İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil!)
Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zılliyeti sende ise taahhüd, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun. Çünki noksanları tedarik, mevcudları telef olmaktan muhafaza ile daima evham, korkular, meşakkatlere mahal olursun. Halbuki o nimetler, Mün'im-i Kerim'in taahhüdü altındadır. Senin işin onun sofra-i ihsanından yeyip içmekle şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünki şükür, nimette in'amı görmek demektir. İn'amı görmek, nimetin zevalinden hasıl olan elemi def'eder. Zira nimet zâil olduğunda, Mün'im-i Hakikî onun yerini boş bırakmaz, misliyle doldurur ve teceddüdünden lezzet alırsın.

Mesnevi-i Nuriye

----------------------
Mülkiyet: Mal sahipliliği.
Zılliyet: Sahiplik, koruyuculuk. *Gölge durumunda olma.
Taahhüd: Söz verip üstlenme, söz vererek üzerine alma, yüklenme.
Tahaffuz: Korunmak, sakınmak.
Külfet: Zahmet, zorluk.
Nimet: Rızık, yiyecek. *İyilik, lütuf.
Telef: Zayi olmak, ölmek.
Evham: vehimler, kuruntular, olmayanı var zannetme.
Meşakkat: Zahmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.
Mahal: Yer.
Mün'im-i Kerim: İyilik ve bağışı çok olan nimet verici, ikram sahibi Allah(cc).
Sofra-i ihsan: Allah'ın(cc) iyilik, lütuf ve bağış sofrası.
Bilakis: Aksine.
İn'am: Nimetlendirme.
Zeval: Sona erme, son bulma.
Hasıl: Meydana gelen, ortaya çıkan.
Elem: Acı, dert, kaygı.
Zira: Çünkü.
Zâil: Tükenen, geçen, geçici.
Mün'im-i Hakikî: Gerçek nimetlendirici, gerçek nimet verici. Nimetlerin gerçek sahibi olan ve varlıkların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Allah(cc).
Teceddüd: Yenilenme, tazelenme.