den ve efkârın istidadları nisbetinde olan irşaddan tecahül edip, bütün evham-ı seyyienin yuvası hükmünde olan şöyle bir mağlata ile itiraz edersen ki, şeriatın başı olan Kur'anda üç nokta vardır:

    Birincisi: Kur'an'ın mâbih-il imtiyazı ve vuzuh-u ifade üzerine müesses olan belâgata münafîdir ki, vücud-u müteşabihat ve müşkilâttır.

    İkincisi: Şeriatın maksud-u hakikîsi olan irşad ve talime münafîdir ki, fünun-u ekvanda bir derece ibham ve ıtlakatıdır.

    Üçüncüsü: Tarîk-ı Kur'an olan tahkik ve hidayete muhaliftir. İşte o da bazı zevahiri, delil-i aklînin hilafına imale edip, hilaf-ı vakıa ihtimalidir.

    Ey birader!.. Tevfik Allah'tandır. Ben de derim ki: Sebeb-i noksan gösterdiğin olan şu üç nokta, tevehhüm ettiğin gibi değildir. Belki üçü de i'caz-ı Kur'an'ın en sadık şahidleridir. İşte:

    Birinci noktaya cevab:
    Zâten iki defa şu cevabı zımnen görmüşsün. Şöyle ki: Nâsın ekseri cumhur-u avamdır. Nazar-ı Şâri'de ekall, eksere tâbidir. Zira avama müvecceh olan hitabı, havass fehm ve istifade ediyorlar. Bilakis olursa olamaz.

    İşte cumhur-u avam ise, me'luf ve mütehayyelatından tecerrüd edip hakaik-i mücerrede ve makulat-ı sırfeyi temaşa edemezler. Meğer mütehayyelatlarını dûrbîn gibi tevsit etseler... Fakat mütehayyelatın suretlerine hasr ve vakf-ı nazar etmek, cismiyet ve cihet gibi muhal şeyleri istilzam eder. Lâkin nazar, o suretlerden geçerek hakaikı görüyor. Meselâ: Kâinattaki tasarruf-u İlahîyi sultanın serir-i saltanatında olan tasarrufunun suretinde temaşa edebilirler.
    ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﺳْﺘَﻮَﻯ gibi...

    İşte hissiyat-ı cumhur şu merkezde olduklarından, elbette irşad ve belâgat iktiza eder ki: Onların hissiyatı riayet ve ihtiram edilsin ve efkârları dahi bir derece mümaşat ve ihtiram edilsin. İşte riayet ve ihtiram; ukûl-ü beşere karşı olan tenezzülat-ı İlahiye ile tesmiye olunur. Evet o tenezzülat, te'nis-i ezhan içindir. Onuncu Mukaddeme'ye müracaat et.

    İşte bunun içindir ki: Hakaik-i mücerredeye temaşa etmek için hissiyat ve hayal-âlûd cumhurun nazarlarını okşayan suver-i müteşabiheden birer dûrbîn vaz' edilmiştir. İşte şu cevabı teyid eden maânî-i amîka veya müteferrikayı bir suret-i sehl ve basitada tasavvur veya tasvir etmek için nâsın kelâmında istiarat-ı kesîreyi îrad ederler. Demek müteşabihat dahi, istiaratın en ağmaz olan kısmıdır. Zira en hafî hakaikın suver-i misaliyesidir. Demek işkal ise mananın dikkatindendir, lafzın iğlakından değildir.

    Ey mu'teriz! İnsafla nazar et ki, fikr-i beşerin bahusus avamın fikirlerinden en uzak olan hakaikı, şöyle bir tarîk ile takrib etmek, acaba tarîk-i belâgat olan mukteza-yı halin mutabakatına muvafık ve makamın nisbetinde kemal-i vuzuh ve ifadeye mutabıktır; yahut tevehhüm ettiğin gibidir? Hakem sen ol...

    İkinci noktaya cevab: İkinci Mukaddeme'de mufassalan geçmiştir. Âlemde meyl-ül istikmalin dalı olan insandaki meyl-üt terakkinin semeratı ve tecarüb-ü kesîre ile ve netaic-i efkârın telahukuyla teşekkül eden ve merdiven-i terakkinin basamakları hükmünde olan fünun ise; müterettibe ve müteavine ve müteselsiledirler. Evet müteahhirin in'ikadı, mütekaddimin teşekkülüne vâbestedir. Demek mukaddem olan fen, ulûm-u mütearifenin derecesine gelecek; sonra müteahhirine mukaddeme olabilir.

