+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15
Like Tree15Beğeni

Konu: Dokuzuncu şua'in mukaddeme-i haşriyesi

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Dokuzuncu şua'in mukaddeme-i haşriyesi

    Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye
    (DOKUZUNCU ŞUA'IN MUKADDEME-İ HAŞRİYESİ)
    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻓَﺴُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺣِﻴﻦَ ﺗُﻤْﺴُﻮﻥَ ﻭَﺣِﻴﻦَ ﺗُﺼْﺒِﺤُﻮﻥَ ٭ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻭَﻋَﺸِﻴًّﺎ ﻭَﺣِﻴﻦَ ﺗُﻈْﻬِﺮُﻭﻥَ ٭ ﻳُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﺤَﻰَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻴِّﺖِ ﻭَﻳُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﻤَﻴِّﺖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻰِّ ﻭَﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﻭَﻛَﺬَﻟِﻚَ ﺗُﺨْﺮَﺟُﻮﻥَ ٭ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِٓ ﺍَﻥْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺗُﺮَﺍﺏٍ ﺛُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑَﺸَﺮٌ ﺗَﻨْﺘَﺸِﺮُﻭﻥَ
    ﻭَ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِٓ ﺍَﻥْ ﺧَﻠَﻖَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟًﺎ ﻟِﺘَﺴْﻜُﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ ﻭَ ﺟَﻌَﻞَ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻣَﻮَﺩَّﺓً ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﺍِﻥَّ ﻓِﻰ ﺫَﻟِﻚَ َﻻ َﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ
    ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِ ﺧَﻠْﻖُ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻭَﺍﺧْﺘِﻼ َﻑُ ﺍَﻟْﺴِﻨَﺘِﻜُﻢْ ﻭَ ﺍَﻟْﻮَﺍﻧِﻜُﻢْ ﺍِﻥَّ ﻓِﻰ ﺫَﻟِﻚَ َﻻ َﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻠْﻌَﺎﻟِﻤِﻴﻦَ
    ﻭَ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِ ﻣَﻨَﺎﻣُﻜُﻢْ ﺑِﺎﻟَّﻴْﻞِ ﻭَ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﺍﺑْﺘِﻐَٓﺎﺅُﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪِٓ ﺍِﻥَّ ﻓِﻰ ﺫَﻟِﻚَ َﻻ َﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَ
    ﻭَ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِ ﻳُﺮِﻳﻜُﻢُ ﺍﻟْﺒَﺮْﻕَ ﺧَﻮْﻓًﺎ ﻭَ ﻃَﻤَﻌًﺎ ﻭَ ﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﻴُﺤْﻴِﻰ ﺑِﻪِ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﺍِﻥَّ ﻓِﻰ ﺫَﻟِﻚَ َﻻ َﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ
    ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِٓ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻡَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﻭَﺍْﻻ َﺭْﺽُ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻩِ ﺛُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﻋَﺎﻛُﻢْ ﺩَﻋْﻮَﺓً ﻣِﻦَ ﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﺍِﺫَﺍ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﺨْﺮُﺟُﻮﻥَ ﻭَ ﻟَﻪُ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻛُﻞٌّ ﻟَﻪُ ﻗَﺎﻧِﺘُﻮﻥَ
    ﻭَ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺒْﺪَﺅُ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖَ ﺛُﻢَّ ﻳُﻌِﻴﺪُﻩُ ﻭَ ﻫُﻮَ ﺍَﻫْﻮَﻥُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤَﺜَﻞُ ﺍْﻻ َﻋْﻠَﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍْﻻ َﺭْﺽِ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰِﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ

    (Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
    Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin.
    Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mah-sustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın.
    Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden son-ra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çı-karılacaksınız.
    Yine Onun âyetlerindendir ki, sizi topraktan yaratmış-tır; sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız.
    Yine Onun âyetlerindendir ki, size hemcinslerinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza muhab-bet ve merhamet vermiştir. Düşünen bir topluluk için el-bette bunda Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rah-metine deliller vardır.
    Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renkle-rinizin, seslerinizin ve sîmâlarınızın farklılığı da yine Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır.
    Gece ve gündüzde uyumanız ve Onun lûtfundan rızık aramanız da yine Onun âyetlerindendir. Kulak veren bir topluluk için bunda elbette deliller vardır.
    Yine Onun âyetlerindendir ki, size korku ve ümit ver-mek için şimşeği gösterir; gökten bir su indirir ve ölümün-den sonra yeryüzünü onunla diriltir. Akıl sahibi bir top-luluk için elbette bunda deliller vardır.
    Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında der-hal kabirlerinizden çıkarsınız.
    Göklerde ve yerde kim varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer.
    Halkı önce yaratan, sonra tekrar diriltecek olan Odur; bu ise Onun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde tecel-lî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar." Rum Sûresi, 30:17-27.)

