+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4
Like Tree4Beğeni
  • 2 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından Ararad

Konu: Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum. Yani gönderiliyorum.

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum. Yani gönderiliyorum.

    Ey dünyaperest ve hayat-ı dünyeviyeye âşık ve sırr-ı ahsen-i takvimden gafil insan! Şu hayat-ı dünyeviyenin hakikatını bir vakıa-i hayaliyede Eski Said görmüş. Onu Yeni Said'e döndürmüş olan şu vakıa-i temsiliyeyi dinle:
    ----------------------------------------------------------------------
    Dünyaperest: Dünyaya taparcasına önem verip ahireti düşünmeyen.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyaya ait hayat, dünyadaki yaşantı.
    Sırr-ı ahsen-i takvim: En güzel bir biçimdeki yaratılışın gizli ve derin manası.
    Gafil: Gaflette olan. Düşüncesis, ilgisiz ve habersiz.
    Gaflet: Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakka'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine hevesâtına tâbi olarak Allah'ı(cc) ve emirlerini unutmak.
    Hakikat: Gerçek.
    Vakıa-i hayaliye: Hayali vakıa, hayel gücü ile girilen manevi bir dünyadaki gerçek olay.
    Vakıa-i temsiliye: Örneklendirmeyle ilgili olay, örnekle canlandırılmış olay.

    Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum. Yani gönderiliyorum. Seyyidim olan zât, bana tahsis ettiği altmış altundan tedricen birer miktar para veriyordu. Ben de sarfedip pek eğlenceli bir hana geldim. O handa bir gece içinde on altunu kumara mumara, eğlencelere ve şöhretperestlik yoluna sarfettim. Sabahleyin elimde hiçbir para kalmadı. Bir ticaret edemedim. Gideceğim yer için bir mal alamadım. Yalnız o paradan bana kalan elemler, günahlar ve eğlencelerden gelen yaralar, bereler, kederler benim elimde kalmıştı. Birden ben o hazîn halette iken orada bir adam peyda oldu. Bana dedi: "Bütün bütün sermayeni zayi' ettin. Tokata da müstehak oldun. Gideceğin yere de müflis olarak elin boş gideceksin. Fakat aklın varsa, tövbe kapısı açıktır. Bundan sonra sana verilecek bâki kalan onbeş altundan her eline geçtikçe yarısını ihtiyaten muhafaza et. Yani gideceğin yerde sana lâzım olacak bazı şeyleri al." Baktım nefsim razı olmuyor. "Üçte birisini" dedi. Ona da nefsim itaat etmedi. Sonra "Dörtte birisini" dedi. Baktım nefsim mübtela olduğu âdetini terkedemiyor. O adam hiddetle yüzünü çevirdi gitti.
    ------------------
    Seyyid: Efendi.
    Tedricen: Azar azar, yavaş yavaş.
    Şöhretperest: Şöhret(ün, şân, ad yapma) düşkünü, şöhret tutkunu.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Hazîn: Hüzünlü, üzücü, acıklı, acı uyandıran.
    Halet: Durum, hal.
    Peyda: Ortaya çıkma, olma, meydana çıkma, belirme.
    Zayi': Ziyan, kayıp, elden çıkan.
    Müstehak: Hak etmiş, layık olmuş.
    Müflis: İflas etmiş, elindekileri batırmış.
    İhtiyaten: Tedbirli olarak, ilerisini düşünerek.
    Mübtela: Tutkun, düşkün.

    Birden o hal değişti. Baktım ki; ben, tünel içinde sukut eder gibi bir sür'atle giden bir şimendifer içindeyim. Telaş ettim. Fakat ne çare ki, hiçbir tarafa kaçılmaz. Garaibden olarak o şimendiferin iki tarafında pek cazibedar çiçekler, leziz meyveler görünüyordu. Ben de akılsız acemîler gibi onlara bakıp elimi uzattım. O çiçekleri koparmak, o meyveleri almak için çalıştım. Fakat o çiçekler ve meyveler, dikenli mikenli, mülâkatında elime batıyor, kanatıyor. Şimendiferin gitmesiyle müfarakatından elimi parçalıyorlar, bana pek pahalı düşüyorlardı. Birden şimendiferdeki bir hademe dedi: "Beş kuruş ver, sana o çiçek ve meyvelerden istediğin kadar vereceğim. Beş kuruş yerine elin parçalanmasıyla yüz kuruş zarar ediyorsun. Hem de ceza var, izinsiz koparamazsın." Birden sıkıntıdan ne vakit tünel bitecek diye başımı çıkarıp ileriye baktım. Gördüm ki, tünel kapısı yerine çok delikler görünüyor. O uzun şimendiferden o deliklere adamlar atılıyorlar. Bana mukabil bir delik gördüm. İki tarafında iki mezar taşı dikilmiş. Merak ile dikkat ettim. O mezar taşında büyük harflerle "Said" ismi yazılmış gördüm. Teessüf ve hayretimden "Eyvah!" dedim. Birden o han kapısında bana nasihat eden zâtın sesini işittim. Dedi: "Aklın başına geldi mi?" Dedim: "Evet geldi fakat kuvvet kalmadı, çare yok." Dedi: "Tövbe et, tevekkül et." Dedim: "Ettim!"
    ----------------------------------
    Sukut: Düşme, alçalma, inme.
    Şimendifer: Tren.
    Garaib: Hayret verici şeyler, şaşkınlık uyandıran şeyler.
    Cazibedar: Çekici, beğenilen, hoş.
    Mülâkat: Kavuşma, buluşma, görüşme.
    Müfarakat: Ayrılık.
    Mukabil: Karşılık.
    Teessüf: Eseflenmek, yazıklanmak, üzüntü çekmek.