    Bu sırra binaendir ki: Şu zamanda temahhuz-u tecarüble satha çıkıp ve tevellüd etmiş olan bir fennin farazâ on asır evvel bir adam tefhim ve talimine çalışsa idi, mağlata ve safsataya düşürmekten başka birşey yapamazdı. Meselâ, denilse idi: "Şemsin sükûnuyla arzın hareketine ve bir katre suda bir milyon hayvanatın bulunduklarına temaşa edin, tâ Sâni'in azametini bilesiniz." Cumhur-u avam ise; hiss-i zahir veya galat-ı hissin sebebiyle hilaflarını zarurî bildikleri için ya tekzib veya nefislerine mugalata veya mahsûs olan şeye mükâbere etmekten başka ellerinden birşey gelmezdi. Teşviş ise; bahusus onuncu asra kadar, minhac-ı irşada büyük bir vartadır. Ezcümle; sathiyet-i arz ve deveran-ı şems onlarca bedihiyat-ı hissiyeden sayılırdı.

  3. #53
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Tenbih:

    Şu gibi mes'eleler, müstakbeldeki nazariyata kıyas olunmaz. Zira müstakbele ait olan şeylere hiss-i zahir taalluk etmediği için iki ciheti de muhtemeldir. İtikad olunabilir. İmkân derecesindedir. İtminan kabildir. Onun hakk-ı sarihi tasrih etmektir. Lâkin hîna ki hissin galatı bizim "mâ nahnü fih"imizi imkân derecesinden bedahete, yani cehl-i mürekkebe çıkardı. Onun nazar-ı belâgatta hiç inkâr olunmaz olan hakkı ise; ibham ve ıtlaktır. Tâ, ezhan müşevveş olmasınlar. Fakat hakikata telvih ve remz ve îma etmek gerektir. Efkâr için kapıları açmak, duhûle davet etmek lâzımdır. Nasılki Şeriat-ı Garra öyle yapmıştır.

    Yahu.. ey birader! İnsaf mıdır, taharri-i hakikat böyle midir ki: Sen irşad-ı mahz ve ayn-ı belâgat ve hidayetin mağzı olan şeyi, irşada münafî ve mübayin tevehhüm edesin? Ve belâgatça ayn-ı kemal olan şeyi noksan tahayyül edesin? Ya eyyühel hoto! Acaba senin zihn-i sakîminde belâgat o mudur ki, ezhanı tağlit ve efkârı teşviş ve muhitin müsaadesizliği ve zamanın adem-i i'dadından ezhan müstaid olmadıkları için ukûle tahmil edilmeyen şeyleri teklif etmektir? Kellâ.
    ﻛَﻠِّﻢِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﻋَﻠَﻰ ﻗَﺪَﺭِ ﻋُﻘُﻮﻟِﻬِﻢْ bir düstur-u hikmettir. İstersen mukaddemata müracaat et... Bahusus Birinci Mukaddeme'de iyi tefekkür et!..

    İşte bazı zevahiri, delil-i aklînin hilafına göstermek olan Üçüncü Nokta'ya cevab: Birinci Mukaddeme'de tedebbür et, sonra bunu da dinle ki; Şâri'in irşad-ı cumhurdan maksud-u aslîsi: İsbat-ı Sâni'-i Vâhid ve nübüvvet ve haşir ve adalette münhasırdır. Öyle ise: Kur'an'daki zikr-i ekvan, istitradî ve istidlal içindir. Cumhurun efhâmına göre san'atta zahir olan nizam-ı bedî' ile nazzam-ı hakikî olan Sâni'-i Zülcelal'e istidlal etmek içindir. Halbuki san'atın eseri ve nizamı herşeyden tezahür eder. Keyfiyet-i teşekkül nasıl olursa olsun, maksad-ı aslîye taalluk etmez.

    Tenbih:

    Mukarrerdir ki delil, müddeadan evvel malûm olması gerektir. Bunun içindir ki; bazı nususun zevahiri, ittizah-ı delil ve istînas-ı efkâr için cumhurun mu'tekadat-ı hissiyelerine imale olunmuştur. Fakat delalet etmek için değildir. Zira Kur'an, âyâtının telâfifinde öyle emarat ve karaini nasbetmiştir ki; o sadeflerdeki cevahiri ve o zevahirdeki hakikatları ehl-i tahkika parmakla gösterir ve işaret eder. Evet "Kelimetullah" olan Kitab-ı Mübin'in bazı âyâtı, bazısına müfessirdir. Yani bazı âyâtı, ehavatının mâ-fiz-zamirlerini izhar eder. Öyle ise bazıları diğer bir ba'za karine olabilir ki; mana-yı zahirî murad değildir.

