+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24
Like Tree5Beğeni

Konu: Namaz hakkında 21. Söz'den (açıklamalı)

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Namaz hakkında 21. Söz'den (açıklamalı)

    "Şühesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (Nisâ sûresi, 4/103)

    Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: "Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor."

    O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-u emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: "Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım."

    Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil "beş ikaz"ı benden işit.

    Sinnen: Yaşça, yaş bakımından, yaş olarak.
    Cismen: Cisim olarak.
    Rütbeten: Rütbe olarak, derece olarak, rütbece.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. *Günahlara itici hisler.
    Emmare: Emreden, zorlayıcı, itici.
    Islah: Düzeltme, iyileştirme.
    Cehl-i mürekkeb: Kat kat cahillik. Bilgisizliğinin farkında olmayıp, kendini bilir zannetme.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.

    Birinci ikaz:
    Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Elbette onun yirmidörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarfetmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebeb olur.
    Bedbaht: Bahtı kara, mutsuz, talihsiz.
    Ebedî: Sonsuz.
    Kat'î: Kesin.
    Tevehhüm-ü ebediyet: Ebedilik tevehhümü, hiç ölmeyecekmiş gibi evham ile sadece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.
    Faidesiz: Faydasız.
    Hayat-ı ebediye: Ebedi hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Medar: Sebep, vesile.
    İştiyak: Şiddetli arzu ve istek.
    Tahrik: Hareket ettirme, hareketlendirme.

    Said Nursi

    ***

    Bir zamanlar, yaşı, cüssesi ve mevkisi büyük bir adam bana dedi ki: "Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak insana çok geliyor. Bitmediğinden usanç veriyor."

    O adamın bu sözünden hayli zaman sonra nefsimi dinledim, aynı sözleri söylediğini işittim. Ona baktım, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi aldığını gördüm. O vakit, o adamın, âdeta kötülügü arzulayan bütün nefisler adına konuştuğunu veya bu sözün ona söyletildiğini anladım. Kendi kendime dedim ki: "Madem nefsim daima kötülüğü emrediyor, nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. öyleyse işe nefsimden başlarım."

    Ey nefis! Koyu bir cehalet içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin bu söze karşılık benden şu beş "ikaz"ı dinle!

    Birinci ikaz
    Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Gelecek seneye, hatta yarına çıkacağına dair elinde senedin mi var? Sana usanç veren, ebedî yaşayacağını zannetmendir. Keyif için dünyada ebediyen kalacakmış gibi nazlanıyorsun. Eğer ömrünün kısa olduğunu ve faydasız işlerde gittiğini anlasaydın, elbette, onun yirmi dörtte birini, sana hakiki ve ebedî bir hayatta saadeti kazandiracak güzel, hoş, rahat ve bereketli bir hizmete sarf ederdin. Usanmak şöyle dursun, bu sende ciddi bir şevk ve hoş bir zevk uyandırırdı.

    Kaynak: Kısmen açıklamalı Sözler kitabından alınmıştır.


  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İkinci ikaz:
    Ey şikem-perver nefsim! Acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise: Hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latife-i Rabbaniyemin hava-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir. Evet nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtela ve nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pür-sevda bir kalbin kut ve kuvveti; herşeye kadir bir Rahîm-i Kerim'in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir. Evet şu fâni dünyada kemal-i sür'atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise; herşeye bedel bir Mabud-u Bâki'nin, bir Mahbub-u Sermedî'nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir. Evet fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latife-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.
    Şikem-perver: Yemek tiryakisi, boğazına düşkün, aşırı yemeğe düşkün.
    Tekerrür: Tekrarlama.
    Telezzüz: Lezzetlenme, zevklenme.
    Âb-ı hayat: Hayat suyu. (Maddi ve manevi hayat için gerekli olan her şey.)
    Latife-i Rabbaniye: Rabbani latife. Ebedi alemden ve ebedi ve ezeli olan Allah’tan(cc) başkasına razı olmayan çok ince ve çok kuvvetli ve bütün latifelerin sultanı olan bir latife(duygu).
    Cezb: Kendine doğru çekme.
    Celb: Kendi tarafına almak, çekmek.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Teessürat: Üzülmeler, üzüntüler, etkilenmeler.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Maruz: Uğrayan, uğramış, hedef.
    Telezzüzat: Lezzetlenmeler, zevklenmeler.
    Emel: Ümit, kuvvetli istek, ummak.
    Meftun: Aşık, tutkun.
    Pür-sevda: Çok hırslı ve istekli. *Sevda dolu.
    Kut: Gıda, azık.
    Kadir: Sonsuz güç ve kuvvet.
    Rahîm-i Kerim: Çok ikram sahibi olan çok merhametli Allah(cc), çok cömert ve bağış sahibi olan çok acıyıcı ve şefkatli Allah(cc).
    Niyaz: Yalvarma, yakarma, yalvarış.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Kemal-i sür'at: Tam (son) sürat, tam hız, mekemmel bir çabukluk.
    Vaveylâ-yı firak: Firak vaveylası, ayrılık feryadı ve çığlığı.
    Ekser: Çoğunluk, çoğu.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Alâkadar: Alakalı, ilgili.
    Mabud-u Bâki: Bütün varlıkların kulluğuna gerçek layık olan ebedi ve ölümsüz Allah(cc).
    Mahbub-u Sermedî: Sermedi mahbub, ebedi sevilen, sonsuz ve ölümsüz sevgili.
    Fıtraten: Yaratılışça, yaratılış bakımından.
    Ebediyet: Sonsuzluk.
    Ebed: Sonu olmamak.
    Zîşuur: Bilinç sahibi, şuurlu.
    Zînur: Nur sahibi, nurlu.
    Ahval-i dünyeviye: Dünyanın halleri, dünyanın durumları.


