+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11
Like Tree2Beğeni

Konu: Nasıl olur da bunun neticesinde iman gitmez? (tercümeli)

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Nasıl olur da bunun neticesinde iman gitmez? (tercümeli)

    Cenab-ı Hak, Kütüb-ü Semaviyede beşere karşı şu Cennet gibi azîm mükâfat ve Cehennem gibi dehşetli mücazatı göstermekle beraber çok irşad, ikaz, ihtar, tehdid ve teşvik ettiği halde; ehl-i iman, bu kadar esbab-ı hidayet ve istikamet varken hizb-üş şeytanın mükâfatsız çirkin zaîf desiselerine karşı mağlub olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu. Acaba iman varken, Cenab-ı Hakk'ın o kadar şiddetli tehdidatına ehemmiyet vermemek nasıl oluyor? Nasıl iman gitmiyor?
    ﺍِﻥَّ ﻛَﻴْﺪَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻛَﺎﻥَ ﺿَﻌِﻴﻔًﺎ "Muhakkak ki şeytanın hilesi pek zayıftır." Nisâ Sûresi, 4:76.)
    sırrıyla şeytanın gayet zaîf desiselerine kapılıp Allah'a isyan ediyor. Hattâ benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdik ile beraber benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibatı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyakârane iltifatına kapıldı, onun lehinde benim aleyhimde bir vaziyete geldi. FESÜBHANALLAH dedim, insanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsız bir insan idi, diye o bîçareyi gıybet ettim, günaha girdim.

    Sonra sâbık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile LİLLAHİLHAMD, hem Kur'an-ı Hakîm'in azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu, hem ehl-i imanın desais-i şeytaniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın zaîfliğinden olmadığını, hem günah-ı kebairi işleyen küfre girmediğini, hem Mu'tezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi "Günah-ı kebairi irtikâb eden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır." diye hükümlerinde hata ettiklerini, hem benim o bîçare arkadaşım da yüz ders-i hakikatı bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım. Cenab-ı Hakk'a şükrettim, o vartadan kurtuldum. Çünki sâbıkan dediğimiz gibi, şeytan cüz'î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gazabiye ise, şeytan desiselerine hem kâbile, hem nâkile iki cihaz hükmündedirler.

    İşte bunun içindir ki, Cenab-ı Hakk'ın "Gafur", "Rahîm" gibi iki ismi, tecelli-i a'zamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur'an-ı Hakîm'de Peygamberlere en mühim ihsanı, mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları, istiğfar etmeye davet ediyor.

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.)kelime-i kudsiyesini her sure başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle, kâinatı ihata eden rahmet-i vasiasını melce ve tahassüngâh gösteriyor ve ﻓَﺎﺳْﺘَﻌِﺬْ Sığın)emriyle "Eûzü billahi mineşşeytanirracîm" kelimesini siper yapıyor.

    Said Nursî

    ***

    Cenâb-ı Hak, semavî kitaplarda insana cennet gibi muazzam bir mükâfatı ve cehennem gibi dehşetli bir cezayı göstermekle beraber, insanı çokça irşad, ikaz, ihtar, tehdit ve teşvik eder. Buna rağmen, hidayete ve doğru yola götürücü bu kadar sebep varken müminlerin, şeytanın mukâfatsız, çirkin ve zayıf hilelerine aldanmaları bir zaman beni çok düşündürüyordu. "Acaba iman varken, Cenâb-ı Hakk'ın o kadar şiddetli tehditlerine kayıtsız kalmak nasıl olabilir? Nasıl olur da bunun neticesinde iman gitmez? insan ﺍِﻥَّ ﻛَﻴْﺪَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻛَﺎﻥَ ﺿَﻌِﻴﻔًﺎ sırrıyla şeytanın gayet zayıf hilelerine aldanıp nasıl Allah'a isyan eder?" diyordum. Hatta arkadaşlanmdan biri, yüz hakikat dersini kalben tasdik ederek benden dinlediği halde ve bana karşı çok hüsn-ü zannı ve bağlılığı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın kıymetsiz ve riyakârca iltifatına aldandı, onun lehinde, benim aleyhimde bir tavır takındı. "Fesübhanallah!" dedim, "insanda bu derece düşüş olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insanmış." diye o biçareyi gıybet ettim, günaha girdim.