    Vehim ve Tenbih:

    Eğer istidlalin makamında denilse idi ki: Elektriğin acaibi ve cazibe-i umumiyenin garaibi ve küre-i arzın yevmiye ve seneviye olan hareketi ve yetmişten ziyade olan anasırın imtizac-ı kimyeviyelerini ve şemsin istikrarıyla beraber suriye olan hareketini nazara alınız, tâ Sâni'i bilesiniz! İşte o vakit delil olan san'at, marifet-i Sâni' olan neticeden daha hafî ve daha gamız ve kaide-i istidlale münafî olduğundan bazı zevahiri, efkâra göre imale olunmuştur. Bu ise: Ya müstetbe-üt terakib kabîlesinden veya kinaî nev'inden olduğu için medar-ı sıdk ve kizb olmaz. Meselâ:
    ﻗَﺎﻝَ lafzındaki elif eliftir. Aslı vav olsa, kâf olsa, ne olursa olsun tesir etmez.

    Ey birader! İnsaf et... Acaba şu üç nokta-i itiraz cemi' a'sarda cemi' insanların irşadları için inzal olunan Kur'an'ın i'cazına en zahir delil değil midir? Evet..

    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﻋَﻠَّﻢَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥَ ﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺰَ ﺍِﻥَّ ﻧَﻈَﺮَ ﺍﻟْﺒَﺸِﻴﺮِ ﺍﻟﻨَّﺬِﻳﺮِ ﻭَ ﺑَﺼِﻴﺮَﺗَﻪُ ﺍﻟﻨَّﻘَّﺎﺩَﺓَ ﺍَﺩَﻕُّ ﻭَ ﺍَﺟَﻞُّ ﻭَ ﺍَﺟْﻠَﻰ ﻭَ ﺍَﻧْﻔَﺬُ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳَﻠْﺘَﺒِﺲَ ﺍَﻭْ ﻳَﺸْﺘَﺒِﻪَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﻘِﻴﻘَﺔُ ﺑِﺎﻟْﺨَﻴَﺎﻝِ ﻭَﺍِﻥَّ ﻣَﺴْﻠَﻜَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﺍَﻏْﻨَﻰ ﻭَ ﺍَﻋْﻠَﻰ ﻭَ ﺍَﻧْﺰَﻩُ ﻭَ ﺍَﺭْﻓَﻊُ ﻣِﻦْ ﺍَﻥْ ﻳُﺪَﻟِّﺲَ ﺍَﻭْ ﻳُﻐَﺎﻟِﻂَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ

    {1: Şu Arabiyy-ül ibare iki mezheb-i bâtılın reddine işarettir.}

    Neam.. hayalin ne haddi vardır ki; nurefşan olan nazarına karşı kendini hakikat gösterebilsin. Evet, mesleği nefs-i hak ve mezhebi ayn-ı sıdktır. Hak ise, tedlis ve tağlit etmekten müstağnidir.
    Konu olabilir tarafından (01.06.17 Saat 12:19 ) değiştirilmiştir.

  4. #54
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Beşinci Meslek

    Marufe ve meşhure olan havarik-ı zahire ve mu'cizat-ı mahsusedir. Siyer ve tarihin kitabları onlar ile meşhundur. Ülema-yı kiram (Cezahümüllahu hayran) hakkıyla tefsir ve tedvin etmişlerdir. Malûmun talimi lâzım gelmemek için biz tafsilinden kat'-ı nazar ettik.

    İşaret:

    Şu havarık-ı zahirenin herbir ferdi eğer çendan mütevatir değildir, mutlaka cinsleri, belki çok enva'ı kat'iyyen ve yakînen mütevatir-i bilmanadır. O havarık birkaç nev' üzerindedir. İşte:

    Bir nev'i: İrhasat-ı mütenevviadır. Güya o asır Peygamber'den (A.S.M.) istifade ve istifaza ederek, keramet sahibi olduğundan, kalb-i hassasından hiss-i kabl-el vukua binaen irhasatla Fahr-i Âlem'in geleceğini ihbar etmiştir.

    Bir nev'i dahi: Gaybdan olan ihbarat-ı kesîresidir. Güya tayyar olan ruh-u mücerredi, zaman ve mekân-ı muayyenin kayıdlarını kırmış ve hudud-u maziye ve müstakbeleyi çiğnemiş, her tarafını görerek bize söylemiş ve göstermiştir.

    Bir kısmı dahi: Tahaddi vaktinde izhar olunan havarik-ı hissiyedir. Bine karib ta'dad olunmuştur. Demek söylediğimiz gibi herbir ferdi, âhâdî de olursa mecmuu mütevatir-i bilmanadır.

    Birisi: Mübarek olan parmaklarından suyun nebeanıdır. Güya maden-i sehavet olan yed-i mübarekesinden maye-i hayat olan suyun nebeanıyla menba-ı hidayet olan lisanından, maye-i ervah olan zülâl-i hidayetin feveranını hissen tasvir ediyor.