    İmanın bir kutbunu gösteren bu semavî âyât-ı kübranın ve haşri isbat eden şu kudsî berahin-i uzmânın bir nükte-i ekberi ve bir hüccet-i a'zamı; bu "Dokuzuncu Şua"da beyan edilecek.

    Latif bir inayet-i Rabbaniyedir ki: Bundan otuz sene evvel Eski Said, yazdığı tefsir mukaddemesi "Muhakemat" namındaki eserin âhirinde; "İKİNCİ MAKSAD: Kur'anda haşre işaret eden iki âyet tefsir ve beyan edilecek

    ﻧَﺨُﻮ ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ (Öyle ise: Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla)
    deyip durmuş. Daha yazamamış. Hâlık-ı Rahîm'ime delail ve emarat-ı haşriye adedince şükür ve hamd olsun ki; otuz sene sonra tevfik ihsan eyledi. Evet bundan dokuz-on sene evvel, o iki âyetten birinci âyet olan: ﻓَﺎﻧْﻈُﺮْ ﺍِﻟَٓﻰ ﺍَﺛَﺎﺭِ ﺭَﺣْﻤَﺖِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻛَﻴْﻒَ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﺍِﻥَّ ﺫَﻟِﻚَ ﻟَﻤُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗَﻰ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ(Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir." Rum Sûresi, 30:50) ferman-ı İlahî'nin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu Söz ile Yirmidokuzuncu Söz'ü in'am etti. Münkirleri susturdu. Hem iman-ı haşrînin hücum edilmez o iki metin kal'asından dokuz ve on sene sonra ikinci âyet olan başta mezkûr âyât-ı ekberin tefsirini bu risale ile ikram etti. İşte bu Dokuzuncu Şua; mezkûr âyâtıyla işaret edilen dokuz âlî makam ve bir ehemmiyetli mukaddemeden ibarettir.

    Asa-yı Musa
    seyyah_salih ve *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    MUKADDEME
    (Haşir akidesinin pek çok ruhî faidelerinden ve hayatî neticelerinden bir tek netice-i câmiayı ihtisar ile beyan ve hayat-ı insaniyeye hususan hayat-ı içtimaiyesine ne derece lüzumlu ve zarurî olduğunu izhar ve bu iman-ı haşrî akidesinin pek çok hüccetlerinden bir tek hüccet-i külliyeyi icmal ile göstermek ve o akide-i haşriye ne derece bedihî ve şübhesiz bulunduğunu ifade etmekten ibaret olarak "İki Nokta"dır.)

    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    BİRİNCİ NOKTA:
    Âhiret akidesi; hayat-ı içtimaiye ve şahsiye-i insaniyenin üss-ül esası ve saadetinin ve kemalâtının esasatı olduğuna, yüzer delillerinden bir mikyas olarak yalnız dört tanesine işaret edeceğiz:
    Âhiret: Ölümsüz olan öbür dünya, ölüm ve kıyamet ile gidilen ve Cennet-Chennemin bulunduğu ebedî alem.
    Akide: Benimsenen inanç kuralı.
    Hayat-ı içtimaiye: Toplum hayatı.
    Şahsiye-i insaniye: İnsanın kendisi.
    Üss-ül esas: En önemli ve sağlam temel.
    Saadet: Mutluluk.
    Kemalât: Mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
    Esasat: Esaslar, temeller, kökler.
    Mikyas: Ölçü.

    Birincisi:
    Nev'-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler ve gayet zaîf ve nazik vücudlarında bir kuvve-i maneviye bulabilirler ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümid bulup mesrurane yaşayabilirler. Meselâ Cennet fikriyle der: "Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü. Cennetin bir kuşu oldu. Cennet'te gezer, bizden daha güzel yaşar." Yoksa her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zaîf bîçarelerin endişeli nazarlarına çarpması; mukavemetlerini ve kuvve-i maneviyelerini zîr ü zeber ederek gözleriyle beraber ruh, kalb, akıl gibi bütün letaifini dahi öyle ağlattıracak, ya mahvolup veya divane bir bedbaht hayvan olacaktı.
    Nev'-i beşer: İnsan türü, insanlar.
    Vefat: Ahirete göçme, ölme.
    Zaîf: Zayıf, güçsüz, kuvvetsiz.
    Kuvve-i maneviye: Manevî güç.
    Mukavemet: Dayanma, direnme, karşı koyma.
    Mizac-ı ruhlarında: Ruhlarının yapısında.
    Mesrurane: Sevinç içinde, sevinerek.
    Bîçare: Çaresiz.
    Zîr ü zeber: Alt üst, darmadağın.
    Letaif: Latif duygular.
    Divane: Deli.
    Bedbaht: Bahtı kara, mutsuz, talihsiz.

