ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
ﺍَﻣَﻦَ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻪِ ﻭَﺍﻟْﻤُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﻛُﻞٌّ ﺍَﻣَﻦَ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﻭَﻣَﻠَٓﺌِﻜَﺘِﻪِ ﻭَﻛُﺘُﺒِﻪِ ﻭَﺭُﺳُﻠِﻪِ ﻻ َ ﻧُﻔَﺮِّﻕُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﺣَﺪٍ ﻣِﻦْ ﺭُﺳُﻠِﻪِ
Peygamber, kendisine Rabbinden indirilen Kur’ân’ı tasdik edip ona îmân etti. Mü’minler de onunla beraber îmân ettiler. Onların hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îmân etti. Onlar, ’Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız; birine inandığımız gibi hepsine de inanırız’ diyerek îmân getirdiler. Bakara Sûresi, 2:285.)
ilâ âhir-il âye...(ayetin sonuna kadar)

Bu âyet-i ecma ve a'lâ ve ekber'in bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeğe, bir dehşetli manevî sual ve bir azametli ve İlahî bir nimetin inkişafından neş'et eden bir hal sebebiyet verdiler. Şöyle ki: Manen ruha geldi; neden bir cüz'î hakikat-ı imaniyeyi inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen müslüman olmaz? Halbuki Allah ve âhirete iman bir güneş gibi o karanlığı izale etmek lâzım geliyor. Hem neden bir rükün ve hakikat-ı imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyetten çıkar? Halbuki sair erkân-ı imaniyeye imanı varsa, onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor?
Âyet-i ecma: Herşeyi içine alan âyet.
A'lâ: En yüksek, en iyi.
Ekber: En büyük, daha büyük.
Küllî: Kapsamlı, genel.
Nükte: Derin ve ince manalı söz.
Beyan: Açıklama, anlatma.
Sual: Soru.
Azamet: Büyüklük.
İlahî: Allah'a(cc) ait, Allah'la ilgili.
İnkişaf: Açılma, meydana çıkma, gelişme, ilerleme.
Sebebiyet: Sebep olma.
Cüz'î: Küçük, sınırlı.
Hakikat-ı imaniye: İmana ait hakikat, imanla ilgili gerçek.
İzale: Ortadan kaldırma, giderme.
Rükün(rükn): Esas, temel.
Mürted: Dinden çıkan, islam dininden dönen.
Küfr-ü mutlak: Tam ve kesin inkarcılık.
İslâmiyet: Müslümanlık.
Sair: Diğer, başka.
Erkân-ı imaniye: İmanın şartları.

Elcevab(cevabı şu):
İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdanî hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkısam olmazlar. Çünki herbir rükn-ü imanî, kendini isbat eden hüccetleriyle sair erkân-ı imaniyeyi isbat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i a'zam olur. Öyle ise bütün erkânı, bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında bir tek rüknü, belki bir hakikatı ibtal edip inkâr edemez. Belki adem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir. Gitgide küfr-ü mutlaka düşer, insaniyeti mahvolur. Hem maddî, hem manevî Cehennem'e gider.
Vahdanî: Allah'ın(cc) birliği ile ilgili, Allah'ın birliğine ait.
Hakikat: Gerçek.
Tefrik: Ayırmak, seçmek, ayırt etmek.
Tecezzi: Bölünme, parçalara ayrılma, ufalanma.
Küll: Bütün.
Kabil-i inkısam: Kısımlara ayrılabilir, bölünebilir.
Rükn-ü imanî: İmanla ilgili esas, imanın şartı.
Hüccet: Delil, ispatlayıcı söz.
Gayet: Çok, pek çok. *Nihayet, son.
Hüccet-i a'zam: En büyük delil.
Fikr-i bâtıl: Asılsız uydurma düşünce.
Adem-i kabul: Kabul etmeme.
Küfr-ü inadî: İnatla inkar etmek, inkarda inat etmek.
insaniyet: İnsanlık.

Asa-yı Musa