    Biri de: Tekellüm-ü şecer ve hacer ve hayvandır. Güya hidayetindeki hayat-ı maneviye, cemadat ve hayvanata dahi sirayet ederek nutka getirmiştir.

    Biri de: İnşikak-ı Kamer'dir. Güya kalb-i sema hükmünde olan Kamer, mübarek olan kalbiyle inşikakta bir münasebet peyda etmek için sine-i saf ve berrakını mübarek parmağın işaretiyle iştiyakan şakk u çâk etmiştir.

    Tenbih:

    İnşikak-ı Kamer mütevatir-i bilmanadır.
    ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ olan âyet-i kerime ile sabittir. Zira hattâ Kur'an'ı inkâr eden dahi, bu âyetin manasına ilişmemiştir. Hem de ihtimal vermeye şâyan olmayan bir tevil-i zaîften başka tevil ve tahvil edilmemiştir.

    Vehim ve Tenbih:

    İnşikak, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem şu zaman gibi âsumana adem-i tarassud, hem vücud-u sehab, hem ihtilaf-ı metali' cihetiyle bütün âlemin görmeleri lâzım gelmez ve lâzım değildir. Hem de hem-matla' olanlarda sabittir ki, görülmüştür. Birisi ve en birincisi ve en kübrası olan Kur'an-ı Mübin'dir. İşte sâbıkan bir nebzesine îma olunan yedi cihetle i'cazı müberhendir. İlââhirihî... Sair mu'cizatı kütüb-ü mutebereye havale ediyorum.

    Hâtime

    Ey benim kelâmımı mütalaa eden zevat! Geniş bir fikir ile ve müteyakkız bir nazar ile ve müvazeneli bir basiretle mecmu-u kelâmımı yani mesalik-i hamseyi muhit bir daire veya müstedir bir sur gibi nazara alınız, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetine merkez gibi temaşa ediniz. Veyahut sultanın etrafına halka tutmuş olan asakir-i müteavinenin nazarıyla bakınız! Tâ ki bir taraftan hücum eden evhamı, mütecavibe ve müteavine olan cevanib-i saire def' edebilsin. İşte şu halde Japonların suali olan

    ﻣَﺎ ﺍﻟﺪَّﻟِﻴﻞُ ﺍﻟْﻮَﺍﺿِﺢُ ﻋَﻠَﻰ ﻭُﺟُﻮﺩِ ﺍﻟْﺎِﻟَﻪِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺗَﺪْﻋُﻮﻧَﻨَﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ


    ye karşı derim: İşte Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm...


    İşaret ve irşad ve tenbih:

    Vakta kâinat tarafından, hükûmet-i hilkat canibinden müstantık ve sâil sıfatıyla gönderilen fenn-i hikmet, istikbale teveccüh eden nev'-i beşerin talîalarına rastgelmiş; birden fenn-i hikmet şöyle bir takım sualleri îrad etmiş ki: "Ey insan evlâdları! Nereden geliyorsunuz? Kimin emriyle? Ne edeceksiniz? Nereye gideceksiniz? Mebdeiniz nereden? Ve müntehanız nereyedir?" O vakit nev'-i beşerin hatib ve mürşid ve reisi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ayağa kalkarak, hükûmet-i hilkat canibinden gelen fenn-i hikmete şöyle cevab vermiştir ki: "Ey müstantık efendi! Biz maaşir-i mevcudat, Sultan-ı Ezel'in emriyle, kudret-i İlahiyenin dairesinden memuriyet sıfatıyla gelmişiz. Şu hulle-i vücudu bize giydirerek ve şu sermaye-i saadet olan istidadatı veren, cemi'-i evsaf-ı kemaliye ile muttasıf ve Vâcib-ül Vücud olan Hâkim-i Ezel'dir. Biz maaşir-i beşer dahi, şimdi saadet-i ebediyenin esbabını tedarik etmekle meşgulüz. Sonra birden ebede müteveccihen şehristan-ı ebed-ül âbâd olan haşr-i cismanîye gideceğiz.

    İşte ey hikmet, halt etme ve safsata yapma!.. Gördüğün ve işittiğin gibi söyle!.."

  5. #55
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Üçüncü Maksad

    Haşr-i cismanîdir. Evet, hilkat onsuz olmaz ve abestir. Neam, haşir haktır ve doğrudur. Bürhanın en vâzıhı, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.

    Mukaddeme

    Kur'an-ı Mübin, haşr-i cismanîyi o derece izah etmiştir ki; edna bir şübheyi bırakmamış. İşte biz de kuvvetimize göre onun berahinini bir derece tefsir için birkaç makasıd ve mevakıfına işaret edeceğiz.