    Sonra zikredilen işaretlerdeki hakikat açığa çıktı, pek çok karanlık noktayı aydınlatti. O nur ile -Allah'a hamdolsun-Kur'an-ı Hakîm'in yüce beyanıyla gayretlendirme ve teşviklerinin tam yerinde olduğunu .. müminlerin şeytanın hilelerine aldanmalarının imansızlıktan veya imanın zayıflığından kaynaklanmadığını.. büyük günahları işleyenin küfre girmediğini.. Mutezile mezhebinin ve Haricîlerden bir kısmının "Büyük günahları işleyen kâfir olur veya iman ile küfür arasında kalır." şeklindeki hükümlerinde hata ettiklerini.. hem o biçare arkadaşımın da yüz hakikat dersini bir adamın iltifatına feda etmesinin, düşündüğüm gibi çok büyük bir düşüş ve dehşetli bir alçalma olmadığını anladım. Cenâb-ı Hakk'a şükrettim, o tuzaktan kurtuldum. Çünkü daha önce dediğimiz gibi, şeytan aslında var olmayan basit bir şeyle insanı mühim tehlikelere atar. İnsanın nefsi de şeytanı her zaman dinler. Şehvet ve öfke duyguları şeytanın hilelerini hem alan hem nakleden iki cihaz gibidir.

    İşte bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakk'm "Gafûr" ve "Rahîm" gibi iki ismi, en büyük tecellileriyle müminlere bakıyor. Allah, Kur'an-ı Hakîm' de peygamberlere en mühim ihsanın, bağışlaması olduğunu gösteriyor ve onları istiğfara davet ediyor. Mukaddes ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ beyanını her sûrenin başında tekrarlamakla ve her mübarek işe onunla başlamayı emretmekle kâinatı kuşatan geniş rahmetini sığınak ve korunak olarak gösteriyor,ﻓَﺎﺳْﺘَﻌِﺬْ emriyle "Eûzü billahi mineşşeytanirracîm" cümlesini siper yapıyor.

    Kaynak: Kısmen tercüme edilmiş Lemalar kitabından alınmıştır.

  2. #2
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.398

    Standart

    bu nasıl bir kitaptır acaba?


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA






    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA




  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Üstüne " Aslına Sadık Kalınarak Kısmen Sadeleştirilmiştir" yazmışlar "Lemalar" altına çeviren yazarlarıda eklemişler, merak ettim aldım kitabı okudum orjinalle karşılaştırdım. Sonuç=Mantık kelime çevirisi, yorum katılma olmadığını farkedince içinden paylaşım yaptım. ingilizce çeviri gibi osmanlıca çeviri yapmışlar.

  4. #4
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.398

    Standart

    Yazarları kimdir?
    Orjınalin kısmen sadeleştirilmesi nasıl oluyor

    siz buraya nasıl ekleyebiliyorsunuz?
    Osmanlıca olan kısmıyla ekleyebilir misiniz lütfen merak ettik


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA






    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA




  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Şeytanın dahi, manevî terakkiyat-ı beşeriyenin zenbereği olan müsabakaya ve mücahedeye sebeb olduğundan, o nev'in icadı dahi hayırdır, o cihette güzeldir. Şuâlar
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Kur'an-ı Hakîm'de ehl-i dalalete karşı azîm şekvaları ve kesretli tahşidatı ve çok şiddetli tehdidatı, aklın zahirine göre adaletli ve münasebetli belâgatına ve üslûbundaki itidaline ve istikametine münasib düşmüyor. Âdeta âciz bir adama karşı, orduları tahşid ediyor. Ve onun cüz'î bir hareketi için, binler cinayet etmiş gibi tehdid ediyor. Ve müflis ve mülkte hiç hissesi olmadığı halde, mütecaviz bir şerik gibi mevki verip ondan şekva ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Ehl-i dalalet: Kur'anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan
    sapanlar.
    Azîm: Büyük, yüce.
    Şekva: Şikayet.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Tahşidat: Yığınaklar, toplamalar, yığmalar, biriktirmeler.
    Tehdidat: Tehditler, korkutmalar.
    Zahir: Açık, görünür, görünen, belli.
    Belâgat: Durumun ve şartların gereğine uygunluk, gaye ve dinleyicilerin durumuna tam uygun olarak doğru ve güzel söz söyleme.
    İtidal: Ölçülü davranma, dengeli davranma.
    Taşhid: Yığma, toplama, yığınak, biriktirme. *Bir konu hakkında çok açıklama yapma ve konuşma.
    Cüz'î: Küçük, sınırlı.
    Müflis: İflas etmiş, elindekileri batırmış.
    Mütecaviz: Hücum eden, saldıran, sataşan.
    Şerik: Ortak.

