+ Konu Cevaplama Paneli
3. Sayfa - Toplam 14 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 4 5 13 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 ve 136

Konu: Risale-i Nur Külliyatından İŞARAT-ÜL İ'CAZ

  1. #21
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Üçüncü Mebhas:

    ﺍﻟٓﻢٓ i'cazın esaslarından îcazın en yüksek ve en ince derecesine bir misaldir. Bunda da birkaç letaif vardır:

    1-
    ﺍﻟٓﻢٓ üç harfiyle üç hükme işarettir. Şöyle ki:

    Elif,
    ﻫَﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟْﺎَﺯَﻟِﻰِّ hükmüne ve kaziyesine; lâm, ﻧَﺰَﻝَ ﺑِﻪِ ﺟِﺒْﺮِﻳﻞُ hükmüne ve kaziyesine; mim ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻉ.ﺹ.ﻡ.hükmüne ve kaziyesine remzen ve îmaen işarettir.

    Evet nasılki Kur'anın hükümleri uzun bir surede, uzun bir sure kısa bir surede, kısa bir sure bir âyette, bir âyet bir cümlede, bir cümle bir kelimede, o kelime de "sin, lâm, mim" gibi huruf-u mukattaada irtisam eder, görünür. Kezalik
    ﺍﻟٓﻢٓ in herbir harfinde mezkûr hükümlerden biri temessül etmiş görünüyor.

    2- Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı, ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dadır.

    3- Şifrevari şu huruf-u mukattaanın zikri, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın fevkalâde bir zekâya mâlik olduğuna işarettir ki: Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar.

    4- Şu harflerin taktîi; harf ve lafızların hâvi oldukları kıymet, yalnız ifade ettikleri manalara göre olmayıp, ilm-i esrar-ül hurufta beyan edildiği gibi, aded ve sayılar misillü, harflerin arasında fıtrî münasebetlerin bulunduğuna işarettir. {(Haşiye): Kırk sene sonra Risale-i Nur, bu lem'a-i i'cazı körlere dahi göstermiştir.}

    5-
    ﺍﻟٓﻢٓ taktîiyle, bütün harflerin esas mahreçleri olan "halk, vasat, şefe" mahreçlerine işarettir. Ve zihinlerin nazar-ı dikkatini şu mahreçlere çeviriyor ki; zihinler, gerek bu üç mahreçte, gerek bunlara bağlı küçük küçük mahreçlerde lafızların ve harflerin nasıl vücuda geldiklerini hayret ve ibretle mütalaa etsinler.

    Ey zihnini belâgatın boyasıyla boyayan arkadaş! Bu letaifi sıkacak olursan,
    ﻫَﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠَّﻪِ içinden çıkacaktır.

  2. #22
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Dördüncü Mebhas:

    ﺍﻟٓﻢٓ emsaliyle beraber, terkib şeklinden taktî' suretinde zikirleri, bu şeklin müstakil olup hiçbir imama tâbi' olmadığına ve hiç kimseyi taklid etmiş olmadığına ve üslûbları acib, çeşitleri garib yeni saha-i vücuda gelen bir bedîa olduğuna işarettir.

    Bu mebhasda da birkaç letaif vardır.

    1- Hatib ve beliglerin âdetindendir ki mesleklerinde daima bir misale tâbi' oluyorlar ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'an hiçbir misale tâbi' olmamıştır ve hiçbir nakş-ı belâgat örneği üzerine nakış yapmamıştır ve işlenmemiş bir yolda yürümüştür.

    2- Kur'an baştan aşağıya kadar, nâzil olduğu heyet üzerine bâkidir. Bu kadar Kur'anı taklid etmeye müştak olan dostlar ve mütehacim düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur'anın ne taklidi yapılmış ve ne de bir misali gösterilmiştir. Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitablarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz. O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır.

    3- Beşerin san'atı olan bir şey, bidayette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur'an ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de öylece muhafaza etmektedir.

    Ey belâgat letafetinin kokusunu koklayan arkadaş! Zihnini şu mebahis-i erbaaya gönder ki, bal arısı
    ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻫَﺬَﺍ ﻛَﻠﺎَﻡُ ﺍﻟﻠَّﻪِ balını çıkarsın.