    BİRİNCİ MAKSAD:

    Evet kâinattaki nizam-ı ekmel, hem de hilkatteki hikmet-i tâmme, hem de âlemdeki adem-i abesiyet, hem de fıtrattaki adem-i israf, hem de cemi' fünun ile sabit olan istikra-i tâmm, hem de yevm ve sene gibi çok enva'da olan birer nevi' kıyamet-i mükerrere, hem de istidad-ı beşerin cevheri, hem de insanın lâ-yetenahî olan âmâli, hem de Sâni'-i Hakîm'in rahmeti, hem de Resul-i Sadık'ın lisanı, hem de Kur'an-ı Mu'ciz'in beyanı; haşr-i cismanîye sadık şahidler ve hak ve hakikî bürhanlardır.

    Mevkıf ve İşaret:

    1- Evet saadet-i ebediye olmazsa nizam, bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır. Cemi' maneviyat ve revabıt ve niseb, hebaen gider. Demek nazzamı, saadet-i ebediyedir.

    2- Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlahiye, kâinattaki riayet-i mesalih ve hikem ile mücehhez olduğundan, saadet-i ebediyeyi ilân eder. Zira saadet-i ebediye olmazsa, kâinatta bilbedahe sabit olan hikem ve fevaide karşı mükâbere edilecektir.

    3- Neam, akıl ve hikmet ve istikra'ın şehadetleriyle sabit olan hilkatteki adem-i abesiyet; haşr-i cismanîdeki saadet-i ebediyeye işaret, belki delalet eder. Zira adem-i sırf, herşeyi abes eder.

    4- Evet fıtratta, ezcümle âlem-i suğra olan insanda, fenn-i menafi'-ül a'zânın şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösterir ki: İnsanda olan istidadat-ı maneviye ve âmâl ve efkâr ve müyulatının adem-i israfını isbat eder. O ise, saadet-i ebediyeye namzed olduğunu ilân eder.

    5- Evet öyle olmazsa umumen kurur, hebaen gider. Feya lil'aceb!. Bir cevher-i cihanbahanın kılıfına nihayet derece dikkat ve itina edilirse, hattâ gubarın konmasından muhafaza edilirse, nasıl ve ne suretle o cevher-i yegâneyi kırarak mahvedecektir? Kellâ!.. Ona itina, onun hatırası içindir.

    6- Evet sâbıkan beyan olunduğu gibi cemi' fünunla hasıl olan, istikra-i tâmla sabit olan intizam-ı kâmil, o intizamı ihtilâlden halâs eyleyen ve tekemmül ve ömr-ü ebedîye mazhar eden haşr-i cismanînin sadefinde olan saadet-i ebediyeyi bizzarure iktiza eder.

    7- Evet, saatin sâniye ve dakika ve saat ve günleri sayan çarklarına benzeyen yevm ve sene ve ömr-ü beşer ve deveran-ı dünya, birbirine mukaddime olarak döner, işler. Geceden sonra sabahı, kıştan sonra baharı işledikleri gibi, mevtten sonra kıyamet dahi o destgâhtan çıkacağını haber veriyorlar. Evet insanın her ferdi, birer nev' gibidir. Zira nur-u fikir onun âmâline öyle bir vüs'at vermiş ki; bütün ezmanı yutsa tok olmaz. Sair enva'ın efradlarının mahiyeti, kıymeti, nazarı, kemali, lezzeti, elemi ise cüz'î ve şahsî ve mahdud ve mahsur ve ânidir. Beşerin ise ulvî, küllî, sermedîdir. Yevm ve senede olan çok nevilerde olan birer nevi kıyamet-i mükerrere-i nev'iye ile insanda bir kıyamet-i şahsiye-i umumiyeye remz ve işaret, belki şehadet eder.

    8- Neam, beşerin cevherinde gayr-ı mahsur istidadatında mündemiç olan gayr-ı mahdud olan kabiliyattan neş'et eden müyulattan hasıl olan lâ-yetenahî âmâlinden tevellüd eden gayr-ı mütenahî efkâr ve tasavvuratı; mâvera-yı haşr-i cismanîde olan saadet-i ebediyeye elini uzatmış ve medd-i nazar ederek o tarafa müteveccih olmuştur.

    9- Neam, Sâni'-i Hakîm ve Rahmanürrahîm'in rahmeti ise; cemi' niamı nimet eden ve nıkmetlikten halâs eden ve kâinatı firak-ı ebedîden hasıl olan vaveylâlardan halâs eyleyen saadet-i ebediyeyi nev'-i beşere verecektir. Zira şu herbir nimetin reisi olan saadet-i ebediyeyi vermezse, cemi' nimetler nıkmete tahavvül ederek, bizzarure ve bilbedahe ve umum kâinatın şehadetiyle sabit olan rahmeti inkâr etmek lâzım gelir.

