+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13
Like Tree9Beğeni

Konu: 29. mektub/2.Kısım(Ramazan Risalesi)

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart 29. mektub/2.Kısım(Ramazan Risalesi)

    İkinci Risale olan İkinci Kısım
    Ramazan-ı Şerife dairdir

    [Birinci kısmın âhirinde şeair-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden şeairin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu ikinci kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir. Bu İkinci Kısım, Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden "Dokuz Nükte"dir.]

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﺷَﻬْﺮُ ﺭَﻣَﻀَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻓِﻴﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَ ﺑَﻴِّﻨَﺎﺕٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬُﺪَﻯ ﻭَ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥِ
    (Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
    "O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir." Bakara Sûresi, 2:185.)

    Birinci Nükte:
    Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeair-i İslâmiyenin a'zamlarındandır.

    İşte Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri; hem Cenab-ı Hakk'ın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlahiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.

    Cenab-ı Hakk'ın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
    Cenab-ı Hak zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halkettiği ve bütün enva'-ı nimeti o sofrada
    ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﻻ َ ﻳَﺤْﺘَﺴِﺐُ (Umulmadık yerlerden.)bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i rububiyetini ve rahmaniyet ve rahîmiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde o vaziyetin ifade ettiği hakikatı tam göremiyor, bazan unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar?


    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İkinci Nükte:
    Ramazan-ı Mübareğin savmı, Cenab-ı Hakk'ın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Birinci Söz'de denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiat ister. Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymetdar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in'am edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi, Cenab-ı Hak hadsiz enva'-ı nimetini nev'-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiatı olarak, şükür istiyor. O nimetlerin zahirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiat veriyoruz, onlara minnetdar oluyoruz; hattâ müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki Mün'im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
    --------------------------------------

    Ramazan-ı Mübarek: Mübarek Ramazan.
    Savm: Oruç.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Matbah: Mutfak.
    Tablacı: Yiyecek sunan.
    Taam: Yemek.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Nimet: Rızık, yiyecek. *İyilik, lütuf.
    İn'am: Nimetlendirme, verilen nimetler.
    Nihayet: Son, uç, son sınır.
    Belâhet: Ahmaklık, ne yaptığını bilmezlik.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Enva'-ı nimet: Nimet çeşitleri.
    Nev'-i beşer: İnsan türü, insanlar.
    Mukabil: Karşılık.
    Zahirî: Görünen, görünüşte olan, dış görünüşle ilgili.
    Esbab: Sebepler.
    Ashab: Sahipler. sahip olanlar.
    Minnetdar: İyiliklere karşılık şükür hissi içinde olan, minnet duyan.
    Müstehak: Hak etmiş, layık olmuş.
    Mün'im-i Hakikî: Gerçek nimetlendirici, gerçek nimet verici. Nimetlerin gerçek sahibi olan ve varlıkların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Allah(cc).

    İşte Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünki sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymetdar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnuiyeti cihetiyle; "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. Onun emrini bekliyorum." diye nimeti nimet bilir; bir şükr-ü manevî eder. İşte bu suretle oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
    -------------------------------------------

    Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.
    Hâlis: Katışıksız, safi.
    Azamet: Büyüklük.
    Umumî: Herkesle ilgili, genel.
    Sair: Diğer, başka.
    Derk: Anlamak.
    Hususan: Bilhassa, özellikle.
    Derece-i nimet: Nimet derecesi.
    Mü'min: İman eden, inanan, imanlı, inançlı.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Nimet-i İlahiye: Allah'a(cc) ait nimet.
    Kuvve-i zaika: Tat alma duygusu.
    Şehadet: Tanıklık.
    Şükr-ü manevî: Manevî şükür.
    Mazhar: Sahip olma, ulaşma, erişme, nail olma.
    Mülküm: Malım.
    Tenavül: Yeme, alma, alıp yeme.
    İn'am: Nimetlendirme, verilen nimetler.
    Vazife-i insaniye: İnsana ait görev, insanî vazife.

    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Üçüncü Nükte:
    Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsanlar, maişet cihetinde muhtelif bir surette halkedilmişler. Cenab-ı Hak o ihtilafa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor.