  3. #23
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ:

    Arkadaş! Kelâmların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belâgatın esaslarından biri de şudur ki:

    Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, belig kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıdların, heyetlerin tamamen o kelâmın takib ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belâgat mezhebinde lâzımdır.

    Birinci Misal:
    ﻭَ ﻟَﺌِﻦْ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢْ ﻧَﻔْﺤَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺭَﺑِّﻚَ olan âyet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki: Bu kelâmdaki maksad ve esas, pek az bir azab ile fazla korkutmaktır. Ve bu kelâmda olan mezkûr kelimeler ve kayıdlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar.

    Ezcümle: Şekk ve ihtimali ifade eden
    ﺍِﻥْ şartiye olup, azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir.

    Ve keza
    ﻧَﻔْﺤَﺔٌ sîgasıyla ve tenviniyle, azabın ehemmiyetsizliğine îmadır.

    Ve keza
    ﻣَﺲَّ kelimesi, azabın şedid olmadığına işarettir.

    Ve keza teb'îzi ifade eden
    ﻣِﻦْ ve şiddeti gösteren "nekal" kelimesine bedel, hıffeti îma eden ﻋَﺬَﺍﺏِ kelimesi ve ﺭَﺏّ kelimesinden îma edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekle, şu şiiri lisan-ı halleriyle temessül ediyorlar:

    ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘَّﻰ ﻭَ ﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَ ﻛُﻞٌّ ﺍِﻟَﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸِﻴﺮُ

    Yani: "İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar."

  4. #24
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İkinci Misal:
    ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَolan âyet-i kerimedir. Bu âyette maksad-ı esas, Kur'anın yüksekliğini göstermektir. Ve bu maksadı takviye eden, ﺍﻟٓﻢٓ، ﺫَﻟِﻚَ، ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ، ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ kayıdlarıdır. Evet bu kayıdlar, istinad ettikleri pek ince ve gizli delillerine işaret etmekle beraber, o maksadın takviyesine koşuyorlar.

    Ezcümle:
    ﺍﻟٓﻢٓ kasem olduğu cihetle Kur'anın azametine ve altında müstetir, gizli o mezkûr letaif cihetiyle de davanın isbatına işaret eder.

    Ve keza
    ﺫَﻟِﻚَ zât ile sıfâtı gösteren bir işaret olması itibariyle hem Kur'anın azametine, hem azameti isbat eden sıfât-ı kemaliyeye işaret eder.

    Ve keza
    ﺫَﻟِﻚَ işaret-i hissiyeye mahsus iken, işaret-i akliyede kullanılması, ta'zim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, makul olan Kur'anı mahsûs suretinde göstermesi, Kur'anı ezhan ve enzarın nazar-ı dikkatine arzetmekle, tesettürü îcab eden hile, za'fiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhar ve itiraf ettirmektir.

    Ve keza
    ﺫَﻟِﻚَ nin vasıtasıyla ifade ettiği bu'd, Kur'anın kemaline delalet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir.

    Ve keza
    ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ daki ﺍﻝ hasr-ı örfîyi ifade ettiğinden, Kur'anın azametine ve başka kitabların mehasinini cem'etmekle onların fevkinde olduğuna işarettir.

    Ve keza "kitab" tabiri, ehl-i kıraat ve kitabetten olmayan bir ümminin mahsulü olmadığına işarettir.

    Ve keza
    ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ, zamirinin her iki ihtimaline binaen Kur'anın kemalini isbat veya te'kid eder.

    Ve keza istiğrakı ifade eden
    ﻟﺎَ Kur'anın her köşesinde rekz ve her yerinde zikredilen deliller, bürhanlar, hücuma gelen şek ve şübheleri def' ile, Kur'anın o gibi lekelerden münezzeh olduğunu ilân eder. Ve lisan-ı haliyle şu şiiri okur:

    ﻭَ ﻛَﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَٓﺎﺋِﺐٍ ﻗَﻮْﻟﺎً ﺻَﺤِﻴﺤًﺎ ﻭَ ﺍَﻓَﺘُﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﻬْﻢِ ﺍﻟﺴَّﻘِﻴﻢِ

    Yani: Kur'anda ta'yib edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur'an gibi sahih kavilleri ta'yib etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor.