    İşte ey birader!.. Mütenevvi olan nimetlerden yalnız muhabbet ve aşk ve şefkate dikkat et. Sonra da, firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalîyi nazara al! Nasıl o muhabbet, en büyük musibet olur! Demek hicran-ı ebedî, muhabbete karşı çıkamaz. İşte saadet-i ebediye, o firak-ı ebediyeye öyle bir tokat vuracak ki, adem-âbâd hiçâhiçe atacaktır.

    10- Neam, sâbık olan beş mesleği ile sıdk ve hakkaniyeti müberhen olan Peygamberimizin lisanı, haşr-i cismanînin definesindeki saadet-i ebediyenin anahtarıdır.

    11- Neam, yedi cihetle onüç asırda i'cazı musaddak olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, haşr-i cismanînin keşşafıdır ve fettahıdır ve besmelekeşidir.

    İKİNCİ MAKSAD:

    Kur'an'da işaret olunan haşre dair iki delilin beyanındadır. İşte, Nahu Bismillahirrahmanirrahîm

  6. #56
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart

    Bu risalenin müellifi Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, bu risalenin te'lifinden 30 sene sonra te'lif ettiği Risale-i Nur Külliyatından "Dokuzuncu Şua"ın başında diyor ki:

    "Latif bir inayet-i Rabbaniyedir ki: Bundan otuz sene evvel Eski Said yazdığı tefsir mukaddemesi "Muhakemat" namındaki eserin âhirinde, "İkinci Maksad: Kur'an'da haşre işaret eden iki âyet tefsir ve beyan edilecek. Nahu Bismillahirrahmanirrahîm" deyip durmuş. Daha yazamamış. Hâlık-ı Rahîmime delail ve emarat-ı haşriye adedince şükür ve hamd olsun ki, otuz sene sonra tevfik ihsan eyledi."

  7. #57
    Ehil Üye olabilir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2017
    Mesajlar
    1.109

    Standart (Küçük biraderim Abdülmecid'in takrizidir)

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

    ﺍٔﺣﻤﺪﻩ ﺗﻌﺎﻟﻰ ﺣﻤﺪًﺍ ﺑﻠﺎ ﺣﺪّ، ﻭﺍٔﺻﻠﻲ ﻋﻠﻰ ﺭﺳﻮﻟﻪ ﺳﻴﺪﻧﺎ ﻣﺤﻤﺪ ﻭﻋﻠﻰ ﺍٓﻟﻪ ﻭﺻﺤﺒﻪ ﺳﺎﻟﻜﻲ ﺍﻟﻄﺮﻳﻖ ﺍﻟﺎٔﺳﺪّ