    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İkinci delil:
    Nev'-i insanın -bir cihette- nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler ve çocuk hükmüne geçen seri-üt teessür ruhlarında ve mizaçlarında, mevt ve zevalden çıkan elîm ve dehşetli me'yusiyete karşı, ancak hayat-ı bâkiye ümidiyle mukabele edebilirler. Yoksa o şefkate lâyık muhteremler ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyeye çok muhtaç o endişeli babalar ve analar, öyle bir vaveylâ-i ruhî ve bir dağdağa-i kalbî hissedeceklerdi ki; bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasavetli bir azab olurdu.
    Nev'-i insan: İnsan türü.
    Nısf: Yarı.
    Hayat-ı uhreviye: Ahirete ait hayat, öbür dünya yaşantısı.
    Kabr: Mezar.
    Alâkadar: İlgili.
    Mukabil: Karşılık.
    Seri-üt teessür: Çok çabuk etkilenen.
    Mizaç: Huy, karakter.
    Mevt: Ölüm.
    Zeval: Sona erme, göçüp gitme, son bulma.
    Elîm: Acı veren.
    Me'yusiyet: Ümitsizlik.
    Hayat-ı bâkiye: Ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Mukabele: Karşı koyma.
    Sükûnet: Sakinlik, durgunluk.
    İstirahat-i kalbiye: Kalbin rahatı ve huzuru.
    Vaveylâ-i ruhî: Ruhun feryadı ve çığlığı, ruhtaki çığlık ve feryat.
    Dağdağa-i kalbî: Kalbe ait sıkıntı ve zorluklar.
    Kasavet: Kaygı, tasa, üzüntü, keder.

    Asa-yı Musa
    seyyah_salih ve *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Üçüncü delil:
    İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde en kuvvetli medar olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden; yalnız Cehennem fikridir. Yoksa Cehennem endişesi olmazsa "El-hükmü lil-galib" kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zaîflere, âcizlere, dünyayı Cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.
    Hayat-ı içtimaiye: Toplum hayatı.
    Medar: Sebep, vesile.
    Şiddet-i galeyan: Kuvvetli canlılık ve coşku, şiddetli kaynayış.
    Hissiyat: Hisler, duygular.
    İfratkâr: Haddini aşan, aşırı giden.
    Heva: Boş istek, gelip geçici heves, zararlı ve günaha iten istek ve özenti.
    Tecavüzat: Tecavüzler, saldırılar, saldırmalar, sınır çiğnemeler.
    Tahribat: Tahripler, yıkımlar, bozmalar.
    Hüsn-ü cereyan: Güzel gidiş.
    El-hükmü lil-galib: Karar üstün olana göre verilir.
    Hevesat: Gelip geçici istekler, hevesler.
    Bîçare: Çaresiz.
    İnsaniyet: İnsanlık.
    Süflî: Alçak, bayağı, adi, aşağı.
    Hayvaniyet: Hayvanlık.

    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Dördüncü delil:
    Nev'-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem'iyetli merkez ve en esaslı zenberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassüngâh ise; aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarane hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedakârane merhamet ile olabilir ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise; ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir.
    Nev'-i beşer: İnsan türü, insanlar.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.
    Zenberek: Hareketlendirici yay.
    Dünyevî: Dünyadaki yaşantıyla ilgili.
    Melce: Sığınacak yer.
    Tahassüngâh: Sağlam korunma yeri.
    Samimî: Gönülden, içten, candan.
    Vefadarane: Sözünde ve dostluğunda durur ve devam eder şekilde.
    Hürmet: Saygı.
    Hakikî: Gerçek. Sâhici.
    Fedakârane: Her şeyini verircesine.
    Ebedî: Sonsuz.
    Refakat: Arkadaşlık, beraberlik.
    Sermedî: Sürekli, devamlı.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Pederane: Babaya yakışır şekilde.
    Ferzendane: Evlat gibi.
    Kardeşane: Kardeşçe.
    Münasebet: İlişki, bağ, alaka.
    Akide: İnanılan ve bağlanılan esas.