    Ve keza zarfiyeti ifade eden
    ﻓِﻰ tabiri, Kur'anın sathına ve zahirine konan şek ve şübhe varsa, içerisindeki hakaik ile def'edilebileceğine işarettir.

    Arkadaş! Tahlil vasıtasıyla terkibin kıymetini ve küll ile cüzler arasındaki farkı idrak edebildiysen, bu misallerdeki kuyud ve hey'ata dikkat et. Ve o kelimelerden nebean eden zülâl-i belâgatı ve kevser-i fesahatı doyuncaya kadar iç, "Elhamdülillah!" de.


  5. #25
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    S- ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ âyet-i kerimesinin cümleleri, atf ile birbiriyle bağlanmamış olması neye binaendir?

    C- O cümleler arasındaki şiddet-i ittisal, bağlılık ve sarılmaktan bir ayrılık yoktur ki, birbiriyle bağlanmaya lüzum olsun. Zira o cümlelerin herbirisi, arkadaşlarına hem babadır, hem oğul. Yani hem delildir, hem neticedir.

    Evet
    ﺍﻟٓﻢٓ lisan-ı haliyle hem muarazaya meydan okur, hem mu'ciz olduğunu ilân eder.

    ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ hem bütün kitablara faik olduğunu tasrih eder, hem müstesna ve mümtaz olduğunu izhar eder.

    ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ hem Kur'anın şek ve şübhe yeri olmadığını tasrih eder, hem müstesna ve mümtaz olduğunu izhar eder.

    ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ hem tarîk-ı müstakimi irae etmekle muvazzaf olduğunu gösterir, hem mücessem bir nur-u hidayet olduğunu ilân eder.

    İşte bu cümlelerden herbirisi, ifade ettiği birinci manasıyla arkadaşlarına delil olduğu gibi, ikinci manasıyla da onlara neticedir.

    Sonra bu âyetin şu cümleleri arasında i'caza menba, belâgata medar olan oniki münasebet, alâka ve bağlılık vardır. Bunlardan misal olarak üç taneyi zikr, ötekileri de sana havale ederim.

    1-
    ﺍﻟٓﻢٓ bütün muarızları, muarazaya davet eder. Öyle ise, en yüksek bir kitabdır. Öyle ise, bir yakîn sadefidir. Zira kitabın kemali, yakîn iledir. Öyle ise, nev'-i beşer için mücessem bir hidayettir.

    2-
    ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ yani emsaline tefevvuk etmiştir. Öyle ise, müstesnadır. Çünki şek ve şübhe yeri değildir. Çünki müttakilere doğru yolu gösterir. Öyle ise, mu'cizdir.

    3-
    ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ Yani, tarîk-ı müstakime irşad eder. Öyle ise, yakîniyattandır. Öyle ise, mümtazdır. Öyle ise, mu'cizdir.

    Ey arkadaş! Şu
    ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ cümlesindeki nur-u belâgat ve hüsn-ü kelâm, dört noktadan tezahür etmiştir.

    1- Bu cümlede mübteda mahzuftur. Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir.

    2-
    ﻫَﺎﺩِﻯ yerinde ﻫُﺪًﻯ yani ism-i fâil mevkiinde masdarın kullanılması, tecessüm eden nur-u hidayetten cevher-i Kur'anın husule geldiğine işarettir.

    3-
    ﻫُﺪًﻯ deki tenvin-i tenkirden anlaşılıyor ki, hidayet-i Kur'an öyle ince bir dereceye varmıştır ki, hakikatı idrak edilemez ve öyle geniş bir sahayı işgal etmiştir ki, ihatası ilmen kabil değildir. Çünki marifenin zıddı olan "nekre"; ya şiddet-i hafâdan olur veya kesret-i zuhurdan neş'et eder. Buna binaendir ki, "tenkir" bazan tahkiri bazan ta'zimi ifade eder, denilmiştir.

    4- Müteaddid kelimelere bedel ism-i fâil sîgasıyla ihtiyar edilen
    ﻣُﺘَّﻘِﻴﻦَ kelimesi ile yapılan îcaz, hidayetin semeresine ve tesirine işaret olduğu gibi, hidayetin vücuduna da bir delil-i innîdir.