    Mektubat


    -----------------------------------------------------
    Hayat-ı içtimaiye-i insaniye: İnsanlığın toptumsal hayatı.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Cihet: Yön, taraf.
    Maişet: Yaşamak için gerekenler.
    Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
    İhtilaf: Farlılık, uyuşmazlık.
    Binaen: Dayanarak.
    Muavenet: Yardım.
    Nefisperest: Nefsine taparcasına düşkün. Kendine çok düşkün.
    Elîm: Acı veren.
    Hemcins: Aynı cinsten.
    Şükr-ü hakikî: Gerçek şükür.
    Esas: Temel, şart.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık.
    Mükellef: Yükümlü, vazifeli, görevli.
    İhsan: İyilik , lütuf, bağışlama, cömertlik.
    Halet: Durum, hal.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart


    Dördüncü Nükte:
    Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hattâ mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutar.
    -------------------------------------
    Nükte: Derin ve ince manalı söz, incelik.
    Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. Nefis. *Günahlara itici hisler.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Telakki: Kabul etmek, karşılamak. Kişisel anlayış ve görüş.
    Mevhum: Aslı olmayan, gerçek dışı, hayal ürünü, asılsız.
    Rububiyet: Allah'ın(cc) terbiyecilik sıfatı.
    Keyfemayeşa: İstediği gibi, nasıl isterse.
    Fıtrî: Yaradılıştan. Hayat kanunlarına uygun.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Nimet: Rızık, yiyecek. *İyilik, lütuf.
    Hususan: Özellikle.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Gasıbane: Gasp edercesine, zorla alırcasına.
    Nimet-i İlahiye: Allah'ın(cc) nimeti.

    İşte Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.
    ----------------------

    Mâlik: Mal sahibi. Sahip.
    Memluk: Kul, hizmetçi.
    Mevhum: Aslı olmayan gerçek dışı, hayal ürünü, asılsız.
    Rububiyet: Allah'ın(cc) terbiyecilik sıfatı. Allah'ın(cc) herşeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
    Ubudiyet: Allah'ın(cc) emir ve yasaklarına uymak, Allah'a kulluk etmek.

    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Beşinci Nükte:
    Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşane muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zaîf ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemutane kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedid bir hırs ve tama' ile ve şiddetli alâka ve muhabbet ile dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemal-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.
    -------------------------------------

    Nükte: Derin ve ince manalı söz, incelik.
    Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. Nefis. *Günahlara itici hisler.
    Tehzib-i ahlâk: Ahlakı ıslah etme, ahlakı düzeltme, ahlakı kötülüklerden arındırıp temizleme.
    Serkeşane: Kafa tutarcasına, isyan eder şekilde.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Nefs-i insaniye: İnsana ait nefis, insanın nefsi.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Mahiyet: Temel gerçek, temel özellik, iç yüz, esas.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Fakr: Fakirlik, yoksulluk, sayısız ihtiyaçlarını elde edecek imkanı ve gücü olmayan.
    Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme, gitme.
    Maruz: Uğrayan, hedef.
    Musibet: Afet, bela, felaket.
    Polat: Çelik.
    Lâyemutane: Ölümsüzce, ölmeyecekmişcesine.
    Ebedî: Sonsuz.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.
    Şedid: Şiddetli, kuvvetli, sert.
    Tama': Doymazlık, açgözlülük, hırsla isteme.
    Muhabbet: Sevgi, sevme.
    Kemal-i şefkat: Tam bir şefkat, mükemmel bir şefkat.
    Hâlık: Yoktan en güzel şekilde yaratan Allah(cc).
    Netice-i hayat: Hayatın neticesi, hayatın gayesi.
    Hayat-ı uhreviye: Ahirete ait hayat, öbür dünya yaşantısı.
    Ahlâk-ı seyyie: Kötü ahlâk, islâm dininin yasakladığı ahâk.

    İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç; en gafillere ve mütemerridlere, za'fını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zaîf vücudu, ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemal-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlahiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise...
    ----------------------------------------------------------
    Gafil: Gaflette olan. Düşüncesiz, ilgisiz ve habersiz.
    Mütemerrid: İnat eden, inatçı, dikkafalılık eden.

    Za'fı: Zayıflığı.
    İhsas: Hissettirme.
    Derk: Anlamak.
    Kemal-i acz ve fakr: Tam bir güçsüzlük ve fakirlik, son derece acz ve fakr.
    Dergâh-ı İlahiye: Cenab-ı Hakkın dergâhı, yüce katı.
    İltica: Sığınma.
    Arzu: İstek.
    Şükr-ü manevî: Manevi şükür.
    Rahmet: Acıma, merhamet, şefkat etme.


    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Altıncı Nükte:
    Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur'an-ı Hakîm'in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'an-ı Hakîm'in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur'an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş; o Kur'anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.

    Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur'anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan
    ﺷَﻬْﺮُ ﺭَﻣَﻀَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻓِﻴﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ (O Ramazan ayı ki Kur’an o ayda indirilmiştir. Bakara suresi: 185.) âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur'an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu' ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tâbi' olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.

    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Yedinci Nükte:
    Ramazanın sıyamı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev'-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mal, bire bindir. Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum'alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur'an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif'te mü'minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla!

    Mektubat
    *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i a'mal için, bahardaki mâh-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hacatına ve malayani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hacatını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.