    ELCEVAB:
    Onun sırr ve hikmeti şudur ki: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalalete sülûk ettikleri için, küçük bir hareketle çok tahribat yapabilirler. Ve çok mahlukatın hukukuna, az bir fiil ile çok hasaret veriyorlar. Nasılki bir sultanın büyük bir ticaret gemisinde bir adam az bir hareketle, belki küçük bir vazifeyi terketmekle, o gemi ile alâkadar bütün vazifedarların semere-i sa'ylerinin ve netice-i amellerinin mahvına ve ibtaline sebebiyet verdiği için; o geminin sahib-i zîşanı, o âsiden, o gemi ile alâkadar olan bütün raiyetinin hesabına azîm şikayetler edip dehşetli tehdid ediyor ve onun o cüz'î hareketini değil, belki o hareketin müdhiş neticelerini nazara alarak ve o sahib-i zîşanın zâtına değil, belki raiyetinin hukuku namına dehşetli bir cezaya çarpar.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Sülûk: Girip izleme.
    Mahlukat: Mahluklar, yaratılmış varlıklar.
    Hasaret: Hasar, zarar, ziyan.
    Semere-i sa'y: Çalışmanın meyvesi, çalışmanın sonucu.
    Netice-i ameller: Amellerin neticesi, yapılanların sonucu.
    Sahib-i zîşan: Şanlı sahibi.
    Alâkadar: Alâkalı, ilgili.
    Raiyet: İdare altında bulunanlar, yönetilenler.
    Namına: Adına.

    Öyle de: Sultan-ı Ezel ve Ebed dahi, Küre-i Arz gemisinde ehl-i hidayetle beraber bulunan ehl-i dalalet olan hizb-üş şeytanın zahiren cüz'î hatiatlarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlukatın hukukuna tecavüz ettikleri ve mevcudatın vezaif-i âliyelerinin neticelerinin ibtal etmesine sebebiyet verdikleri için, onlardan azîm şikayet ve dehşetli tehdidat ve tahribatlarına karşı mühim tahşidat etmek, ayn-ı belâgat içinde mahz-ı hikmettir ve gayet münasib ve muvafıktır. Ve mutabık-ı mukteza-yı haldir ki; belâgatın tarifidir ve esasıdır ve israf-ı kelâm olan mübalağadan münezzehtir. Malûmdur ki; böyle az bir hareketle çok tahribat yapan dehşetli düşmanlara karşı gayet metin bir kal'aya iltica etmeyen, çok perişan olur.
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: Başlangıcı ve sonu olmayıp sonsuz olan Allah(cc).
    Küre-i Arz: Yer küre, dünya.
    Ehl-i hidayet: Hidayet sahipleri.
    Ehl-i dalalet: Kur'anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan
    sapanlar.
    Hizb-üş şeytan: Şeytanın grubu, şeytana uyan topluluk.
    Hatiat: Hatalar, yanlışlar.
    Vezaif-i âliye: Yüksek görevler.
    Tehdidat: Tehditler, korkutmalar.
    Tahribat: Yıkımlar, bozmalar, tahripler.
    Ayn-ı belâgat: Belâgatın ta kendisi.
    Mahz-ı hikmet: Gözetilen gayelerin ve faydaların ta kendisi.
    Muvafık: Uygun, yerinde.
    Mutabık-ı mukteza-yı hal: Durumun gereğine uygun.
    Belâgat: Durumun ve şartların gereğine uygunluk, gaye ve dinleyicilerin durumuna tam uygun olarak doğru ve güzel söz söyleme.
    İsraf-ı kelâm: Gereksiz ve boş yere söz kullanma.
    Metin: Sağlam.