  6. #26
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    S- Gayet mahdud, az birkaç noktadan beşerin tâkatinden hariç denilen i'cazın doğması ihtimali var mıdır?

    C- Maddî ve manevî her şeyde yardımın ve içtimaın büyük kuvvet ve tesiri vardır.

    Evet in'ikas sırrıyla, üç şeyin hüsnü içtima ederse, beş olur. Beş içtima ederse, on olur. On içtima ederse, kırk olur. Çünki herşeyde bir nevi in'ikas ve bir nevi temessül vardır. Nasılki birbirine mukabil tutulan iki âyinede çok âyineler görünüyor; kezalik iki-üç nükte veya iki-üç hüsn içtima ettikleri zaman pekçok nükteler, pekçok hüsünler tevellüd eder.

    Bu sırra binaendir ki, her hüsn sahibinin ve herbir sahib-i kemalin emsaliyle içtima etmeye fıtrî bir meyli vardır ki, içtimaları zamanında hüsünleri, kemalleri bir iken iki olur. Hattâ bir taş, taşlığıyla beraber kubbeli binalarda ustanın elinden çıkar çıkmaz başını eğer, arkadaşıyla birleşmeğe meyleder ki, sukut tehlikesinden kurtulsunlar. Maalesef insanlar, teavün sırrını idrak edememişler. Hiç olmazsa, taşlar arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar.


    S- Belâgat ve hidayetten maksad, hakikatı vâzıh bir şekilde gösterip fikirleri ve zihinleri ihtilaflardan kurtarmak iken; müfessirlerin bu gibi âyetlerde yaptıkları ihtilafat, gösterdikleri ihtimaller, beyan ettikleri ayrı ayrı birbirine uymayan vecihler altında hak ve hakikat ne suretle görülebilir?

    C- Malûmdur ki, Kur'an-ı Azîmüşşan yalnız bir asra değil, bütün asırlara nâzil olmuştur. Hem bir tabaka insanlara mahsus değil, bütün tabakat-ı beşere şümulü vardır. Hem bir sınıf insanlara ait değil, bütün beşerin sınıflarına raci'dir. Binaenaleyh herkes, her tabaka, her zaman, fehmine, istidadına göre Kur'anın hakaikından hisse alabilir ve hissedardır. Halbuki nev'-i beşer derece itibariyle muhtelif ve zevk cihetiyle mütefavit ve keza meyl, istihsan, lezzet, tabiat itibariyle birbirine uymuyor. Meselâ: Bir taifenin istihsan ettiği bir şey, öteki taifenin zevkine muhaliftir. Bir kavmin meylettiği bir şeyden, öteki kavim nefret ediyor. Bu sırra binaendir ki, Kur'an-ı Kerim günahların cezası veya hayırların mükâfatı hakkında zikrettiği âyetlerde tahsisat yapmamış; âmm bir şekilde bırakmıştır ki, herkes zevkine göre fehmetsin.

    Hülâsa: Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan âyetlerini, cümlelerini öyle bir şekilde nazmetmiş ve vaz'etmiştir ki, her cihetten ihtimal yolları bulunsun ki, muhtelif fehimler ve istidadlar, zevklerine göre hisselerini alabilsinler. Binaenaleyh ulûm-u Arabiyenin kaidelerine muvafık ve belâgatın prensiplerine uygun ve ilm-i usûle mutabık olmak şartıyla, müfessirlerin birbirine muhalif olan beyanatı ve ihtimalleri; zamanlara, tabakalara ve fehimlere göre murad ve caizdir diye hükmedilebilir. Bu nükteden anlaşıldı ki, Kur'anın i'caz vecihlerinden biri odur ki; nazmı, öyle bir üslûbdadır ki, bütün asırlara, tabakalara intibak edebilir.