    ﻭﺑﻌﺪ: ﻓﺎﻋﻠﻢ ﺍٔﻧﻪ ﻣﻦ ﻳَﺮُﻡْ ﺍٔﻥ ﻳﻌﺮﺝ ﺍﻟﻰ ﺳﻤﺎﺀ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ، ﻭﻳﺴﻢ ﺍٔﻥ ﻳﺴﺮﺡ ﻓﻜﺮﻩ ﻓﻰ ﺭﻳﺎﺽ ﺍﻟﺪﻗﺎﺋﻖ، ﻭﻳﻄﻠﺐ ﻣﻴﺰﺍﻧًﺎ ﻟﺘﻤﻴﻴﺰ ﺍﻟﻜﺎﺫﺏ ﻋﻦ ﺍﻟﺼﺎﺩﻕ، ﻭﻣﻜﻨﺴﺔ ﻟﺘﻜﻨﻴﺲ ﻏﺒﺎﺭ ﺍﻟﺎٔﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺸﻘﺎﺋﻖ، ﻭﺟﻨﺔ ﻳﺮﻭﺽ ﻓﻴﻬﺎ ﺟﻴﺎﺩ ﺍﻟﺎٔﻓﻜﺎﺭ، ﻭﺟُﻨﺔ ﻳﺪﺍﻓﻊ ﺑﻬﺎ ﻧﻀﺎﻝ ﺍﻟﺴﻘﻴﻤﺔ ﻣﻦ ﺍﻟﺎٔﺧﻴﺎﺭ، ﻭﻣﻀﻤﺎﺭًﺍ ﻳﺒﺎﺭﺯ ﻓﻴﻪ ﺍﻟﺎٔﺑﻄﺎﻝ ﻣﻦ ﺍﻟﺎٔﺟﺒﺎﺭ: ﻓﻌﻠﻴﻪ ﻳﺘﺪﺭﺱ ﻭﺗﺪﺭﻳﺲ ﻫﺬﺍ ﺍﻟﻜﺘﺎﺏ.. ﻟﺎٔﻧﻪ ﻗﺪ ﺑﻨﻲ ﻋﻠﻰ ﺍٔﺳﺎﺳﻲ ﺗﻬﺪﻳﻢ ﺍﻟﺨﻄﺎٔ ﻭﺗﻌﻤﻴﺮ ﺍﻟﺼﻮﺍﺏ، ﻭﺍٔﺻﻠﻰ ﺗﺼﻘﻴﻞ ﺍﻟﺎﺳﻠﺎﻣﻴﺔ ﻋﻦ ﺍﻟﻮﻫﻤﻴﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﻌﺎﺏ، ﻭﺗﺼﻔﻴﺔ ﺍﻟﻌﻘﺎﺋﺪ ﻋﻦ ﺍﻟﺨﺮﺍﻓﺎﺕ ﺍﻟﺘﻰ ﺑﻬﺎ ﺗﺸﺎﺏ.. ﻛﻴﻒ ﻟﺎ، ﻭﻗﺪ ﺍٔﺧﺮﺝ ﺗﻠﻚ ﺍﻟﺤﻘﺎﺋﻖ ﺍﻟﻤﻮﻭٔﺩﺓ ﻓﻲ ﺍٔﺧﺎﺩﻳﺪ ﺍﻟﺨﺒﺎﻟﺎﺕ، ﻭﻓﺾ ﺍٔﻓﻮﺍﻩ ﺍﻟﺎٔﻭﻫﺎﻡ ﻋﻦ ﻣﻜﻨﻮﻧﺎﺕ ﻫﺎﺗﻴﻚ ﺍﻟﻨﻜﺎﺕ. ﻓﺤﻞ ﺍﻟﺎٔﺫﻫﺎﻥ، ﻭﺍٔﺫﻫﻦ ﺍﻟﻔﺤﻮﻝ، ﻭﺳﻤﺢ ﺑﻪ ﺛﺎﻗﺐ ﺍﻟﺎٔﻓﻜﺎﺭ، ﻭﺍٔﻓﻜﺮ ﺍﻟﻌﻘﻮﻝ ﻭﺧﺎﻃﺮ ﻛﻞ ﻣﺎ ﻳﻮﺻﻒ ﺑﻪ ﻓﻬﻮ ﻓﻮﻗﻪ ﻭﻟﻮ ﺑﺬﻝ ﺍﻟﻮﺍﺻﻒ ﻓﻲ ﺍٔﻃﺮﺍﺋﻪ ﻃﻮﻗﻪ

    ﻭ ﺍﻥ ﺷﻜﻜﺖ ﻓﻴﻤﺎ ﺍٔﻗﻮﻝ ﻓﻴﻪ، ﺍﻧﻈﺮ ﺍﻟﻰ ﺍﻟﻔﺮﺍﺋﺪ ﺍﻟﺴﺎﻗﻄﺔ ﻣﻦ ﻓﻴﻪ

    ﻭﻳﺤﻖ ﺍٔﻥ ﻳﻘﺎﻝ ﻓﻲ ﺗﺎٔﻟﻴﻔﻪ

    ﺑﺪﻳﻊ ﺍﻟﻨﺴﺞ ﻭﺍﻟﺎﺳﺪﺍﺀ ﺍﻧﺸﺎ ٭ ﻣﻦ ﺍﻟﺘﻌﻴﻴﺐ ﻭﺍﻟﺘّﻐْﻴﻴﺮ ﺣﺎﺷﺎ

    ﻛﺘﺎﺑًﺎ ﺑﺎﻟﻠﺎٓﻟﻲ ﻗﺪ ﺗﻮﺷﺎ ٭ ﺍٔﻧﺎﺳﻲ ﺍﻟﻨﺼﻮﺹ ﻗﺪ ﺗﺤﺸّﺎ
    ﻣﺮﻯٔ ﺍﻟﺼﺪﻕ ﻭﺍﻟﺤﻖ ﺍﻟﻤﺒﻴﻦ ٭ ﻭﻳﻮﻣﻲ ﻟﻠﻜﻨﻮﺯ ﺗﺤﺖ ﻏﻴﻦ

    ﻭﻟﺬﻱ ﺍﻟﺪﻳﻦ ﻭﺍﻟﺎٔﺣﺒﺎﺏ ﺯﻳﻦ ٭ ﻛﻤﺎ ﻟﻠﻘﺎﻟﻲ ﻭﺍﻟﺤﺴﺎﺩ ﺷﻴﻦ

    ﻳﻤﺰﻕ ﻋﻦ ﻭﺟﻮﻩ ﺍﻟﺤﻖ ﻣﻴﻨﺎ ٭ ﻳﻌﻤّﻰ ﻟﺬﻭﻱ ﺍﻟﺎﻟﺤﺎﺩ ﻋﻴﻨًﺎ

    ﻣﺤﻚ ﻟﻠﻨﺤﻮﻝ ﻣﻦ ﻧﻘﻮﻝ ٭ ﻭﻗﻴﺪ ﻟﻠﻌﻘﻮﻝ ﻣﻦ ﻓﺤﻮﻝ

    ﺟﺪﻳﺮ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠّﺪ ﻓﻲ ﻧﺤﻮﺭ ٭ ﻣﺤﺎﻓﻈﺔ ﺍﻟﺤﺪﻭﺩ ﻭﺍﻟﺜﻐﻮﺭ