    İşte ey ehl-i iman! O çelik ve semavî kal'a: Kur'andır. İçine gir, kurtul.


    Said Nursî


  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır. Mesnevî-i Nuriye

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Sual(Soru):
    Şerr-i mahz olan şeytanların icadı ve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehennem'e girmeleri, gayet müdhiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemil-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahman-ı Bil-Hakk'ın rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu mes'eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.
    Şerr-i mahz: Tam kötülük, kötülüğün kendisi.
    İcad: Vücuda getirme, yoktan var etme.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Cemil-i Alelıtlak: Her yönüyle son derece güzel olan Allah(cc).
    Rahîm-i Mutlak: Sonsuz merhametli olan Allah(cc).
    Rahman-ı Bil-Hakk: Doğru ve gerçek olarak sayısız nimetlerin sahibi ve vericisi olan Allah(cc).
    Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
    Cemal: Güzellik.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Husul: Ortaya çıkma, meydana gelme, olma.
    Cevaz: Müsaade, izin.

    Elcevab(Cevabı şu):
    Şeytanın vücudunda cüz'î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melaikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nev'inde, binler enva' hükmünde sınıflar bulunmayacak. Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terketmek, hikmet ve adalete münafîdir.
    Cüz'î: Küçük, sınırlı.
    Makasıd-ı hayriye-i külliye: Genel ve kapsamlı iyi ve güzel amaçlar.
    Kemalât-ı insaniye: İnsanla ilgili mükemmel ahlaklar ve üstün sıfatlar (nitelikler).
    Mahiyet-i insaniye: İnsanın temel yapısı ve gerçek iç yüzü.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Meratib: Mertebeler, dereceler.
    İstidadat: Kabiliyetler, yetenekler.
    İnkişafat: Açılmalar, meydana çıkmalar, gelişmeler.
    Terakki: İlerleme, yükselme, yükseliş.
    Mücahede: Din için çalışma ve uğraşma.
    Muzır: Zararlı, zarar veren.
    Nev': Tür, çeşit.
    Enva': Nevler, türler, çeşitler.
    Şerr-i cüz'î: Az ve küçük kötülük.
    Münafî: Zıt, ters, aykırı.

    Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar, kemmiyete az bakar veya bakmaz. Nasılki bin ve on çekirdeği bulunan bir zât, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse; ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de: Nefs ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev'-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev'e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette haşerat nev'inden sayılacak derecede süfli ehl-i dalaletin küfre girmesiyle insan nev'ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlahiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    Ekser: Çoğunluk, çoğu.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Ehemmiyet: Önemli olma, değerlilik, kıymetlilik.
    Ekseriyet: Çoğunluk.
    Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
    Kemmiyet: Sayı, miktar, adet.
    Muamele-i kimyeviye: Kimyasal işlem.
    Tenvir: Nurlandırma, aydınlatma.
    İnsan-ı kâmil: Olgun ve üstün insan.
    Ehl-i dalalet: Kur'anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan
    sapanlar.
    Adalet-i İlahiye: Allah'ın(cc) adaleti.
    Tasallutlarına: Sataşmalarına, ilişmelerine.

    Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur'an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Takva: Bütün günahlardan ve her türlü yasaklardan kendini koruma.
    Sünnet-i Seniye: Peygamberimizin(asm) yüksek ve değerli sünneti.
    İstiaze: Allah'a(cc) sığınmak.
    İstiğfar: Af dileme, Allah'tan(cc) bağışlanma isteme, tövbe etme.
    Hıfz-ı İlahiye: Allah'ın(cc) koruması.
    İltica: Sığınma.

    Said Nursi

    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ehl-i zındıkanın üstadı, Şeytandır. Mektûbat

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İlim Kimsenin Ayağına Gitmez
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.04.13, 09:49
  2. Gerçek Hac(ı) Nasıl Olur?...
    By insirah in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 21.12.08, 20:05
  3. İncinmemek Nasıl Olur?
    By ibnulvakt in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 19.08.08, 13:58
  4. Böyle Gitmez
    By sinang in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.09.06, 20:10
  5. Kur'an, Nasıl Şefaatçi Olur?
    By LeMaLaR in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.08.06, 09:41

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0