  7. #27
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ: Bu cümlenin evvelki cümle ile nazmını îcab ettiren münasebet vecihleri ise:

    Bu cümle, mü'minleri medheder, evvelki cümle de Kur'anı medheder. Şu her iki medih arasında bir insibab (dökülmek) vardır ki; o onu ister, o onu ister. Çünki ikinci medih, birinci medhin neticesidir ve birinci medhe bir bürhan-ı innîdir ve hidayetin semeresi ve şahididir. Ve aynı zamanda hidayete bir yardımcı vazifesi görüyor. Çünki mü'minleri medhetmekte imana gelmek için bir teşvik vardır. Teşvik ise, bir nevi hidayettir.
    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ile ﻣُﺘَّﻘِﻴﻦَ arasındaki münasebete gelince: Bunların biri tahliye ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ, diğeri tahliye ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ dir. Tahliye ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ tathir etmek ve temizlemektir. Tahliye ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ ise, tezyin etmek ve süslendirmek manasınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup burada olduğu gibi, daima birbirini takib ediyorlar. Onun için kalb, takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen onun ardında iman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.

    Kur'an-ı Kerim, tahliye-i seyyiatı üç mertebesiyle zikretmiştir: Birincisi, şirki terk; ikincisi, maasiyi terk; üçüncüsü, masivaullahı terk etmektir.

    Tahliye
    ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ ise, hasenat ile olur. Hasenat da, ya kalb ile olur veya kalıb ve beden ile olur veyahut mal ile olur.

    A'mal-i kalbînin şemsi, imandır.

    A'mal-i bedeniyenin fihristesi, namazdır.

    A'mal-i maliyenin kutbu, zekattır.

    S-
    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ hal iktizasına göre îcaz ise de, aynı manayı ifade eden ﺍَﻟْﻤُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ kelimesine nazaran itnabdır (uzundur). Evet ﺍﻝ harfi ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ile; ﻣُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ kelimesi ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ fiiliyle tebdil edilmiştir. Bu itnabın îcaza tercih sebebi nedir?

    C-
    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ esma-i mübhemeden olduğundan, onu tayin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet, sılasına aittir. Başka sıfatlarında hiç kıymet yoktur. Bu ise, burada sılası olan imana büyük bir azamet vermekle insanları iman etmeye teşvik eder. Amma ﻣُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ kelimesine bedel, fiil sîgasıyla ﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ nin tercihi; iman fiilini hayal nazarına gösterip keyfiyetin tasvir edilmesine, dâhilî ve haricî delillerin tecellisiyle imanın istimrar ve devam ile teceddüd etmesine işarettir. Evet delailin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüd eder.

    ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ Yani, nifaksız ihlas-ı kalb ile iman ediyorlar. Veya iman edilen şeyler gayb olmakla beraber iman ediyorlar. Veyahut gaibe veya âlem-i gayba iman ediyorlar.

    İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrisini icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

  8. #28
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    S- Avam-ı nâstan, hakaik-i diniyeyi tabir eden ancak yüzde birdir?

    C- Tabir etmemesi, bilmemesine delil olamaz.

    Evet çok defa lisan, insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâgat dâhîlerinden Sekkakî gibi bir zât; İmri-ül Kays veya başka bir bedevinin ibraz ettiği belâgat incelerini kavramamıştır.

    Maahâza imanın var olup olmadığı sorgu ile anlaşılır. Meselâ âmi bir adama, bu âlem bütün cihetleriyle, eczasıyla kudretinde, tasarrufunda bulunan Sâni'in yarattığı bu âlemin bir cihetinde olup olmadığı gibi bir sorgu yapıldığı zaman, "Hiçbir cihetinde değildir!" dese kâfidir. Çünki nefiy cihetinin, yani Sâni'siz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delalet eder.

    İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre: "Cenab-ı Hakk'ın istediği kulunun kalbine, cüz'-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur." denilmiştir.

    Öyle ise iman, Şems-i Ezelî'den vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede bütün kâinat ile bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur. Ve herşeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.

    Ve keza iman, Şems-i Ezelî'den ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi; saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile, vicdanında bulunan bütün emel ve istidadlarının tohumları, bir şecere-i tûbâ gibi neşv ü nemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.

    ﻭَ ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮﺓَ: Bu cümlenin evvelki cümle ile bağlılığı ve münasebeti gün gibi aşikârdır. Lâkin bedenî ibadet ve taatlardan namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet nasılki Fatiha Kur'ana, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünki namaz; savm, hac, zekat ve sair hakikatları hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlukatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şamildir. Meselâ: Secdede, rükû'da, kıyamda olan melaikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.

    S-
    ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ nin fiil sîgasıyla zikrinde ne hikmet vardır?