    Said Nursi



  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ikinci ikaz
    Ey doymak bilmeyen nefsim! Her gün her gün yemek yiyor, su içiyor ve havayı teneffüs ediyorsun; bunlar sana usanç veriyor mu? Madem vermiyor, hatta ihtiyaç tekrar ettiğinden usanç duymuyor, aksine, onlardan lezzet alıyorsun. Öyleyse bedenimde senin arkadaşların hükmündeki kalbimin gıdası, ruhumun ab-ı hayatı olan ve Rabbani latifelerimin tatlı havasını kendinde toplayan namazın da seni usandırmaması gerekir.

    Evet, sonsuz keder ve elem içinde, fakat bir o kadar da zevklere, emellere tutkun ve sevdalı bir kalbin gıdası ve kuvveti, her şeye gücü yeten Rahîm ve Kerîm bir Zât' ın kapısını dua ile çalmakla elde edilebilir.

    Şu fanî dünyada, ayrılıktan feryat ederek süratle göçüp giden bütün varlıklarla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise her şeye bedel Bakî bir Yaratıcının, ölümsüz bir Sevgilinin rahmet çeşmesine namaz ile yönelerek içilebilir.

    İnsanda, tabiatı gereği sonsuzluğu isteyen, ebediyet için yaratılmış, ezelî ve ebedî bir Zât'ın aynası olan son derece hassas, manevî ve şuurlu bir sır ile latife-yi Rabbaniye denilen nurlu bir his vardir ki, bunlar, şu kasvetli, ezici, sıkıntılı, boğucu, karanlık ve geçici dünya halleri içinde, elbette teneffüse çok muhtaçtır ve ancak namaz penceresiyle nefes alabilir.


    Kaynak: Kısmen açıklamalı Sözler kitabından alınmıştır.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Üçüncü ikaz:
    Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini, bugün düşünüp muzdarib olmak, hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini, bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır? Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır. Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, "Ateş et!" emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; târumâr eder. Evet buna benzersin. Çünki geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir. Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılab eder.

    Külfet: Zahmet, zorluk.
    Meşakkat: Zhmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.
    Muzdarib: Izdırap çeken, ızdıraplı, sıkıntılı.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme, akılda canlandırma.
    Kâr-ı akıl: Akıl işi, aklın kabul edeceği iş.
    Cenah: Kanat, taraf, yön.
    İltihak: Katılma.
    Mühim: Önemli.
    Târumâr: Yerlebir, perişan, darmadağınık.
    İnkılab: Kökten değişiklik, özünden değişme, başka hale geçme.
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Ulvî: Yüksek, yüce.


    İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi: Taat üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. Merdane "Yâ Sabûr" de, üç sabrı omuzuna al. Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan.
    Taat: İbadet etme, Allah’ın(cc) emirlerini yerine getirme, itaat etme.
    Masiyet: Günah, emre karşı gelme.
    Musibet: Afet, bela, felaket.
    Hakikat: Gerçek.
    Meşakkat: Zahmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.