    ﺧﻠﻴﻖ ﺑﺎﻟﺘﻘﻠﺪ ﻓﻲ ﺍﻟﻌﻨﺎﻕ ٭ ﻟﻀﺮﺏ ﺍﻟﻔﺮﻕ ﻓﻲ ﺭﺍٔﺱ ﺍﻟﻨﻔﺎﻕ

    ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻄﺮﻑ ﻣﺘﻰ ﻳُﺴﻄﺮ ﺳُﻄُﺮ ٭ ﻩ ﻟﺎ ﻳﻌﺸﺎﻩ ﻃﻮﻝ ﺍﻟﺪﻫﺮ ﻋﻮﺭ

    ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻘﻠﺐ ﺑﺎﻥ ﺗﻜﺘﺐ ﺍٔﺣﺮﻯ ٭ ﻭﺍٔﻥ ﺗﺠﻌﻞ ﻣﻜﺎﻥ ﺍﻟﺤﺒﺮ ﺗﺒﺮًﺍ

    ﺻﻐﻴﺮ ﺍﻟﺠﺮﻡ ﺗﺒﺮﻯ ﺍﻟﻤﺜﺎﻝ ٭ ﻛﻤﺮﻗﺎﺓٍ ﺍﻟﻰ ﺍٔﻭﺝ ﺍﻟﻜﻤﺎﻝ

    ﻛﺜﻴﺮ ﺍﻟﺮﻣﻮﺯ ﻭﺍﻟﻤﻌﻨﻰ ﺩﻗﻴﻖ ٭ ﻭﻋﻦ ﺩﺭﻛﻪ ﺫﻭ ﺍﻟﻄﻌﻦ ﺳﺤﻴﻖ

    ﻫﻠﺎﻝ ﺍﻟﺸﻚّ ﻣﻌﻨﺎﻩ ﻓﺤﺪﺩ ٭ ﺑﻜﺤﻞ ﺿﺪّﻩ ﺍﻟﻌﻴﻦ ﻓﺮﺍﻭﺩ

    ﻭ ﺍﻧﻲ ﻟﺎ ﻳﻜﻮﻥ ﺫﺍ ﻛﺬﺍ ﻛﺎ ٭ ﻭﻳﺨﺘﺼﻢ ﺑﻜﺘﻔﻴﻪ ﺍﻟﺴﻤﺎﻛﺎ

    ﻭﻗﺪ ﺍٔﻧﺸﺎﻩ ﺭﺍﺯﻱّ ﺍﻟﺎٔﻭﺍﻥ ٭ ﻣﺠﻴﺪ ﻟﻠﺒﺪﻳﻊ ﻓﻲ ﺍﻟﺰﻣﺎﻥ

    ﻭﺫﺍ ﺍﻟﻌﺼﺮ ﺑﻪ ﻳﻌﻠﻮ ﻭﺳﺎﻡ ٭ ﻟﺬﺍ ﺍﻟﺘﺎٔﻟﻴﻒ ﺗﺎﺭﻳﺦ ﺗﻤﺎﻡ



    Yakînin kâşifi olmakla, miftah-ı belâgattır
    Hakikat olduğu şey'e, menar-ı ihtida odur
    Hakk'ın keşşafı olmakla, belâgatça misalsizdir
    Belâgatta olan, esrara bir misbah-ı vehhacdır
    Mesailden ne şey müşkil olursa onda zahirdir
    Bütün esdaf-ı elfazda esrar-ı belâgattır
    Hakk'ın cevher-i âlîsiyle elmas-ı hakikattan
    Şükûke karşı yapılmış olan bir seyf-i katı'dır
    Müzehheb basamaklı şu semavat-ı kemalâta
    Urûc etmek için hakkıyla bir nuranî mirkattır.

    Abdülmecid

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Muhakemat ve Munazarat'in Onemi
    By insirah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.01.10, 23:42
  2. Muhakemat Dersleri
    By muhakematçı in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 95
    Son Mesaj: 30.08.09, 13:59
  3. Muhâkemât Önsöz'den..
    By bir_damla_nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.01.09, 21:08
  4. Muhakemat Dersleri
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.12.08, 00:56
  5. Muhakemat ve Ahmet Feyzi Kul
    By muntehab in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.01.07, 13:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0