    C- Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı ruhanîyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sami'lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.

    Evet dağınık bir vaziyette bulunan efradı büyük bir sevinçle içtimaa sevkettiren malûm âletin sesi gibi, âlem sahrasında dağılmış insanları cemaate davet eden ezan-ı Muhammedî'nin (A.S.M.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyl, bir şevk husule gelir.

  9. #29
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    S- ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ kelimesine bedel, itnablı ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮﺓَ nin zikrinde ne hikmet vardır?

    C- Namazda lâzım olan ta'dil-i erkân, müdavemet, muhafaza gibi ikamenin manalarını müraat etmeye işarettir.

    Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezbetmek namazın şe'nindendir.

    Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerhettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celbetmek, namazın şe'nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelal tarafından her yirmidört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir davettir. Bu davetin şe'nindendir ki, her kalb kemal-i şevk ve iştiyakla icabet etsin. Ve mi'racvari olan o yüksek münacata mazhar olsun.

    Namaz, kalblerde azamet-i İlahiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbanîye imtisal ettirmek için yegâne İlahî bir vesiledir. Zâten insan medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlahîye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tenbellikle namazı terkeden veyahut kıymetini bilmeyen; ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhere anlar, ama iş işten geçer.

  10. #30
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Bu kelâmın mâkabliyle nazmını îcab ettiren münasebet ise:

    Namaz
    ﻋِﻤَﺎﺩُ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekat da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür. Demek birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlahî iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır.

    Zekat ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:

    1- Sadakayı vermekte israf olmaması.

    2- Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması.

    3- Minnetle in'amın bozulmaması.

    4- Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi.

    5- Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi.

    6- Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde sarfetmesi lâzımdır.

    Kur'an-ı Kerim bu şartları, bu nükteleri insanlara sadaka olarak ihsan ve ihsas etmek için
    ﻳُﺰَﻛُّﻮﻥَ veya ﻳَﺘَﺼَﺪَّﻗُﻮﻥَ veyahut ﻳُﺆْﺗُﻮﻥَ ﻟﺰَّﻛَﻮﺓَ gibi îcazlı bir ifadeyi terkedip, ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ gibi itnablı bir cümleyi ihtiyar etmiştir.

    1- Teb'izi ifade eden
    ﻣِﻦْ israfın reddine.

    2-
    ﻣِﻤَّﺎ nın takdimi, sadakanın kendi malından olduğuna.

    3-
    ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ minnetin olmamasına. Çünki veren Allah'tır, kul ise bir vasıtadır.

    4- Rızkın
    ﻧَﺎ ya olan isnadı, fakirlikten korkulmamasına.

    5- Rızkın âmm ve mutlak olarak zikredilmesi, sadakanın ilim ve fikir gibi şeylere de şamil olmasına.

    6- Nafaka maddesi; alanın, sefahete değil, hacat-ı zaruriyesine sarfetmesine işaretlerdir.

    Bütün muavenet ve yardım nevilerini hâvi olan zekat hakkında sahih olarak Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan
    ﺍَﻟﺰَّﻛَﻮﺓُ ﻗَﻨْﻄَﺮَﺓُ ﺍﻟْﺎِﺳْﻠﺎَﻡِ hadîs-i şerifi mervidir. Yani müslümanların birbirine yardımları, ancak zekat köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası, zekattır. İnsanların heyet-i içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü zekattır. Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilaflardan meydana gelen felâketlerin tiryakı, ilâcı muavenettir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur Külliyatından MESNEVİ-İ NURİYE
    By *AHMET* in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 154
    Son Mesaj: 24.11.17, 03:01
  2. Risale-i Nur Külliyatından MESNEVİ-İ NURİYE
    By *AHMET* in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 150
    Son Mesaj: 17.02.17, 08:34
  3. İşarat'ül İ'caz satışa sunuldu
    By yozgati in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.01.15, 13:52
  4. İşarat-ül İ’cazın Risale-i Nurdaki Yeri, Farkı, Kıymeti ve Bulunmasının Hikmeti
    By ahmetzekai in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 08.07.09, 22:13
  5. Nur Külliyatından Bir Cümle:
    By .münzevi. in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.09.07, 01:09

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0