    Said Nursi


  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Dördüncü ikaz:
    Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ül va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ül va'd hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
    Vazife-i ubudiyet: Ubudiyet vazifesi, Allah’ın(cc) emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınma görevi.
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Misafirhane-i dünya: Dünya müsafirhanesi.
    Kut: Gıda, azık.
    Gına: Zenginlik.
    Ziya: Işık.
    Berat: Suçsuzluk belgesi. Ayrıcalık ve lütuf belgesi.
    Burak: Çok süratli bir cennet bineği.
    Hulf-ül va'd: Sözünden dönmek, sözünde durmamak.
    Muhal: İmkansız, mümkün olmayan, olamaz.
    Va'd: Söz verme.
    Suhre: Zoraki iş yapan, zorlamayla iş yapan,
    İttiham: Suçlama.
    İstihfaf: Hafife alma, küçümseme, önemsememe.
    Tezib: Azap verme, eziyet etme, sıkıntı verme.
    Müstehak: Hak etmiş, layık olmuş.
    Haps-i ebedî: Ebedi hapis, sürekli hapis.
    Havf: Korku.
    Latif: Yumuşak, nazik, güzel şirin.

    Said Nursi


  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Alıntı fanidünya... Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Üçüncü ikaz:
    Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini, bugün düşünüp muzdarib olmak, hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini, bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır? Şu sabırsızlıkta misalin şöyle bir sersem kumandana benzer ki: Düşmanın sağ cenah kuvveti onun sağındaki kuvvetine iltihak etmiş ve ona taze bir kuvvet olduğu halde; o tutar mühim bir kuvvetini sağ cenaha gönderir, merkezi zayıflaştırır. Hem sol cenahta düşmanın askeri yok iken ve daha gelmeden, büyük bir kuvvet gönderir, "Ateş et!" emrini verir. Merkezi bütün bütün kuvvetten düşürtür. Düşman işi anlar, merkeze hücum eder; târumâr eder. Evet buna benzersin. Çünki geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek; aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir. Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılab eder.

    Külfet: Zahmet, zorluk.
    Meşakkat: Zhmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.
    Muzdarib: Izdırap çeken, ızdıraplı, sıkıntılı.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme, akılda canlandırma.
    Kâr-ı akıl: Akıl işi, aklın kabul edeceği iş.
    Cenah: Kanat, taraf, yön.
    İltihak: Katılma.
    Mühim: Önemli.
    Târumâr: Yerlebir, perişan, darmadağınık.
    İnkılab: Kökten değişiklik, özünden değişme, başka hale geçme.
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Ulvî: Yüksek, yüce.


    İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi: Taat üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikatı rehber tut. Merdane "Yâ Sabûr" de, üç sabrı omuzuna al. Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan.
    Taat: İbadet etme, Allah’ın(cc) emirlerini yerine getirme, itaat etme.
    Masiyet: Günah, emre karşı gelme.
    Musibet: Afet, bela, felaket.
    Hakikat: Gerçek.
    Meşakkat: Zahmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.

    Said Nursi

    Üçüncü İkaz
    Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadetlerin zahmetini, namazın zorluğunu ve musibetlerin sıkıntısını hatırlayıp ızdırap çekmek ve gelecekteki ibadetleri, namaz vazifesini ve musibetlerin elemini bugünden düşünüp sabırsızlık göstermek hiç akıl kârı mıdır?

    Şu sabırsız halin şöyle sersem bir kumandanın haline benziyor: Düşmanın sağ taraftaki kuvveti kendi birliğine katılıp taze bir kuvvet olmuşken, o tutar, mühim bir kuvvetini o tarafa gönderir, merkezi zayıflatır. Sol tarafta da henüz düşman askeri yokken, oraya büyük bir kuvvet gönderip "Ateş!" emri verir. Merkezi tamamen zayıf bırakır. Düşman işi anlar, merkeze saldırır ve orayı yerle bir eder.

    Şu halinle sen, işte bu kumandana benziyorsun. Çünkü geçmiş günlerdeki ibadetlerin zahmeti, bugün rahmete çevrilmiştir. Elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Zahmeti lezzete, sıkıntısı sevaba dönüşmüş. Öyleyse namazdan usanmak yerine yeni bir şevk, taze bir zevk ve ciddi bir gayretle ona devam etmek gerekir. Gelecek günler henüz gelmediğine göre, onları şimdiden düşünüp usanmak ve gevşeklik göstermek, aynen ileride başına gelecek açlığı ve susuzluğu bugünden düşünerek bağırıp çağtırmak gibi bir divaneliktir.