    Ayıldım... Eski Said kaybolmuş. Yeni Said olarak kendimi gördüm.

    İşte o vakıa-i hayaliyeyi, -Allah hayr etsin- bir-iki kısmını ben tabir edeceğim, sair cihetleri sen kendin tabir et.
    -----------------------------------------
    Vakıa-i hayaliye: Hayali vakıa, hayel gücü ile girilen manevi bir dünyadaki gerçek olay.
    Tabir: İfade, söz, deyim. *yorum yapma, işaret edilen manayı açıklama.
    Sair: Diğer, başka.
    Cihet: Yön, taraf.

    O yolculuk ise; âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebed-ül âbâd tarafına bir yolculuktur. O altmış altun ise, altmış sene ömürdür ki; bu vakıayı gördüğüm vakit kendimi kırkbeş yaşında tahmin ediyordum. Senedim yok, fakat bâki kalan onbeşinden yarısını âhirete sarfetmek için Kur'an-ı Hakîm'in hâlis bir tilmizi beni irşad etti. O han ise, benim için İstanbul imiş. O şimendifer ise, zamandır. Herbir yıl bir vagondur. O tünel ise, hayat-ı dünyeviyedir. O dikenli çiçekler ve meyveler ise, lezaiz-i nâmeşruadır ve lehviyat-ı muharremedir ki; mülâkat esnasında tasavvur-u zevaldeki elem, kalbi kanatıyor. Müfarakatında parçalıyor. Cezayı dahi çektiriyor. Şimendifer hademesi demişti: "Beş kuruş ver, onlardan istediğin kadar vereceğim." Onun tabiri şudur ki: İnsanın helâl sa'yiyle meşru dairede gördüğü zevkler, lezzetler, keyfine kâfidir. Harama girmeye ihtiyaç bırakmaz. Sair kısımları sen tabir edebilirsin...
    -------------------------------
    Alem-i ervah: Ruhlar alemi.
    Rahm-ı mader: Anne karnı.
    Berzah: Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları âlem.
    Haşir: Yeniden diriliş.
    Ebed-ül âbâd: Sonsuzlar sonsuzu, tükenmez sonsuzluk.
    Bâki: Artan, geri kalan. *Ebedi. *Sonsuz.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    İrşad: Doğru yolu gösterme.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyaya ait hayat, dünyadaki yaşantı.
    Lezaiz-i nâmeşrua: İslam dininin emrine aykırı zevkler, islam dininin yasakladığı zevkler.
    Lehviyat-ı muharreme: İslam dininin kesin yasakladığı oyun ve eğlenceler.
    Tasavvur-u zeval: Son bulacağını düşünmek, sona erme düşüncesi.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Müfarakat: Ayrılık.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Meşru: Şeriatın kabul ettiği, islam dinine uygun.

    Bediüzzaman Said Nursi

    *SAHRA* ve Ararad bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Kendi nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki: Şu âlemin fenasından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden müfarakat eden bir şeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terkedip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyi' etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firak ile senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü anında seni terkeden fâni şeylerle kalbini bağlamak, kâr-ı akıl değildir. Eğer aklın varsa; uhrevî inkılabatında, berzahî etvarında ve dünyevî inkılabatının müsadematı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevalinden kederlenme. Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin latifelerin içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedî zâttan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor, masivasına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve latifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîm'in emrine muti' olan o sultanına itaat et, kurtul!..

    Bediüzzaman



    Ararad bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye Ararad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2013
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.625

    Standart

    Allah razı olsun .. Çok güzel bir paylaşım. Payımızı fazlasıyla alma ve istimal etmek ümidiyle inş.
    fanidünya... bunu beğendi.
    Hak ile iştigal etmezsen
    batıl seni istila eder...

    İ. Şafii.

  4. #4
    Dost havfreca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    3

    Standart

    eski said yeni said...her insanın hayatında var bu dönemler sanırım..gafletten kurtulsan da bunun devamını sağlamak zor

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Çıktık Bu Yola
    By Beste-i Rana in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 29.08.19, 11:15
  2. Hak Bildiğin Yola Yalnız Git...
    By ihya in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.08.19, 23:01
  3. Bu Yola Baş Koyanlar..
    By HAMIYETKAR in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.06.08, 11:38

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0