    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Meselâ der: "Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta, daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünki ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım." diyerek o ihtiyare karısına, güzel bir huri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa kısacık bir-iki saat surî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan o arkadaşlık; elbette gayet surî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye manasında ve bir mecazî merhamet ve sun'î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi; başka menfaatler ve sair galib hisler, o hürmet ve merhameti mağlub edip o dünya cennetini, cehenneme çevirir.
    Harem: Erkeğin hanımı, eş.
    Ebedî: Sonsuz.
    Refika-i hayat: Hayat arkadaşı.
    İhtiyare: Yaşlı kadın.
    Huri: Cennet kızı.
    Muhabbet: Sevgi, sevme.
    Mukabele: Karşılık verme.
    Surî: Hakiki olmayan, ciddi ve samimi olmayan. Görünüşdeki.
    Refakat: Arkadaşlık, beraberlik.
    Firak: Ayrılma.
    Müfarakat: Ayrılık.
    Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
    Rikkat-i cinsiye: İnsanın kendi cinsinden olana acıması.
    Mecazî: Gerçek olmayan.
    Sun'î: Yapmacık, sahte.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    Sair: Diğer, başka.
    Galib: Üstün, yenen.


    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İşte iman-ı haşrînin yüzer neticesinden birisi; hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye taalluk eder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faydalarından mezkûr dört delile sairleri kıyas edilse anlaşılır ki: Hakikat-ı haşriyenin tahakkuku ve vukuu; insaniyetin ulvî hakikatı ve küllî haceti derecesinde kat'îdir. Belki insanın midesindeki ihtiyacın vücudu, taamların vücuduna delalet ve şehadetinden daha zahirdir ve daha ziyade tahakkukunu bildirir. Ve eğer bu hakikat-ı haşriyenin neticeleri insaniyetten çıksa; o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukut edeceğini isbat eder. Beşerin idare ve ahlâk ve içtimaiyatı ile çok alâkadar olan içtimaiyun ve siyasiyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın! Gelsinler, bu boşluğu ne ile doldurabilirler ve bu derin yaraları ne ile tedavi edebilirler?
    İman-ı haşrî: Yeniden diriliş inancı.
    Hayat-ı içtimaiye-i insaniye: İnsanların toplum hayatı.
    Taalluk: Alakalı olma, ilgili olma.
    Cihet: Yön, taraf.
    Mezkûr: Bahsedilmiş, anlatılmış ve belirtilmiş.
    Sairleri: Diğerleri.
    Hakikat-ı haşriye: Öldükten sonra yeniden dirilişle ilgili gerçek.
    Tahakkuk: Doğruluğu meydana çıkma, gerçeklik kazanma.
    Vukuu: Olması, meydana gelmesi, gerçekleşmesi.
    İnsaniyet: İnsanlık.
    Ulvî: Yüksek, yüce.
    Hakikat: Gerçek.
    Hacet: İhtiyaç.
    Kat'î: Kesin.
    Taam: Yemek.
    Delalet: Delil olma, yol gösterme.
    Zahir: Görünür, belli.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Ehemmiyetli: Önemli.
    Hayattar: Canlı, hayatlı.
    Mahiyet: Temel gerçek.
    Murdar: Kirli, pis.
    Lâşe: Leş.
    Sukut: Düşme, inme, alçalma.
    Beşer: İnsan.
    İçtimaiyat: Toplum hayatına ait olma, toplum yaşantısıyla ilgili olmak.
    Alâkadar: İlgili.
    İçtimaiyun: Sosyologlar.
    Siyasiyun: Siyasetçiler.
    Ahlâkiyyun: Ahlâk bilginleri.

    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İKİNCİ NOKTA:
    Hakikat-ı haşriyenin hadsiz bürhanlarından sair erkân-ı imaniyeden gelen şehadetlerin hülâsasından çıkan bir bürhanı, gayet muhtasar bir surette beyan eder. Şöyle ki:

    Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletine delalet eden bütün mu'cizeleri ve bütün delail-i nübüvveti ve hakkaniyetinin bütün bürhanları, birden hakikat-ı haşriyenin tahakkukuna şehadet ederek isbat ederler. Çünki bu zâtın bütün hayatında bütün davaları, vahdaniyetten sonra haşirde temerküz ediyor. Hem umum peygamberleri tasdik eden ve ettiren bütün mu'cizeleri ve hüccetleri, aynı hakikate şehadet eder.

    Hem
    ﻭَ ﺑِﺮُﺳُﻠِﻪِ (Resullerine imân etmek.) kelimesinden gelen şehadeti bedahet derecesine çıkaran, ﻭَ ﻛُﺘُﺒِﻪِ (Kitaplarına imân etmek.)şehadeti de aynı hakikate şehadet eder. Şöyle ki: Başta Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın hakkaniyetini isbat eden bütün mu'cizeleri, hüccetleri ve hakikatları, birden hakikat-ı haşriyenin tahakkukuna ve vukuuna şehadet edip isbat ederler. Çünki Kur'anın hemen üçten birisi haşirdir ve ekser kısa surelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikatı haber verir, isbat eder, gösterir.