    Madem hakikat böyledir, aklın varsa yanlız bugünkü ibadetini düşün ve "Günümün bir saatini, ücreti pek büyük, zahmeti pek az olan, hoş, güzel ve yüce bir hizmete sarf ediyorum." de! O zaman acı usancın tatlı bir gayrete dönüşür.

    İşte, ey sabırsız nefsim! Sen üç çeşit sabırla vazifelisin. Biri: itaat ve ibadette sabırdır. ikincisi: Günahlara karşı sabırdır. Üçüncüsü: Bela ve sıkıntılar karşısında sabırdır. Aklın varsa, bu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikati kendine rehber edin, mertçe "Ya Sabur" de, üç sabrı omzuna al! Eger Cenab-ı Hakk'n sana verdiği sabır kuvvetini yanlış yolda kullanıp dağıtmazsan, o her zorluğa ve her derde katlanmaya yeter... O kuvvetle dayan!

    Kaynak: Kısmen açıklamalı Sözler kitabından alınmıştır.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Alıntı fanidünya... Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dördüncü ikaz:
    Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ül va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ül va'd hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
    Vazife-i ubudiyet: Ubudiyet vazifesi, Allah’ın(cc) emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınma görevi.
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Misafirhane-i dünya: Dünya müsafirhanesi.
    Kut: Gıda, azık.
    Gına: Zenginlik.
    Ziya: Işık.
    Berat: Suçsuzluk belgesi. Ayrıcalık ve lütuf belgesi.
    Burak: Çok süratli bir cennet bineği.
    Hulf-ül va'd: Sözünden dönmek, sözünde durmamak.
    Muhal: İmkansız, mümkün olmayan, olamaz.
    Va'd: Söz verme.
    Suhre: Zoraki iş yapan, zorlamayla iş yapan,
    İttiham: Suçlama.
    İstihfaf: Hafife alma, küçümseme, önemsememe.
    Tezib: Azap verme, eziyet etme, sıkıntı verme.
    Müstehak: Hak etmiş, layık olmuş.
    Haps-i ebedî: Ebedi hapis, sürekli hapis.
    Havf: Korku.
    Latif: Yumuşak, nazik, güzel şirin.

    Said Nursi


    Dördüncü İkaz
    Ey sersem nfsim! Acaba kulluk vazifesi neticesiz ve ücreti az mı ki sana usanç veriyor? Mesela bir adam sana biraz para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar çalıştırır, sen de itiraz etmeden çalışırsın. Peki, bu dünya misafirhanesinde aciz ve fakir kalbini zenginleştiren, elbette gireceğin kabrini ışıklandıran, her halükârda hesap vereceğin maşherdeki o büyük mahkemede sana kurtuluş senedi ve ister istemez üstünden geçeceğin sırat köprüsünde nur ve burak olacak namaz neticesiz midir veyahut karşılığı az mıdır?

    Bir adam yüz liralık bir hediye vaat etse, seni yüz gün çalıştırır. Sözünden dönme ihtimali olan o adama güvenir, usanmadan çalışırsın. Acaba sözünden dönmesi imkânsız bir Zât , sana cennet gibi bir karşılık ve ebedî saadet gibi bir hediye vaat etse, seni pek az bir zaman, güzel bir vazifede çalıştırsa, buna rağmen hizmet etmezsen veya isteksizce, usançla yarım yamalak hizmetinde O'nu yalancılıkla itham edip hediyesini hafife alırsan, şiddetli bir cezaya ve dehşetli bir azaba müstahak olacağını düşünmüyormusun? Dünyada hapis korkusundan, en ağır işlerde şikayet etmeden çalıştığın halde, cehennem gibi ebedî bir hapsin korkusu , hafif ve hoş bir vazife için sana gayret vermiyormu?

    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Beşinci ikaz:
    Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşagil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen istidad cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedarikte iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakikî bir insan gibi, hakikî bir hayat-ı daime için sa'y etmektir. Bununla beraber meşagil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Meselâ: Zühal'in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymetdar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun.