    Mektubat

    -------------------------
    Meşher: Sergi, gösterme yeri.
    Uhrevî: Ahirete ait, öbür dünya ile ilgili.
    Hasılât: Gelirler, kazançlar.
    Münbit: Verimli, verimi bol.
    Neşvünema-i a'mal: Dine uygun yapılan işlerin gelişip büyümesi ve artıp çoğalması.
    Mâh-i Nisan: Nisan ayı.
    Saltanat-ı rububiyet-i İlahiye: Allah'ın(cc) herşeyin sahibi ve terbiyecisi olarak hâkimiyeti.
    Ubudiyet-i beşeriye: İnsanların Allah'a(cc) karşı kullukları.
    Kudsî: Kutsal.
    Hacat: İhtiyaçlar.
    Malayani: Faydasız, boş, gereksiz.
    Hevaperestane: İstek ve arzularının esiri olurcasına.
    Müştehiyat: Lezzetli şeyler, iştahlandırıcı şeyler.
    Muvakkaten: Geçici olarak.
    Hayvaniyet: Hayvanlık.
    Melekiyet: Meleklik.
    Dünyevî: Dünya hayatına ait.
    Tecessüden: Beden durumuna gelerek.
    Tezahür: Görünme, ortaya çıkma, belirme.
    Savm: Oruç.
    Samediyet: Kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp herşeyin sürekli kendisine muhtaç olması.
    Nevi: Tür.
    Âyinedarlık: Ayna görevi yapan.
    Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Bâki: Sonsuz, ölümsüz olan, ebedî.
    Hayat-ı bâkiye: Ölümsüz ve sonsuz hayat (Ahiret hayatı).
    Tazammun: İçine almak.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan yirmisekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o yirmisekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagilden insanları çekmek için oruca emredilecek. Ve o orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek... Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men'edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta'til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir.


    Mektubat

    --------------------------------------
    Semerat: Neticeler, sonuçlar, meyveler.
    Leyle-i Kadir: Kadir gecesi.
    Nass-ı Kur'an: Kur'anın açık ifadesi.
    Hüccet-i katıa: Kesin delil.
    Müddet-i saltanat: Hakimiyet ve idare süresi.
    Cülûs-u hümayûn: Padişahın tahta oturma merasimi(töreni).
    Cilve-i saltanat: Hâkimiyet ve idarenin kendini belli edip göstermesi.
    Mazhar: Sahip olma.
    Raiyet: İdare altında bulunanlar.
    Umumî: Herkesle ilgili, genel.
    Hususî: Özel.
    İhsanat: İhsanlar, iyilikler, bağışlar.
    Teveccüh: Yönelme, dönme. *Alaka, ilgi gösterme.
    Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.
    Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
    Ferman-ı âlîşan: Şanı yüce ferman(buyruk).
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Ramazan-ı Şerif: Mübarek, şerefli Ramazan ayı.
    İnzal: İndirme.
    Mahsus: Özel.
    Meşher-i Rabbanî: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın(cc) sergisi.
    Meclis-i ruhanî: Ruhanî toplantı.
    Ruhanî: Ruha ait, ruh ile ilgili, ruh cinsinden görünmez varlık.
    Süflî: Alçak, aşağı, bayağı, adi.
    Meşagil: Meşguliyetler, uğraşılar, işler, çalışmalar.
    Ekmel: En mükemmel, en eksiksiz.
    Muharremat: Haramlar, dinde haram edilip yasaklananlar.
    Malayaniyat: Faydasız şeyler, boş ve gereksiz şeyler.
    Ubudiyet: Allah'ın(cc) emir ve yasaklarına uymak.
    Galiz: Çirkin, kaba, terbiye dışı.
    Tabir: İfade.
    Tilavet-i Kur'an: Kur'an okumak.
    Tesbih: Allah'ı(cc) bütün noksanlıklardan ve eksikliklerden uzak ve kusursuz olduğunu belirtmek.
    Salavat: Dualar.
    İstiğfar: Af dileme, Allah'tan(cc) bağışlanma isteme, tövbe etme.
    Sair: Diğer, başka.
    Cihazat: Cihazlar, aletler, maddi(dil, göz, vs.) ve manevî (kalb, vicdan vs.) organlar.
    Ta'til-i eşgal: Çalışmaları durdurma.
    İttiba: Uyma.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Sekizinci Nükte:
    Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

    İnsana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zaîf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamağa çalışır.

    Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç onbeş saat, sahursuz ise yirmidört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.

    Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta'til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.



    Mektubat

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ramazan Risalesi - Video
    By HakanBa in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.07.11, 23:44
  2. Ramazan Risalesi
    By yakaza in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 13.09.09, 15:20
  3. Ramazan Risalesi - İndir
    By Lebid24 in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 27.04.09, 19:16
  4. Zerre Risalesi-Zerratın Harekatındaki Vazife ve Hikmetleri-4.Kısım
    By zerre06 in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.06.08, 17:56
  5. Ramazan Risalesi
    By aşur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 14.09.07, 11:27

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0