    Meselâ:
    ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻛُﻮِّﺭَﺕْ ٭ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﺭَﺑَّﻜُﻢْ ﺍِﻥَّ ﺯَﻟْﺰَﻟَﺔَ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﺷَﻲْﺀٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ ٭ ﺍِﺫَﺍ ﺯُﻟْﺰِﻟَﺖِ ﺍْﻻ َﺭْﺽُ ﺯِﻟْﺰَﺍﻟَﻬَﺎ ٭ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﺍﻧْﻔَﻄَﺮَﺕْ ٭ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﺍﻧْﺸَﻘَّﺖْ ٭ ﻋَﻢَّ ﻳَﺘَﺴَٓﺎﺀَﻟُﻮﻥَ ٭ ﻫَﻞْ ﺍَﺗَﻴﻚَ ﺣَﺪِﻳﺚُ ﺍﻟْﻐَﺎﺷِﻴَﺔِ
    Güneş dürülüp toplandığında, (Tekvir Sûresi, 81:1.)
    Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Kıyâmet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük birşeydir. (Hac Sûresi, 22:1.)
    Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. (Zilzâl Sûresi, 99:1.)
    Gök yarıldığı zaman. (İnfitar Sûresi, 82:1.)
    Gök yarıldığında. (İnşikak Sûresi, 84:1.)
    Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar? (Nebe’ Sûresi, 78:1.)
    Dehşeti herşeyi kaplayan kıyâmetin haberi sana geldi mi? (Gàşiye Sûresi, 88:1.)

    gibi, otuz-kırk surelerin başlarında bütün kat'iyyetle hakikat-ı haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikatı olduğunu göstermekle beraber, sair âyetlerde dahi o hakikatın çeşit çeşit delillerini beyan edip ikna eder.

    Acaba bir tek âyetin bir tek işareti, gözümüz önünde ulûm-u İslâmiyede müteaddid ilmî, kevnî hakikatları meyve veren bir kitabın binler böyle şehadetleriyle ve davaları ile, Güneş gibi zuhur eden iman-ı haşrî; hakikatsız olması Güneşin inkârı belki kâinatın ademi gibi hiçbir cihet-i imkânı var mı ve yüz derece muhal ve bâtıl olmaz mı? Acaba bir sultanın bir tek işareti yalan olmamak için bazan bir ordu hareket edip çarpıştığı halde, o pek ciddî ve izzetli sultanın binler sözleri ve va'dleri ve tehdidlerini yalan çıkarmak hiçbir cihette kabil midir ve hakikatsız olmak mümkün müdür?


    Asa-yı Musa
    *SAHRA* bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Acaba onüç asırda fâsılasız olarak hadsiz ruhlara, akıllara, kalblere, nefislere hak ve hakikat dairesinde hükmeden, terbiye eden, idare eden bu manevî Sultan-ı Zîşan'ın bir tek işareti böyle bir hakikatı isbat etmeye kâfi iken, binler tasrihat ile bu hakikat-ı haşriyeyi gösterip isbat ettikten sonra, o hakikatı tanımayan bir echel ahmak için Cehennem azabı lâzım gelmez mi ve ayn-ı adalet olmaz mı?

    Asa-yı Musa


    ----------

    Asır: Yüzyıl.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Hakikat: Gerçek.
    Sultan-ı Zîşan: Şanlı padişah(Allah(cc))
    Kâfi: Yeter.
    Tasrihat: Açıklamalar, belirtmeler, açıkça anlatmalar, açık açık söylemeler.
    Hakikat-ı haşriye: Öldükten sonra yeniden dirilişle ilgili gerçek.
    Echel: En cahil, en bilgisiz.
    Lâzım: Gerekli.
    Ayn-ı adalet: Adaletin ta kendisi, tam adalet.
    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. On Dokuzuncu Mektup
    By rasulgülleri_nuryarenleri in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.11.14, 23:23
  2. On Dokuzuncu Mektup'tan Bir Kısım...
    By ZekiMehmet in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 27.06.08, 12:38
  3. Dokuzuncu Mektuba Dair Bir Sual
    By semavi in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 27.12.07, 23:07
  4. Yirmi Dokuzuncu Söz 10.Medar
    By sultanhani in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 06.12.07, 11:41
  5. Yirmi Altıncı Mektup,Dokuzuncu Mesele
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 26.07.07, 13:10

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0