    Dünyaperest: Dünyaya taparcasına önem verip ahireti düşünmeyen.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. *Günahlara itici hisler.
    Fütur: Gevşekik, usanç.
    Meşagil-i dünyeviye: Dünyaya ait işler, dünya ile ilgili uğraşılar.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Derd-i maişet: Geçim derdi.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    Fevkinde: Üstünde.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.
    Levazımat: Lüzumlu şeyler, gerekenler, gerekliler.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Vazife-i asliyen: Asıl vazifen, esas görevin.
    Belki: Kat'iyetle, şüphesiz. *Hatta. *İhtimal.
    Hakiki: Gerçek, sahici.
    Hayat-ı daime: Devamlı olan hayat.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Fuzuli: Gereksiz, faydasız, boş yere.
    Malayani: Faydasız, boş, gereksiz.
    Meşgale: Meşguliyet, iş, uğraşı.
    Elzem: Çok gerekli, en gerekli, daha lazım.
    Malûmat: Bilinenler, bilgiler.
    Zuhal: Satürün gezegeni.
    Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Kozmoğrafya: Astronomi, gök ilmi.

    Said Nursi


  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Namazın hakkını vermek için 9. ve 21. Sözü sık sık tekrarlayınız. Zübeyir Gündüzalp

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Alıntı fanidünya... Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Beşinci ikaz:
    Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşagil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen istidad cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedarikte iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakikî bir insan gibi, hakikî bir hayat-ı daime için sa'y etmektir. Bununla beraber meşagil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Meselâ: Zühal'in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymetdar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun.

    Dünyaperest: Dünyaya taparcasına önem verip ahireti düşünmeyen.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. *Günahlara itici hisler.
    Fütur: Gevşekik, usanç.
    Meşagil-i dünyeviye: Dünyaya ait işler, dünya ile ilgili uğraşılar.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Derd-i maişet: Geçim derdi.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    Fevkinde: Üstünde.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.
    Levazımat: Lüzumlu şeyler, gerekenler, gerekliler.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Vazife-i asliyen: Asıl vazifen, esas görevin.
    Belki: Kat'iyetle, şüphesiz. *Hatta. *İhtimal.
    Hakiki: Gerçek, sahici.
    Hayat-ı daime: Devamlı olan hayat.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Fuzuli: Gereksiz, faydasız, boş yere.
    Malayani: Faydasız, boş, gereksiz.
    Meşgale: Meşguliyet, iş, uğraşı.
    Elzem: Çok gerekli, en gerekli, daha lazım.
    Malûmat: Bilinenler, bilgiler.
    Zuhal: Satürün gezegeni.
    Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Kozmoğrafya: Astronomi, gök ilmi.

    Said Nursi

    Beşinci ikaz:
    Ey dünyaya tutkun nefsim! Acaba ibadetteki isteksizliğin ve namazdaki ihmalin dünya meşguliyetlerinin çokluğundan mıdır? Veyahut geçim derdiyle ibadete vakit bulamayışından mıdır? Sırf dünya içinmi yaratıldın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

    Sen, kabiliyetlerinle bütün canlılardan üstün olduğunu fakat dünya hayatının devamı için gerekli şeyleri temin etme kudreti bakımından bir serçe kuşuna bile yetişemeyeceğini biliyorsun. Asıl vazifenin hayvanlar gibi çabalamak değil, gerçek bir insan gibi hakiki ve daîmi bir hayat için gayret etmek olduğunu neden anlamıyorsun? Hem dünya işleri dediğin, çoğu sana ait olmayan, boş yere karıştığın ve karıştırdığın faydasız şeylerdir. En lüzumlu işi bırakıp güya binlerce sene ömrün varmış gibi, en lüzumsuz malûmatla vakit geçiriyorsun. Mesela, kıymetli vaktini , "Satürn gezegeninin etrafındaki halkaların mahiyeti nedir? Amerika'da kaç tane tavuk vardır?" gibi kıymetsiz şeyleri düşünmeye harcıyorsun. Güya astronomi ve istatistik bilimleriyle uğraşıyor, onlardan istifade ediyorsun!..

    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Namaz Hakkında
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 31
    Son Mesaj: 29.09.19, 23:48
  2. Namaz Hakkında Bilginelelim
    By BiÇçare in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 11.11.08, 14:26
  3. Namaz Hakkında,Risale-i Nur'dan
    By Yektâ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.03.08, 17:03
  4. Sandalyede Namaz Kılmak Hakkında
    By Ehl-i telvin in forum Fıkıh
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 13.04.07, 19:42
  5. Namaz Hakkında
    By TeN_ZiH in forum Fıkıh
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 09.03.07, 18:21

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0